TÜSİAD: “İşleyen bir demokrasinin en temel özelliği iktidarın seçimle el değiştirebilmesidir”

Yüksek İstişare Konseyi toplantısını gerçekleştiren TÜSİAD'ın gündeminde 31 Mart yerel seçimleri ile AKP'nin ekonomi, iç siyaset ve dış politikadaki sıkışmışlığı vardı. Konsey Başkanı Özilhan, "Ekonominin düzelmesi için hukuk ve adalet sisteminin düzelmesi gerekiyor" dedi

TÜSİAD: “İşleyen bir demokrasinin en temel özelliği iktidarın seçimle el değiştirebilmesidir”

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısı bugün düzenlendi. Konsey toplantısında konsey başkanı Tuncay Özilhan ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski konuşmalar gerçekleştirdi. Kaslowski ve Özilhan’ın konuşmalarında ortak kaygılar öne çıktı. Seçimin yenilenmesine dair endişelerini dile getiren TÜSİAD, ekonomik alanda makro değişimleri öngören ve sermayeyi kurtaracak “reform” taleplerini yineledi.

Açılış konuşmasını yapan Özilhan’ın gündeminde 31 Mart yerel seçimleri, iç siyasette ve dış politikadaki sıkışmışlık vardı.

Yerel seçimlere iptaline dair iddialar geçmiş seçimlerde de dile getirilmişti

Özilhan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptal edilmesine değinerek “31 Mart yerel seçimlerinde İstanbul çerçevesinde gündeme gelmiş olan iddialar seçimlerin selameti konusunda geçmiş seçimlerde de dile getirilmiş olan şüpheleri yeniden akıllara getirmiş durumdadır. Umuyorum haziran ayında gerçekleşecek olan seçim bu şüphelerin yersizliğini herkese kanıtlasın” dedi.

“İyi işleyen bir demokrasinin en temel özelliklerinden birisi iktidarın seçimle el değiştirebilmesidir” diyen Özilhan, “Seçim sonuçlarına itiraz, şüphesiz siyasi partilerin en doğal hakkıdır.
Hepimiz bu hak arama özgürlüğüne saygı duyarız. Ancak, seçmen iradesine saygı duyulmasını da isteriz. Hakkaniyetli koşullarda seçim ve seçmen iradesi demokrasilerin tartışmasız en temel niteliğidir” şeklinde konuştu.

“Seçmen iradesine saygı duyulmasını isteriz”

Özilhan konuşmasına şöyle devam etti:

Seçimlere yapılan itirazların niteliği, seçim kanunlarının düzgün uygulanması konusunda herkesin kafasında da soru işaretleri yaratmıştır. Seçim kanununda ve uygulamadaki aksaklıkların seçimler sonrasında değil, öncesinde giderilmesi idarenin sorumluluğundadır. Seçimlere şaibe düşmemesini sağlayacak olan da budur. Unutmayalım ki hukukun üstünlüğü ve demokrasisiz hiçbir şey olmaz, ne ekonomi olur ne de başka bir şey ve demokrasinin ilkeleri evrenseldir. Ya oraya ya buraya özgü olmaz. Ya bu ilkelere uyulur ve demokratik rejim olunur ya da uyulmaz ve başka bir şey olunur.

Özilhan, Türkiye’nin ekonomi, iç siyasi yapı ve dış politikada sıkışmış durumda olduğunu belirterek “ekonomide liberal piyasa düzen, kural temelli uluslararası sistemle ittifak, ülke içinde demokrasi ve hukukun üstünlüğü” olarak sıraladığı “üç çapa”nın yaşanan sorunların aşılmasında önemli bir noktada durduğunu belirtti.

“Endişeler giderilmeli, rotamız netleşmeli”

Özilhan’ın ekonomi gündemine ilişkin sözlerinden satır başları şöyle:

Bu çapaların sağlamlığı konusunda endişeler güven kaybına yol açıyor, endişeler giderilmeli, hem rotamız netleşmeli, hem de bu rotada kalmamızı güvence altına alan araçlar güçlendirilmeli ve yapısal sorunları çözebilmenin anahtarı da bunlardır. Konjonktürel sorunlarla baş edebilmenin yolu da budur. Temel ilkelerdeki bulanıklık hedeflerden şaşmaya yol açar. İşte, 2023 hedeflerinden bu yüzden uzaklaştık. Bu yüzden de bu hedefleri artık konuşamaz hale geldik.

