Çayın yiyicileri ve günahkarları! – Süleyman Hacıbektaşoğlu (İşçi Gazetesi)

Daha önce tütünde fındıkta yaşananlar çayda da devrededir. Her şey belli bir sıra ile sürdürülüyor. Mevcut iktidar, 17 yıllık iktidarı döneminde tarım politikalarını ilmik ilmik yok etmek üzerine ördü

Çayın yiyicileri ve günahkarları! – Süleyman Hacıbektaşoğlu (İşçi Gazetesi)

Binlerce yıl önce Çin ve Hindistan’da yolculuğuna başlayan çay, 1917 yıllarında tam da birinci paylaşım savaşı yıllarında ülkemize ulaşmıştır. Batum ve çevresinde incelemeler yapmak üzere, bölgeye bir heyet gönderilmiş ve yapılan inceleme sonucu hazırlanan raporda, Batum ile benzer ekolojiye sahip Doğu Karadeniz Bölgesinde çay ve narenciye bitkilerinin yetiştirilebileceği belirtilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölgede yaşanan ekonomik ve sosyal bunalımlar, işsizlik dolayısıyla meydana gelen aşırı göç, bölge insanına gelir kaynağı ve iş alanları yaratılmasını zorunlu hale getirmiştir. 1917 yılında hazırlanan rapor da dikkate alınarak, TBMM’de 1924 yılında, Rize ili ve Borçka kazasında fındık, portakal, mandalina, limon ve çay yetiştirilmesine dair 407 Sayılı Kanun kabul edilmiştir.

Bölgenin ekonomik ve sosyal yönden kalkınması, geliştirilmesi ve göç olgusunun yarattığı sosyal problemleri azaltmak amacıyla, çay tarımı ve sanayi uzun yıllar devlet tarafından desteklenmiş ve teşvik edilmiştir. İlk yaş çay yaprağı hasadı ve kuru çay üretimi 1938 yılında gerçekleştirilmiştir. 1940 yılında çıkarılan 3788 Sayılı Çay Kanunu ile ülkemiz çaycılığı güvence altına alınmış ve çay bahçesi kuracaklara ruhsatname alma zorunluluğu getirilmiştir.

Kabusun başlangıcı

1980’li yıllara gelene kadar yaş çay alım, işleme ve pazarlama işini sadece KİT (Kamu İktisadi Teşekkülü) olan ÇAYKUR yapmaktaydı. 1984 yılında çıkartılan bir yasa ile özel çay işletmelerinin de piyasaya girmesi sağlandı.

Bu süreç üreticinin kabusunun başladığı tarih idi aslında. O dönem kimse farkında olmasa da üretici kısa sürede özel sektörün ne olduğunu anlamış oldu. Sektördeki pek çok işletme vurgun, talan anlayışı ile üreticinin çayını alıyor işliyor, satıyor, iyi paralar elde edip sektörde büyüme ivmesi yakalıyordu. Yaş çay parası ödeme zamanı geldiğinde bu firmaların çok azı dışında çoğunluğu üreticiyi mağdur duruma düşürdü. (AKFA- KARÇAY vb.)

Parası ödenmeyen üreticinin özel firmalara güveni kalmamıştı. Üreticinin tek umdu ve güveni ÇAYKUR olunca ve üretici ÇAYKUR’a ürününü satmayı tercih ederek özel sektörün hammadde sıkıntısı yaşamasına neden oldu. Bu durum ÇAYKUR’u özel sektör lehinde yeni politikalar üretmeye sevk etti.

Kota kıskacı

2000’li yılların başında kotalı alım uygulamasına geçti.

Devlet, kotalı alım uygulamasıyla yıllık ortalama dönüm başı 1050 kg kota uygulayarak üretilen yaş çayın sadece yüzde 50’sini alabileceğini söyledi. Bunun için de geçmiş çay alım politikalarını ve ÇAYKUR’un nasıl zarar ettirildiğini aslında pazarlama kapasitesinden daha çok çay alan ÇAYKUR’un yanlış politikalar yüzünden zarar ettirildiğine, dönemin siyasi gelişmeleri ve 12 Eylül’ün oluşturduğu siyaset ortamıyla inandırıldı.

Üretici, özel çay firmalarının eline bu kez kanuni düzenleme ile teslim edildi. Ürettiği çayın yarısını ya özel çay firmalarına vermek zorunda ya da dökmek zorundaydı. Daha yakın zaman önce yaşadığı tecrübeleri, sağ partilerin dinle ve milliyetçilikle soslanmış politikaları sayesinde unutuverdi. Yeniden sömürünün kucağına düşürüldü ama bu kez ona “şükür” kelimesi öğretilmişti. En büyük tesellisi ürününün yarısının garanti altına alınmış olmasıydı.

Üretici tekellerin insafına terk edildi

Çayda süreç böyle başladı. Ve bugünlere gelindi. Elbette ülkenin genel tarım politikalarından bağımsız bir durum değildi. Tüm ülkede tarım kademeli olarak yok edilip uluslararası gıda tekellerinin politikalarına terk edilmiş durumda. Çay da bundan nasibini alıyor ve yıllara yayılan özelleştirme politikaları adım adım hayata geçiriliyor.

2018 yılı itibarıyla 777.849 dekar ruhsatlı çaylık alan ve 196.342 üretici ile konvansiyonel tarım, 38.000 dekar alanda yaklaşık 12.000 üretici ile de organik yaş çay tarımı yapılmaktadır. Artvin’den Giresun’a kadar olan coğrafyada ama yoğunluğu Rize olmak üzere bölgenin ekonomik kalkınmasının temel ürünü olan çay, bugün sonun başlangıcı bir durumdadır.

Daha önce tütünde fındıkta yaşananlar çayda da devrededir. Her şey belli bir sıra ile sürdürülüyor. Mevcut iktidar, 17 yıllık iktidarı döneminde tarım politikalarını ilmik ilmik yok etmek üzerine ördü. Adım adım yalnızlaştırarak bu politikaları hayata geçiriyor. Tütüncünün ağıtlarını duymayan fındık üreticisinin ağıtını da çay üreticisi duymamaktadır. Çayın çok önemli olduğunu ve asla böyle bir şey yaşamayacaklarına inanıyorlar. Ama bugün çayda yaşanan sömürüyü fark edememekteler. Bu sorunun tek günahkâaının özel sektör olduğunu, devlet büyüğünün bu işten haberi olmadığına inanmaktalar.

Dünyanın çay üreticileri arasındaki yeri beşincilik olan yıllık ürettiği ortalama 230.000 ton kuru çay ile iç pazarın bile ihtiyacını karşılayamayan, çay sektörünün lokomotifi durumundaki ÇAYKUR nasıl zarar eder duruma düşürülür?

Geçen dönem 657 milyon TL zarar açıklayan ÇAYKUR bu durumunu üreticinin sırtına yüklemek istemektedir. Zarar eden kurumu elde tutmanın bir mantığı olmadığı üreticiye kabul ettirilmek istenmektedir. Sarayın ‘Varlık Fonu’na devredilmesiyle hukuki pozisyonunun ne olduğunu bilmediğimiz ÇAYKUR adım adım özelleştirilmeye doğru gidiyor.

Bu durum üreticiyi iyice özel sektörün eline teslim etmek, onun çay alım politikalarına kurban etmek anlamı taşıyor. Bugün özel çay piyasasını denetleyen büyük çay şirketleri/markası LİPTON, OFÇAYSAN ve DOĞUŞ ÇAY’dır. Özellikle OFÇAY ve DOĞUŞ yaptıkları yabancı ortaklıklarla çay piyasasını belirlemeye başlamışlardır.

Devletin belirlediği taban fiyatın neredeyse yarı fiyatına ve uzun vadeli çay alan özel çay firmaları artık piyasayı belirliyor. Bu durum çayda gelecek kaygısı yaratıyor. Zaten bölüne bölüne üreticinin elinde kalan dönüm azalınca çayda kazancın azalmasına da sebep oldu. Bu şekilde süren bir çay politikası demek çay üreticisinin arazisini terk etmesi anlamı taşıyor.

Çay üreticisi kimdir?

Çay üreticisi aynı zamanda gurbette iş sahibidir, emeklidir, esnaftır ve fabrikasında işçidir. Böyle bir karmaşık durum aynı zamanda çay fabrikasında çalışan işçinin de ekonomik durumunu belirliyor. Onu klasik emeğini satarak geçinen işçi pozisyonundan uzaklaştırıyor.

Çay üretim alanlarının yaklaşık yüzde 70’i 1-5 dönüm arası arazilerden oluşuyor. Bu durum üreticiyi artık küçük üretici haline getirdi ve topraktan geçimini sağlayacak gelirden mahrum bıraktı. Böyle bir durum bölgeden göç olayının hızlanmasına genç iş gücünün bölgeyi terk etmesine sebep oldu. Gençlerimiz büyükşehirlerin karmaşık ortamlarında iş peşinde koşuşturmaya başladı.

Gelirin de azalmasıyla beraber toprağını terk eden gençler köyleri yaşlılara, iş gücü olmayan büyüklerine bıraktı. Bu durum yarıcılığa ve yabancı ülkelerden gelen ucuz çalışan işçileri ortaya çıkardı.

Geçmiş dönemde yaşanan farklı kooperatifçilik ve örgütlenme modellerinde yapılan yanlışlar bugün üreticiyi bir araya getirip örgütlenmesi önünde en büyük engel. Geçmişten gelen güvensizlik bugünkü örgütlenme çalışmalarına zorluklar çıkarmaktadır. ÇAYSEN’in önünde ki en büyük engellerden birisi bu durumdur.

İşçilerin durumu nedir?

