Cezası onanan Barış Akademisyeni Füsun Üstel’den son ders: “Mahkûm Vatandaşın Peşinde”

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından mahkumiyet kararı onanan barış bildiri imzacılarından Prof. Dr. Füsun Üstel, İstanbul Tabip Odası'nda “Mahkûm Vatandaşın Peşinde” başlıklı bir ders verdi

Cezası onanan Barış Akademisyeni Füsun Üstel’den son ders: “Mahkûm Vatandaşın Peşinde”

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından mahkumiyet kararı onanan barış bildiri imzacılarından Prof. Dr. Füsun Üstel, İstanbul Tabip Odası’nda “Mahkûm Vatandaşın Peşinde” başlıklı bir ders verdi. Evrensel’den Eylem Nazlıer’in haberine göre, 2000’li yıllarda yazdığı “Makbul Vatandaşın Peşinde” kitabından esinlenerek dersin adını da “Mahkûm Vatandaşın Peşinde” koyduğunu söyleyen Prof. Dr. Füsun Üstel, kitabından şu şekilde bahsetti:

Mahkum Vatandaşın Peşinde 2000’lerde yazdığım kitabıma bir gönderme. Bu nedenle bu başlığı buldum. Devletin istediği makbul vatandaşı nasıl istediği ve inşa ettiğini anlatacağım. Meşrutiyet Dönemi ve cumhuriyetin ilanından bugüne kadar bütün kitaplar ve öğretmenler aracılığıyla yurttaş olmaya çalışıyoruz. Bu kitaplar gerçekliğin bütünlüğünü anlatmaya kafi değil. Ama en azından devlet ne istiyor diye birtakım ipuçları veriyor. İkinci meşrutiyete baktığımızda modern bir kamusal alan inşa etme çabası bir aktör… Bu dönem dolayısıyla çok önemli. Kamusal yaşama değen her noktada yeni kanunlar ya da yönetmelikler çıkartılıyor. İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde Osmanlıcı ideoloji çerçevesinde içselleştirilme dönemi ve en önemli şeylerden biri de ilk defa iştirak fikrinin ortaya çıkması. Bu kitapları incelerken İkinci Meşrutiyet’i iki noktaya ayırdım.

Bugün vatandaşlığın makbulünün Türk ve Müslüman olduğunu söyleyen Üstel, “Artık organik bir ulus anlayış var. Vatandaşlık tutumu açısından baktığımızda artık bir sivil vatandaşlık mümkün değil. Devletle özne arasına mesafe koymayan, kendini devlet gibi gören bir militan vatandaşlık anlayışı doğuyordu. 80 sonrası bütün müfredat kitaplarının tehlike içinde tanımlandığını görüyoruz. Vatandaşların sürekli teyakkuzda olmaları anlatılıyor” diyerek ekledi.

Mahkemenin verdiği ceza kararını da değerlendiren Üstel, “Mahkemelerde Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) dışında kişilik özellikleri yazıldı. Pişman olmayan kişiliği, tekrar suç işleyebileceği gibi… Benim için de bu yazıldı. Mahkumiyet daha gerçekleşmedi. Bu fikri de üstümüze almamamız lazım” dedi.

Üstel’in bu konuşmaları büyük alkış aldı. Konuşmasına son veren Üstel, KHK ile ihraç edilmiş, Anayasa Profesörü ve CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Kaboğlu’yu kürsüye davet etti. Kaboğlu, sonuna kadar bilgi paylaşımına devam edeceklerini söyleyerek Anayasa Mahkemesi sürecine dikkat çekti:

Kesinlikle özgürlükten alıkonulmayı ve hapsedilmeyi ağzımıza almamalıyız. Biz onu hak etmiyoruz. Çünkü suç işlemedik. Başından beri bu bir kurgudur. Bu gerçekten Anayasamızda yeri olmayan bir durum. Ben Anayasa Mahkemesi sürecini önemsiyorum. Böyle bir infaza gidilmemesi gerekiyor. Anayasa Mahkemesi buna sessiz kalmayacaktır. Tedbir kararı alması beklenir. Burada sonuna kadar bu yolları kullanmamız gerekir. Bu süreç bitmedi. Sonuna kadar özgürlük ve bilgi paylaşımı diyelim.

Dersin açılışında Barış İçin Akademisyenleri adına Elif Ege ve Aslı Takanay, akademisyen yargılamalarıyla ilgili sürecin anlatıldığı basın açıklamasını okudu. Elif Ege, son sürece ilişkin şunları söyledi:

‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ metnine imza veren 2 bin 212 akademisyenden 691’i hakkında dava açıldı, yeni davalar da açılıyor. 18’i İstanbul olmak üzere, yaklaşık 40 ayrı ağır ceza mahkemesinde yargılanıyoruz. Bu zamana dek, 194 günlük Çağlayan mesaisinde 1646 duruşmaya tanıklık ettik. Her hafta en az iki, çoğu zaman dört gün bulunduğumuz mahkeme salonlarında saymakla bitmeyecek türlü keyfi ve hukuksuz uygulamalarla karşılaşıyoruz. Barış talebimizi ve hukuk dışı uygulamalara eleştirimizi içeren bir metin, ne yazık ki, bu ülkenin hukuk sisteminde “terör propagandası” olarak tarif ediliyor. Tek bir iddianameyle 691 akademisyen yargılanıyor ve mahkemeler de birbirinden oldukça farklı cezalar veriyor.

Takanay da şunları aktardı:

Bugün itibariyle 184 arkadaşımızın davası tamamlandı. 148 arkadaşımızın 15 ay hapis cezası hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ertelendi. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanmayan 3 arkadaşımıza verilen 15 ay hapis cezası ve bir arkadaşımıza verilen 18 ay hapis cezası ertelendi. 32 arkadaşımız, 15 ay ile 36 ay arası değişen cezalar aldı.  Kimileri hükmün açıklanmasını reddettiği için, kimileri ise iki yılın üzerinde ceza aldığı için hapse girme riskiyle karşı karşıya. Bu ceza kararına yapılan itirazlardan şimdiye kadar Füsun Üstel hocamızın kararı kesinleşti ve ne yazık ki Füsun hocamız yakında hapse girecek. Bunu engelleyemedik. Bu yaşam hakkının kutsallığı çerçevesinde vatandaşlık haklarının kullanımı ve barış talebini toplum olarak etkince koruyamadığımız anlamına geliyor. Tüm bu soğuk ve korkutucu rakamlar, bu ülkede savunduğumuz yaşam hakkına vurulan saldırıların su yüzüne vuran yansımalarıdır. Bugün dayanışmamız bu yansımaların görünmez kılınmasına, normalleştirilmesine karşı bir duruştur. Barış İçin Akademisyenlerin yanında durmak yaşam hakkının, toplumsal barışın, kamu yararının yanında durmaktır. Bugün burada olmamızın temel gerekçesi de bu; yani, barışı, ölümü değil, yaşamı, yaşatmayı savunan, barış talep etmekte ısrarcı olan, ‘Barış talep etmek suç değildir’ diyen başta Füsun hocamız olmak üzere tüm dostlarımızla dayanışmak. Çünkü Barış isteyen akademisyenlerin yeri cezaevi değil, üniversitedir.

Sendika.Org