İstanbul’un hali ve İBB’nin icraatları-3: “Hava, su, orman, altyapı nasıl sağlanır?”

Kentlerin ihtiyaçlarının değil, proje fetişizminin egemen olduğu, kentte insanca yaşam hakkının değil rantın nasıl paylaşılacağının konuşulduğu İstanbul'da temiz havaya, suya ve yeşil alana erişim ne durumda?

İstanbul’un hali ve İBB’nin icraatları-3: “Hava, su, orman, altyapı nasıl sağlanır?”

Politeknik 31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimler öncesinde İstanbul özelinde yaptığı raporlama çalışması ile AKP’li belediyecilik anlayışını özetledi. Halkın mühendisleri, mimarları, şehir plancıları Erdoğan ile başlayan ve 25 yılına giren AKP yönetimi altındaki İstanbul’un halini ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) icraatlarını madde madde gözler önüne serdi.

“Kentlerin ihtiyaçlarının değil, proje fetişizminin egemen olduğu, kentte insanca yaşam hakkının değil rantın nasıl paylaşılacağının konuşulduğu bir ortamda İstanbul’un durumunu, neye ihtiyacı olduğunu, yerel yönetimin görevlerini ve neler yapıldığını özetlemek istedik” diyen Politeknik İstanbul’un halini ulaşım, barınma, sağlık, çevre hakkı, altyapı hizmetleri, kent-tarım ilişkisi ve sosyal ve kültürel alanlar, hizmetler başlıkları altında raporlaştırdı.

Raporun üçüncü başlığı olan “Hava, su, orman, altyapı nasıl sağlanır, İstanbul ne durumda, ne yapıldı?” başlığını paylaşıyoruz:

İSTANBUL’UN HALİ VE İBB’NİN İCRAATLARI-1: “ULAŞIM NASIL PLANLANIR, İSTANBUL NE DURUMDA?”

İSTANBUL’UN HALİ VE İBB’NİN İCRAATLARI-2: “İSTANBULLULAR HANGİ KOŞULLARDA BARINIYOR?”

Sağlıklı kent ve çevre hakkı

Sağlıklı bir kent için sağlıklı bir çevre gerekiyor. Halkın temiz hava soluduğu, temiz su varlıklarına ulaştığı, atıkların yönetildiği, farklı doğa koşullarına hazır olan kentlerde yaşaması mümkün.

Sağlıklı bir kent yaşamı, halk sağlığının gözetildiği, tüm canlılara yaşam imkanları sunan, doğal varlıklarını koruyan yerel yönetim politikasıyla ile kurulabilir.

Sağlıklı bir kent için altyapı, planlama ve temel ihtiyaçların sağlandığı bir toplam yaratılmalı. Kentsel yerleşim, topoğrafik ve coğrafi özelliklere uygun gerçekleştirilmeli. Yerel yönetim planlama, uygulama ve denetleme konusunda sorumlu durumda.

Su varlıkları, dereler, orman alanları sağlıklı bir kent için korunmalı. Musluktan su içilebilmeli, hava kirliliği nedeniyle ölümler yaşanmamalı, hafriyat kamyonu yaşamımızı ezip geçmemeli, her yağmurda sokaklar göle dönmemeli, yeşil alanlar, parklar, ormanlar, boş arazilermiş gibi şantiye sahası olarak görülmemeli.

Kentte nefes almak?

Temiz hava solunabilecek bir çevrede yaşamak en temel insan haklarından. İnsanlar, doğa ve tüm canlıların yaşam alanlarında temiz hava soluma hakkı var.

Kentlerde temiz hava soluyabilmek için havayı kirleten parametrelerin ölçülmesi, tespit edilmesi ve kirleticilerin engellenmesi gerekiyor.

Ama Türkiye’de durum böyle değil. Türkiye’de yılda yaklaşık 30 bin kişi (günde 83 kişi) hava kirliliğine bağlı olarak yaşamını yitiriyor. 81 ilin sadece 6’sı temiz havaya sahip.

İstanbul havası en kirli illerden birisi. İstanbul’un en kirli ilçesi ise Esenyurt.

Peki soluduğumuz hava neden kirli?

Türkiye havası kirli bir ülke. Türkiye’de özellikle inşaat faaliyetleri ve kent içi araç kullanımı nedeniyle oluşan hava kirleticilerinin değerleri Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği ve aşılmaması gereken sınır değerlerinin üstüne çıkıyor.

