“Kara Sevdalı Bulut” filminin sansür öyküsü

“Kara Sevdalı Bulut” dosyasının belgelerini ve yönetmenin daktilo ile yazdığı notları incelediğinizde göreceksiniz ki, dönemin aydınları Muammer Özer’e sırt çevirmiş, polis ve adalet sistemi onu hedefe koymuş, sinemacılar da polisle çalışarak filmi sabote etmişlerdir

“Kara Sevdalı Bulut” filminin sansür öyküsü

40 yıldan uzun süredir İsveç’te yaşayan yönetmen Muammer Özer bana bir dosya gönderdi. Bu dosya “Kara Sevdalı Bulut” filminin[1] başına gelenleri anlatıyordu. Kendisinin kitap hazırlamak için toparladığı notlar, bilgi ve belgelerden oluşan bu dosyayı sinematek.tv’de yayımlayabileceğimi söyledi. Ve filme ilişkin belgelerin yer aldığı bu dosya ilk defa 24 Mayıs 2019 tarihinde sinematek.tv’de yayımlandı.[2]

 

Muammer Özer “Kara Sevdalı Bulut” filmini 1987 yılı Aralık ayında çekmeye başlar. Filmin ve yönetmenin başına gelmeyen kalmaz.

Filmin başrol oyuncuları Haluk Bilginer ve Zuhal Olcay’dır.

“Kara Sevdalı Bulut” 2015 yılında, 10. İşçi Filmleri Festivali’nde izleyici karşısına çıkar.

Bu yazıyı hazırlarken Muammer Özer’e filmle ilgili bazı sorular sordum, o da içtenlikle yanıtladı.

Filmi yapmaya nasıl karar verdiniz? Sizi bu filmi yapmaya yönelten neydi?

12 Eylül 1980. Stockholm’e Türkiye’de darbe olduğu haberi geliyor. Darbeyi içimde yaşıyorum. İnsanlar kurşunlanıyor, asılıyor, gece-gündüz ani baskınlarla sıcak yuvalarından alınıp soluk hücrelere atılıyor. Gün geceye dönmüş ve orada bir darbe var uzakta. Gitmesek de, görmesek de.

Sanatçı sorumluluğum ve sinemaya olan tutkum 12 Eylül faşizminin acılarını anlatan “Kara Sevdalı Bulut” filmini çekmemi zorunlu kıldı. Filmin senaryosunu 12 Mart 1971 darbesinde kendi yaşadıklarımdan, 12 Eylül 1980 darbesinden etkilenmiş olanların anlattıklarından ve basında çıkan darbeyle ilgili haberlerden esinlenerek yazdım. Bu filmi çekeceğimi duyan yapımcı Kadri Yurdatap Stockholm’e telefon edip “Bu filmi size yaptırmayacağım” diye tehditler savuruyor ve gelecekteki ihbarının ilk haberini veriyor. Ve ben Don Kişot gibi cebimdeki 100 bin lira civarında bir parayla, her şeyi göze alıp “Biz de yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” deyip, cuntacıların ve faşizmin nabzını tutmaya, suçluları sorgulamaya İstanbul’a geliyorum. Yıl 1987. Darbeciler ve işbirlikçi politikacılar Avrupa Ortak Pazarı’na girebilmek için Türkiye’de demokrasinin varlığına ve cuntanın yokluğuna inandırmaya çalışıyorlar iç ve dış kamuoyunu. Bu film, Türkiye’de demokrasinin gerçekten var olup olmadığını kanıtlayacaktır diyerek girişiyorum işe.

Haluk Bilginer ile nasıl tanıştınız?

Ben Haluk’u ilk defa İsveç televizyonunda gösterilen bir İngiliz dizisinde gördüm. Zuhal ile görüşmemde onun Haluk’la bağlantısı olduğunu öğrendim. Zuhal, Haluk’un siyah beyaz fotoğraflarını verdi ve Haluk’un bir çeşit reklamını yaptı. Ben karar verince durumu Haluk’a o bildirdi. Haluk’un Türkiye film piyasasına ilk adımını atma isteği anlaşmamızı kolaylaştırdı. Ekonomik olarak ve oyuncu olarak zorluk çıkarmadı. Kaprisli, yeteneği ve kalitesi düşük Yeşilçam oyuncularından her yönüyle daha iyi olması, uyumlu ve verimli bir çalışma yapmamızı sağladı. Haluk Londra’daydı ve bizim çekimlere Londra’dan geldi, çekimlerden sonra da geri döndü. Londra’da olduğu için filmin dublajına katılamadı. “Kara Sevdalı Bulut” Haluk Bilginer’in Türkiye’de ilk filmi olmalı. Biz çekimleri 1987 yılı sonunda yaptık. Ne Haluk’tan ne de Zuhal’den Türkiye’de bizim filmden önce, Haluk’un başka bir filmde oynadığını duydum. Oynasaydı Zuhal onun reklamını yaparken mutlaka bana söylerdi.

Zuhal Olcay ile nasıl bağlantı kurdunuz?

Zuhal Olcay’ın ilk fimi Ömer Kavur’un “Amansız Yol”u olabilir. “Kara Sevdalı Bulut” Zuhal Olcay’ın ikinci ya da üçüncü filmi olmalı. Onunla tanışmama Sabahattin Çetin aracılık etti.

Çekimler sırasında yaşadığınız özel bir anınız var mıdır?

