Sermayeyi sevince boğan adımlar, işçi sınıfı için yeni tehditler

1980 darbesiyle sınıf kimliği silinen, ezilen işçilerin, memurların üzerlerine giydirilen yapay kimliklerden sıyrılma, kendisi için sınıf olma zamanı gelmiştir. Bu yapay kimlikler üzerinden varlığını sürdüren iktidarın da hem mali kaynakları hem de ideolojik hegemonyası çökme eşiğindedir

Sermayeyi sevince boğan adımlar, işçi sınıfı için yeni tehditler

31 Mart 2019 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimi, 15 günün ardından hala sonuçlandırılamamıştır. Diğer taraftan seçim gecesinden itibaren önümüzdeki dönemin ekonomi-politikasına ilişkin önemli gelişmeler yaşanmıştır.

Seçimin hemen ardından TÜSİAD tarafından yapılan açıklama ile AKP Genel Başkanı tarafından yapılan balkon konuşması özellikle ekonomiye yönelik yönleriyle tümüyle örtüşmekteydi.

Hemen hemen aynı mesajların verildiği görülmektedir:

  • 4,5 yıllık seçimsiz dönem
  • Yeni reformlar ve sistemin tahkim edilmesi

10 Nisan’da AKP Genel Başkanı’nın damadı Hazine ve Maliye Bakanı görevini yürüten Berat Albayrak doğrudan bu beklentiler doğrultusunda kameraların karşısına geçmiştir.

Uzun, karmaşık ve süslü cümlelerle Yeni Ekonomi Programı Yapısal Dönüşüm Adımları 2019 Programı’nı[i] kamuoyuna açıklamış hemen ardından da ABD’de 400 yatırımcıyı iknaya çalışmıştır. Edip edemediği ise tartışmalıdır.[ii]

Ankara’da yapılan açıklama daha gazete sayfalarına haber olmaya başlarken yine TÜSİAD başta olmak üzere sermaye örgütleri destek açıklamalarına başlamıştır. MÜSİAD programın kendilerinin katkılarıyla hazırlandığını ve önerdikleri kalemlerin programda yer aldığını adeta gururla ileri sürmüştür.

Hiç şüphe yok ki başta (hala en azından bilimsel ahlakını koruyabilen) akademik çevreler bu programı tüm yönleriyle ele alacaktır. Sermaye de en gür sesiyle ve iktidarın hemen tümüyle sahip olduğu egemen medya aracılığıyla sevincini ifade etmeye devam edecektir.

Açıklanan programın her cümlesi adeta sermayeye yeni imtiyazlar, yeni fırsatlar, yeni kazançlar ve yeni garantiler öngörmektedir. Bunu yaparken kendi içinde çelişen önermelerin olması bile onları rahatsız etmiş görünmemektedir.

Programın temeli IMF reçetesi

Aslına bakılırsa daha önce açıklanan Yeni Ekonomik Program ve Yapısal Dönüşüm Adımları merkezine IMF’nin Nisan 2018’de açıkladığı Türkiye reçetesini almaktadır.

Bu reçetenin temel ayakları sıkı para politikası, tasarrufların artırılması ve yapısal reformlardır. İktidarın da Yeni Ekonomi Programıyla ilan ettiği gibi uygulanacak sıkı para politikasının doğrudan ilk sonucu (yaşamakta olduğumuz) ekonomide durgunluktur.

Tasarrufların artırılmasının Türkiye gibi gelir düzeyi düşük ülkelerdeki anlamı, işçi sınıfının gelirlerinin bir kısmına zorla el konulmasıdır. Ki bu da yapısal reformlar başlığı altında karşımıza gelecektir.

IMF’nin Türkiye için yapısal reformlardan kastı ise; kıdem tazminatı reformu, geçici istihdamın artırılması, asgari ücret ile emekli ücretlerinin enflasyona endekslenmesinden vazgeçilmesi ve 2017 yılında başlatılan ancak yetersiz kalan özel emeklilik sisteminin reformudur.

Sermayeye güvence ve istikrar garantisi

İktidarın Yapısal Dönüşüm Adımları da tam olarak IMF’nin reçetesinin yaşama geçirilmesini hedeflemektedir. İktidar kıdem tazminatı ve bireysel emeklilik konularını şirketlere “çok daha kolay, ucuz ve uzun vadeli bir biçimde yeni yatırımlarını finanse” edebilmelerinin aracı olarak görmektedir.

Şirketlere ucuz ve kolay kaynak yaratılması, işçi ve memurlardan yapılacak zorunlu kesintilerle sağlanacaktır. Bunun işçi ve memurların kullanılabilir gelirlerinin daha da azaltılmasından, yani yoksullaşmasından başka bir sonucu olamaz.

İktidar ve IMF de zaten alım gücünün düşürülmesini (daha açık ifade ile yoksullaşmayı) aynı zamanda enflasyonu aşağı çekmenin bir yöntemi olarak görmektedir.

Programın bir diğer sorunlu alanı ise vergiler ile ilgili bölümüdür. Bir taraftan “dolaylı vergileri azaltıp, dolaysız vergileri” artıracaklarını söyleyip sonra da kurumlar vergisini kademeli olarak düşürmeyi hedeflemek açıklamaya muhtaçtır.

Pratik olarak bakıldığında dolaysız vergiler iki ana kalemden oluşmaktadır; gelir ve kurumlar vergisi. Bunlardan birini düşürürseniz, geriye bir tek gelir vergisi artışı kalır. Gelir vergisinin büyük bölümünün kaynağı ise işçi ve memurlardır.

İktidar, bu programla yurtdışından kaynak bulma umudu taşımaktadır. Atılan her adım, açıklanan her program yatırımcının “hukuki güvence ve istikrar beklentisini en yüksek seviyede karşılama”ya dönüktür.

