Gezi Davası’nda ilk gün geride kaldı: Hukuksuz dinlemeler, temelsiz iddialar…

Gezi Direnişi’nden 6 yıl sonra açılan dava bugün başladı. Aralarında Osman Kavala, Can Dündar, Ayşe Mücella Yapıcı ve Memet Ali Alabora'nın da bulunduğu 16 sanık hakkında açılan davanın ilk duruşması bugün görüldü. İlk gün Kavala, Yapıcı,

Gezi Davası’nda ilk gün geride kaldı: Hukuksuz dinlemeler, temelsiz iddialar…

İkisi tutuklu 16 hak savunucusunun yargılandığı Gezi Davası’nın ilk duruşması Silivri’de görüldü. Davanın görülmesine yarın devam edilecek.

Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla toplumsal muhalefetin pek çok bileşeni İstanbul’un çeşitli noktalarından kaldırılan otobüslerle Silivri’ye hareket etti.

Tutuklu sanıklar Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu ile tutuksuz sanıklar Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, İnanç Ekmekci, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi salonda. Davayı çok sayıca milletvekili, toplumsal muhalefet örgütü temsilcisi ve basın emekçisi takip etti.

Duruşma Osman Kavala’nın avukatı İlkan Koyuncu söz alması ile başladı. Koyuncu“CMK değişti. İddianamedeki suçlamalara ilişkin eylemlere dair deliller eklenir maddesi eklendi. Bizim de talebimiz doğru Mart’a kadar soruşturma gizli olduğundan dosyayı inceleyemedik. Dosyaya erişince tapelerle hakimlik kararının olmadığını gördük” dedi.

Kavala: İddialar haysiyet kırıcı

Bugün ilk kez hakim karşısına çıkan Kavala savunmasında şu ifadeleri kullandı:

20 aydır tutuklu bulunmama sebep olan fantastik bir kurgudur. Gezi olaylarının organizatörü olduğum söylenmiştir. Hakkımdaki iddialar haysiyet kırıcıdır. Hayatımın hiçbir safhasında demokratik seçimler dışında hükümet değişimine yakın durmadım. Ergenekon ve Balyoz davalarında hukuksuzluğu eleştirdim. Toplumsal barışa ve uzlaşmaya hizmet etmeye çalıştım. Hiçbir zaman gizli bir örgütle ve cemaat yapısıyla ilişkim olmadı. Davranışlarım, gizli bir faaliyet yürüten birinin davranışları değildir. Gezi olaylarıyla ilgim gezi olaylarından 3 ay sonra açılan sergi olmuştur. Gözaltına alınmadan önce suçlu olduğumun kabul edildiğine inanıyorum. İddianamede gizli bir örgüt üyesi olduğuma ilişkin delil mevcut değildir. Mehmet Ali Alabora’yla ilişkim Gezi olaylarından sonraki iki telefon konuşmasıdır. Yaptığım konuşmaların hiçbirinde eylem talimatı olarak algılanacak bir şey yoktur. Otpor veya Canvas’tan kimse ile bir tanışıklığım veya bağlantım yoktur. Birkaç kişiden oluşan bir örgütün 80 ilde eylem yapmış olduğu iddiası oldukça fantastiktir. Gezi iddianamesi, Ergenekon davalarını hatırlatıyor. Gezi iddianamesi, FETÖ savcıları tarafından hazırlanmış, daha sonra onların görevden alınmalarının ardından yeniden kıymetlendirilmiştir. Somut delillere gerek duymadan iddianame hazırlanması FETÖ döneminde emniyette ve yargıda sık uygulanan bir durumdu. Şimdi de aynı uygulamanın geçerli olduğu görülüyor. Bu iddianamenin ciddiye alınabilmesi için maddi kanıtlar olması gerekiyor. Finansmanını sağladığım iddia ediliyor ancak bunu kanıtlayacak bir delil yok. Böyle bir finansmanın iz bırakmadan yapılması mümkün değildir. 2013’te Açık Toplum ve Anadolu Kültür’ün harcamalarına bakıldığında olağanüstü bir para akışı söz konusu değildir. Ne Açık Toplum’da ne de Anadolu Kültür’de hiçbir zaman fon yönetecek yetkim olmadı. Benim üzerimden Gezi olaylarına finansman aktarıldığına dair hiçbir kanıt mevcut değildir.

