Cezayir’de neler oluyor? “Kadınlar olmadan demokrasi olmaz!” – Feride Eralp (Çatlak Zemin)

Cezayir’deki protestolarda kadınların üstlendiği rol de belirleyici oldu. Eylemlerin barışçıl olmasında kadınların kalabalık varlığının etkili olduğu söyleniyor

Cezayir’de neler oluyor? “Kadınlar olmadan demokrasi olmaz!” – Feride Eralp (Çatlak Zemin)

16 Şubat 2019’da, 82 yaşındaki mevcut başkan Abdülaziz Buteflika’nın 5. defa başkan olmak üzere adaylığını açıklamasından on gün sonra Cezayir’de yüzbinler yolsuzluğa ve diktatörlüğe karşı sokaklara döküldü. Başlayan ve hala devam eden bu başkaldırı “Gülümseme Devrimi” (Smile Revolution) adını aldı. Ülkede Cezayir İç Savaşı’ndan bu yana eşi benzeri görülmemiş isyanın belirleyici özelliği “silmiya”yı (“barışçıl olma”) temel alması.

İlk kalabalık eylem 22 Şubat’ta, sosyal medyadan yapılan bir çağrıyla birçok şehirde birden gerçekleşti. Başkent Cezayir’de 14 Haziran 2001’den bu yana sokak eylemi yapmak yasak olduğundan bu 18 yıldır yapılan en büyük eylem oldu. 2013’te geçirdiği felçten bu yana nadiren halkın karşısına çıkan Başkan Buteflika’yı kukla olmakla suçlayan kitleler, 1 Mart’ta yeni bir anonim çağrıyla sokaklara çıktı. 1 Mart eylemlerinde polis müdahalesiyle 183 kişi yaralandı. 3 Mart’ta Buteflika’nın adaylığı kesinleşince 4 Mart için grev çağrısı yapıldı, öğrenciler boykot yaptı, 8 Mart’ta büyük bir karma eylem kararı verildi. 10 Mart’ta Genelkurmay Başkanı Ahmed Gaid Salih “Ordu ve halkın geleceğe dair vizyonu aynıdır” şeklinde bir konuşma yaptıktan sonra bu defa 5 günlük genel grev ilan edildi. 11 Mart’ta Buteflika adaylıktan vazgeçtiğini açıkladı, ancak seçimleri de belirsiz bir tarihe erteledi. Bu sırada başbakanı da değiştirdi. Ancak bu hamlesi kabul görmedi. Bir gün sonra öğrenciler, bundan sonraki gün öğretmenler, sonrasında ise avukatlar ve hâkimler sokaklara çıktı. 17 Mart’ta başbakan yeni bir hükümet oluşturulacağını söylese de 18’inde öğrenciler tekrar sokağa çıkarak Buteflika’nın seçimlerin normalde gerçekleşeceği 28 Nisan’da emekliye ayrılmasını talep ettiler. 26 Mart’ta Genelkurmay Başkanı Salih, Anayasa Konseyi’ne Buteflika’nın “artık yönetemeyecek durumda” olduğuna karar verme çağrısında bulundu. 31 Mart’ta Buteflika kabineyi değiştirdi. Ertesi gün de dönem bittiğinde emekliye ayrılma sözü verdi. Ancak eylemciler bu sefer “Yetmez, hemen istifa et” dediler. Ordu da aynı fikirdeydi ve Genelkurmay Başkanı kaybedecek vakit olmadığını söyledi. Bu gelişmeler üzerine 2 Nisan Salı günü Buteflika istifa etti. Ama protestolar bitmedi. İnsanlar Buteflika’nın oluşturduğu hükümetin de değişmesini, gerçek bir demokratik geçiş olmasını talep ediyor.

Cezayir’deki protestolarda kadınların üstlendiği rol de belirleyici oldu. Eylemlerin barışçıl olmasında kadınların kalabalık varlığının etkili olduğu söyleniyor. Bu sırada, protestoların da parçası olarak, 22 Mart’tan itibaren “Eşitliğe Doğru Değişim için Cezayirli Kadınlar” adlı bir grup, Cezayir Üniversitesi önünde her Cuma “Feminist Meydan” (carré féministe) yapmaya başladılar. “Feminist Meydan” bir yandan birçok eylemciden destek görürken 29 Mart Cuma bir grup eylemcinin saldırısına uğradı. Saldırıya “pankartların içeriği” gerekçe gösterildi. Saldırganlar kadınları ittiler, üzerlerine tükürdüler, özellikle “Kadınların hakları olmadan özgür ve demokratik Cezayir olmaz” yazan pankartı yırttılar. Saldırı sonrasında Feminist Meydan’a destek geldiği gibi karşılarında duran da çok oldu. Kadınlara “Şimdi sırası değil”, “Hareketi bölüyorsunuz”, “Önce kazanalım, sonra” dendi (!) Kadınları ikinci sınıf vatandaş kılan Aile Yasası’na itiraz ettikleri için birlikte mücadele ettikleri kişilerce hedef alındılar.

