23 Haziran momenti

“23 Haziran momenti”nin iktidar koalisyonunun kompozisyonunu da muhalefetin iktidar karşısındaki pozisyonunu da yeniden şekillendirecek ve siyasi sürecin daha sonraki gidiş yönünü belirleyecek bir kırılma anı olarak yaşanması kaçınılmaz gibi görünüyor

23 Haziran momenti

23 Haziran göstere göstere gelen bir kırılma anı olacak. İktidardaki dörtlü koalisyonun (AKP-MHP-Ağar-Ergenekon artıkları) bir noktasında sürekliliğini yitireceği/bileşimini değiştireceği kesin olan muazzam bir türbülanstan geçiliyor. İktidarın yaz içerisinde yapmak zorunda olduğu siyasi, askeri ve ekonomik seçimleri (ki 23 Haziran bunlardan biri değil), koalisyonun tüm bileşenlerinin hazmetmesi mümkün olmayacak. 23 Haziran seçimi, 31 Mart yenilgisinden sonra, bu ağır tablonun yönetilebilmesi için çıkarılmış bir kriz. Ama anlaşılan o ki koalisyon içi ilişkiler artık krizle de yönetilemiyor.

Akit TV haber müdürü Murat Alan’a yapılan saldırının arkasından MHP militanlarının çıkması da, “İstanbul’a mitili atacağım” diyen Bahçeli’nin seçime bir hafta kala İstanbul’a “Mehter Marşıyla gelip”, ertesi gün “İzmir Marşıyla” gitmesi ve Ankara sokaklarında “Bin bir ümit ile affı bekleriz, Biz de bu Devlet’in evlatlarıyız” şarkısıyla tur attığı bir videoyu dolaşıma sokması gibi alametlere bakılırsa, son yıllarda ABD’nin Türkiye’deki iktidarları şekillendirmekte kullandığı en önemli operasyon aleti MHP harekete geçmiş görünüyor. Benzer bir belirti de Sedat Peker’in tuhaf mezarlık gösterisinde, Kadir Mısıroğlu’nun cenazesine ilişkin “laik/Atatürkçü” çıkışlarında hissediliyor.

Yenilgiyle damgalanan seçim sürecinin tamamlanmasına tarihlenmiş AKP içi muhaliflerin partileşme niyetlerini deklare etmeleriyle başlayan süreç, koalisyon içinden yükselen çatlak seslerle derinleşiyor. (93 süreci patronu) Ağar’ın ve (28 Şubat varisi) Ergenekon eskilerinin hangi aşamada ve nereden devreye gireceklerini de yakında ayan olur.

Bu nedenle, “23 Haziran momenti”nin iktidar koalisyonunun kompozisyonunu da muhalefetin iktidar karşısındaki pozisyonunu da yeniden şekillendirecek ve siyasi sürecin daha sonraki gidiş yönünü belirleyecek bir kırılma anı olarak yaşanması kaçınılmaz gibi görünüyor.

İktidarın boyun eğmek zorunda kalacağı bir yenilgiye uğratılması, çamura yatması, zorla-hileyle-oldubittiyle sonuca “el koyması” gibi seçeneklerin her biri, şimdiki siyasi sürecin şu ya da bu yöndeki bir kırılmasına yol açacak.

Bu kırılmanın, yeni sömürge devletinin 15 Temmuz’da “patlayan” yapısal krizini açık faşizmle aşma girişimi sürecindeki bir kırılma olacağını aklımızdan hiç çıkarmamalıyız.

Erdoğan, 23 Haziran momentinden, parçalanan, muazzam bir kadro yitimine uğrayan kontrgerillanın patronluğu konumunu koruyarak çıkmaktan ümidini kesmiş değil.

Daha iki hafta önce herkesin (zorla yeniden yaptırttığı) seçimin sonuçlarına “teslim olmasını” isteyen Erdoğan, birkaç gün önce, kaybetmesi halinde seçim sonuçlarını tanımayacağını, İmamoğlu’nun Ordu Valisi’nden özür dilememesi (siz bunu Erdoğan’a tam olarak biat etmemesi) halinde belediye başkanlığı yaptırmayacağını ilan etti. Erdoğan’ın bu deklarasyonu, gerçekte, devlet iktidarını kendi mutlak otoritesi etrafında ve halk iradesini karşısına alarak yeniden birleştirme doğrultusundaki bir sıçrama girişimini temsil ediyor olmalı.[1]

Koalisyon ortaklarının Erdoğan’ın açtığı bu bayrağın[2] etrafında toplanmadan önce Erdoğan’a yeni dayatmalarda bulunmalarının yolunu açacağı ise ortada. Giderek daralan hareket alanıyla Erdoğan’ın, ortaklarından gelecek (ve bir kısmı birbiriyle çelişik olacak) bu yeni dayatmaları (örneğin Bahçeli Affı’nın apar topar çıkartılması isteğini) karşılaması ise kolay değil.

Demokratik güçler 23 Haziran sürecinde ve momentinde, Erdoğan’ın kendi iradesini halk iradesinin üzerine koymaya kadar varan mutlakiyetçi tehdidini yenmeye odaklanarak hareket etmelidir. Ancak bu şekilde hareket ettiğimizde Erdoğan cephesindeki çatlakları derinleştirebilir, Erdoğan’ın gerici-vahşi kapitalist, ırkçı kişisel yönetimini açık faşizmle konsolide etmesinin önünü kesebiliriz. “İmamoğlu’na destek”, toplumun demokratik güçlerinin Erdoğan’ın mutlakiyetçi dayatmasının karşısındaki en güçlü birliğinin somut-güncel biçimidir; Erdoğan’ın halk iradesine meydan okumasına karşı halkın diktatörlüğe reddiyesidir.

23 Haziran, Erdoğan’ın Ankara Savaşı’dır. Yenilmesi halinde açık faşizmin fetret devri daha erken başlayacak, daha derinden yaşanacak ve “sömürge tipi faşizmin restorasyonuna” dönüşmesi daha güç olacaktır. Erdoğan’ın sandıktan çıkarak ya da sandığa el koyarak 23 Haziran momentini “kazanması” ise bugünkü iktidar koalisyonunu “kurtaramayacak” ama yıkılışını zamana yayacak, sonrasının düzenin mutlak hegemonyası altında, halkın müdahil olamadığı, “faşizmin restorasyonu süreci” olarak yaşanmasına olanak sağlayacaktır. Her iki durumda da 23 Haziran momentini izleyecek süreç, gidişatını bu momentte oluşacak siyasi kümelenmelerin belirleyeceği, siyasi karakteri bakımından yeni ve farklı bir süreç olacaktır.

Dipnotlar:

[1] Bu noktaya bu kadar kolay gelinmesinin, halkın ortalama %60’ının oyuyla seçilmiş HDP belediyelerinin kayyumlarla gasp edilmesine çeşitli mazeretlerle seyirci kalınması sayesinde olduğunu, umarız İmamoğlu’nu destekleyen herkes anlamıştır.

[2] Tesadüfe bakın ki bunu, ABD’nin gösterdiği yola birlikte çıktığı Mursi’nin mahkeme salonunda öldüğü gün yaptı.