Murat Başol’un Kavala çizimi

Mahkeme başkanı “Eylemler sıralanmış, 2011’de Gezi parkında yapılan bir takım toplantılardan bahsedilmiş, Otbor hareketinden bahsedilmiş ve bu kişilerin yurtdışına gidilmesinden bahsedilmiş, MiMinor oyunun sergilenmesinden bahsedilmiş. Sanıkların özetle TC hükümetini devirmeye teşebbüs ettikleri iddia ediliyoru. Çok kabaca ve basitçe özü bu. İddianame Şubat’ta çıktı herkes en ince satırına kadar okudu. İddianamenin burada anlatılması amaca hizmet etmez. Sanıklara haklarını hatırlatmak istiyorum. Susma hakkınız var, delil toplanmasını isteyebilirsiniz, avukatlarınızdan her tür yardımı talep edebilir, mahkemeden her tür talepte bulunabilirsiniz, bu konuda sınırlama söz konusu değil” dedi.

“7 aydır 10 metrekarelik bir hücredeyim”

Tutuklu Yiğit Aksakoğlu savunmasına başladı. Aksakoğlu şunları söyledi:

Tutuklu olarak bu anı 7 aydır bekliyorum. Ben sivil toplum ve sosyal politikalar alanında çalışma yapan yayınlar hazırlayan bir sivil toplumcuyum. İddianamede tarafıma yönlendirilen suçlamalar temelden yoksun ve faaliyetlerime ters düşecek nitelikteyim. 1976’da Aydın’da doğdum. 2000’de YTÜ İnşaat Mühendisi’nden mezun oldum. Londra Ekonomi Üniversitesi’nin sivil toplum kuruluşları yönetimi yüksek lisans programından mezun oldum. Avrupa Gençlik Forumu’nda yer aldım 1999’da TESEV’de çalışmaya, 2001’de Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Merkezi’nde çalıştım. Bilgi Üniversitesi ve başka yerlerden çıkan politika yayınları etkilemeye yönelik yayınlarım var. Savunuculukla ilgili bir kitap Bilgi Üniversitesi tarafından basıldı. 2011’de yarı zamanlı olarak aile içinde çocuğa yönelik azaltılması için çalışmada yer aldım. Marc Mataheru’yu o zamandan tanıyorum. Bunu nasıl suç unsuru olarak gösterdiler anlamıyorum. Bu çalışmalarıma ilişkin konuşmalar Gezi olaylarıyla ilgiliymiş gibi gösteriliyor. Kasım 2018’de Bernard van Leer Vakfı TR temsilcisi olarak Antep Büyükşehir Belediyesi’yle çocuklara yönelik projeler için Fatma Şahin ile bizzat görüştüm. Şahin bu davada 7 numaralı mağdurdur. Uzmanlığım kapsamında çok çeşitli çalışmalara katkı sundum. Asker Hakları Platformu’na gönüllü destek verdim. Ayfan Sefiroğlu, İsmet Yılmaz ile defalarca görüştük. İsmet Yılmaz bu davada 22 nolu mağdurdur. Hak ihlalleri için çözümler ürettik. DİSKO uygulamasına dikkat çekip kaldırılmasına katkıda bulunduk. Barış sürecine katkı sunmak için dernek kurduk. Çözüm sürecine silahların susması ve ateşkesin sağlanmasının ötesinde toplumsal barışın sağlanması için ülkenin en batısında doğmuş biri olarak destek sunmaya görev bildim. Bunu gezi olaylarıyla ilgili değerlendirilmesini anlayamıyorum. Kaldı ki bu iddiaları yöneltenlerin bir kısmı firari bir kısmı benimle aynı cezaevinde .Kitap basımı için 25 bin dolarlık bir fon aramamızı bazı sözde gazeteler yazdı. Oysa bu para hiç alınmadı. Ama bunu gazeteciler biraz araştırsalardı, bunun 10 katını AKP’li belediyelere verdiğimizi görebilirdi. Çalışmalarımda AKP’li belediyelerle çalışılması gerektiğini ben önerdim, askerler konusunda Savunma Bakanı ile çalıştım. Buna rağmen hükümete diz çöktürmek gibi bir suçlamayla ağırlaştırılmış müebbet isteniyor. 7 aydır 10 metrekarelik bir hücredeyim. Hiçbir zaman şiddetle gelen ani değişimden yana olmadım. Ama değişimden yana oldum. Bir ülkede hakkınız yok sorumluluğunuz varsa kölesiniz, sorumluluğunuz yok hakkınız varsa kralsınızdır. Haklar ve sorumluluklar dengesi için çalıştım. Sivil toplumcular iktidara talip olmaz, talip olan siyasi partilerdir. Sivil toplumun talepleri daha mütavazıdır. Bebek ölümlerinin azalması gibi kendi gerekliliğini ortadan kaldırmaya yönelik talepleri vardır. Sivil toplum şiddeti taşır. Yoksa zaten sivil olamaz. Bu nedenle sivil toplum ve sosyal kalkınma uzmanı olarak şiddeti hiç savunmadım, şiddetle hükümeti devirmek ne eğitimini aldığım ne de savunduğum bir şeydir. Şiddeti teşvik eden, hükümeti devirmeye yönelik hiçbir konuşmam yoktur.

