Emperyalist saldırının merkezinde Venezüella – Tricontinental

Venezüella ve onun Bolivarcı Devrimi, Hugo Chavez’in ilk kez seçimleri kazandığı tarih olan 1998’den bu yana büyük çekişme ve savaşların yaşandığı bir bölge olmuştur

Emperyalist saldırının merkezinde Venezüella – Tricontinental

29 Nisan 2019’da, Nicolás Maduro hükümeti aleyhine planlanan darbe girişimi başarısız oldu. Bu girişimden iki ay önce, Kolombiya’nın kenti Cúcuta’da insani yardımda bulunma bahanesiyle Venezüella’nın sınırları ihlal edilmeye çalışıldı. ABD Başkanı Donald Trump, Venezüella ve Küba’nın ekonomik, mali ve askeri ablukasını yoğunlaştırmaya çalıştı. ABD ve İngiltere, ülke dışında tutulan Venezüella varlıklarına el koydu  ve Trump, Venezüella’yı açıkça askeri harekatla tehdit etti. Bu arada muhalefet – halkın desteği olmadan – ülke içinde protesto gösterilerini teşvik ederek dışarıdan müdahale yapılması için çağrıda bulundu.

Venezüella ve onun Bolivarcı Devrimi, Hugo Chavez’in ilk kez seçimleri kazandığı tarih olan 1998’den bu yana büyük çekişme ve savaşların yaşandığı bir bölge olmuştur. Bu durum 2009’da Honduras’ta yaşanan darbe sonrası yoğunlaştı. ABD’nin sert yaptırımları ve savaş tehdidi, Venezüella’daki iç ihtilafları küresel bir jeopolitik çatışmanın merkezi haline getirdi. ABD güdümlü bu politikalar Latin Amerika’yı savaş ve yıkım tehdidi altına sokmaktadır.

Açık savaş tehditleri, ABD hükümeti ve müttefikleri tarafından Venezüella hükümetini ve Bolivarcı Devrimi baltalamak için kullanılan taktiklerden biridir. Bu taktikler, 2002 yılında Hugo Chavez hükümetine karşı yapılan başarısız darbe girişimiyle başlayan uzun bir ekonomik baskı geçmişini içerir (Stedile, 2019). Bu savaş yöntemi, sosyal ve politik yaşam yelpazesinde rastlanan çeşitli devlet ve devlet dışı aktörlerin kullanıldığı, konvansiyonel ve asimetrik çatışma yöntemlerinin iç içe geçtiği veya bir arada kullanıldığı, Hibrit savaş olarak da adlandırılır (Ceceña, 2012; Borón, 2012; Korybko, 2015).

Korbyko (2015), hibrit savaş terimini şu şekilde tanımlar:

Çok kutuplu uluslar arası birleştirici altyapı projelerini bozmak, kontrol etmek ya da etkilemek amacıyla renkli devrimlerden geleneksel olmayan savaşlara kademeli sekilde geçişle birlikte, jeostratejik transit ülkelerdeki tarihi, etnik, dini, sosyo-ekonomik ve coğrafi farklılıklardan faydalanan, rejim uyarlaması, rejim değişikliği veya rejimi yeniden başlatma adı altında dışarıdan kışkırtılan kimlik çatışmaları.

Müdahale yöntemleri, Korbyko’nun Tam Spektrum Baskınlığı olarak adlandırdığı biçimde geliştirilmiştir; yani, çeşitli toplumsal yaşam biçimleri üzerinde, özellikle toplumun vicdanı ve zihni üzerinde tam bir askeri ve kültürel hakimiyet uygulanmaktadır (Ceceña, 2013; Boron, 2019).

