Liselerde eğitim sistemine yönelik yeni düzenlemeler üzerine

Değişen “eğitim sistemi” değil, yeniden düzenlenen bir eğitim sistemidir. Özetle bir eğitim reformundan söz etmek mümkün değil. Hele hele bir “eğitim devrimi” ise şimdilik tam bir ütopya

Liselerde eğitim sistemine yönelik yeni düzenlemeler üzerine

Liselerde “eğitim sistemi” yeniden düzenleniyor. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), yaptığı basın açıklamasında yeni ortaöğretim sisteminin ana maddelerini açıkladı. Yeni modelin 2020-2021 eğitim yılında hayata geçirileceği ve bu geçişin kademeli olarak gerçekleştirilerek tamamlanacağı açıklandı.

MEB’in verdiği ön bilgiye göre yapılacak eğitim düzenlemesi öncelikle liselerde “kariyer ofisleri” açılması, ders sayısının azalması ve her öğrenci kendi istediği dersleri seçebilmesi esas düzenlemeler söz konusu olacak. Buna koşut olarak, liselerde “bilgi kuramı” dersinin zorunlu ders olacak, uygulamalı eğitime ağırlık verilecek, son sınıflarda yenilikçi dersler ve üniversiteye hazırlık destek çalışmaları gelecek. Düzenleme, lise öğrencilerinin her alandan ders alabilecekleri dengeli bir ders çizelgesi kavuşmasını hedeflemekte, bununla ilgili olarak da haziran ayında derslerin ağırlığı hafifletilerek, onun yerine proje sunumları, portfolyo hazırlıkları gibi genel beceri etkinlikleri şeklinde özetlenmiş bir içeriğe sahip. Düzenleme 2020-2021 eğitim yılında 9. sınıflardan başlayarak kademeli bir şekilde uygulanmaya başlanacakmış.

Birincisi, değişen şeylerin bir “sistem” değişimi değil, sisteme ilişkin bazı düzenlemeler olduğunu belirtmekte yarar var. Dolayısıyla değişen “eğitim sistemi” değil, yeniden düzenlenen bir eğitim sistemidir. Özetle bir eğitim reformundan söz etmek mümkün değil. Hele hele bir “eğitim devrimi” ise şimdilik tam bir ütopya.

Söz konusu eğitim düzenlemesine gelince, sözü edilen eğitim düzenlemesi yeni bir şey değil. Denenmiş, bilinen ve altyapısı ve üstyapısı hazırlanmadan sonuç alınmasının mümkün olamayacağı bir düzenlemedir.

Sadece muhalif olmak için muhalefet yapılmaması gerektiği bilincini ve değerlerini koruyarak, yani yeni, iyi, yararlı ve güzel olan bir şeye karşı çıkılmaması gerektiği ahlakına sahip olarak rahatlıkla söyleyebiliriz ki, söz konusu bu yeni düzenleme, yeni değildir. Söz konusu liselere ilişkin eğitim düzenlemesi çok benzer olarak “kredili eğitim sistemi” adı altında 90’lı yıllarda kullanılmış ama pratikte yaşanan açmazlar, yetersizlikler, diğer eğitim aktörlerinin olması gerektiği düzeyde oluşturulmamış olması ve en önemlisi de öğretim amaçları açısından soyutluğu nedenleriyle verim alınamamış vazgeçilmiş bir düzenlemedir.

Bakış açısı ve yaklaşımı ilk anda güzel bir eğitim yaklaşımı gibi görünse de işin uygulamasında olağan üstü problemler çıkmaktadır. Çünkü önerilen değişiklikler “ilkokuldan üniversiteye kadar” var olan eğitim düzeni kurgusundan hareket etmemekte, bağlaşık ve bütünsel bir eğitim modelinin anlamlı bir parçası olamamaktadır. Daha ilkokullara başlama yaşının dahi doğru ve bilimsel olarak standardize edilmediği, 4+4+4 kesintili eğitim uygulamasının mevcut şekliye sürdürüldüğü, 10-11 yaşlarındaki çocukların salt ideolojik nedenlerle ortaokullaşma cenderesine sokulduğu, çocukların 12 yaşlarından itibaren gelişim özellikleri, ilgileri ve yetenekleri açısından gözlemsel ve deneysel olarak kayıt altına alınarak yönlendirilmelerinin sistematik olarak yapılmadığı, lise döneminde yönlendirmeye bağlı uzmanlaşmaya başlama eğitimlerine geçilemediği bir eğitim sisteminde, liselere yönelik eğitimde yeni düzenlemeler asla işe yarayacak ve amaçlanan bir verim sağlayacak bir çalışma olamaz. Üstelik bu ergenlerin üniversiteye geçişleri ile ilgili kıyaslamaya ve seçmeye dönük ölçme değerlendirme aynı şekilde devam ediyor ve edecek iken.

Türkiye’de eğitim ile ilgili olarak sürekli değişen veya değiştirilen şeyin “eğitim sistemi” olduğu söylemi ve düşüncesi yaygındır. Aslında değişen veya değiştirilen şey, öğretim ve öğrenmeye ilişkin bağlı bazı eğitim düzenlemeleridir. Oysa eğitim sistemi değişikliği bambaşka bir şeydir. Değişen veya değiştirileni şeyin “sistem” olduğunu telaffuz etmemiz için öncelikle “zihniyet” değişikliğinin söz konusu olması gerekir. Yani eğitim felsefesinin değiştirilmiş olması gerekir. Örneğin bu anlamda Türkiye’de imam hatip okulları kurulması eğitim sisteminde değişiklik olarak tanımlanabilir. Çünkü işin eğitim felsefesi temelli değişimi ve amacı söz konusudur. Keza meslek liseleri de öyle.

Sonuç olarak, eğer eğitim sisteminde bir değişiklik amaçlanıyor veya böyle bir nitelendirmeyi gözlemlemek istiyorsak, bunun öncelikle eğitim felsefesinden hareketle gerçekleşen bir değişim olması gerekiyor. Eğitim amaçları ve eğitim yapılanmasının “Eğitim üretim içindir”, “Eğitim bireysel olarak kendini gelişmektir”, “Eğitim kamucu ve kolektif yaşamayı öğrenmektir” gibi üretim ilişkileri ve insan üzerine temellendirilmesi gerekir. Bunun için de okulları mimarisinden ve kullanım planlamasından tutunuz, okul-hayat ilişkisine, öğretmen niteliğine, öğretim programlarının niteliği ve niceliğine kadar, her şeyin belli bir disiplin içinde kurgulanmış olması gerekir.

Bir ülkenin eğitim sistemi o ülkenin ekonomi-politiğini, bir ülkenin ekonomi-politiği o ülkenin eğitim sistemini belirler. Türkiye’nin ekonomi-politiğine baktığınızda eğitim sistemini, eğitim sistemine baktığınızda ekonomi-politiğini gözlemlersiniz.