“Şiddetsiz eylemle ilgili yayın hazırlama girişimi nasıl suç oluyor anlamıyorum”

“Suç yok, suçlu yok ama pervasızca ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi var” diyerek savunmasına devam eden Aksakoğlu, iddianamede yer alan suçlamalar ile ilgili şunları söyledi:

Gözaltına alındığım günden beri tek bir hücrede tutulmamın dahi gerekçesi yok. İddianame suç işleme algısı yaratmaya kalkışmış. Bu algıyı yaratmak için 5-10 sayfada bir aynı iddiaları tekrarlıyor. Kıymetlendirildiği söylenen deliller ancak geçen hafta dosyaya girdi, ses kayıtları dahi yok. Dinlemeleri kim yaptırmış? Kimler kıymetlendirmiş? Bunları avukatlarıma bırakıyorum. Devamla iddianamede benimle ilgili dinlemeler park boşaltıldıktan 10 gün sonra başlıyor. Hakkımda başka delil yok. İddianamede üyelik suçlaması yöneltilmiyor ama örgüt, talimat gibi ifadeler geçiyor. Örgüt yok ama örgüt üyesi var. Olmayan örgüte olmayan üyeliğimde 2011’den beri gezi olaylarını planladığımızın somut delil yok, sonuç ilişkisi yok. Ama bu iddianamede delilsizlik bizim için sürpriz değil. Kavala ile yaptığım 35 saniyeli telefon görüşmesinde talimat aldığım iddia ediliyor. Osman beyi tanımak suç değil tabi ama tanımıyorum da. Benimle ilgili tüm dinlemelerde değil. Şiddet, hakaret bile yok ama http://www.siddetsizeylem.com  alan adını satın almam suç olarak sayılmış. Bu ülkede her yıl yüzlerce kadın öldürülüyor. Bu ülkede kadınları öldürenleri bir siyasi parti başkanını yumruklayan adamın adı gazetelerde inisiyallerle verilirken benim alan adı almam suç olarak gösteriliyor. Bu insanlar nezarethanede 1 gün bile geçirmediler bense 7 aydır tutukluyum. 1 Eylül’deki görüşmemde “havai fişek attı aptallar” diyerek şiddeti eleştiriyorum. Hem şiddetsiz eylem hem sivil itaatsizlik üzerine gezi olayları öncesinde ve sonrasında basılmış onlarca yayın var. Şiddetsiz eylemle ilgili yayın hazırlama girişimi nasıl suç oluyor anlamıyorum. Girişim olduğuna da dikkatinizi çekerim. İddianamede sık sık yer verilen konuşmamdaysa piyano çalan adam, duran adama ve yeryüzü iftarına atıfta bulunuyorum. Konuşmalarsa park boşaltıldıktan sonra yapılmış. Ben duran adam değilim, piyano çalamıyorum. Ama durmak da, piyano çalmak da iftar yapmak da suç değil. Çözüm süreçlerine toplumsal katkının tartışılmasına yönelik bir proje için sivil düşünden bir destek fonu aldık. Helsinki Yurttaşlar Derneği’nde toplantı yaptık. Bunun Gezi ile alakası yoktu. İddianamede İvan Maroviç’i TR’ye getirme düşüncem suçlama olarak yer alıyor. Dikkatinizi çekerim düşünmem Maroviç’in ismini çalışmalarından biliyorum ve ondan önerdim ama bu sadece bir fikirdi. Ne kolaylaştırıcılık bir suç ne de toplantı düzenlemek. Tutuklanma gerekçesinin kendisi toplantıların içeriklerinin bilinmediğini itiraf ediyor. Kaldı ki biz aylardır bu “karanlıkta kalan” kısımları açıkladık. Ama şüpheden yararlandırılmadım. Ne Taksim Dayanışması ile ne de üyeleriyle ne Anadolu Kültür ile ilişkim yok. İlişkimin olması suç değil ama yok. Otpor ve Canvas ile ilgili ilişkime dair delil yok. Gezi’de bulunduğuma dair bile bir delil yok. Gezi’ye gittim geldim ama 1 gece bile Gezi’de yatmadım. 220 gün cezaevinde kalacağımı bilseydim bir gün olsun Gezi’de kalırdım. Cezaevinde gardiyanlardan biri suçumu sorduğunda, Gezi dedim. “Biz de gittik bir hafta kaldık” dedi. Sonra da aramamı yapıp üstüme kapıyı kilitledi. Gezi ile ilgili 1 tek tweet’im yok. Geziyi organize etmişiz ama tek bir whatsaap grubu yok. Planladığım, gerçekleştirdiğim, yaygınlaştırıp derinleştirdiğim bir olayla ilgili tek bir fotoğraf bile yok. O zaman insan soruyor, neden buradayım, neden tutuklandım, neden şüpheden yararlandırılmadım, neden ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyorum? Eğer tüm iddianameler böyleyse yazık bizim hukuk sistemimize, eğer bu iddianame böyleyse yazık bize. İddianamede geziye “sui generis” demiş yani “kendine has.”Asıl bu iddianame “sui generis”. Bu iddianame bin sayfalık bir dosyayı kıymetlendirerek ağırlaştırılmış müebbetimizi istiyor. Neyse ki idamı kıymetlendirerek idamımızı istemedi. Bu iddianamedeki herkes, hatta dünyadaki birçok insan bu iddianameden suç çıkmayacağını biliyor. Odadaki fil, bu iddianamenin uzun tutukluluğu meşrulaştırmak için oluşturulduğu ve bunun için 16 kişinin eklendiği torba bir iddianame olduğudur.

