Öcalan’ın açıklaması iktidara değil demokrasi güçlerine destek – İnci Hekimoğlu (Artı Gerçek)

HDP yetkilisi: “Öcalan’ın demokratik siyasetten ve demokratik çözümden bahsetmesi bugünkü faşist blokla yol alınamayacağının en açık ifadesi.”

Öcalan’ın açıklaması iktidara değil demokrasi güçlerine destek – İnci Hekimoğlu (Artı Gerçek)

İmralı Cezaevi’ndeki Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit uygulamasının kaldırıldığı açıklandı ve demokratik kamuoyunun ama öncelikle beyaz tülbentli annelerin yüreği ağzında beklediği o mesaj geldi.

3 bini cezaevinde, üç bini dışarıda olmak üzere 6 bin kişi açlık grevindeydi. Açlık grevini ölüm orucuna dönüştürenlerden 400’ü kritik aşamaya gelmiş, 30 kişi ise ölüm sınırındaydı.

Açlık grevinde 200 günü dolduran HDP milletvekili Leyla Güven ve açlık grevindeki binlerce kişi yeni bir ölüm haberi gelmeden Öcalan’ın “Açlık grevi ve ölüm oruçları amacına ulaştı, eylemlerin sonlandırılmasını bekliyorum” açıklamasına uyarak eylemi sonlandırdıklarını duyurdu.

Avukatların Öcalan’la görüştürülmesine ilk olarak İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener tepki göstererek “Derhal o müzakere masasından kalkın” dedi. Konuyu Millet İttifakı’nın seçim propagandasının temel malzemelerinden biri yapacağının işaretini verdi.

Henüz CHP yetkililerinden açıklama gelmedi. İstanbul seçimlerinde Kürt oylarının kilit rolü göz önüne alındığında Akşener gibi radikal bir tepki vermesinin, siyaseten kendi ayağına sıkmak olacağını hesaplıyorlardır herhalde.

Bir kesim ise, Öcalan’ın mesajında buna ilişkin hiçbir veri olmamasına ve her defasında boşa düşmelerine rağmen yeniden bildik “HDP, AKP ile anlaştı” teranesine başladı bile.

Peki HDP, AKP ile anlaştı mı, Öcalan’ın yaptığı açıklama seçimlere yönelik bir mesaj taşıyor mu, demokratik siyaset ve demokratik çözüme ilişkin vurgusu ne anlama geliyor?

Bu sorulara en doğru yanıt verecek HDP yetkilileri olduğundan, ben de bir HDP yetkilisi ile konuştum.

Öncelikle hukuksuzluk ve yasa tanımazlık olan mutlak tecridin kaldırılmasının çok önemli bir başarı olduğuna dikkat çektikten sonra, Öcalan’ın açıklamasını dört başlık altında toplayan HDP yetkilisi şunları söyledi:

“Öncelikle açıklanan metinde bunun bir müzakere olmadığının altı çizildi. Ve dört konuya vurgu yapıldı: Demokratik siyaset, demokratik çözüm, onurlu barış, Suriye meselesi.

Demokratik siyaset kimsenin hayır diyemeyeceği çünkü hukuku var eden bir alan. Demokratik çözüm ise 4 yıl önce de dile getirilen şartları kapsıyor. Demokratik siyasetin arkasından hemen demokratik çözüme vurgu yapılması çok önemli.

Öcalan ‘demokratik siyaset’ ve ‘demokratik çözüm’ çağrısını AKP’ye değil herkese yapıyor. Yalnız partilere değil, emek örgütlerine, kadın hareketine, sivil topluma. Kürt meselesinde herkesin muhatap ve müdahil olacağı bir demokratik çözümden bahsediyor. Çözüm herhangi bir partinin ya da devletin belli organlarına bırakıldığında ülkeyi nereye sürüklediği belli.

Bu çok kıymetli, biz de HDP olarak bu siyaseti önceledik hep. Bu çağrının bir yanı da toplumsal uzlaşmayla yeni bir demokratik anayasa yapılmasıdır.”

Herkesin en çok merak ettiği, görüşmenin HDP seçmeninin tavrında değişim yaratıp yaratmayacağı sorusuna verdiği yanıt ise her seçim öncesi aynı soruya yanıt vermenin getirdiği bıkkınlığı taşıyordu biraz da:

“Bu görüşmelerin seçim sürecine bir etkisi olması mümkün değil. Şöyle bir şeyden insanların artık kendini kurtarması lazım. Bu soru gerçekten HDP seçmenlerini ve çoğunluğunu oluşturan Kürt seçmenini çok kırıyor. Biz 31 Mart’ta gereken açıklamayı yaptık. Stratejimiz netti. Demokratik siyasetin önünü açacak da bu tavrımızdı ve açtı da zaten. HDP seçmeni farklı bir yere savrulmaz.”