“Kamera”, “ihanet”, “boktan” ve “korku” anım olmak üzere 4 adet anımı anlatayım:

Kamera anım; parasızlıktan filmin kameramanlığını İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma 35mm Arriflex marka, kendi kameramla yapıyordum. Bir gün çekim anında, traktör gibi gürültüyle çalışan kameranın sesi, soluğu aniden kesiliverdi. Kamera durunca hayat duruyor. Başka bir kamera kiralayacak param da yok. Züğürt filmcinin zamanı da altın kadar değerli. Hemen açtım gâvurun kamerasını, aldım elime tornavidayı söktüm, taktım, üfledim, püfledim temizledim ve bir güzel de yağladım. İki saatlik tamirat arasından sonra kamera başladı yine traktör gibi gümbürtüyle çalışmaya ve biz o kamerayla çekimleri bitirdik. “Kara Sevdalı Bulut” filmi kameranın da son filmi oldu.

İhanet anım;  Zuhal Olcay çekimlerin yarısında daha fazla para talebinde bulundu ve yeni bir anlaşma imzalayıncaya kadar sete gelmeyeceğini bildirdi. Ve çekimlere bir hafta kadar gelmeyerek bana ikinci anlaşmayı zorla kabul ettirdi. Filmin yarısına kadar yaptığımız çekimleri çöpe atıp, filmi başka kadın oyuncuyla baştan tekrar çekmeyi düşündüm ama kasamda fareler cirit atarken Don Kişotluğu göze alamadım.

Boktan anım; çekimler sırasında 30-40 kişilik film kadrosu oyuncusunun, teknikerinin ve set işçisinin günlerce sıçıp, işediği evi yine ben temizlemek zorunda kaldım. Dışkıyla diz boyu dolup, tıkanan tuvaleti yapımcı, yönetmene temizlettirmeleri Türk sinemasının seviyesinin göstergesiydi.

Korku anım; çekim sürecinde ve film laboratuvarında her gün yaşadığım ihbar edilme korkusu…

Muammer Özer

“Kara Sevdalı Bulut” dosyasının belgelerini ve yönetmenin daktilo ile yazdığı notları incelediğinizde göreceksiniz ki, dönemin aydınları Muammer Özer’e sırt çevirmiş, polis ve adalet sistemi onu hedefe koymuş, bazı sinemacılar da polisle çalışarak filmi sabote etmişlerdir.

“Kara Sevdalı Bulut” filmindeki ilkler

Haluk Bilginer’in Türkiye’deki ilk filmi.

Türk sinemasında yapılmış askeri darbe filmlerinin ilki ve öncüsü.

İhbar üzerine laboratuvar çıkışı, denetime girmeden negatifi ve pozitifi emniyet güçleri tarafından “tutuklanarak”, negatifin ve kopyanın adalet sarayının deposunda suç aleti olarak hapsedilen ilk film.

Kültür Bakanlığı ve Danıştay tarafından süresiz olarak yasaklanan ve halen yasaklı olan ilk Türk filmi.

Sineray laboratuvarının sahibi Erol Ağakay ve film yapımcısı Kadri Yurdatap tarafından “Gece Yarısı Ekspresi” gibi film, yurtdışına kaçıracaklar diyerek polise ihbar edilen ilk film.

Film laboratuvarı Sineray’ın ses teknisyeni Erkan Esenboğa tarafından filmin ses bandı sabote edilen ve bütün sesleri yeniden yapılan ilk film.

Lale Film stüdyosunda ses negatifi sabote edilen ilk film.

Antalya Film Festivali ön jürisi, Tanju Gürsu (SESAM temsilcisi), Nejat Saydam, Bülent Oran, Sungu Çapan, Hayri Caner ve Oğuz Makal, Abdurrahman Keskiner’in bulunduğu Antalya’daki festival ana jürisinin, “Kara Sevdalı Bulut”un festivale alınmamasında ilk defa darbecilerle suç ortaklığı yapmaları.

Atilla Dorsay’ın “Kara Sevdalı Bulut” için “Türk erkeğini kötüleyen bu filmin festivallerde gösterilmesinden utanç duyarım” dediği film.

“Kara Sevdalı Bulut”un SESAM yetkilisi Meltem Savcı tarafından İstanbul’daki Berlin Film Festivali seçicisi Beki Probs’a kasıtlı olarak göstermediği film.

“Kara Sevdalı Bulut”un sinema yazarları tarafından Türk sinemasında günümüze kadar askeri darbeler üzerine yapılmış filmler arasında yok sayılan ilk film.

“Kara Sevdalı Bulut”un “tutuklanmasının” ardından aydınların, sanatçıların, filmcilerin, demokratların ve ilerici geçinenlerin dayanılmaz sessizliği.

Filmin negatifleri yönetmeninin kucağında, herkesin üç maymunu oynadığı ülkesinden trenle Avrupa’ya yaptığı beş günlük zorlu bir yolculuktan sonra İsveç’e kaçırılarak ölümden kurtulmuş ve kendi ülkesinde bulamadığı özgürlüğe İsveç’te kavuşan ilk Türk filmi olmuştur.

Dipnotlar:

[1] Kara Sevdalı Bulut” filmini sinematek.tv’de izlemek için tıklayınız!

[2] İlk defa sinematek.tv’de yayımlanan “Muammer Özer – Kara Sevdalı Bulut Dosyası”nu okumak için tıklayınız!

Altyazı dergisinin Haziran 2015 tarihli 151.sayısında Muammer Özer’le yapılan söyleşiyi okumak için tıklayınız!