Robotlar tüm işleri ele mi geçiriyor? – Dean Baker

Robotların tüm işleri ele geçirdikleri senaryoyu savunanlar ekonomistlerin mutabık olduğu düşünceye ters gittiğini bilmeli

Robotlar tüm işleri ele mi geçiriyor? – Dean Baker

Ekonominin, ekonomistlerin anlaması için fazla basit olduğunu söyleyen eski bir söz vardır. Çevremizde de bunun birçok kanıtı bulunmakta. Ne de olsa, çöküşü bizi büyük durgunluğa sürükleyen 8 trilyon dolarlık konut balonunu neredeyse hiçbir ekonomist öngöremedi. 1990’ların sonlarındaki borsa balonu günlerinde, her iki politik partiden ileri gelen ekonomistler Sosyal Güvenlik parasını ya tümüyle imkânsız ya da en iyi halükârda fazlasıyla mantıksız kâr varsayımlarına dayanarak menkul kıymetler borsasına koymak istemişti.

Robotların tüm işleri üstlerine aldığı sonu gelmez korku hikâyeleri ya da otomasyon tehdidi, bu moda uyuyor. Ana akım medyada sürekli tekrarlanan bir tema olmasına rağmen, aslına bakarsanız kulağa hiç de mantıklı gelmiyor.

İnsan işgücünün yerine teknolojiyi koyma fikri eski bir hikâye. Buna “verimlilik artışı” deniyor. Bu fikri kapitalist bir ekonomiyi benimsediğimizden beri görüyoruz. Hatta hayat standardımızda kalıcı iyileşmeleri sağlayan da bu. Eğer tarımda devasa bir verimlilik artışı olmasaydı, ülkenin büyük çoğunluğu hala tarlalarda çalışıyor olacaktı ya da hepimiz aç kalacaktık.

Fakat teknolojideki devasa gelişmeler sayesinde, işgücümüzün yüzde 2’sinden azı şu anda tarım sektöründe çalışıyor. Ve yine de hala büyük miktarlarda yiyecek ihraç edebiliyoruz.

Eğer robotlar işimizi elimizden alacak endüstrisi yüzyıl önce etrafta olsaydı, bizi benzinli traktörlerin tarlalardaki işgücü ihtiyacını ortadan kaldıracağı hakkında uyarıyor olurdu. Radyo programlarında (radyoyu 1919’un geleceğinden çalıyoruz) ileri gelen uzmanların bizi yakında hiçbir yerde kimse için iş kalmayacağına dair uyardığı, kulağa gayet ciddi gelen tartışmalar duyuyor olurduk. Bizlere bu karanlık geleceğe esasında bütün toplumu baştan organize ederek hazırlanmamız gerektiğini söylerlerdi.

Tamam, bu hikâye gerçekten olabilecek en yanlış senaryo, ama eğer herhangi birisi robotlar işlerimizi çalacak hikâyesini yutarsa, bu sefer neyin farklı olduğunu anlamaya uğraşsalar iyi olur. Bir işçinin işini bir traktöre kaybetmesiyle bir robota kaybetmesi arasında nasıl bir fark olabilir ki?

Robotlar ve verimlilik artışı konusunda ciddileşelim

Robotlar işlerimizi çalıyor düşüncesinin olayı basitçe verimlilik artışında devasa bir büyüme. Taksileri ve kamyonları sürmek, market raflarını doldurmak, kasalarda çalışmak gibi birçok iş insanlar yerine robotlarla yapılacak. Bu senaryoyla ilgili üç sorun var:

1) Henüz böyle bir şey olmuyor;

2) Politika tasarımına dahil olan kimse böyle bir şey olmasını beklemiyor;

3) Eğer böyle bir şey olursa bu bizim için büyük ihtimalle hızlı bir gelir artışı ve daha iyi yaşam koşulları anlamına gelirdi.