Aynı yetkili ‘Öcalan’ın bu konuya yönelik özel bir şey söylemese de demokratik siyasetten ve demokratik çözümden bahsetmesinin bugünkü faşist blokla yol alınamayacağının en açık ifadesi olduğunu’ da ekledi.

Demokratik siyasetin kimsenin itiraz edemeyeceği bir alan olmasına karşın, demokratik siyasetin içine Öcalan’ı katmayı bir kesimin içine sindiremediğini belirten yetkili “Kürt meselesinin çözümü için hem Türkiye hem Suriye’de bir muhataba ihtiyaç varsa birinci elden Öcalan’dır” dedikten sonra şöyle devam etti:

“Böyle bir muhatabın olmadığı yerde, ne konuşulması ne de konuşulanların yerine getirilmesi mümkün değil. Küresel siyasetin odağı Ortadoğu ise Suriye’de de burada da en güçlü dinamik Kürt meselesine ilişkin dinamikler. Beraber düşündüğümüzde demokratik siyasetin kendine açacağı yol Suriye’de de çözüm getirir. Öcalan’ın çağrısındaki en önemli nokta sınır tartışması yapılmadan, her ülkenin toprak bütünlüğü içindeki çözümlere vurgu yapmasıydı.

Bunun için herkesin demokrasi meselesinde bir ittifaka rıza göstermesi gerekir. Biz de HDP olarak demokrasi ittifakı diyerek bunun çağrısını yaptık. Kendimizi dayatan değil birlikte siyaset yapma çağırısıydı. Önümüzdeki dönemde de bunun mücadelesini vereceğiz.”

Bir yandan tecrit kaldırılırken paralel olarak cezaevlerinde baskının artması ve Halfeti örneğinde görüldüğü gibi 90’ların işkence yöntemlerine geri dönülmesini nasıl yorumladıkları sorusuna şu yanıtı aldım:

“İktidar yekpare bir blok değil. Siyasetin farklı eğilimleri aynı yerden okumuyorlar siyasi gelişmeleri. Siyaset kurgusal bir yere oturtulup tek bir pencereden okunamaz. Burada güçler çatışması, karşı karşıya gelen siyasi dinamiklerin mücadelesi kaos ve belirsizlik ortamından çıkışı belirleyecektir.

Esas olarak demokrasi güçlerinin samimi bir demokrasi ittifakı, demokrasi mücadelesi ortaya koyması belirleyici olacaktır. İmralı görüşmeleri ile beraber demokrasi güçlerinin eli güçlenmiştir. Ama şunu eklemeliyim, şu saate kadar beklenen heyecanı yaratmamış oluşu demokrasi güçleri karşısındakilerin elini güçlendirir.”

Seçimlerin taşıdığı risklere de değinerek, “sınırdan bir iki füze bu tarafa sallanabilir tabii ama mesele demokratik siyasetin önünü açmak mı tıkamalarına izin vererek iktidarlarını sürdürmelerine razı olmak mı?” dedikten sonra ‘Samsun fotoğrafı’na atıf yaparak çok önemli bir noktaya vurgu yaptı:

“O fotoğraf 23 Haziran’a değil 24 Haziran’a ilişkindi. CHP ve diğer partilerin artık alışagelmiş siyaseti tekrar ederek yol kat edilemeyeceğini, bir yere varılamayacağını görmeleri gerekir. Demokrasi güçlerinin iktidarın yeni bir Yenikapı ruhu çağırarak, ülkeyi çatışma ve savaş koşullarına sürüklememesi için iyi bir dayanışma göstermesi gerekir.”

Ancak konuştuğum parti yetkilisinin bu önemli uyarısının yanı sıra altı çizilmesi gereken bir uyarısı daha vardı ki, demokratik kamuoyunun önümüzdeki günlerde gündemine gelecek en önemli konulardan biriydi.

“Bütün umudu bir belediye başkanlığı seçimlerine bağlamak, şahıs siyasetini yeniden fetişleştirmek bu siyaset aralığında büyük bir tehlike. İmamoğlu seçilirse demokrasi mücadelesi bitecek mi?”

Evet, kritik nokta da burası zaten. Mesele ne seçimle başlıyor ne de seçimle bitiyor. Mesele, demokratik hukuk devletinin inşası sürecinde toplumsal dinamiklerin kararlılığı ve seçim sürecinde gösterdikleri dayanışmanın sönümlenmesine izin vermemekte.

Kaynak: Artı Gerçek