Vedat Türkali, Güneşe Dönük Kamera ve Karanlıkta Uyananlar

Türkiye’nin ilk işçi filmi Karanlıkta Uyananlar ile bir diğer işçi filmi Güneşli Bataklık ve onun kamera arkasını konu alan Güneşe Dönük Kamera adlı belgeselin öyküsü

Vedat Türkali, Güneşe Dönük Kamera ve Karanlıkta Uyananlar

2 Mayıs 2019 Perşembe günü İşçi Filmleri Festivali (İFF) için 14. kez açılış gecesi yapılacak.

DİSK’e bağlı Sine-sen, Dev Sağlık-İş, Basın-iş, Türk-iş’e bağlı Tez-Koop-İş, Tek Gıda-İş ve KESK’e bağlı SES ile TTB, Halkevleri ve Sendika.Org düzenleyiciliğinde yapılan İFF; sponsorsuz, ücretsiz, yarışmasız ve tamamen gönüllü emek ile yaratılan bir festival olarak dimdik ayakta.

İFF’nin açılış gecelerinde sinema emekçileri, yurt dışından gelen misafir yönetmenler, direnen işçiler, mücadele edenler sahne almıştır.

Bunlar içinde en unutulmazı Vedat Türkali’nin katıldığı açılış gecesi idi.

2 Mayıs 2006 tarihinde Yeni Melek Sineması’nda, yaklaşık 1500 kişinin katılımı ile 1. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin muhteşem bir açılış gecesi[1] gerçekleştirildi.

Gecenin sunucusu oyuncu Derya Alabora idi.

Yavuz Özkan, Aytaç Arman, Ezel Akay, Semir Aslanyürek gibi sinemacılar başta olmak üzere sendikalar, meslek örgütleri ve düzenleyici kuruluşlardan birçok değerli konuk vardı.

Fakat gecenin onur konuğu Vedat Türkali idi.

“Yahu abi Karanlıkta Uyananlar politik bir film miydi?”

Vedat Türkali açılış gecesindeki konuşmasında, Türkiye’nin ilk işçi filmi Karanlıkta Uyananlar ve Güneşli Bataklık filmlerinin öyküsünü şöyle anlattı:

“Ben, bu filmin senaryosunu Ertem Göreç’e gösterdim.

Heyecanla ‘Yapalım!’ dedi; ‘Ama hangi prodüktörü ikna edeceksin para yatırmaya?’ diye sordu.

İşte o zaman gerçekten zamanın iki kahramanı ortaya çıktı: Beklan Algan ile Ayla Algan. Sinema yapmak istiyorlardı. Onlara sunuldu proje. Hemen derhal bir birleşme oldu orada.

Eski bir dostumuz Lütfi Akad da katıldı. Bir şirket kuruldu.

Şimdi adettir sinemada daima işte bilmem ne film, bilmem işte yurt film. İsimleri ‘film’ şeklinde biten hep şirketler vardır. Biz de buna karşı çıkmak için Filmo Limited dedik. Film demedik.

(…)

İlk filmimiz buydu (Karanlıkta Uyananlar). Bu film kolay olmadı. Düşünün ki ben bir komünistim. Beklan tabi solcu, ilerici filan falan. Hala daha ortada dolaşıyor… Fakat Ertem’in bütün pırıl pırıl namuslu yüreğindeki emek sevgisine rağmen en ufak bir şeyi yoktu, böyle bir düşüncesi yok. Bizden duyduğu kadarıyla yani tabii ki solda yürüyor…

Keşke burada olsaydı da onun yanında söyleseydim. Ben o zaman daima şöyle yapıyordum; ‘Aman kardeşim ben sinemacıyım politika yapmam’ diyordum. Onların politikadan anladığı hani (Cumhuriyet) Halk Partisi şunu yaptı bunu yaptı gibi şeyler… Ama diyorlardı. ‘Bak hoca şimdi politika lafı oldu mu kaçar gider’. Çünkü giden raporlar da var bir yerlere… Biliyorum devamlı göz hapsindeyiz.

Ve daima Ertem’e de ben ‘Aman politika yapmıyoruz filan’ dedim. Karanlıkta Uyananlar filmi de ‘politik olmayan bir film’ olarak aramızda güzel bir anlaşma çizgisinde hayata geçirildi.