Tricontinental: Sosyal Araştırma Enstitüsü’nün 17 nolu dosyası, Venezüella’ya karşı açılan hibrit savaş üzerine yoğunlaşıyor. Taktiklerin listesini, arkalarında yatan nedenlerle birlikte belgeliyoruz. Sadece Venezüella’ya yapılan son saldırıyla değil, geçmiş yıllar boyunca Latin Amerika’da gerçekleşen saldırılar ile bu saldırı arasındaki benzerliklerle de ilgileniyoruz. Latin Amerika’daki bu genel saldırının, bu veya şu ülkeye karşı açılmış savaşlar olarak değil, bölgedeki mevcut neoliberal ve emperyalist saldırıyı şekillendiren bir baskı yöntemi olarak anlaşılması gerekmektedir.

Neoliberal saldırganlığın doğası ve müştereklere karşı kaynak savaşları

2007-2008 yılları arasında yaşanan genel ekonomik kriz, Amerika Birleşik Devletleri’nin hegemonik projesinin düşüşüne işaret ediyordu. Sözde gelişmekte olan ülkeler – özellikle Doğu Asya ülkeleri – sermaye birikimlerinin eksenini kademeli olarak değiştirdi. Özellikle Çin, orijinal Avrasya topraklarından Afrika ve Latin Amerika’ya kadar uzanan “Yeni İpek Yolu” (Merino ve Trivi, 2019) gibi projelerle ABD hegemonyasına meydan okuyabilecek bir ülke gibi görünüyor.

Amerika Birleşik Devletleri, yaşadığı ekonomik çöküşe birçok yönden tepki gösterdi, ancak en çok göze çarpan  yaklaşım, yağmacı birikiminin yeni neoliberal saldırısı ve finans sermayesinin ekonomiye olan tutumunun derinleşmesi ile gerçekleşti. Bu yeni neoliberal projenin merkezinde,  hem kamu ve özel sektörde rağbette olan mallardan hem de kullanılmayan doğal kaynakların kontrolünün savaşı yatıyor. Bugün bölgelerin ve kaynakların kontolü konusunda görülmemiş bir yarış var ve bu yarış gelenekselinden geleneksel olmayanına birçok savaşkan çatışmayla sonlanabilir.

Enerji kaynakları, özellikle petrol ve doğalgaz, kilit rol oynamaya devam ediyor. Ana Esther Ceceña’nın haritası, petrol ve doğal gaz bakımından zengin olan alanların, çatışma ve savaşa da nasıl yatkın olduğunu gösteriyor. ABD Deniz Harp Okulu Koleji’nden Thomas Barnett, bu ülke kuşağının “Pentagon’un öncelikli ilgi alanını” da gösterdiğini söylüyor. Enerji bakımından zengin bir bölge savaş bölgesi haline gelir. Bu bölgelerde ABD hegemonyasına Rusya ve Çin gibi yükselmekte olan güçler’ meydan okuyor. Örneğin, Çin’in Kemer ve Yol Girişimi, ABD’nin baskısı altında olan iki ülkeyi kullanıyor; İran’dan geçiyor ve Kuzey Kore’yi içine alıyor.

Amerika Birleşik Devletleri Latin Amerika’yı “doğal etki alanı” ve hatta “arka bahçesi” olarak görmektedir. Bu bölgeler doğal kaynaklar bakımından oldukça zengin bölgelerdir. Bu noktada Amerika Birleşik Devletleri ve ABD merkezli şirketler için kilit önemde olan mineralleri listelemek önemli yer tutuyor: 2010’da Latin Amerika ve Karayipler bu şirketlere stronsiyumlarının % 93’ünü, lityumlarinin % 66’sını, gümüşlerinin % 59’unu, renyumlarinin % 56’sini, kalaylarinin % 54’ünu ve alüminyumlarinin % 44’ünu verdi (Bruckmann, 2011). Enerji üretiminin kontrolü, petrol dahil, minerallerin ve suyun çıkarılmasının kontrolü, toprak ve biyolojik çeşitliliğin kontrolü, ABD’ye ve yabancı sermayeye olağanüstü yatırım fırsatları sunuyor.