İlk noktayı ele alırsak, daha da ileriye gitmek şöyle dursun, verimlilik artışı geçtiğimiz yıllarda aslında bayağı yavaştı. 1995’ten 2005’e kadar kuvvetli bir verimlilik artışı periyodu yaşadık, yıllık oran yüzde 3,0’ın sadece biraz altındayken. Fakat bu kuvvetli artış 2006’da pek de anlaşılamayan sebeplerden aniden durdu.

2006’dan beri, verimlilik artışının yıllık oranı yüzde 1,3’ün altına düştü. Bazıları (buna ben de dâhilim) daha sıkı bir emek piyasasının verimlilik artışını yükselteceğini düşünmüştü, fakat bugüne kadar henüz böyle bir şey görmedik. Geçtiğimiz son iki yılda verimlilik artışı ortalaması yüzde 1,2’den düşük seyretti.[1] Uzun lafın kısası, ortada robotlar, otomasyon ya da başka bir şeyin insan işgücünün yerine geçtiğine dair herhangi bir kanıt bulunmamakta.

İkincisi, Kongre Bütçe Ofisi (KBO), Sosyal Güvenlik İdaresi (SGİ) ve diğer tahmincilerden gelen, gelecekteki verimlilik artışına dair öngörüler hâlihazırda bulunmakta. Bu kurumların hiçbiri verimlilik artışında büyük bir hızlanma görmüyorlar.

En son öngörülerde, KBO önümüzdeki on yıllık verimlilik artışı oranını yıllık yüzde 1,8 olarak belirtti. Bu geçtiğimiz 13 sene içinde gördüğümüzden biraz daha iyi, fakat devasa bir işgücü değişiminin göstergesi olmaktan da fazlasıyla uzak. 2018 Sosyal Güvenlik Mütevelli Heyeti Raporu uzun soluklu yıllık verimlilik artışı oranını ekonomi genelinde yüzde 1,68 olarak belirliyor. Ekonomi genelindeki oran genellikle tarım dışı sektörlerdekinden yüzde 0,2 daha az olduğu için, bu tarım dışı sektörlerde yüzde 1,9’un hemen altında bir orana tekabül eder. Yine söylüyorum, burada şimdiki seviyelere göre bir iyileşme mevcut, fakat KBO’nun anlattığından pek de farklı değil.

OECD, IMF ve başka organizasyonların öngörülerine de göz atabiliriz, fakat hepsi aşağı yukarı aynı senaryoyu gösteriyorlar. Hiçbiri verimlilik artışında, robotların bütün işleri ele geçirmesiyle bağdaştırılabilecek devasa bir artış göstermiyorlar.

Bu böyle bir yükselişin imkânsız olduğunu göstermiyor, ne de olsa, 1995’te nasıl bir yükseliş başlamış olursa olsun, bütün bu organizasyonlar 2006’daki yavaşlamayı öngöremediler. Yani verimlilik trendlerini öngörmedeki karneleri pek de parlak değil fakat robotların tüm işleri ele geçirdikleri senaryoyu savunan herhangi bir kimse ekonomistlerin mutabık olduğu düşünceye ters gittiğini bilmeli.

Son nokta ise, eğer robotlar işgücüne daha fazla katılacaksa ne olmuş? 1995’ten 2005’e kadar ve çok daha uzun süren 1947’den 1973’e kadarki II. Dünya Savaşı sonrası Altın Çağ’da neredeyse yüzde 3,0’lık bir verimlilik artışımız oldu. Bunlar görece düşük işsizlik seviyesinin olduğu ve kuvvetli gelir artışının olduğu periyodlardı.

Robotların daha fazla işi ellerine aldıklarını düşünelim, verimlilik artışının yükselme hızı ne olurdu? Yüzde 3,0’lık bir oran harika olurdu, ama senaryo neden bu verimlilik artışı oranlarını gördüğümüz geçmişten farklı olurdu? Yüzde 4,0’lık bir artış mı olurdu, yüzde 5,0’lık mı? Eğer gerçekleşirse, bunun daha da hızlı bir gelir artışı ve/veya daha kısa çalışma süreleri anlamına gelmemesi için bir neden var mı?