Hava kirleticileri: Partikül maddeler PM10 ve PM2,5, kükürt dioksit, azot dioksit, azot oksitleri, kurşun, benzen, karbon monoksit değerleri

Ayrıca Türkiye’de kirletici parametreler için belirlenen sınır değerler Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) belirlediği sınır değerlerin çok üzerinde. 2018 yılı PM10 için yıllık ortalama sınır değer Türkiye’de 44 mikrogram/m3 iken DSÖ’nün belirlediği değer 20 mikrogram/m3.

İstanbul’un kentsel dönüşüm adı altında inşaat şantiyesine dönüştürülmesi, 3. Köprü, 3. Havalimanı ve bağlantı yolları için Kuzey Ormanları’na verilen tahribat, kent içi trafiğe kadar giren hafriyat kamyonları, kent içi araç kullanımı hava kirletici sebepler arasında. İnşaat faaliyeti yürütülen yerlerde partikül maddelerin (PM10 ve PM2,5) artış göstermesi bu durumu gösteren bir örnek sadece.

Asbeste önlem yok

Asbest, havada asla bulunmaması gereken, maruz kalınması halinde akciğer kanseri başta olmak üzere birçok hastalığa neden olabilecek bir madde.

Asbest basınca, aşınmaya ve kimyasal maddelere dayanıklı olduğu için inşaat malzemelerine katıldı. Türkiye’de de pek çok malzemede ve yapıda kullanıldı.

Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi’nin kesin kanserojen olarak tanımladığı asbest, 2010 yılında Türkiye’de yasaklandı. Ama 2010 öncesi yapılan binalarda asbest riski bulunuyor.

Asbest ile zehirleniyoruz

İlçe belediyelerinin, Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği ve Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik gereğince yıkım öncesi binalarda asbest kontrolü yapması gerekiyor. Ancak TMMOB İKK Asbest Raporu’na göre, İstanbul’da 39 ilçeden 16’sı yıkım öncesi asbest denetimi yapıyor. Birçok kentte, ilçede, yerleşim alanında bu kontroller yapılmıyor.

23 Ocak 2018’de İstanbul’da yıkımı başlatılan Abdi İpekçi Spor Salonu’nda da asbest kontrolü yapılmadığı ortaya çıkmış ve salonun yıkımı 27 Şubat 2018’de durdurulmuştu.

Suya erişim hakkı

Yaşamın ve ekosistemin önemli bir parçası olan su temel bir insan hakkıdır. Su hakkı suya erişim hakkıyla birlikte değerlendirilir. Herkesin sağlıklı, güvenli, yeterli, fiziki olarak ulaşılabilir suya erişimi olmalıdır. Suya erişim hakkı, mevcut yeraltı ve yerüstü su varlıklarının yönetimi politikasının temelini oluşturur.

Suya fiziki olarak erişilebilirlik tanımı evlere, işyerlerine, kurumlara, kuruluşlara ve pek çok yere yeterli, güvenli ve sağlıklı suyun makul yakınlıkta su altyapılarıyla ulaştırılmasıdır. Sağlıklı suya erişim hakkı ise herkes için içilebilir ve sağlık açısından bir zarar oluşturmayacak suya erişim hakkıdır. Merkezi ve yerel yönetimler insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli su teminini sağlamakla yükümlüdür.

Türkiye 8.333 km kıyı şeridine sahip ve 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülke. Türkiye’de tatlı su varlıklarından olan göller ya kurudu ya da kuruma tehdidiyle karşı karşıya. Son 40 yılda 1 milyon 300 bin hektar alan, başka bir ifade ile 3 Van Gölü büyüklüğünde sulak alan kaybedildi. Son 50 yılda 36 göl kurudu, 14 göl ise kuruma tehlikesiyle karşı karşıya.

Peki İstanbul’da su varlıklarının durumu nasıl?

  • DSİ’nin güncel verilerine göre Türkiye’de kişi başına düşen su miktarı 1.519 m3.
  • İstanbul’un su varlıklarının yıllık toplam kapasitesi ise 1 milyar 660 milyon m3.
  • İSKİ verilerine göre, yaz ve kış dönemlerinde değişmek üzere İstanbul’a günde ortalama 2,49 milyon m3 temiz su temin ediliyor. Bu suyun yaklaşık %67’si Avrupa yakasına, %33’ü ise Anadolu yakasına iletiliyor.
  • Ormanlık ve sulak alanları kurutulan, kirletilen İstanbul’a kendi su varlıkları yetmiyor.
  • Kırklareli’nden Düzce’ye kadar Marmara bölgesinin kuzeyi boyunca neredeyse bütün su varlıkları İstanbul için kullanılıyor.
  • 1990’lı yılların ortasında Küçükçekmece Gölü, ardından Elmalı Barajı içme suyu sağlama niteliğini kaybederek devre dışı bırakıldı.
  • Üçüncü Köprü ve ona bağlı Kuzey Marmara Otoyolu, Üçüncü Havalimanı gibi mega projeler İstanbul’un su varlıklarına zarar verdi. İnşa edilen mega projelere Kanal İstanbul projesi eklenirse, halen aktif temiz su varlığı olma özelliğine sahip, İstanbul’un %23’lik su ihtiyacını karşılayan Terkos, Sazlıdere Barajları ve bu barajları besleyen su havzaları kullanılmaz duruma gelecek.

Musluktan akan su neden içilebilir değil?

Musluktan akan su temiz olsa dahi sağlık açısından içilebilir değil. Binalara suyu getiren dış şebeke boruları, binaların içindeki şebeke boruları ve binaların su depolarındaki toprak, pas, kir ve parazit, mikrop, virüs gibi mikroorganizmalar suya bulaşabiliyor.

Bu etkenlerin yok edilmesi ya da azaltılması için dezenfeksiyon işlemi yapılıyor. Bu işlem için kullanılan klor içme suyunun lezzetine ve kalitesine yansıyor. Dezenfeksiyon için verilen aşırı klor musluktan akan suyu içilemez kılıyor.

Musluktan içilebilir su sağlamayan İBB’nin 2005 yılında kurduğu Hamidiye Su A.Ş. ise Belgrad Ormanı’nın içinden çıkan suyu ambalajlayıp 23 ülkeye ihraç ediyor. Temiz su hakkı yok sayılan İstanbullular damacana suya mahkum ediliyor.

İBB İstanbulluların su varlığını ya yok ediyor ya da satıyor!

Yeşil alanlar

İstanbullular nasıl nefes alacak?

Kent içi yeşil alanların ve kenti çevreleyen ormanların korunması halk sağlığı açısından önemli. Planlama ilkelerine göre kentsel yeşil alanlara ideal yürüme süresi 15 dakika olarak belirleniyor.

İstanbul ise bu verilerin çok gerisinde. İstanbul’da toplam 4 bin 850 park bulunuyor. Yüksek yapı yoğunluğu ve plansız kentleşme nedeniyle bazı mahallelerde park bulunmuyor. Kent parkları kapsamına girebilecek parklar her ilçede bulunmuyor.

İstanbul, 2018 yılında dünyadaki 50 büyük kent arasında kişi başına düşen 4.9 metrekarelik yeşil alanla 49. sırada yer aldı.

İBB ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na göre İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan miktarı 8 metrekare civarında. Ancak İBB, yol kenarları ve refüjlerdeki alanları da aktif yeşil alan olarak sayıyor. Kentin ormanları kesiliyor, yol kenarlarında beton istinatlar ‘dikey bahçelerle’ kapatılıyor. İBB ‘Ormanı kestik dikey bahçe verelim’ diyor, bilim kabul etmiyor!

Avrupa’da nüfusun fazla olduğu başkentlerde kişi başı en az 30 metrekare yeşil alan düşüyor. Türkiye’de yönetmeliklerde 15 metrekare yeşil alan öngörülüyor.

Millet bahçeleri

Her seçim döneminde milyonlarca fidan diktiğini iddia eden AKP iktidarı kendi deyimiyle çevreciliğini millet bahçeleri ile ’taçlandırdı’. Halihazırda doğal yeşil alan karakteri olan Nakkaştepe, Bakırköy Baruthane ‘bahçe’ yapıldı. İstanbul’a 5 millet bahçesi açıldı, İBB toplamda 11 millet bahçesi projesi olduğunu belirtiyor.

Orman varlıkları: İstanbul’un ciğerleri söküldü

İstanbul %44’ü ormanla kaplı. Bu yaklaşık 240 bin hektar orman demek. Orman varlığı açısından zengin durumda olan İstanbul, son 25 yıllık belediyecilikle milyonlarca ağacını kaybetti. Sadece 3. Köprü, 3. Havalimanı- Kuzey Marmara Otoyolu projeleri nedeniyle İstanbul’a su ve temiz hava koridoru oluşturan Kuzey Ormanları’nda 3 milyondan fazla ağaç katledildi. Kuzey Marmara Otoyolu için hala ağaç katliamı yapılıyor.

Global Orman Takip ve Uyarı Sistemi verilerine göre Türkiye, son 2001-2017 yılları arasında 425 kha ormanını kaybetti. İstanbul bu süre arasında orman varlıklarının %12’sini kaybetti.

Altyapı nedir?

Kentsel altyapı, kentin elektrik, su, kanalizasyon gibi temel ihtiyaçlarını karşılar ve kent planlaması ile doğrudan ilişkilidir. Altyapı bir kentte, halkın yaşamını kolaylaştırmak, sağlıklı hale getirmek amacıyla planlanır. Kanalizasyon, su, elektrik, telefon, doğalgaz vb. altyapı hizmetleri kamusal hizmettir ve bulunduğu kentin özelliklerine, yapı yoğunluğuna ve nüfusa göre kapasitesi belirlenir ve inşa edilir.

Kamusallık kalkarsa ki elektrik hizmetinde örnekleri bulunuyor, temel haklar gasp edilir, kentliler müşteriye dönüştürülür.

Her yağmurda su taşkını yaşayan İstanbul

İstanbul’un altyapısı ise yetersiz durumda. İstanbul’da son 20 yılda DSİ verilerine göre 59 su taşkını yaşandı.

İBB dere ıslahı adıyla başlattığı çalışmalarda doğal su akış yollarını tahrip etti, dereleri kanala hapsetti, daralttı. Yağmur sonrası yükselen sular sele neden oldu.

İBB, imar rantıyla dere taşkın sınırını ihlal etti, dere yapılaşma sınırını 10 metreye çekti. Yani dere taşkın sınırı içinde yapılaşmaya izin verdi. Su seviyesi yükseldiğinde, derenin doğal sınırı olan taşkın sınırına sular ulaştığında bu sınırın içinde yapılaşma izni verilen yapılar, yollar sular altında kalıyor.

Dere yataklarına inşaat projeleri yapıldı. Basın Ekspres yolu ve çevresi bu konudaki en dramatik örneklerden birisi. Dere taşkın sınırları içinde inşa edilen Basın Ekspres yolunda 2009 yılında yaşanan yağışla oluşan taşkında 32 insan yaşamını yitirdi.

İBB sağladığı imar ayrıcalıklarıyla altyapı planlanırken yeşil alan olarak ön görülen alanları konuta, yola dönüştürdü. Altyapı ise aynı kaldı. İBB, her yağmur sonrası yağışın ne denli büyük olduğunu açıklamaya girişiyor. Oysa kentsel arazi kullanımında yapılaşma, betonlaşma esas alındığı için yağmur sonrası yere düşen su damlaları toprakla buluşamıyor. Yüzey akışını 10 kata kadar hızlandıran beton yüzeyler yere düşen her damlayı sokaklara, caddelere taşıyor, İstanbulluların yaşamı tehlikeye atılıyor.

Övündükleri projeler her yağmurda sular altında

Temmuz 2017’de 1 saatlik yağış sonrası oluşan su taşkınında, İBB’nin övündüğü projeler sular altında kaldı. Toplu ulaşım durma noktasına geldi, Avrasya tüneli kapandı, deniz seferleri durduruldu. Beton hale getirilen Taksim Meydanı, Kabataş İskelesi, Üsküdar Meydanı sular altında kaldı. Temmuz 2018’de yarım saatten az yağan yağmur sonrası İstanbul’da, Fatih, Bayrampaşa, Beyoğlu, Beşiktaş, Üsküdar ilçeleri sular altında kaldı. Üsküdar Meydanı için su baskını alıştırılan bir hal aldı. İstanbul, neredeyse her yıl, birden fazla kez su taşkını yaşar hale getirildi.

Sendika.Org