Bu doğal kaynakları kontrol etmek için Amerika Birleşik Devletleri, geleneksel savaşlara ek olarak yeni bir strateji (hibrit savaş veya yaygın savaş) kullandı. ABD hedefindeki hükümetler, ABD hegemonyasına düşman olan hükümetlerdir. Hibrit savaş, geleneksel savaşın ötesinde, ABD’nin, bölgedeki hükümetlerin siyasi, ekonomik ve askeri zayıflıklarından ve kısıtlarından yararlanmasına olanak tanıyor. Amaç, doğal kaynakları olduğu kadar piyasaları, ulaşım hatlarını ve enerji sistemlerini ve hatta Latin Amerika nüfusunun yaşamlarını ve hayal gücünü kontrol etmektir.

Bu projenin merkezinde, yüksek miktarda doğal kaynağa sahip olan Amazon bölgesini kontrol etmek vardır. Amazon, biyolojik çeşitliliği dolayısıyla eşsiz bir bölgedir. Amazon bölgesinde yaşayan birçok topluluk – yıllar içinde – tropik yağmur ormanlarının bitkileri ve hayvanlarına dair zengin bir kavrayış geliştirmiş;  şirketler, özellikle de ilaç şirketleri, tarafından arzu edilen bir bilgi birikimine sahip olmuştur. Dokuz farklı Güney Amerika ülkesine sınır olan Amazon, Güney Amerika bölgeselciliği için bir dayanak teşkil ediyor. Şu anda insanları ve kaynakları üzerinde ciddi bir saldırı ile karşı karşıya olan Amazon ormanlarının, ABD’nin kıtadaki hegemoni kurma projesinin merkezinde yer alması şaşırtıcı değil (bkz. Dosya No. 14: Brazil’s Amazon: The Wealth of the Earth Generates the Poverty of Mankind, 2019).

Venezüella’nın bir kısmı Amazon bölgesindedir. Bu durum, özellikle de bölgenin muazzam hidrokarbon ve diğer mineral rezervlerine sahip olması, maruz kaldığı emperyalist saldırının temel gerekçesidir. Petrol aynı kalitede olmasa da, Venezüella, Suudi Arabistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük petrol rezervine sahiptir. Diğer enerji kaynakları geliştiriliyor olsa da, petrol kapitalist işletmeler ve sanayileşmiş orduyu besleyen ve hayati önemdeki “siyah altın” olmaya devam ediyor. Kısa vadede, petrol kıtlığı da mevcut rezervleri üzerindeki kontrol konusunda yaşanan çekişmeleri şiddetlendirmektedir. ABD’ye olan coğrafi yakınlığı ve ulaşım maliyetlerinden tasarruf potansiyeli nedeniyle Venezüella, ( Meksika’ya özel bir atıfta bulunan) bir deyişte de söylendiği gibi, Tanrı’dan çok uzak, ABD’ye ise çok yakın.

Petrol, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’nın (Lima Grubu’ndaki itici güçler) ilgilendiği tek kaynak değil; ABD’li ve Kanadalı şirketler Venezüella’nın altın, nikel, demir ve elmas mevduatlarıyla da çok ilgileniyorlar. Venezüella’nın zenginliğinin ve topraklarının kontrolünü elinde tutmak- özellikle de Amazon – ABD için çok önemlidir.

Başkan Hugo Chavez ve Venezüella halkı ülkelerindeki petrol endüstrisinin ve ülkenin diğer varlıklarının gelişimini kendi kontrolleri altına almaya başladığı ve bu endüstrinin zenginliği kurumsal kar yaratmak için değil ulusal kalkınma için kullanıldığında ABD,Venezüella ile doğrudan bir çatışma yaratmaya başladı. 2002’de ABD destekli bir müdahale, yakin zamanda seçilmiş olan Chavez’i cumhurbaşkanlığı sarayından çıkarmaya çalıştı. Ancak, kitlesel halk ayaklanmaları, ABD destekli sağ kanadı 48 saat içinde Chavez’in geri dönmesine izin vermeye zorladı. Yaşanan bu durum, ABD-Venezüella ilişkilerinin dostani yapısını kırmasından ziyade, aynı zamanda Chavez’in kendi yönetim şeklinde de bir değişime önayak oldu; yaşananlardan sonra Chavez, Venezüellalı seçkinlerin petrol endüstrisi üzerindeki kontrolünü kaldırmak için daha cesaretli adımlar attı.