İnsanları şu anda ne noktada olduğumuza odaklayın, Federal Rezerv Kurulu geçtiğimiz iki senedir faiz oranlarını ekonomiyi bilerek yavaşlatmak amacıyla yükseltiyor. Çok fazla istihdam yarattığımız konusunda belirgin bir şekilde endişeli. Sorun şu ki, hızlı istihdam artışı, emek piyasasının gittikçe daha çok sıkışmasına ve dolaylı olarak da daha hızlı ücret artışına yol açacaktır. Daha hızlı bir gelir artışı da enflasyon oranında yükselişe yol açabilir.

Eğer verimlilik artışı birdenbire hızlanırsa, ABD Merkez Bankası (FED) faiz oranları konusunda daha ölçülü davranmak zorunda kalacak, hatta belki de oranları düşürmek zorunda kalacaktır. Daha hızlı bir verimlilik artışı görülen bir ortamda enflasyon konusunda endişelenmek için pek sebep olmayacaktır.

Yani, uzun lafın kısası, robotlar, otomasyon, yapay zekâ ya da başka bir şey yüzünden devasa bir istihdam kaybı için şu anda herhangi bir sebep görmüyoruz. Gelecekte bu değişebilir, fakat bunun devasa bir istihdam kaybına yol açacağını düşünmek için pek az neden var.

Robotlar düşük vasıflı işleri alıyor

İstihdam-öldüren robotlar hakkında insanların akıllarında olan başka bir senaryo daha var. Devasa bir istihdam kaybı değil de robotların daha az beceri gerektiren işleri alması gibi. Robotların, verimlilik artışında büyük bir artışa yol açmasalar bile, şu anda düşük eğitim seviyesindeki çalışanların yaptığı işleri ellerinden alacağı düşüncesi hâkim.

Bu ekonomide “beceri-yanlı teknik değişim” (SBTC) olarak ortaya çıkmış eski bir hikâye. Eskiden, lisans mezunu olan ve olmayan çalışanlar arasında 1980’lerde ortaya çıkan gelir farkını açıklamak için kullanılıyordu. Arkadaşlarım Jared Bernstein ve Larry Mishel, endüstrinin daha çok lisans mezunu çalışan araması ile herhangi bir teknoloji ölçütü arasında bir bağlantı olmadığını gösterdiler.

Beceri yanlı teknik değişim hikâyesi 1990’larda ve geçtiğimiz on yılda lisans mezunu olan ve olmayanlar arasındaki gelir farkında pek bir değişim olmayınca gittikçe zayıfladı; hem de bilgi teknolojisi sayesinde 1995 ve 2005 arasında verimlilik artışında bir patlama yaşanmış olmasına rağmen. Açıkça belli ki bu basit hikâye işe yaramadı.

Geçtiğimiz on yılda SBTC hipotezinin gözden geçirilmiş ve en belirgin şekilde David Autor tarafından desteklenen bir versiyonu daha vardı. Bu “ortadakini oyup çıkarma” hikâyesiydi ve öne sürdüğü şey de orta gelir getiren işlerin hızla yok olduğu ve orta sınıf işler teknolojiye bırakıldıkça eşitsizlikte bir artışa sebep olduğuydu. Buna Larry Mishel, Heidi Shierholz ve John Schmitt tarafından yazılan bir makalede değinilmişti ve makale ortasını boşaltma hikâyesinin 2000’ler on yılına hiç uymadığını gösteriyordu.