“Ekonominin düzelmesi için hukuk ve adalet sisteminin düzelmesi gerekiyor”

Üretim alanında başlayan bozulma, finansal alana yayılıyor, oradan kamu maliyesini etkiliyor dönüp tekrar reel sektöre geri geliyor. Türkiye 2002-2007 yıllarındaki parlak günlerine de bir türlü geri dönemiyor. Türkiye ekonomisinin gücü sayesinde 10 yıldır tolere edilebilmiş olan zafiyet artık işçisinden, işverenine; çiftçisinden, esnafına tüm kesimleri de zorluyor.

Ekonominin düzelmesi için hukuk ve adalet sisteminin düzelmesi gerekiyor.

Ekonomi derken demokrasi diyoruz, yargı bağımsızlığı diyoruz, hukukun üstünlüğü diyoruz, insan hakları diyoruz, akademik özgürlükler diyoruz, liyakat diyoruz ve ifade özgürlüğü diyoruz, demeye de devam edeceğiz.

“İstanbul seçimlerinin iptali ile siyasi gerilim bir süre daha devam edecek”

Cumhurbaşkanlığı sisteminin kurumsal yapısı da henüz tam oturtulamadı. Bu da her alandaki sorun alanlarının üzerine etkin biçimde gidilmesini engelliyor. Bunların yanı sıra bir de toplumsal kutuplaşma ve gerilim var. Art arda gelen seçimlerdeki sert ve toplumu ayrıştıran söylemler toplumsal huzuru bozuyor. 31 Mart seçim döneminde de böylesi bir propaganda dönemi yaşandı. Seçim sonrası muhalefet liderinin saldırıya uğraması siyasi gerilimi daha da yükseltti. İstanbul seçimlerinin iptali ile siyasi gerilimin bir süre daha devam edeceği de belli.

AKP’ye S-400 uyarısı: “İttifaklar kolay kolay değişmez”

Özilhan, Türkiye ile ABD arasında yaşanan S-400 ve F-35 gerilimine değinerek “Elbette güvenlikle ilgili taleplerin karşılanmadığı kaygıları giderilmediği her ülke gibi alternatifleri değerlendirmeli ama dış politika hele savunma ihtiyaçları, ülkenin uzun dönemli milli menfaatlerine göre oluşturulur. Bu nedenle ittifaklar kolay kolay değişmez” dedi.

Konuşmanın tamamına ulaşmak için tıklayınız

Tercihimiz rekabete dayalı piyasa ekonomisi, başka model arayışına izin verilmemeli

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, Türkiye’nin rekabete dayalı piyasa ekonomisi tercihi yapmış bir ülke olduğunu belirterek, “serbest piyasa ekonomisinden vazgeçildiği” veya yeni bir model arayışı içinde olunduğu yönünde izlenimlere izin verilmemesi gerektiğini söyledi.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada Kaslowski, ayrıca bu değerleri koruyan güçlü kurumlar ile tutarlı ve somut bir planın da olması gerektiğini ifade etti.

Türkiye’nin dış politikada zorlu süreçlerin eşiğinde olduğunu belirten Kaslowski, bu sorunların ekonomiye giderek artan bir oranda olumsuz yansıdığını belirterek, “Bu riskleri, başta banka ve finans sektörü olmak kaydıyla, ekonomik reformları hemen gündeme alarak ve etkili şekilde uygulayarak en aza indirebiliriz” dedi.

Yılbaşından bu yana kamu bankaları ağırlıklı, ciddi bir kredi genişlemesi gerçekleştiğine dikkat çeken Kaslowski, “Kredi genişlemesi, likiditeyi artırır, ekonomiye geçici bir rahatlama verir ancak ülkemizin net tasarruf düzeyi yükselmedikçe kredi genişlemeleri net borçluluk düzeyini artırmakta, ekonomiyi kırılgan hale getirmektedir” diye konuştu.

Dış borcun hala yüksek, enflasyonun istenen seviyede olmadığını ve rezervlerin düşük olduğunu belirten Kaslowski, yeni şoklarla karşılaşmamak için hız, kapsam, içerik ve güven unsurlarına yönelik bütüncül bir program içine girilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Kaslowski ayrıca, Avrupa Birliği üyelik perspektifinin de Türkiye’ye duyulan güveni ve yatırımcı ilgisini güçlü ve kalıcı olarak artıracak unsur olduğunu belirtti.

Konuşmanın tamamına ulaşmak için tıklayınız

Sendika.Org