Hayvanlar ve çelişkilerimiz: Batıkent’te olanlar istisna mı?

Dünyanın topyekûn dönüşümünü hedefleyen veganizm kimilerine göre oldukça uç, zengin işi veya alaya alınacak bir konu olarak görülebilir. Ancak pek çoğumuzun var olan dünyayı dönüştürmeye yönelik planları vardır. Yaşadığımız dünyanın sistematik bir hatalar bütünü olduğunu kabul ederiz ve bu sistemle mücadele ederiz. Ancak unuttuğumuz bir şey vardır: dünyayı dönüştürmek kendimizi dönüştürmekle başlar

Hayvanlar ve çelişkilerimiz: Batıkent’te olanlar istisna mı?

Hayatımız çelişkilerle dolu. Örneğin parayı sevmesek de onu kazanmak ve kullanmak zorundayız. Ücretli köleliğe karşı çıktığımız halde üretime bu biçimde katılmak ve bu biçimde üretilen pek çok gıda, giyim vb. ürünü kullanmak zorundayız. Ücretli kölelik bile bir rıza çerçevesinde gerçekleşir, aç kalacağını bilse de, işten atılma riski olsa da bu eşitsizliğe insanlar örgütlenerek isyan edebilir. Ancak hayvanların köleleştirilmesi, başka türlü adlandırılıp maskelenemeyecek biçimde mutlak köleliktir. Çünkü hayvanlar etik bakımdan rızadan yoksun olduklarından küçük çocuklar ve ağır zihinsel engelli insanlarla benzeşirler. Örneğin, küçük bir çocuğun zalimce dövülmesi yanlıştır, ama çocuk kendisi yanlış bir şey yapamaz; aynı şekilde çok yaşlı bir insanın biyolojik ihtiyaçlarını karşılamak doğrudur, ama o insan artık doğru eylemlerde bulunamaz.[1] Onlara yönelik şiddet, sömürü ve kullanımlar istismardır.

Pek çok çelişkiyi barındıran hayatımızda zorunda olmadığımız halde bizler gibi hissedebilen hayvanları kullanıyoruz. “Nasıl zorunda değiliz!” dediğinizi duyar gibiyim. Hayvan kullanımı olmadan sağlıklı olmamız ve yaşamımızı sürdürmemiz mümkündür.[2] Zorunluluktan çok keyfi bir durum söz konusudur. Damak tadımız için hayvanları kullanıyorsak bu nasıl keyfi bir kullanım olmaz? Ya da deri olmayan pek çok ayakkabı bulabilecekken neden bir hayvanın tenini ayağımızda taşırız? Faytonlara binmenin yanlış olduğunu düşünürken neden deney laboratuvarlarındaki hayvanları göz ardı ederiz? Bu durum türcü bakış açımızdan ve hayvanların mal/köle olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır.

Batıkent istisna mı?

Her gün katledilen, istismar edilen pek çok hayvan görüyoruz. 9 Nisan akşamı Batıkent’te köpeklere yönelen şiddet aslında tüm hayvanlara sistematik olarak her an uygulanıyor. Bir turnusol kağıdı gibi türcü bakış açımızı ortaya çıkaran sokak hayvanlarına yönelik şiddetin kaynağı hayvanların mal olarak görülmesinde yatar.

Herhangi bir markete girdiğimizde dondurucularda veya et reyonunda paketlere sarılmış ölü hayvanlar görürüz. Ancak bunun karşısında öfkelenmez; üstüne üstlük o hayvanın ölüsünü satın alır, yeriz. Bu çelişki değil de nedir?

Hayvan kullanımı elbette kültürden kültüre çeşitlilik gösterir. Hayvanlar bazı kültürlerde kutsal bazılarında uğursuz olarak addedilir. Ancak neredeyse tüm kültürler hayvan kullanımını onaylar. Bu kültürü yaratan ve sürdüren biz insanlarız. Bırakın kendi türümüz arasında yarattığımız hiyerarşiyi, hayvanlar arasında bile bir hiyerarşi yaratan, bazı türleri diğerlerinden üstün tutan bu bakışımızdan kurtulmanın başlangıcı vegan olmaktır.[3]

Dünyayı dönüştürmek…

Vegan olmak hayvanların hakları olduğunu iddia eden herkes için asgari adımdır. Ve suça ortak olduğumuzla yüzleşmek elbette kolay değildir. Ancak bir kere yüzleştikten sonra geri dönemeyiz. Bu çelişki açığa çıktığından türcü dünya düzeninin çatlakları derinleşmektedir. Dünyanın topyekûn dönüşümünü hedefleyen veganizm kimilerine göre oldukça uç, zengin işi veya alaya alınacak bir konu olarak görülebilir. Ancak pek çoğumuzun var olan dünyayı dönüştürmeye yönelik planları vardır. Yaşadığımız dünyanın sistematik bir hatalar bütünü olduğunu kabul ederiz ve bu sistemle mücadele ederiz. Ancak unuttuğumuz/gözden kaçırdığımız bir şey vardır: dünyayı dönüştürmek kendimizi dönüştürmekle başlar. Hayvanlara saygı göstermek, bir nezaket meselesi değildir, bir adalet meselesidir. Çocuklara, zihinsel gelişimini tamamlamamış olanlara, demanslı yaşlılara ya da ahlaken edilgin diğer varlıklara karşı görevlerimizin temelinde, ahlaken etkin varlıkların “duygusal ilgileri” yatmaz; onların içsel değerine saygı duyulması yatar.[4] Hayvanları sevdiğimizi söyleyip hayvanları seçersek adaletli bir dünya hayalimiz kendi çelişkimiz karşısında yenilir. Bütünleşik bir özgürlük ve eşitlik mücadelesinde vegan olmak bir gerekliliktir.

Dipnotlar:

[1] http://www.birikimdergisi.com/birikim-yazi/5910/hayvan-haklari-icin-temel-argumanlar#.XK20rOgzbDd

[2] https://www.youtube.com/watch?v=xUN9Wj5UyZw

[3] http://www.veganoluyorum.com/

[4] http://www.birikimdergisi.com/birikim-yazi/5910/hayvan-haklari-icin-temel-argumanlar#.XK20rOgzbDd