Eğitim Sen Genel Başkanı Aydoğan’dan ‘yeni eğitim sistemi’ değerlendirmesi: “Değişim algısı yaratmaya çalışıyorlar”

Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından eğitim sisteminde yapılması öngörülen düzenlemeleri Sendika.Org'a değerlendirdi. Aydoğan, Selçuk'un açıklamalarında belirsizlikler olduğuna, düzenlemelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre biçimlendiğine dikkat çekti

Eğitim Sen Genel Başkanı Aydoğan’dan ‘yeni eğitim sistemi’ değerlendirmesi: “Değişim algısı yaratmaya çalışıyorlar”

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, dün eğitim sisteminde yapılması öngörülen değişikliklere ilişkin açıklamalarda bulundu. Selçuk’un yaptığı açıklamaya göre, ders saatleri ve zorunlu ders sayısının azaltılması, seçmeli derslerin artırılması öngörülüyor.

 

Selçuk’un açıklamalarını Sendika.Org’a değerlendiren Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, söz konusu düzenlemelere ilişkin çok ciddi belirsizlikler olduğuna; öğretmenler ve öğrenciler açısından büyük hak ihlalleri olacağına dikkat çekiyor. Aydoğan, söz konusu düzenlemelerin kamusal eğitim düşüncesiyle değil, sermayenin ihtiyaçlarına göre biçimlendirildiğinin de altını çiziyor.

“Eğitim politikalarındaki yanlışlar her kesimden tepki çekiyor”

Aydoğan, açıklanan değişikliklerin 24 Haziran öncesinde AKP’nin hazırladığı seçim beyannamesinde, sonra da Selçuk tarafından açıklanan Vizyon Belgesi’nde bulunduğunu anımsattı. Aytekin 2002’den bu yana uygulanagelen eğitim politikalarının devam ettiğini belirterek “Şunu da görüyoruz: Eğitim politikalarındaki yanlışlar, toplumun hangi kesiminden olursa olsun, seçmen olarak tercihi ne olursa olsun, sürekli tepki çekiyor. Buradan doğru, bir görüntü, bir değişim algısı yaratma sürecinin devam ettiğini görüyoruz” dedi.

Aydoğan, meselenin yalnızca “akademik takvim” düzenlemesiyle sınırlı olmadığını belirterek, “‘Dersler, çoktu, biz azalttık meselesi’ değil. Okul öncesinden yükseköğretime kadar bütün adımla birlikte planlanmalı. İkincisi müfredat, okul türü sorunu, kademelendirme sorunu, alan dağılımı, öğretmenlerin hak ve özgürlükleri bütünlüğüyle ele alınmalı” ifadelerini kullandı.

“1980 darbesinin bir ürünü”

Aytekin, matematik,  yabancı dil gibi derslerin öngörülen düzenlemede ortak dersler arasında değil seçmeli dersler arasında olduğuna; buna karşın tasavvuf ve İslam felsefesi gibi derslerin ise ortak ders olduğunu anımsattı. Aytekin, “1980 darbesinin bir ürünü olan, eğitim hakkının bir ihlali olan zorunlu din dersi meselesinin de yine zorunlu tutulduğunu görüyoruz. Matematik zorunlu olmazken, yabancı dil zorunlu olmazken, bilgi teknolojileri, temel sosyal bilimler zorunlu olmazken; din derslerinin bütün sınıf türlerinde, sınıflarda, okul türlerinde zorunlu olarak okutulacağını görüyoruz” dedi.

“Dini derslerin fiili zorunlu hale getirildiğini gördük”

Aydoğan, “seçmeli ders” söyleminin gerçeği yansıtmadığını da kaydetti. Yüzde 70’i yandaş Eğitim Bir-Sen üyesi olan okul yöneticilerinin öğrencilerin ders seçimlerini yönlendireceğin, bunun öğretmenler arasında da eşitsiz uygulamalara neden olacağını belirten Aydoğan şunları söyledi:

Örneğin bunun pratiğini biz nasıl yaşadık? 4+4+4’ten sonra da çok sayıda, içinde matematik uygulamalarından dramaya kadar seçmeli dersler açıklamıştı. Fiili uygulamasını nasıl yaşadık? Zorunlu din derslerine seçmeli din dersleri eklenmişti, okul idarecilerinin yönlendirmesiyle ve farklı branşlardan atama yapılmayıp din öğretmeninin atamasının yapılmasıyla, matematik, drama uygulamaları gibi derslerin değil, dini derslerin fiili zorunlu hale getirildiğini gördük. İmam Hatip olmayan bir ortaokul türünde bile zorunlu adı altında 4 saat matematik görülürken, 8  saat din dersi görülüyor. Burada en büyük sorunlardan birisi bu olacak ve bu ciddi bir belirsizlik.

“Norm fazlası oluşma riski var”

Aydoğan, Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı rapora işaret ederek şunları söyledi:

Bu raporda diyor ki bu sistemin uygulanması durumunda, 67 binin üzerinde öğretmen norm fazlası sorunu yaşayacak. Hem öğrencilerimizin eğitim ihtiyaçları hem de öğretmenlerimizin hakları, özgürlükleri gözetilmeden yapılan bir açıklama. Norm fazlası sorunu olması riski var. Öğretmenlere yönelik çok ciddi hak ihlalleri olacak. Aynı zamanda okul idarecilerinin yönlendirmesi üzerinden bir süreç yaşatılırsa ki çok olası, öğrencilerin eğitim ihtiyacı değil, okul idarecilerinin ideolojik tutumu veya öğretmenlerle kurduğu ilişkiler üzerinden tutumu belirleyici olacak. Çeşitli branşlardan atama bekleyen arkadaşların atama hayallerinin de ortadan kaldırılması anlamına gelecek.

“Bu yaşadıklarımız trajedi mi, komedi mi?”

Selçuk, açıklaması sırasında üniversiteye geçiş sınavının da değişeceğini söylemiş, bugün ise YÖK’ten yalanlama gelmişti. Bu iki farklı açıklamaya da değinen Aydoğan şunları söyledi:

Bu yaşadıklarımız, trajedi mi komedi mi? Bir değişiklik olacaksa da okul öncesinden itibaren değerlendirilmeli. Böyle bir değişiklik açıklandıktan üniversiteye geçiş sistemi ile birlikte düzenlenerek açıklanmalıydı bu tablo. Bakan diyor ki böyle bir çalışma da yapacağız. Normalde, evet, ortaöğretimle ilgili bir düzenleme yapıldığında mutlaka yükseköğretimle ilgili de bir düzenleme yapılmalıdır, birbirinden bağımsız düşünülemez. Ama ertesi gün YÖK tam aksi yönde açıklama yapıyor. Gerçekten nasıl, kimler tarafından, ne şekilde bu çalışmalar planlanıyor, sürdürülüyor.

YÖK, “ÜNİVERSİTEYE GİRİŞ SINAVI DEĞİŞECEK” DİYEN SELÇUK’U YALANLADI

Aydoğan, 2002’den bu yana eğitim politikalarının “dini değerler” üzerinden planlandığını belirterek “Bunu zorunlu İmam Hatipleştirme politikalarında görüyoruz. Hayal-etkinlik-yaşam üzerinden tasarım, bilgi, beceri atölyeleri oluşturacağız diyorlar ama kütüphanenin, laboratuvarın, konferans salonunun zorunlu olması gibi bir uygulama yok. Fakat okul öncesinden yükseköğretime kadar mescit zorunlu. Buradan görüyoruz” dedi.

“Kariyer, rekabet, girişim; bunlar eğitime dair kavramlar değil”

Selçuk’un, 2004 yılında müfredatı oluşturduğunu anımsatan Aydoğan, “O günden bu yana bütün müfredatlarda ve bütün protokollerde şu dile getiriliyor: İşgücü piyasasının ihtiyaçları doğrultusunda öğrenci yetiştirmek” ifadelerini kullandı. Aydoğan sözlerine şöyle devam etti:

Dünya genelinde olan bizde de olması gereken nedir? Sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda bir eğitim demezsin hiçbir zaman. Ne dersin? İnsan yararı, toplum yararı, doğa yararı, ülke yararı dersin. Sermayenin ihtiyaçları doğrultusundaki vurgular bu son açıklamada da var. Sürekli ‘işgücü piyasasıyla birlikte’, TÜSİAD gibi sermaye odaklarını da rahatlatmaya çalışan, onlara dair de bir vurgu var. Diyor ki rehberlik ve danışmanlık çalışmaları güçlendirilmesi gerekirken okullarımızda, kariye ofisleri kuracağız diyor. Kariyer, rekabet, girişim; bunlar eğitime dair kavramlar değil. Bu kavramları gördüğümüz her yerde eğitimin özelleştirilmesi politikalarının hızlandırılacağını görüyoruz; öğrencinin ihtiyacının değil, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda pozisyon almayı görüyoruz. Ortak dersler denilen dersler sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yapılandırılmış. Genel olarak kamusal eğitimi ortan kaldıran politikaların, yapılan her açıklamada bir karşılığı olduğunu görüyoruz.

Sendika.Org