Önümüzdeki “seçimsiz dönem” IMF reçetesindeki asgari ücret ve emekli ücretlerine yönelik politikayı (enflasyon oranından düşük artışlar) da gündeme getirmeye adaydır. Bunun en açık kanıtı iktidarın 7 Haziran 2015’deki Milletvekili Genel Seçimleri öncesinde asgari ücrete ilişkin yaklaşımlarıdır. İşçi sınıfı önümüzdeki “seçimsiz dönem” içinde sıkı bir IMF takipçisi olan iktidarın aynı yaklaşımını karşısında bulursa hiç şaşmamalıdır.

Ve yine kamu harcamalarının kısılmasını öngören IMF reçeteleri, iktidarın yoksulları bağımlı hale getiren “sosyal yardım” politikasının sürdürülmesini de sorunlu hale getirebilir. İşte o zaman tüm geçimini bu yardımlara bağlamış olan milyonlarca yoksulun iktidarı ne kadar taşıyacağı da tartışmalı hale gelebilir.

Özetle iktidarın yeni ekonomik programının da yaması olan yapısal dönüşüm adımlarının da kazananı sermaye kaybedeni işçi sınıfı olmaya adaydır. İktidarın programında işçi sınıfı, yoksulluk sınırındaki gelirinden daha fazla pay alınması gereken potansiyel kaynaktan başka bir değer taşımamaktadır.

Programın öngördüğü politikaların ne kadar yaşama geçirileceği işçi ve memur örgütlerinin tutumuna bağlıdır. İlk çıkışlar iktidar gönüllüsü örgütlerin yine bu rollerini değiştirmeyeceklerini göstermektedir.

DİSK ve Türk-İş sağlam durdukları takdirde, iktidarın işçi sınıfını yoksullaştıracak programını sarsabilirler. Geçmiş deneyimler bunun açık ve sonuç alıcı örneklerine yeterince tanıklık etmektedir.

İktidarın güç kaybı, yeni düşmanlar yaratma telaşı

Uluslararası sermayenin taleplerine yanıt vermekten başka seçeneği kalmadıkça, kontrolü altındaki güç alanlarını ve mali kaynakları da yitirme riski içine giren iktidar, gücünü ve sistemini tahkim edebilmek için (iç ve dış çatışmalar yaratma dahil olmak üzere) her yolu denemekten çekinmeyecek bir yola girmiş durumdadır.

Sadece son dönemdeki seçim deneyimleri iktidarın seçimlere bakışının ne kadar araçsal olduğunu, kendisine yaramayan, etkileyemediği, belirleyemediği hiçbir seçim sonucunu kabullenemeyeceğini net olarak göstermiştir.

1980 darbesiyle sınıf kimliği silinen, ezilen işçilerin, memurların üzerlerine giydirilen yapay kimliklerden sıyrılma, kendisi için sınıf olma zamanı gelmiştir. Bu yapay kimlikler üzerinden varlığını sürdüren iktidarın da hem mali kaynakları hem de ideolojik hegemonyası çökme eşiğindedir.

Çok ilginçtir bu durum güçlü ve etkili bir muhalefet eliyle değil, en güçlü olduklarını düşündükleri bir ortamda doğrudan en sıkı yandaşlarının ifadesiyle iktidar veya güç zehirlenmesi ile oluşmaktadır.

İktidarın hegemonyası altındaki büyük bir yoksul kesim, iktidar kaybının kendisi için kar ve zarar hesabını yapmaya başlamış görünmektedir. Bunu fark ettikleri için seçimin son bir haftasını küskünlere seslenerek geçirmek zorunda kalmışlardır.

Yine sıkı yandaşların ifadesiyle büyük bir kesim yoksul kalırken bazı eski komşularının lüks semtlere taşınmasını, almayı hayal bile edemeyecekleri arabalarla dolaşmasını izlemek zorunda kalmışlardır.

Hoşnutsuzluğunu giderek daha fazla dışarıya vuran tepkili kitlelerin varlığı iktidarı ciddi oranda rahatsız etmektedir. Bunun bir sonucu olarak yeni düşmanlar yaratmak, mümkün olduğunca taraftar kitlesinin dağılmasını önlemenin planlarını yapmak zorunda kalmaktadırlar.

İktidarın iki ortağı, var gücüyle buna oynamaktadır. Ekonomik kriz derinleştikçe bunun ne kadar sürdürülebilir olacağını zaman gösterecektir.

Önümüzdeki 1 Mayıs, işçi sınıfının haklarına uzanan bu IMF patentli programı ve programın ardındaki sermaye güçlerine yeniden kendini göstermesi için büyük bir olanak sunmaktadır.

DİSK’in, Türk-İş’in yaptığı açıklamalar, işçilerin güçlü bir yanıt vermeye hazır ve istekli olduğuna işaret etmektedir.

Son söz yerine;

Ayşe kardeşim, sen ne kadar iyi isen biz o kadar iyi olabiliriz.[iii] Eminim ki 1 Mayıs alanları özgürlüğü elinden alınanlara da umut ve güç verecektir.

Dipnot:

[i] https://www.hmb.gov.tr/haberler/hazine-ve-maliye-bakani-sayin-berat-albayrak-yeni-ekonomi-programi-yapisal-donusu222m-adimlari-2019-programinda-konustu

[ii] https://www.amerikaninsesi.com/a/albayrak-yatirimcilari-ikna-edemedi/4873300.html

[iii] http://sendika63.org/2019/04/iyiyim-sagolun-siz-nasilsiniz-ayse-duzkan-arti-gercek-542786/

 

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann