Tayyip Erdoğan kendi silahı ile vurulamasa da…*

Tayyip Erdoğan’ın sultasını devirmek için onun oyun sahasını kabul etmek ve onun silahlarıyla karşılık vermek zorunda değiliz; başka yollar, başka araçlar da mümkündür…

Tayyip Erdoğan kendi silahı ile vurulamasa da…*

Bu film, 7 Haziran/1 Kasım 2015 tarihleri arasında vizyondaydı ve biz o zaman seyretmiştik. Film güzel başlamıştı ama sonu hiç de “güzel” bitmemişti.

Tayyip Erdoğan, “hoşuna gitmeyen” seçim sonuçlarıyla yüz yüze kalınca, yani sandıktan AKP’nin tek başına hükümet kurma sonucunu çıkaramayınca, oyunun kurallarını değiştirmiş, süreci uzatmış, sonucu garantiye alınca da 1 Kasım’da seçimi yeniletmişti. Toplumsal hafızada hiçbir zaman unutulmayacak 20 Temmuz Suruç ve 10 Ekim Ankara katliamları bu dönemde gerçekleştirilmişti -ki AKP’nin 1 Kasım’da yeniden çoğunluğu elde etmesinde bu katliamlardan “fazlasıyla yararlandığı” hiçbir şüpheye yer bırakmayacak ölçüde açıktır. O gün de görülen, bugün de görülen gerçek; o beş aylık dönemde “karanlık bir el”in siyasi müdahalesinin olduğudur.[1] Bunun neresi olduğunun yanıtı da bellidir; bu sürecin sonunda kim siyasi olarak kazançlı çıktıysa o dur.

Şimdi, kabul etmek gerekir ki herkesin kafasında aynı soru var: Aynı süreç yeniden yaşanır/yaşatılır mı?

Bu kaygı hiç de yabana atılamaz! Çünkü yine ortada “hoşa gitmeyen” bir seçim sonucu mevcut. Üstelik İstanbul’u kaybetmenin AKP için çok büyük siyasi sonuçlar doğuracağı ortada iken Erdoğan’ın bu sonucu değiştirmek için bir takım “müdahaleler”de bulunmayacağı beklenemez. Hatta bu müdahaleler seçim akşamı AA’nın sonuçları açıklamayı dondurması ile başlamış ve günbegün süreci uzatmaya yönelik müdahalelerle devam etmiştir. Açıktır ki İstanbul seçiminin iptal ettirilip yeniden yaptırılması amaçlanmaktadır.

Seçimin iptal ettirilmesi için izledikleri plan kaba hatlarıyla görülebiliyor.

– Sonucu netleştirmeyip, süreci son sınırına kadar uzatıyorlar. Böylece belirsizliğin bir bıkkınlığa dönüşmesi amaçlıyor.

– Uzayan süreç içerisinde, “şaibe var” genel algısı yerleştirilmeye çalışılıyor.

– Birkaç yerde (ileride örnek olarak kullanılabilecek gerekçelerle) seçimlerin yenilenmesi kararı veriliyor.

– Sürecin uzatılması, AKP cephesinde yeni planlar yapmak için zaman da kazandırıyor.[2]

Kuşkusuz ilk hedef; İstanbul seçiminin tekrarlanması kararının alınmasını engellenmektir. Ve şu an her şey buna odaklanmış durumda!

Kabul etmek gerekir ki İstanbul’daki seçim sürecini yöneten CHP kadroları, şu ana dek iyi bir iş çıkarmaktadır. Ancak sürecin mazbata alınana kadar tamamlanmış sayılmayacağı açıktır ve bu süreç hata ya da boşluk bırakmadan ilerletilmelidir. Üstelik sorumluluk sadece CHP kadrolarına yıkılmadan AKP karşıtı tüm bileşenler aynı canlılıkla pozisyonlarını korumalı ve güçlendirmelidir.