Murat Başol’un Yiğit Aksakoğlu çizimi

“Bu dava hukukla ve yurttaş arasındaki yükselen duvarla ilgili”

Aksakoğlu savunmasının sonunda beraatını şu ifadelerle talep etti:

Eğer çağrılsaydım ifade verirdim, 220 gün hapiste olmasaydım da burada olurdum, 6 yıl sonra kıymetlendirilmiş delilleri karartmam mümkün değil. “Pişman mısınız” diye sormanızdan korkuyorum çünkü neden pişman olmam gerektiğini, ne de suçumun ne olduğunu bilmiyorum. Bu sivil toplumun ve sivil toplum çalışmalarının kriminalize edilmesi olayıdır. Ben çalışmalarımda sivil toplumun dışına hiç çıkmadım, şiddeti hiçbir zaman savunmadım. Bu dava sadece benimle ya da geziyle ilgili değildir. Bu dava hukukla ve yurttaş arasındaki yükselen duvarla ilgilidir. Vereceğiniz karar bu duvara ya tuğla koyacak, ya da bir tuğla azaltacak. Bu tutuklama sadece benim değil birçok kişi için uzun dönemli mağduriyet yarattı. Bundan birinin sorumluluk almasını isterdim. Eğer burası haklar ve sorumluluklar temelinde bir ülkeyse en temel hakkımı özgürlüğümü istiyorum. Çocuklarımı okullarına bırakabilmek için tahliyemi ve beraatimi istiyorum.

“Gezi olayları sırasında yaşamını yitirenler, algıyla mı hayatını kaybetti?”

Duruşma kısa bir aranın ardından devam ediyor. Mücella Yapıcı savunmasına başladı. Yapıcı “Benim buraya bu konuda aynı suçtan ikinci gelişim. Geçen iddianameden ve onun dayalı olduğu fezlekeden bahsedeceğim. FETÖ savcılarının hazırladığı iddianamenin yeni versiyonu olan son iddianameye göre bendeniz için darbeye teşebbüs ve daha bir çok suçlama var. Bunların en komiği Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet ettiğim iddiası;  40 yıllık meslek hayatımda bu gülünç bir suç,gülünç bir iddia. Telefon görüşmelerinin suçlama konusu edilmesiyle ilgili “78 kuşağını sonundan yakalayan biri olarak ‘devrim’ bizim sık kullandığımız bir kelimedir” dedi.

Yapıcı konuşmasının devamında şunları söyledi:

Biz öyle bir iş yapmışız ki sanki Gezi’de şiddet varmış algısı oluşturmuşuz. Gezi olayları sırasında yaşamını yitirenler, gözlerini yitirenler algıyla mı hayatını kaybetti? Ben işimi yapmaya çalışırken anayasal hak olarak hukuksuzsunuz derken 50 cm mesafeden gaz yemem algı yüzünden miydi? Benim yargılanmam İstanbul seçimlerine benzedi. Olmadı, bir daha! Suçlamalar hiçbir delile dayandırılmıyor. Ama yine de ben suçlamalara yanıt vereceğim. Ben bu iddianamenin ileri sürdüğü tüm suçlamaları külliyen reddediyorum. Sadece ret değil, hem yanıtlamak istiyorum hem de herkesin bir kez daha şu ülkenin geleceği için tekrar düşünmesini istiyorum. Cezalandırılmam için hazırlanan bu iddianame yeni değildir. Benim yargılanmam da yeni değildir. Tam beş yıl önceydi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı o dönemlerde 26 kişi hakkında iddianame düzenlemişti. Ben ve dört arkadaşım için örgüt kurma ve toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu’na muhalefet etmek gibi suçlarla yargılanıyordu.

“Şu anda Beyoğlu planlarında afet anında helikopter inecek yer yok”

“Şu anda Beyoğlu planlarında afet anında helikopter inecek yer yok” diyen Yapıcı, sözlerine şöyle devam etti:

Sahra hastanesi kuracak yer de yok. Biz de bu yüzden Topçu Kışlası’nı yapmayın dedik. Ama dönemin Başbakanı Erdoğan kışlayı yapmaya kararlı olduğunu söyledi. Yok edilme sürecine girilince Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi olarak planlara itiraz edelim dedik. Kadir Topbaş da dahil olmak üzere pek çok kişiye çağrı yaptık. Buraları korumak yalnızca devletin, belediyenin görevi değildir. Meslek odalarının, bizlerin varoluş sebebidir, ödevidir.

“Başta Erdoğan olmak üzere merkezi yöneticilerin kışkırtıcı söylemleri olayları büyüttü”

Yapıcı, Taksim Dayanışması ile ilgili ilk iddianamede suç örgütü olmak, ikinci iddianamede ise darbeye teşebbüsle suçlandığını anımsattı. Yapıcı, “45 yıllık yüksek mimar mühendis olarak mesleğim ve görevim icabı açıkça kaçak olan, hiçbir izni bulunmayan ve dozerle yaptıkları kazı nedeniyle parkın su elektrik tesisatını tahrip ederek, halkı çok ciddi bir tehlikeye atan yetkililere sorduğumda hepimizi hedef alarak gaz sıktılar. Benim yüzüme yakın mesafeden üç tane gaz sıktılar. İki ay mide kanaması geçirdim. Hayatımızı kurtarmak için bile olsa tek bir şiddete başvurmadık. Son derece sağduyulu ve barışçıldık. Bu süreçte uygulanan polis şiddeti, başta Erdoğan  olmak üzere merkezi yöneticilerin kışkırtıcı söylemleri olayların büyümesine neden oldu” ifadelerini kullandı.