Ekonomistlerin eşitsizliği teknolojiye bağlamak konusundaki büyük çabalarına rağmen, veriler senaryoya hiç uymuyor. Bu gelecekte teknolojinin eşitsizlikte bir artışa yol açmayacağı anlamına gelmiyor, sadece şu ana kadar bunun gerçekleştiğini hiç görmedik. Bu bağlamda şuna da değinmek gerekir ki, lise diplomasının altında bir diplomaya ya da sadece lise diplomasına sahip ve biraz da lisans görmüş çalışanların işsizlik oranları durgunluk döneminin öncesindeki en alt rakamlara kıyasla düşük olmakla birlikte; sadece lisans diplomasına sahip çalışanların işsizlik oranları hala bir miktar daha yüksek. Geçen haftaki gönderimde de belirttiğim gibi, sadece lisans diplomasına sahip çalışanlar aynı zamanda son dört senedir en düşük gelir artışına da sahip olan grup da aynı zamanda.

Eğer robotlar işlerimizi ele geçirmiyorlarsa ya da az eğitimli çalışanların gelirlerini baskılamıyorlarsa, gelecek ne olacak?

Eldeki verilere bakarsak, şu ana kadar gördüğümüz eşitsizlik için robotları ve teknolojiyi suçlamak zor fakat bu, gelecekte bu problemle karşılaşmayacağımız anlamına gelmiyor. Hiçbirimizin geleceği göremeyeceğini düşünürsek bu doğru olabilir ama bu konuda biraz daha derinlemesine düşünelim.

İnsanlar teknoloji sayesinde değil, bu teknolojiyi patenti ve kullanım haklarıyla birlikte belirli insanlara verdiğimiz için zengin oluyorlar. Bu tartışılabilir bir nokta değil. Bill Gates’in 100 milyar doları var çünkü imtiyaz haklarını Windows şirketine ödemeden Windows yazılımları içeren bilgisayarlar üretmeye kalkacak birisini tutuklarız.

Argüman şu ki, Gates gibi insanları yenilik üretmeleri ve yaratıcı işler yapmaları için teşvik etmek istiyoruz. Ama eğer eşitlik hakkında endişeleniyorsak bu insanlara biraz daha az teşvik verebiliriz. Eğer argümanımız bunun daha yavaş bir verimlilik artışına yol açacağıysa, bu bizim açımızdan sorun teşkil etmiyor. Sonuç itibariyle, sorun devasa verimlilik artışı oranları göreceğimizdi, öyleyse oranın biraz daha az devasa olmasını ama daha az eşitsizlik olmasını kim umursar? (Rigged’in 5. bölümünde daha az korumayla daha hızlı verimlilik artışı sağlayabileceğimize inanmak için iyi sebepler olduğu konusunu tartışmıştım.)

Kısacası, robotların işlerimizi ele geçirmesi hikâyesiyle ilgili hiçbir şey kulağa mantıklı gelmiyor. Şu ana kadar olmadı, hiçbir büyük devlet kurumu ya da uluslararası organizasyon bunun yakın zamanda gerçekleşmesini beklemiyor ve eğer böyle bir şey olursa da, bu çalışanlar için iyi bir senaryo olur. Eğer robotlar eşitsizliğe yol açarsa, bu bizim robot politikamız yüzünden olur, robotlar yüzünden değil.

Evet, bu konuda fazlaca yazıyorum. Çünkü robotların işleri ele geçirdiği hikâyesi New York Times, Washington Post ve National Public Radio gibi yerlerde sürekli ortaya çıkıyor. Bu konuyu bu kadar ciddiye almamalılar ama alıyorlar. Bu da demek oluyor ki, işin gerçeğini ciddiye alan insanlar olarak buna karşı çıkmak için elimizden geleni yapmalıyız.

Not: Bu yazı orijinal olarak ekonomi genelindeki verimlilik artışı oranının tarım dışı iş sahalarından yüzde 0,2 puan yukarıda olduğunu söylemekteydi. Dumdedumdum’a yorumunda bu yanlışa dikkat çektiği için teşekkürler.

Bu yazı ilk olarak Dean Baker’ın bloğunda yayımlanmıştır.

Dipnotlar:

[1] Productivity data can be found at the Bureau of Labor Statistics data portal https://www.bls.gov/data/#productivity.

[Counter Punch’taki İngilizce orijinalinden Aylin Aydoğan tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]