2002’de başarısızlıkla sonuçlanan darbe, ABD ve Venezüella oligarşisi tarafından, Chavez yönetiminin hidrokarbon ve toprakla ilgili çıkardığı yeni yasalara tepki olarak planlandı. Darbenin sonucu olarak, devlete ait petrol ve gaz şirketi PDVSA (Petróleos de Venezuela, SA) yönetiminde dönüşüm yapılarak hidrokarbonlar üzerindeki toplumsal kontrol derinleşti. Amerika Birleşik Devletleri’nin  amacı, özellikle Exxon ve Chevron gibi ABD’li firmalar için, Venezüella üzerindeki, petrol üretimi ile ilgili kontrolünü yeniden kazanmaktı. Ancak devam etmekte olan Bolivarcı Devrim, PDVSA’dan elde edilen petrol karını çeşitli toplumsal programlar aracılığıyla gelir dağıtımı için kullanma niyetindeydi.

ABD yaptırım rejiminin bir parçası, Venezüella’nın ABD’ye ve küresel bankacılık sistemlerine erişimini reddetmekti. ABD bankacılık sistemini bozmak ve petrolünün satılabilmesine bir yol açmak için Venezüella’nın petrol şirketi, petro gibi çeşitli kripto para birimleri ve bunun yanı sıra Venezüella para birimi – bolívares aracılığıyla petrol ticareti yapmaya çalıştı. Venezüella hükümeti, petro ve bolívares’ın kullanılmasını teşvik ederken, ABD’nin Venezüella’daki ambargosunu Venezüella’nın lehine çevirmeyi ve petrol işlemlerinde doların kullanımını bırakmayı umuyordu. Venezüella’nın attığı bu adımlar sadece ona has değildir. Rusya, İran ve Çin gibi diğer ülkeler de benzer prosedürler geliştirmiştir. Avrupa Birliği dahi Rusya’ya Euro cinsinden gaz satmayı ve İran ile olan petrol ticaretinde alternatif bir mekanizma oluşturmayı düşündü.

Venezüella, petrol alıcılarını çeşitlendirmede, geçmiş dönemdeki ABD petrol piyasalarına olan bağımlılığından uzaklaşma konularında ilerleme gösterdi. ABD’nin ambargoyu sıkılaştırılmasından bu yana, Venezüella yüzünü Çin’e döndü ve şu anda Çin, Venzüella’nın en büyük petrol alıcısı ve aynı zamanda ana alacaklısı. 2018 yılında, Venezüella Çin’den 5 milyar ABD doları tutarında kredi aldı. Ayrıca Venezüella, PDVSA’nın mülkiyetindeki petrol şirketi CITGO hisselerinin bir kısmını, aldığı diğer bir kredinin karşılığı olarak Rus enerji şirketi Rosneft’e devretti. Bu anlaşmaların anlamları önemlidir. Bu örnekler, Venezüella’nın, ülkedeki ekonomik ve politik kuşatmayı ve Venezüella’nın yabancı varlıklarına el konmasını kapsayan sıkı ABD ambargosunun çevresinden dolaşabilmek için yaratıcı olması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, Venezüella’nın gittikçe kutuplaşan dünyada yeni ortaya çıkan ve yükselen güçlerden yararlanmak zorunda kaldığını gösteriyor. Bu anlamda, Çin ve Rusya’nın alternatif ticaret ortakları ve ekonomi güçleri olarak ortaya çıkışı önemlidir.

[Tricontinental’deki orijinalinden Müge Ertürk tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir. Çeviri, Venezüella ve Latin Amerika’daki Hibrit Savaşlar Dosyası’nın (Dosya No. 17) giriş bölümüdür]