Brezilya’dan güzel haberler geliyormuş, acaba kimin için?

Emekçi halk düşmanı faşist bir hareketin bütünüyle sermaye yanlısı programı, ana akım Batı basını ve hükümetleri tarafından Brezilya ekonomisinin “reforme” edilmesi olarak sunularak, her yönüyle desteklenmektedir

Brezilya’dan güzel haberler geliyormuş, acaba kimin için?

Müjdeyi ilk olarak birkaç hafta önce The Economist vermişti. “Evet” diyordu The Economist, “Bolsonaro aşırı sağcı bir popülist ama o emeklilik reformu konusunda ciddi” ve “Brezilya’nın bu reformu mutlaka yaşama geçirmesi gerekiyor.” Bolsonaro’nun kurduğu ekonomi yönetiminin, ekonomi yönetimini teslim ettiği isimlerin güvenilirliğinden söz ediyor, bu ekibin reformu gerçekleştirme kapasitesine sahip olduğuna inandığını belirtiyordu.

Dün koroya Batı liberalizminin bir başka yıldızı Financial Times katıldı. Financial Times’ın liberalizm şampiyonu editoryasının konusu Brezilya ve Bolsonaro’ydu. Editorya, “Bolsonaro’nun tweetleri ve duruşu Latin Amerika’nın en büyük ülkesinin imajına zarar veriyor” dedikten sonra, aslında “bu duruş ve tweetlerin gerisinde dünyaya anlatılacak çok daha pozitif bir öykünün yattığını” müjdeliyordu. (The promise and perils of Bolsonaro’s Brazil, 22 April 2019)

Tropiklerin Trump’ı” olarak anılmaktan hiç rahatsız olmadığını belirttiği Bolsonaro’nun duruşuna ve tweetlerine bakıldığında, “Latin Amerika’nın en büyük ülkesinin” bir gay-düşmanı, ağaç-düşmanı, silah-aşığı ve askeri diktatörlük hayranı tarafından yönetildiği gibi bir tablonun oluştuğunu belirten editorya; “yabancılara ve yatırımcılara” esas olarak tablonun diğer tarafına bakmalarını yani öykünün “negatif” yanlarına takılmamalarını “pozitif” yanına odaklanmalarını öneriyordu.

Bolsonaro yönetiminin Trump yönetiminden “çok daha farklı” ve “iyimser” bir gelecek olasılığına sahip olduğunu vurgulayan editoryaya göre bunun nedeni; Trump yönetiminin ekonomik anlamda ABD’nin modern tarihindeki en korumacı yönetim olması ve Bolsonaro’nun ekonominin kilit önemdeki noktalarını ekonomik liberalizm yanlısı isimlere bırakmasıydı.

Eğer” diyor editorya, “Bu insanlar en başta da ekonomi bakanı Paulo Guedes vaat ettikleri programlarını yaşama geçirebilirse, bu Brezilya için çok iyi şeyler olacağı anlamına gelir.” Brezilya için “çok iyi şeyler olacağı anlamına gelen” reformlar nelerdir? Bunların en önemlisi ve ilki daha önce The Economist’in önemini kuvvetle vurguladığı “emeklilik reformu” yasa tasarısıymış. Brezilya ekonomisinin yoluna girmesi, devletin iflasının önlenmesi için öncelikle emeklilik yasasının “reforme” edilmesi gerekiyormuş. “Emeklilik reformu”, reformu gerçekleştirecek hükümet için bazı politik sıkıntılar yaratacak derecede hassas bir konuymuş. Yani bu “reformu” yapmanın ağır politik bedelleri olabilirmiş, ama bu başarılabilirse Brezilya’nın finansal durumunu oldukça düzeltecekmiş.

Batı liberallerinin Brezilya ekonomisinin “düzelmesi” için elzem gördükleri unsur, “emeklilik reformu” adı altında pazarladıkları, emekçilerin emeklilik hakkına yönelik ağır sınıfsal saldırıdır. Bir dönem ülkemizde emekçi mücadelesinin popülarize ettiği “mezarda emeklilik” anlayışının Brezilya’da alacağı güncel biçimdir. Bu emekçilere yönelik çok sert bir saldırı olacağı ve emekçilerden politik olarak sert bir yanıt alması da kesin olduğu için editorya, bu konuda kısa vadede küçük kazanımların bile önemine dikkat çekiyor. Politik sonuçları nedeniyle “emeklilik yasası” hamlesinin yavaş ilerleyeceğini öngören editorya, emekçi halka yönelik bu saldırının orta vadedeki kaçınılmazlığını ve Bolsonaro hükümetinin bu konudaki kararlılığını önemle vurguluyor.

Editorya, dünyanın diğer bölgelerinde ekonomik liberalizmin sert saldırılar altında bulunmasına rağmen Brezilya’da Paulo Guedes’in başında olduğu ekibin “emeklilik reformu” ötesinde önemli başka liberal reformlar peşinde olduğunu sevinçle belirtiyor. Guedes’in dünyadaki rüzgârın tersine ekonomik liberalizmden hiç pişman olmadığını vurgulayan editorya, onun ekonomik liberalizmdeki ısrarının bölgede yeni ekonomik anlaşmalara ve ticaretin liberalleşmesine kesin katkı sunacağını haber veriyor.