Beklan Algan parayı buldu… Mesela onun içerisinde 10 bin dolar hikâyesi var… O zaman bu film, yani bir 80, 100, 150 bin dolara çıktı… Beklan’ların Kızılderili bir yazar dostu vardı. 10 bin doları bunlara vermiş. İlk filmde kullanın bunu diye… Getirdiler onu koydular maya olarak. Babalarını da kandırdılar; Vedat bey, tüccar, çok para kazanacaksınız yalanıyla. Bu paralarla o gün filme giriştik.

O kadar ki bakın, bundan kaç sene evvel bize; Ertem’e ve bana, İstanbul Film Festivali, ilk politik filmi yapanlar diye ödül verdi. İki sene sonra Ertem bana dedi ki; ‘Yahu abi Karanlıkta Uyananlar politik bir film miydi?’

Şimdi bakın bunu ben boşuna anlatmadım… Ben Ertem’i çok da sevmişimdir (…) Şunu söylemeliyim özellikle gençler: lütfen bu memlekette iş yapmak istiyorlarsa yapacakları işe konsantre olsunlar ve onun için ne lazımsa etrafında buldukları kadarıyla onu mutlaka iyiye kullansınlar. Yoksa hiçbir zaman, hiçbir yerde bir devrimci istediği vasatta ne adam bulabilir ne de şart bulabilir. Önemli olan şartlara uygun çalışmanın zorunu bilmek ve kaba sloganlara bir takım doktrin inceliklerine hastalıklı dallara sapmamaya çalışmaktır. Asıl devrimcilik de budur bence.

(…)

Bu film o zamanda ilk. Düşünebiliyor musun sen grev diyor, bilmem ne diyor (…) sonra siyasi asıl özü var ve dışarıdaki yabancı sermayeye karşı tavır koyuyor ve ülkenin, ülkeyi satanları karşı, filmi izlediğiniz zaman göreceksiniz, bu ülkeyi satanların karşısına ‘biz varız’ diyen işçiler çıkıyor. Memleketin asıl sahipleri onlar çünkü. Ama o zaman bu bir cüretti. Yani bu film tam dört defa sansür kuruluna gitti. Üç defa orayı burayı kestiler. Gene olmuyor. Antalya Film Festivali’nde bin bir oyun döndürdüler. Bu film en güzel film olduğu halde üçüncülük verdiler. Birinciliği de Antalya Film Festivali’ni yöneten kadronun başındaki adam, bir doktor vardı. Bizim sinemada Turgut Demirağ’ın filmine, Aşk ve Kin diye bir filme verdiler. Bana da senaryo ödülünü verdiler. Biz de hep beraber bütün ödülleri reddettik… Ve o günü unutamıyorum. Antalya Film Festivali’nde bizi çağırdıkları gün ödül almaya gitmedim ben… Beklan Algan oturduğumuz, beraber yazdığımız bir bildiriyi götürdü okudu. Polisin eliyle  bizi  yolda dövdürmek istediler. Kâğıtlar dolaştı Antalya’da. Kızıl yüzbaşı Antalya’da filmli geldi falan diye…

Yani diyeceğim sonunda sansür kuruluna tekrar girdi. Ve benim adımı çıkartmak istediler, senarist olarak. Ertem’in adını koydular ve (böylece gösterilmesine) izin verdiler. Ama bununla kalmadı ki, filmi yatırmak ve batırmak için her türlü şeyi yaptılar. Bombalar atıldı, sinemacıların çoğu AP’liydi (Adalet Partisi) o zaman, yeni çıkan o sağcı partiden, onlar sinemalarda göstermediler. Sonunda film iflas etti. Şirket battı ve başka film yapamadık biz. Ve o zaman bize neler demediler ki… Casus dediler, Rus casusu dediler. Kızıl, malum zaten. Ve buna o gün mukavemet eden o arkadaşların hepsine bugün buradan saygıyla selam gönderiyorum. Yürekten saygıyla. Bu işi yapmak o zaman gerçekten, gerçekten bir yürek işiydi. Yaptıkları için hala içimde büyük bir saygı var. Onlara karşı benim inandığım yolda beni sapmadan birlikte yürüme fedakârlığını gösterdiler. Sağ olsunlar. Yani buradan onların hepsine selam ve sevgi gönderiyorum.