Safları diri tutmak kadar karşı tarafın safları ayrıştırmak da önemlidir. Sadece sanal alem üzerinden değil, doğrudan yüz yüze ilişkilerle “mahalle baskısı” yaratmak hukuka, kurala, demokrasiye sahip çıkma çağrısını sürekli hatırlatmak gerekecektir. Açıktır ki durumu kabul etmek istemeyenler asıl olarak AKP belediyelerinden beslenen irili ufaklı çıkar gruplarıdır. Türkiye’deki kamu ihalelerinin neredeyse tamamını toplayan Demirören, Cengiz, Kalyon, Limak ve Kolin’in, devletten aldıkları ihalelerin toplamının 150 milyar doları bulduğu göz önünde bulundurulursa kimlerin seçimi iptal ettirmeye çalıştığı zaten bellidir. Buna İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden maaş alıp ama sadece AKP partizanlığı yaparak geçinen 60 bin kişi de eklenirse tablo daha net ortaya çıkıyor. Sadece bunları hareket edemez hale getirmek bile AKP’nin kolunu bacağını kırmak olur.

Ancak (varsayalım ki) seçimin tekrarlanması kararı alındı ve tarih de zaten 2 Haziran olarak belirlenmişti.[3] Ne olacak? Ne yapılacak?

Böyle bir durumun kabullenilmesinin AKP’ye çok büyük avantaj sağlayacağı aşikârdır. Bu 1,5 ayın 1 ayı zaten ramazan. Yani bolca din istismarına maruz kalacak İstanbul halkı. 4 Haziran Salı gününün de bayram olduğu göz önünde bulundurulursa İstanbullular, 9 günlük tatile 30 Mayıs’ta başlar. O güne kadar da “zaten AKP bu seçimi aldı” havası yaratılırsa büyük çoğunluğu CHP seçmeni olan (zaten tatil rezervasyonlarını yaptırmış) “epeyce” bir insan İstanbul’u boşaltır. Bu 1,5 aya birkaç provokasyon da sıkıştırıldı mı, her şey yoluna girer Erdoğan için.[4]

Her şeye rağmen CHP ve İyi Parti aklı bu koşulları da kabul etme yönünde işleyecektir.

Ancak bir ihtimal daha var! Tahmin edilebileceği üzere o ihtimal (seçenek) BOYKOT.

Bilinir ki boykot tek başına bir sonuç değildir. Sadece bir sonraki aşamayı etkileyecek olan ön kesme/ön açma işine yarar. Yani boykot, tek başına bir iş, tek başına bir amaç olamaz. Genel bir stratejinin parçalarından biridir. Tek başına düşünüldüğünde ise boykot sadece protesto etmek ve devamındaki sürecin dışında kalmak olacaktır.

İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararı verildiğinde boykot seçeneği en etkili seçenek olacaktır. Böylesi bir kararın etkili olabilmesi için mutlaka CHP, İyi Parti ve HDP’nin topyekûn katılacağı bir karar olmalıdır. Ve devamı da getirilmelidir.

Devamı ise hiç kuşkusuz siyasal süreçlerin tamamından çekilmektir. Başta Meclis oturumları olmak üzere bütün komisyonlardan, bütün protokollerden kısacası ülkenin siyasal işleyişini sağlayan tüm düzlemlerden çekilmeyi tercih etmektir.

Ve hedef/talep olarak da siyasal düzlemin topyekûn yeniden düzenlenmesini koymalıdır. Yani Tayyip Erdoğan’ın istifa etmesini, yasama-yürütme-yargı düzleminin yeni bir hukukla yeniden düzenlenmesini, 4’üncü,5’inci, 6’ncı güçler arasındaki dengenin yeniden tanımlanmasını, kısaca yeni bir ANAYASA’yı da içeren topyekûn bir sistem yenilenmesini hedef haline getirmektir. (Böyle bir işletilebileceği seçeneğinin Erdoğan’ın önüne konması bile AKP kadrolarında açıktır ki bir “titremeye” yol açacaktır.)

