AKP medyası yenilgiyi tartışıyor: Eleştiriler dinlenmedi, süreç yönetilemedi, inandırıcılık yitirildi

Erdoğan'ın yenilginin kabulünü işaret eden sözleri sonrası iktidar medyasında yenilginin sebepleri tartışılmaya başlandı. Dört yazar parti içi kaynama, eleştirilerin dikkate alınmaması, sürecin kötü yönetimi, inandırıcılığın yitimi ve sekülerleşmenin engellenmemesi gibi gerekçeler üretti

AKP medyası yenilgiyi tartışıyor: Eleştiriler dinlenmedi, süreç yönetilemedi, inandırıcılık yitirildi

Tayyip Erdoğan’ın “Kızgın demiri soğutma vakti, seçim tartışmalarını geride bırakmalıyız” sözleriyle seçim sürecine nokta koyma sinyali vermesinin ardından, AKP medyasında da yenilginin sebepleri üzerine tartışmalar başladı.

KARAR’DA UYARI YAZILARI: “DEMOKRASİ OLMASA DA OLUR” TEZİ ÜRETENLER 15 TEMMUZ’U UNUTUYOR

Yeni Şafak gazetesinden Kemal Öztürk ve Yusuf Kaplan, Akit gazetesinden Abdurrahman Dilipak ve Türkiye gazetesinden Süleyman Özışık yenilgiye yol açan sebepleri farklı noktalarıyla ele aldı.

Dilipak: Yeni parti telefonları, kötü yönetim, trol belası, sorgulama ihtiyacı

Abdurrahman Dilipak yazısının satır aralarında ve sonuç bölümünde AKP içinde yaşanan çeşitli sorunlardan söz etti. Dilipak’ın yazısında dikkat çeken vurgular şöyle:

Bu işin bu hale getirilmesinde büyük bir ihtimalle içimizdeki birtakım kriptolar aktif görev yapmışlardır.

Yeni bir siyasi oluşum için AK Parti’den gidecek isimler, yeni partinin adı ve kurucularının telefonla arandığı gibi haberler ortalıkta dolaşmaya başladı.

Süreç iyi yönetilmedi. AK Parti sözcüleri çok konuştular ama “kendilerini halka iyi anlatamadılar”. Sorun şu: Çok şey söylüyorsunuz ama insanların aklında oluşan sorulara cevap vermiyorsunuz.

Bir de şu herkese ağzının payını veren, tehdit eden, hakaret eden trollerinizi bir susturun. Bunların sözleri kulağınıza hoş gelse, yüreğinizi soğutsa da bir faydası yok.

AK Parti biz nerede yanlış yaptık sorusunu sormalı. Parti, genel merkez, teşkilatlarına bakmalı. Grubuna bakmalı, bürokratına bakmalı, çevresindeki iş adamlarına bakmalı, bakanlarına bakmalı.

AK Parti, kendine yakın vakıflara ait öğrenci yurtlarında kalanların oy kullandığı sandıklardaki oylara baksın bakalım, ne görecek.

Herkes bu seçimden milletin verdiği dersi almak istiyorsa, bu sonuçlardan karşı tarafı suçlu/sorumlu göstermekten biraz soluklanıp, keşke biraz da “Biz nerede yanlış yaptık” deseler ne iyi ederler.

Öztürk: “Kriz yönetimi başarısız oldu, inandırıcılık kaybedildi”

Kemal Öztürk, AKP’nin kriz yönetmedeki başarısızlığına ve inandırıcılığını kaybetme sorununa odaklandı. Süreci bir “siyasal iletişim krizi” olarak niteleyen Öztürk, yanlış adımları şöyle sıraladı:

  • Sandık sayımı bitmeden Binali Yıldırım’ın kameralar karşısına çıkarak “Ben kazandım” demesi.
  • Hukuki itirazların “FETÖ, karanlık güçler, organize kötülük” gibi şok edici iddialarla gerekçelendirilmesi.
  • İktidar medyasının dayanaksız iddiaları yalan haberlerle beslemesi.
  • Erdoğan ve Yıldırım’ın günler sonra kameralar karşısına geçip bu dayanaksız iddiaları dillendirmesi.

Öztürk, yazısının son bölümünde de şöyle dedi:

Sonuçta, İstanbul’u kaybetmesinin yanı sıra, AK Parti bir de yönetemediği krizden “inandırıcılık yarası” almış olarak çıktı.

Ekrem İmamoğlu ise bu konuda en karlı çıkan kişi oldu. “Seçim kazanan başkan” olacaktı ancak “zafer kazanan lider” konumuna getirildi. Bu da krizi yönetemeyen ekip sayesinde oldu.

Bir şehri, belediyeyi kaybetmek önemli değildir. Tekrar kazanılır. Ancak asıl büyük kayıp, AK Parti’nin en büyük sermayesi olan “inandırıcılığı” yitirmesi olur. Bundan sonra bu yarayı iyileştirmeye odaklanmalı AK Parti.

Kaplan: “Yenilginin sebebi sekülerleşme”

Öztürk’ün köşe komşusu Yusuf Kaplan ise olanca gericiliğini konuşturdu ve yenilginin sebebini “toplumdaki sekülerleşme eğilimi”nde buldu.

Büyükşehirleri CHP’nin kazanmasının sürpriz olmadığını, bunun zaten beklenmesi gerektiğini söyleyen Kaplan, “Bunun nedeni, kentleşme, dolayısıyla da sekülerleşmedir: Bir şekilde modernleşen bir toplum kentleştikçe, sekülerleşme trendi hızlanır; sekülerleştikçe, kentleşme eğilimi artar. Türkiye’de de olan bu” dedi.

Kaplan, “kişinin hakikat dünyasına duyarsızlaşması ve yabancılaşması, dünyanın geçici ayartılarının kulu kölesi olması” gibi ifadelerle nitelediği sekülerleşme karşısında adım atılması çağrısı yaptı.

Özışık: “‘Beyefendi rahatsız’ diye diye mahalleyi bitirdiler”

Süleyman Özışık, AKP’de yıllar içinde yaşanan değişimin ve özeleştirelliğin yitimini önemli bir sebep olarak ele aldı.

Özışık’a göre; AKP’nin ilk yıllarında gazeteci ve yazarlar Erdoğan’ı muhtemel hatalar konusunda samimiyetle uyarırdı. Gerek Erdoğan gerekse parti kurmayları bu uyarıları ciddiyetle izler ve anında gereğini yapardı. Ancak zamanla eleştirel gazetecilerin önü “Beyefendi rahatsız” diyen çoğu gazeteci kişilerce kesildi. Bu gazeteciler biat istediler. İş gazetelerden haber çıkarmaya, yazıların kaldırılmasına kadar vardı. Söz dinlemeyenler “paralelci” ve “FETÖ’cü” ilan edildi. Böylece bir dönem AKP’nin yanında yer alan isimler muhalefet saflarına geçti.

“Acı ama gerçek olan şu ki; bugün bizim mahallenin bir Sözcü kadar, bir Cumhuriyet kadar etki gücü yok” diyen Özışık, samimi bir iç sorgulama halinde AKP’ye zarar veren bu kesimin partiden uzaklaştırılacağını iddia etti.

Sendika.Org