“Gezi çocuklarımızın aydınlık geleceği için umut fişeğidir”

Yapıcı, “Türkiye’de gelişen demokratik tepkiler, gaz bombaları, plastik mermi gibi şiddetle karşılandı” dedi. Yapıcı,  onlarca gencin kafa travması geçirdiğinin, kendisinin de çıplak aramaya maruz bırakıldığının altını çizerek “Ben sadece mesleğimin gereğini yaptım. Gezi bizim yarımızındır, çocuklarımızın aydınlık geleceği için umut fişeğidir. Taksim Dayanışması görev aldıysa onur duyarım. Bu anlattıklarım ilk savunmamdan,  bu kadar haklıyken kamusal bir görevim varken neden gazeteci oldum? Şimdi bir de hükümeti [devirmeye] teşebbüsten yargılanıyorum. O günden bugüne yapılan tüm çağrılar alenidir” dedi. Yapıcı, sözlerine şöyle devam etti:

Asıl suçluların hesap vermesi gerekirken, sağduyu çağrısı yapan, şiddet ortamının bitmesi için çaba gösteren Taksim Dayanışması temsilcilerinin hukuksuz bir şekilde yargılanması kabul edilebilir olmaktan çok uzaktır. Asıl suç toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının şiddetle engellenmesidir.

“Erdoğan’ın hukuksal payı sorgulanmalıdır”

Hâlâ öldürülen çocukların katillerinin davaları sürmektedir. Şiddet uygulamayan polisler komik para cezalarıyla cezalandırıldılar. Dönemin vali, kaymakamı ve “Polis destan yazdı” diyen Erdoğan’ın hukuksal payı sorgulanmalıdır. 2015’teki davada yaptığım savunmayı aynısını yaptım. Yine dava açılırsa bu savunmayı tekrarlayacağım. Yaşamını yitirenler önünde saygıyla eğiliyorum. Savunmam bundan ibarettir.

“İddianameye göre olmayan bir filmle suçlanıyorum”

Salonda, duruşmayı takip edenler savunmasını bitiren Yapıcı’yı alkışladı. Yapıcı’nın ardından Çiğdem Mater savunmasını yaptı. “Sadece film çekmek istediğim için darbeye teşebbüsle suçlanıyorum” diyen Mater, 2009’dan bu yana Türkiye ve Ermenistan arasında belgesel ve filmlerin yapımına katkı sağlamak için kurulmuş bir platformda olduğunu söyledi. Mater, “Gezi Parkı hayatımın merkezinde oturuyor. Gezi Parkı deprem riski taşıyan bir şehir için çok kıymetli” dedi. Mater, 657 sayfalık iddianamedeki kayıtların hukuksuz dinlemelerle elde edildiğinin altını çizerek, “Bunları kabul etmiyorum. Bunların dosyada yer alması kişisel haklarımı ihlal ediyor. Olaylar sonrasında yapmak istediğim filmle ilgili yaptığım bir konuşma iddianamede altı defa tekrarlanmış. İddianamede bir kısmında bahsedilen seyahatlerime baktığımızda bunların büyükçe bölümünün dünyada Türkiye’de film festivallerine katılmak olduğunu göreceksiniz” dedi.

“İddianameye göre olmayan bir filmle suçlanıyorum” diyen Mater, Temmuz ayında Karadeniz tatilinden döndükten sonra filmi Sivas’ın kurgusu için Berlin’e gittiğinin altını çizerek “Bu da iddia makamlarının iddiasına göre Gezi’yi yaymaya çalıştığım zaman denk geliyor. Bu iddianame 2013-2014 ve 2015’te hazırlanmış ve o zaman beri pek işlem görmemiş. Karar makamında oturan herkesin tahmin edebileceği gibi neyse ki başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminin aktörleri tarafından verilmiş bir iddianame. Dinleme kararlarının altına imza atan hakimlerin biri hapiste diğeri firari. Savcılık makamının bu iddianameyi o dönemde hazırlandığı haliyle kullanıldığını iddianamede belirtiyor” ifadelerini kullandı.

“Klavyedeki bir tuşun suç olmasını anlamıyorum”

Mater sözlerine şöyle devam etti:

Davada yargılanan isimlerden Kavala ile telefon konuşmalarımız çok uzun zaman birlikte konuşmamız hayatın olağan akışının parçası. Can Atalay ile yaptığı konuşma Twitter’da hashtag yapmayı öğretmek içerikliydi. O dönem yapamıyordu, sonra öğrenmiş. Bu konuşma nasıl suç olur anlamıyorum, klavyedeki bir tuşun suç olmasını anlamıyorum. Germiyanoğlu’nun telefon konuşmasında bahsi geçen toplantıda konuk olarak ismim geçmiş ama iddianameye kadar bunu bilmiyordum. Çünkü çağrılmadım ve katılmadım.

Ek klasörlerde hakimlik kararı olan bir fiziki takip kararı bulamamış olsam da ofisimin bulunduğu apartmanın merdiven sahanlığından çekilen fotoğrafları gördüm. Sadece gazdan etkilenen insanlara gaviskon veriyordum. Ofisim revir olsaydı ofisimin içinden çekilirdi fotoğraflar. Saymadi, Nalcı ve Atalay ile yaptığım konuşma Gezi Parkı’yla alakalı olduğu düşünülerek “kıymetlendirilmiş”. Bu konuşmalar 19 Ocak’larda düzenlenen Hrant Dink anmasına dairdir.

16 Kasım 2018 sabahı saat 06.00 sularında Kaş’ta otelimden gözaltına alındım. Bir gün Kaş’ta geçirdim, Dalaman üzerinden İstanbul’a gönderildim. 8 saatlik sorgunun ardından adli kontrolle serbest bırakıldım.

“İddianame hayatın sinemadan daha kurgu olduğunun göstergesi”

Sonra hakkımda ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılandığımı öğrendim. Hakkımdaki suçlar hukuksuzca elde edilmiş telefon kayıtları, çekilmemiş bir film ve gazdan etkilenenlere gaviskon vermem. Bunlarla ağırlaştırılmış müebbet ile yargılanmam yargı için de kabul edilmezdir. Bu iddianame eğer bir film senaryosu olsaydı mantık hataları nedeniyle reddedilirdi ama burada hayatın sinemadan daha kurgu olduğunun göstergesidir. Tüm suçlamaları reddediyorum, beraatimi talep ediyorum.

Mater’in savunmasının ardından duruşmaya 15 dakika ara verildi.

“İddia makamı suçu kanıtlamadığı için benim suçsuzluğumu kanıtlamam gerekiyor”

Ara sonrasında Hakan Ali Altınay savunmasını yaptı. İddianamenin herhangi bir suçu ortaya koymadığı kanısında olduğunu söyleyen Altınay, “İddia makamı suçu kanıtlamadığı için sanırım benim suçsuzluğumu kanıtlamam gerekiyor” dedi.

Altınay suçlamaları kabul etmediğini belirterek “Bir insanı ağırlaştırılmış müebbetle suçlamak bu kadar kolay olmamalı. Suçum Gezi Parkı’nı gözlemlemek için 3-4 defa parka gitmek” dedi ve Açık Toplum (AT) Vakfı’na dair suçlamalara ilişkin şunları söyledi:

Açık Toplum Vakfı’nın düzenlediği tüm projeler denetime tabidir. İddianamede Açık Toplum Vakfı’nın hangi desteğinin Gezi eylemlerinin sürdürülmesi için verildiğine dair bir kanıt yok. Altında benim imzam olan, Gezi eylemleriyle ilgili hiçbir hibe kararı yoktur. İddia makamına soruyorum? Böyle bir karar var mı? Karar sayısı, defteri nedir? Ben neden bugün ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyorum? Can Paker, Açık Toplum Vakfı’nın isteği üzerine Türkiye’deki Açık Toplum’dan ayrıldığını söylüyor.

Vakıf yönetimini belirleyebilecek tek organ mütevelli heyetidir. Hepsi de TC vatandaşıdır. Beni YK’ya atayan kararda Paker’in de imzası var. İddianamenin çok önem verdiği Paker kitabında Gülen ile görüşmesine yer vermiş, ‘Gülen ölse de hareketin devam edeceğini düşünüyorum’ diye yazmış. Kumpas davalarını ben eleştirirken Can Paker destekliyordu. 2019’da artık Gülen’i yere göğe koyamayan bu kitabın tarihin çöpüne atıldığını kabul edebiliriz. Ve bu tarihin çöpündeki kitaptan alıntılarla suçlanmayı kabul etmiyorum.

Altınay, iddianamede AT Vakfı’ndan 135 bin TL aldığının belirtildiğini fakat bunu ne zaman aldığının belirtilmediğini kaydetti. Altınay, AT Vakfı ile iş ilişkisi sona erdiğinde 136 bin TL kıdem tazminatı aldığını “Bunların hiçbirini Gezi için harcamadım” dedi.