Türkali, Güneşli Bataklık filmini de anlattı

Şimdi ikinci film (Güneşli Bataklık) bu bizim rahmetli Süreyya Duru’nun filmi. Süreyya Duru’yu çok severdim. Ben senarist olarak çalışırken aman senaryoda bir aksaklık olmasın diye önce yönetmenlerle uzun uzun çalışırım. Çünkü onlar (benim) duygusuna kapılsınlar. Kendim yaptım duygusu veremezseniz istediği gibi keser biçer. Ve Süreyya Duru buna yanaşmazdı. ‘Al abi bildiğin gibi yaz’ derdi. Bazı şeyleri, filme dair şeyleri, bu filmde onunla beraber çalıştık. Süreyya Duru’yu düşünebiliyor musunuz, Halk Partisi’nin yani ileri kanadında, çok namuslu bir adam. Gerçekten iyi yürekli vatandaş.

Türkiye’nin ilk kamera arkası belgeseli: Güneşe Dönük Kamera

2006 yılında festival hazırlıkları yaparken festival ekibimizden sevgili Meral Camcı, çevirmen ve akademisyen Çağlar Tanyeri’de olan bazı filmlerden bahsetti. Sevgili Çağlar Tanyeri, babası Kaya Tanyeri’nin tavan arasında 8mm filmlerinin olduğunu söyledi ve bize iletti. Festival komitesi olarak Ankara’daki bazı dostlarımızın yardımı ile bu filmleri ‘telesine’den geçirip dijital hale getirdik.

İki tane sürpriz filmle karşılaştık.

Bu filmlerden biri 1 Mayıs 1977’nin Kaya Tanyeri tarafından çekilip kurgulanmış hali idi. Özellikle Beşiktaş Dolmabahçe’de daha çok sinemacıların, sanatçıların, oyuncuların Taksim’deki miting öncesi hazırlık coşkusu görülüyordu. Taksim Meydanı’na kadar yürüyüş süresince çekimle yapılmış, meydanda konuşmalar başlayınca, Kaya Tanyeri çekimi bırakıp meydandan ayrılmış. Ne yazık ki 1 Mayıs 1977 katliamını çekememiş. Daha sonra yaptığı kurguda döneme ilişkin fotoğrafları ve ünlü “Görevimiz Tehlike” filminin replikleri ile katliamdaki dış güçler bağını kurmuş. Bu belgesel Türkiye’de ilk defa sinematek.tv’de yayınlandı.[2]

Kaya Tanyeri’nin tavan arasında 25 yıl bekledikten sonra ortaya çıkan diğer film de Güneşe Dönük Kamera[3] isimli bir belgesel idi.

1978 yapımı Vedat Türkali’nin senaryosu yazdığı Süreyya Duru’nun yönettiği Güneşli Bataklık filminin kamera arkasında çekilen 1979 yapımı bir belgeseli ile karşılaştık.

Kaya Tanyeri filmin çekim sürecini, kamera arkasını çekmiş. Semra Özdamar gibi oyuncularla, senarist Vedat Türkali ile konuşmuş. Bu güzel kamera arkası belgeselini izlemenizi öneririz.

Karanlıkta Uyananlar

Yönetmen: Ertem Göreç

Senarist: Vedat Türkali

Tür: Dram, Politik

Yapım Yılı: 1964

Özellikler: 35 mm, Siyah-Beyaz

Süre: 115 dk

Yapım Şirketi: Filmo Ltd.

Güneşli Bataklık

Yönetmen: Süreyya Duru

Senarist: Vedat Türkali

Tür: Dram

Yapım Yılı: 1977

Özellikler: 35 mm, Renkli

Süre: 90 dk

Dipnotlar:

[1] 2 Mayıs 2006 tarihindeki açılış gecesinin videosunu izlemek için tıklayın!

Açılış gecesinin haberlerini okumak için:

[2] Bu yazıyı yazarken üzücü bir haber aldım. Kaya Tanyeri’yi 10 Nisan 2019 tarihinde kaybetmişiz. Kaya Tanyeri’nin çektiği 1 Mayıs görüntüleri (bazı parçaları/bazı görüntüleri) her 1 Mayıs’ta sinematek.tv logosu ile farklı sosyal medya platformlarında görüyoruz.

  • 1 Mayıs 1977 belgeselinin tamamını izlemek için tıklayın!

[3] Güneşe Dönük Kamera belgeselini izlemek için tıklayın!