Çay sektörünün lokomotifi ÇAYKUR, bölgede en fazla işçiyi istihdam eden kurumdur. Ama bu işçi bildiğimiz anlamda işçi midir? Buna ‘evet’ cevabını vermek zor. Hem işçi, hem üretici, hem esnaftır. Bu yüzden ÇAYKUR’un özelleştirilmesi söylemlerine karşı harekete geçmek gibi bir dertleri olmamıştır.

AKP iktidarı döneminde ÇAYKUR’da örgütlü olan Tek Gıda-İş sendikası, zaman içerisinde iktidarın desteği ile bu gücünü iktidara daha yakın olan Öz Gıda İş’e kaptırmıştır. Bu çekişmeli dönemde ÇAYKUR işçisi 5 yıl gibi bir süre toplu sözleşme dahi yapamamış ama hiç sesini çıkarmamıştır.

Gelecekte bugünleri yazacak olanlar, AKP iktidarları döneminde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın kanuna aykırı uygulamalarını ve Türk-İş’in bu konudaki sessizliği ve teslimiyetini hatırlayacaklar ve yazacaklar.

‘Yandaş sendika’ nasıl büyütülür?

Bunun en açık örneklerinden biri ÇAYKUR işletmesinde yaşadı.

ÇAYKUR işyerlerinde Türk-İş’e bağlı Tek Gıda-İş ile Hak-İş’e bağlı Öz Gıda-İş arasındaki yetki mücadelesi 2008 yılında başladı. Yetkiyi Tek Gıda-İş aldı. Ancak Toplu İş sözleşmesi (TİS) görüşmelerinde anlaşma sağlanamadı. Tek Gıda-İş grev kararı aldı ve uygulamaya geçti. ÇAYKUR’un mevsimlik işçilerinin büyük çoğunluğu aynı zamanda çay üreticisi köylüdür. Bu yüzden grev başarılı olamadı. Ancak Tek Gıda-İş grevi sonlandırmadı, grev hukuken devam etti.

Çalışma Bakanlığı, hukuken grev devam ederken ve Tek Gıda-İş yetkiliyken, Öz Gıda-İş sendikasına toplu sözleşme yetkisi verdi. “Nasıl verir?” demeyin. Verir. Burası Türkiye, iktidarda da AKP var. “AKP ile Türk-İş’in arası çok iyi ama” da demeyin. Tek Gıda-İş Sendikası Türk-İş yönetimine muhalifti; Türk-İş’i eleştiriyordu. Türk-İş de muhalif sendikalarının ve üyelerinin sorunlarının çözümü için ciddi bir girişimde bulunmuyordu.

Bakanlık, Öz Gıda-İş’e kanunu çiğneyerek yetki verdi. Öz Gıda-İş’in ÇAYKUR işyerlerinde çoğunluk sağladığını belirten bir yazıyı 6 Ocak 2015 günü Tek Gıda-İş’e bildirdi. Tek Gıda-İş bu yazıya, 12 Ocak 2015 günü, süresi içinde, hem Rize 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açarak, hem de Rize Çalışma ve İş Kurumu Müdürlüğü’ne başvurarak itiraz etti.

Tek Gıda-İş’in Bakanlık’ın kanuna aykırı olarak yaptığı işleme yargı yoluyla itirazı devam ederken, TİS yetkisinin Öz Gıda-İş’e verildiği ve ÇAYKUR adına Kamu İşletmeleri İşveren Sendikası (Kamu-İş) ile Öz Gıda-İş’in toplu sözleşme görüşmelerini sürdürdüğü öğrenildi.

Bu duyum üzerine Tek Gıda-İş, Çalışma Bakanlığı’na 30.12.2014 ve 16.1.2015 tarihlerinde yazdığı yazılarda, verilen yetkinin ve görüşmenin kanuna aykırı olduğu konusunda Bakanlık’ı uyardı.

Bakanlık, 19.1.2015 günü, yetki belgesinin işleme konmaması konusunda Kamu-İş’e bir yazı gönderdi. Ancak anlaşıldığı kadarıyla, bu yazı Kamu-İş’in eline birkaç gün sonra geçti. Yazının postada olduğu varsayılan günlerde ÇAYKUR adına Kamu-İş ile Öz Gıda-İş arasında TİS imzalandı. Yetki belgesinin iptaline ilişkin yazı Kamu-İş’e ulaştığında sözleşme zaten imzalanmıştı.

Sonuç?

Üreticisi böyle, işçisi böyle bir durum var ortada. Dinci-milliyetçi politikalarla da yoğurulmuş durumdalar. Her yıl yeni bir uygulama ile karşı karşıya kalan üretici ayağının altındaki toprağın kaydığının farkında değil.

Ya bu ürüne sahip çıkacağız ve gençlerimizi geri çağırıp iş sahibi yapacağız, ya da uluslararası çay tekellerinin politikalarına teslim olup ürünümüzü ve topraklarımızı kaybedeceğiz.

(İşçi Gazetesi’nin Mayıs/Haziran 172’nci sayısında yayınlanmıştır.)