Kadınların cevabı ise, “Biz defalarca tüm Cezayir halkı için mücadele ettik. Her seferinde bize susun bekleyin, önce devrim olsun sonra haklarınızı alırsınız dendi. Ama bizi yok sayan Aile Yasası yerli yerinde duruyor. Kadınlar olmadan, eşitlik olmadan, demokrasi olmaz” oldu. Her cuma meydana çağrı yapmaya devam ettiler. Şimdi, Buteflika’nın geri çekilmiş olmasına rağmen, sokaklarda kutlamalar da, eylemler de sürüyor. Kadınlar da hakları için mücadele etmeye devam ediyorlar. Hem ilk “Feminist Meydan” çağrılarını, hem de saldırıya uğradıktan sonra 30 Mart’ta yaptıkları açıklamayı paylaşıyoruz.

16 Mart tarihli ilk çağrı[1]:

Biz Cezayirli kadınlar, mevcut sistemi değiştirmekte kararlı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz!

Şu anda mevcut siyasi sisteme karşı muhteşem bir barışçıl halk ayaklanması deneyimliyoruz. Sokaklarda, kortejlerde kadınların kitlesel varlığı toplumumuzdaki derin dönüşüme işaret ve eşitlikçi bir Cezayir’de kadın haklarının tanınmasını gerektiriyor.

Bu sistem, bağımsızlıktan bu yana ülkede değişim ve demokratikleşmeye dair en ufak isteği dahi ezmek adına her türlü cebir ve zorbalığa başvurarak tek başına hüküm sürdü. Cumhuriyet’in kurumlarını (sağlık, eğitim, adalet, kültür, vs.) yok etmenin, siyasi yaşamı paramparça etmenin, yolsuzluğun, otoriterliğin ve toplumsal adaletsizliğin yanı sıra bu sistem, ayrıca, Makyavelist bir yöntemle toplumda eşitsiz düşünce ve pratikleri sürdürüp derinleştirdi. Cezayirli kadınlar da, her şekilde – sembolik, formel ve aktüel olarak – bunun bedelini ağır ödediler.

Dolayısıyla da Cezayir mücadele tarihi, ülkede gerçekleşen tüm belirleyici ve haklı kavgalara kadınların kitlesel katılımı ve bağlılığının şahididir: Ulusal bağımsızlık savaşı, bağımsız Cezayir devletinin kuruluşu, 1988 Ekim isyanı, 1988 öncesi ve sonrası sendika, öğrenci ve demokratik kitle hareketleri, 1990’lar boyunca silahlı kökten dinci gruplarla mücadele, vs. gibi. Bu zorlu zamanlarda, eşitlikçi bir toplum inşa etme ve bu somut eşitliği yaşama ümidiyle erkeklerin yanı başında, omuz omuza hayal ettikleri, üzerine düşündükleri ve var ettikleri mücadeleleri, amaçlanan hedeflere ulaşıldığında tartışılmaz bir kazanım.

Ne yazık ki bu vaat edilmiş eşitlik hala yerine gelmiş değil. Kızların yüksek okullaşma oranları ve bunun ürettiği son derece yetkin diplomalı kadın nüfusu ile iş dünyasında belirgin varlığımızın yanı sıra yasalarda ve yönetmeliklerde onlarca yıllık mücadele sonucu elde edilen değişiklikler dahi kadınların hala patriyarkal olan toplumda küçük görülmelerinin, kurumlar tarafından ikinci sınıf vatandaş sayılmalarının önüne geçmedi.

Cezayirli kadınların 22 Şubat Hareketi’ne aktif ve koşulsuz-şartsız katılımı, bizi mevcut sistemi, cinsiyetçi, patriyarkal ve kadın düşmanı unsurları dâhil tüm açılardan değiştirme kararlılığımızın yeniden altını çizmeye itiyor.

16 Mart 2019’da Cezayir’de kadınlar bir toplantı gerçekleştirdi. Tartışmalar ve geniş çaplı konsültasyon sonrasında şu noktalarda uzlaşıldı:

Biz aşağıda imzası bulunan kadınlar, ortak geleceğimizin inşasının cinsiyet, sınıf, bölge ve inanç farkı gözetmeden tüm yurttaşlar arasında tam bir eşitlik sağlanmadan mümkün olmadığına eminiz.