İstanbul seçimlerine Erdoğan’ın yaptığı hukuksuz, keyfi, provokatif müdahale bardağı taşıran son damladır. Kazanılmış olan bu “son” cephenin de teslim edilmesi açıktır ki dizginsiz bir 4,5 yılın yaşatılacağını “garanti edecektir”. “Boykot, DUR” demenin, yeni bir siyasal mücadele sürecinin başlangıcı pekala olabilir, ancak bunu göze alabilecek ve devamını getirecek bir cüret ve kararlılıkla işletilebildiğinde…

Kısacası, Tayyip Erdoğan’ın sultasını devirmek için onun oyun sahasını kabul etmek ve onun silahlarıyla karşılık vermek zorunda değiliz; başka yollar, başka araçlar da mümkündür…

*Bu yazı İstanbul seçimleri kesin olarak sonuçlanmadan önce yazılmıştır. Ve asıl amacı olası gelişmeler karşısında bir “ön görme ve ön gösterme” amacı taşımasıdır.

Dipnotlar:

[1] 7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından Temmuz-Ekim arası yaşananlar:

11 Temmuz: KCK, ateşkesi sonlandırdı.

17 Temmuz: Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe Mutabakatı’nı tanımadığını söyledi.

20 Temmuz: Suruç’ta IŞİD bağlantılı bir kişinin intihar saldırısında 33 kişi hayatını kaybetti.

22 Temmuz: Ceylanpınar’da iki polis, evlerinde uyurken içeri sızan PKK’li olduğu iddia edilen kişiler tarafından öldürüldü.

11 Ağustos: Erdoğan, çözüm sürecinin buzdolabına kaldırıldığını açıkladı.

17 Ağustos: Alanya’da halk şehit haberlerinin ardından Kürt vatandaşların işyerlerine saldırdı.

5 Eylül: Cizre’de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 20’ye yakın sivil çatışmalarda öldü.

6 Eylül: Dağlıca’daki PKK saldırısında 16 asker hayatını kaybetti.

8-9 Eylül: Iğdır’da gümrük kapısını koruyan polislere yönelik saldırıda 13 polis hayatını kaybetti.

20 Ekim: Davutoğlu, Van’daki mitinginde “AK Parti iktidardan indirilirse buralarda terör çeteleri dolaşacak, beyaz Toroslar dolaşacak” diyerek Kürt seçmeni tehdit etti.

10 Ekim: Ankara’daki barış mitinginde iki ayrı intihar saldırısı sonucu 100 kişi katledildi.

[2] AKP, 26-27-28 Nisan tarihinde Kızılcahamam’da MYK ve MKYK üyeleri, kabine üyeleri, kadın ve gençlik kolları MYK’ları, il başkanları, il kadın ve gençlik kolları başkanları, büyükşehir belediye başkanları, büyükşehir belediye meclis başkanvekilleri, İl belediye başkanları, il genel meclis başkanları, ilçe belediye başkanları ve belde belediye başkanları ile çok geniş çaplı toplantılar yapacak. Yani örgütün bütün yöneticileri!

[3] 31 Mart yerel seçimlerinin bazı yerlerde iptal edilmesi halinde, yenileme seçimlerinin 2 Haziran Pazar günü yapılması doğrultusunda, YSK seçimden önce prosedür gereği karar almıştı.

[4] Provokasyon deyince akla ilk gelen 10 Ekim benzeri bir bomba işi olacağı, hatta bunun için de 1 Mayıs’ın seçileceğidir. Bu seçeneğin gerçekleşmesi imkânsızdır. Çünkü bunun tek faili olur, o da doğrudan AKP’dir ve siyasal sonuçlarını hiç kimse kaldıramaz. Burada provokasyondan kasıt, işleyişin olağan ritmini bozan her türlü girişimdir.