Altınay “George Soros’un Gezi’yi desteklediği iddiaları Milliyet gazetesinde bana sorulduğunda ‘Hayır, en başta ben kabul etmem. Bir ülkenin kaderi o ülkede yaşayanlarca belirlenir’ demiştim, görüşüm hâlâ geçerlidir” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de faaliyetle gösteren ve hükümetle ortak proje yapan vakıf da iddianamede

Altınay, bir Alman vakfından kendisine gönderilen 5 bin avronun da iddianamesinde yer aldığını belirterek, “Bir Alman vakfı Türkiye’de ofis kurmak için benden danışmanlık aldı o para ödemenin ilk taksidiydi. Vakıf daha sonra çalışmasını durdurdu ve ikinci taksit bana hiç dönmedi. Şimdi vakıf Türkiye’de faaliyet gösteriyor ve hükümetle ortak projeler yapıyor. Hakkımdaki bir başka haksız, dayanaksız ve gerçekdışı iddia ise FETÖ/PDY ilişkisi başlığı altında yer verilen bir telefon görüşmem. 2008’de AT Vakfı, kamuoyunda ‘mahalle baskısı’ çalışmasını yaptığındabu örgütün ağır baskısına maruz kaldık” dedi.

“Bunlar mı ‘devlete diz çöktürme çabası’?”

Altınay savunmasını şunları söyledi:

Samanyolu TV’de canavarlaştırıldık. Eğer suçlamaların nedeni telefon görüşmesinde geçen ‘hocaefendi’ efendisiyse, bunun hocaefendi ifadesindeki aşırı saygıyla dalga geçmemdir. Birçok kişinin almak için çok uğraştığı Green Kartı’nı kendi iradesiyle reddeden biri olarak bu suçlamaları reddediyorum. Darbe yapmak gibi hevesim ya da niyetim hiç olmadı. Niyetim olmadığını nasıl kanıtlarım diye düşündüm. Yaptıklarımı anlatarak gösterebileceğimi düşünüyorum. Türkiye’de herkese kaliteli eğitim oluşturulsun diye çalışıyorum, Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun kuruluşunda yer aldım. Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy “Türkiye Avrupalı değildir” dediğinde, Avrupalı saygın insanları organize edip büyük bir gazetede buna cevap vermesini sağladım. Bu işleri birileri benden istediği için değil, kendime sorumluluk gördüğüm için yaptım. İddianamede “devlete diz çöktürme çabası” deniyor, bunlar mı diz çöktürme çabası?

Son yıllarda Türkiye’de kutuplaşmanın artması karşısında bunun Türkiye için bir sorun olacağını düşündüğümden Boğaziçi’nde Siyaset Okulu’nun direktörlüğünü yapıyorum. Benzer bir çaba olan Ortak Değerler Hareketi’nin oluşumunda yer aldım. Kendimle ilgili bunlardan bahsetmekten hoşlanmıyorum, ama ağırlaştırılmış müebbetle yargılanmasam bunları anlatmazdım. Bizim bu durumda bırakanların biraz olsun yüzü kızarıyor mu bilmiyorum ama ben onlar adına da, kendi adıma da utanıyorum.

Asgari iyi niyet olmadan çoğulculuk sorun olabiliyor, çoğulculuk olmadan iyi niyet olduğunda sonuç vasatlık oluyor. Bizim önümüzdeki mesele de bu 80 milyonluk nüfus var. Biz bu çoğulculuğa uygun bir iyi niyet üretebilecek miyiz? Burada en önemli unsur adalet, hakkaniyet ve erdem .Başarıdan ya da başarısızlıktan hepimiz sorumluyuz. Başarıdan ya da başarısızlıktan hepimiz sorumluyuz. Umarım hepimiz üzerimize düşeni hakkıyla yaparız. Eminim benim de hatalarım olmuştur ama hiçbir suç işlemedim. Bu suçlamalarla karşılaşmaktan hicap duyuyorum. En kısa sürede ismimin temize çıkmasını ve bu töhmet altından kurtulmasını istiyorum.

Altınay’ın sözlerinin bitmesinin ardından duruşmaya yarın devam için ara verildi.

Sendika.Org