Bu güzel karmalığı tüm yürüyüşlerde muhafaza etmek ve ayrıca eşitlik talebimizi daha görünür kılmak için her yerde arkadaşlarımızla, komşularımızla var olmaya devam etmeliyiz.

Her Cuma saat 13.00’ten sonra Cezayir Üniversitesi kapısında yer alacak bir “feminist meydan” kurmaya karar verdik.

Tüm Cezayir topraklarında benzer girişimleri önerir ve destekleriz. Ayrıca kadın-erkek eşitliğini mevcut sistemin değişmesi için önceliklerden biri kabul eden tüm açıklamaların arkasındayız.

Bu çağrının kendisini ifade ettiğini düşünen tüm kadınlara metne imza verme, var oldukları yerlerde “feminist meydan”lara katılma, yoksa ve şartlar uygunsa böyle bir meydan kurma ve yeri ve tarihini açıklayacağımız gelecek toplantılarımıza katılma çağrısında bulunuyoruz.

Bu krizden çıkabilmek adına tüm yurttaş girişimlerinde kadınların eşit temsilini gündeme almaya çağırıyoruz.

Eylemler sırasında her türlü tacizi kınıyoruz.

Cezayir, 16 Mart 2019

Feminist Meydan’a saldırılar sonrası 30 Mart tarihli metin[2]:

Eşitliğe Doğru Değişim için Cezayirli Kadınlar’ın Bildirisi

22 Şubat’tan beri, yani yurttaşların taleplerini yükselttiği günden bu yana, Cezayirli kadınlar hukuk devleti için ve özgür-demokratik Cezayir için yürüyorlar. 22 Mart Cuma günü, biz de ülkemizin tüm diğer yurttaşları gibi (öğrenciler, siyasi partiler, dernekler ve şirketler) “sistem aşağı!” sloganının altını doldurma gerekliliğinin farkına vardık.

Ancak sistem soyut olmaktan epey uzak: Otoriter ve kadınların ezilmesine de dayanan baskıcı toplumsal yapılar ve pratikler üzerine temelleniyor. Kadın hareketi – ki zaten tarihi epey eskilere, 1947’de Ulusal Hareket’in militanlarınca Cezayirli Kadınlar Derneği’nin kurulmasına dayanıyor – kadın haklarının yok sayılmasına karşı her daim müdahale etmiştir.

Geçtiğimiz hafta, 22 Mart’ta, feminist meydanı bu demokrasi ve tüm vatandaşlar arasında eşitlik arzusunu görünür kılmak amacıyla kurduk. Bu girişim sükûnet içinde gerçekleşti ve pek çok eylemci tarafından hoş karşılandı. Bu cuma, 29 Mart’ta olan olayları ise hiç anlamıyoruz: Küçük ve belli bir grup eylemci bize saldırdığında pankartlarımızla merkez Üniversite’nin kapısının önünde duruyorduk. Sonrasında yaşanan ise hakaretler, üzerimize tükürmeler, itiş kakış ve pankartlarımızın yırtılması – özellikle de “Kadın hakları olmadan özgür ve demokratik Cezayir olmaz” yazan pankartımızın…

Bu saldırıyı şiddet içerdiği için ve “silmiya” (“barışçıl olma”) üzerine temellenen Hareket’in imajını ve prestijini zedelediği için kınıyoruz.

Şuna çok içten inanıyoruz: Aile Yasası’nın özel statüsünü sorgulamadan hiçbir demokratik süreç var edilemez. Eminiz ki bu yasayı dikkatle (yeniden) okuduklarında her bir yurttaş, Cezayir toplumunun yarısına reva görülen bu aleni adaletsizlik karşısında tepkisiz kalamayacaktır.

Halkın bir bütün olarak ezilmesine karşı her daim yurttaşlarımızla birlikte kampanya yaptık, yan yana yürüdük. Her seferinde bize en temel haklarımızın gelecekte gerçekleşecekleri için şimdilik ikinci plana atılmaları gerektiği söylendi. Bugün de karşımızda aynı söylem var. Ama kadın haklarının ihlal edilmeyeceği veya ertelenmeyeceği özgür ve demokratik bir Cezayir için sesimizi ve eylemimizi yükseltmeye devam edeceğiz.

Cezayir, 30 Mart 2019

Dipnotlar:

Kaynak: Çatlak Zemin