Guedes’in bir Şikago Okulu mensubu olduğunu vurgulayan editorya, onun geniş kapsamlı özelleştirme programının önemine ve bu konudaki kararlılığına da özellikle dikkat çekiyor. Guedes’in bir Şikago Okulu mezunu olması ve Şili’de ve Brezilya’da daha önceki icraatları ona duyulan sermaye güveninin temelini oluşturuyor.

Guedes genç yaşta bir Keynesçi olarak girdiği Şikago Üniversitesi’nden katı bir liberal olarak çıkmış ve ilk olarak askeri faşist darbenin iktidara gelmesinden sonra Şili’de Şili Üniversitesi’nde Profesör olarak görev almış. Şili’de askeri faşist darbeyle uygulanan liberal ekonomi politikalarının savunucusu bir bilim insanıymış. Faşizme Şili’deki hizmetlerinden sonra ülkesine dönmüş ve Brezilya’nın önemli finans kuruluşlarından Yatırım Bankası BTG Factual Bank’ın kurucusu ve ortağı olarak ülkenin egemen sınıfı içinde yerini almış. Brezilya’da liberal bir Think Tank’in de kurucusu olan Guedes, senelerce çeşitli gazete ve dergilerde ekonomi konusundaki görüşlerini ifade etmiş.

Faşizmin ekonomik beyni Guedes şimdi Batılı liberallerin Brezilya’daki umudu. “Eğer” diyor Financial Times editoryası, Guedes bu reformları yaşama geçirebilirse, Brezilya ekonomisi rayına girecek, istikrar kazanacak. Brezilya’nın acil bir istikrar ve “iyi yönetim” dönemine ihtiyaç duyduğunu belirten editoryaya göre, bu Guedes’nin ekonomik reformlarıyla sağlanabilir.

Brezilya’nın Guedes reformlarıyla istikrar ve “iyi yönetim” sağlaması olarak kodlanan, gerçekte, uluslararası tekelci sermaye için Brezilya’da yeni sömürü ve soygun olanakları, Brezilya emekçileri için daha fazla soyulma, daha fazla yoksulluk, daha büyük işsizlik oranları ve mezarda emekliliktir. Emekçi halk düşmanı faşist bir hareketin bütünüyle sermaye yanlısı programı, ana akım Batı basını ve hükümetleri tarafından Brezilya ekonomisinin “reforme” edilmesi olarak sunularak, her yönüyle desteklenmektedir. Guedes’in özelleştirme programı, kuşkusuz ki uluslararası tekellere önemli yeni soygun ve talan alanları sunacaktır, Brezilya zengin kaynaklara sahip bir ülkedir.

Hikâyede yeni ve şaşırtıcı olan hiçbir şey yoktur. Sermaye için belirleyici olan tek ve ana unsur, sömürü ve talanın hangi politik araçlarla sürdürülebilir olduğudur. Brezilya’da iktidar koltuğuna oturtulan faşist Bolsonaro, uluslararası tekelci sermayenin sömürü ve talanına hizmet ettiği, Brezilya emekçilerini kontrol altında tuttuğu sürece onun “aşırılıkları” liberal kamuoyu tarafından sözünü ettiğimiz yayın organlarında yapıldığı gibi mazur görülecektir.

Financial Times editoryası, Bolsonaro hükümetinin “aşırı” kanadının Brezilya’da “kültür savaşlarını” yükseltmekte çok istekli olduğunu ve “kültür savaşları”nı okul müfredatlarında değişiklikler yapmaya çalışarak başlattığı bilgisini veriyor. Editorya “kültür savaşları”nda ısrarın ülkeyi böleceğini, reformların uygulanmasını zorlaştıracağını belirtiyor. “Kültür savaşları”nın temel argümanlarının neler olduğunu Bolsonaro’nun konuşmalarından biliyoruz.

Bolsonaro Brezilya halkını, ülkede etkili olduğunu iddia ettiği “Kültürel Marksizm”e karşı Hristiyan değerleri çevresinde birleşmeye davet ediyor. 1964 yılında ülkede gelişmekte olan devrimci-sosyalist hareketi ezmek amacıyla ABD güdümünde iktidara gelen askeri-faşist cuntayı kutsuyor; kıtadaki faşist diktatörlüklerin ABD ile el ele vererek “demokrasiyi koruduğunu”, komünist diktatörlüklerin kıtaya hâkim olmasını engellediğini sürekli gündeme getiriyor.

“Kültür savaşları” olarak anılan, Bolsonaro’nun bu sözlerinin Brezilya’daki ders kitaplarına girecek olması; bu yeni tarih anlatısının Brezilya eğitim sistemi tarafından yeni kuşaklara aktarılmasıdır. Bolsonaro’nun “aşırı” görüşleri ile ana akım liberal Batı aydınının “ılımlı” görüşleri emekçi halk ve kutsal mülkiyet söz konusu olduğunda ne kadar farklıdır?

Emekçi halka düşmanlık ve mülkiyetin kutsallığı faşist Bolsonaro ile Batılı liberalleri birleştiren temel ortak noktalardır; bu dünde böyleydi, bugün de böyledir. Değişen hiçbir şey yoktur. Bunun ne denli katı bir gerçek olduğunu görmek için kıtanın yakın tarihindeki kanlı faşist iktidarlara uzanmaya hiç gerek yok; içinden geçilen dönemde liberal Batı basınında faşist Bolsonaro için düzenlenen “imaj düzeltme” operasyonlarına ve Venezüella’daki halkçı-demokratik harekete karşı aynı odakların yükselttiği şeytanlaştırma operasyonlarına şöyle bir bakmak yeterli.