İstanbul’un hali ve İBB’nin icraatları-2: “İstanbullular hangi koşullarda barınıyor?”

Kentlerin ihtiyaçlarının değil, proje fetişizminin egemen olduğu, kentte insanca yaşam hakkının değil rantın nasıl paylaşılacağının konuşulduğu Türkiye'de barınma nasıl planlandı ve İstanbul ne durumda?

İstanbul’un hali ve İBB’nin icraatları-2: “İstanbullular hangi koşullarda barınıyor?”

Politeknik 31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimler öncesinde İstanbul özelinde yaptığı raporlama çalışması ile AKP’li belediyecilik anlayışını özetledi. Halkın mühendisleri, mimarları, şehir plancıları Erdoğan ile başlayan ve 25 yılına giren AKP yönetimi altındaki İstanbul’un halini ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) icraatlarını madde madde gözler önüne serdi.

“Kentlerin ihtiyaçlarının değil, proje fetişizminin egemen olduğu, kentte insanca yaşam hakkının değil rantın nasıl paylaşılacağının konuşulduğu bir ortamda İstanbul’un durumunu, neye ihtiyacı olduğunu, yerel yönetimin görevlerini ve neler yapıldığını özetlemek istedik” diyen Politeknik İstanbul’un halini ulaşım, barınma, sağlık, çevre hakkı, altyapı hizmetleri, kent-tarım ilişkisi ve sosyal ve kültürel alanlar, hizmetler başlıkları altında raporlaştırdı.

Raporun ikinci başlığı olan ” Kentin barınma sorunu nasıl çözülür, İstanbullular hangi koşullarda barınıyor, neler yapıldı?” başlığını paylaşıyoruz:

İSTANBUL’UN HALİ VE İBB’NİN İCRAATLARI-1: “ULAŞIM NASIL PLANLANIR, İSTANBUL NE DURUMDA?”

Barınma

Kent hakkı, kentte yaşayanların başta barınma olmak üzere, insanca koşullarda gündelik hayatlarını sürdürebilmesini kapsar.

Barınma alanları kentin makro ve mikro ölçekli planları ile ilerler. Barınmada çalışma mekanlarına, eğitim, sağlık vb. temel ihtiyaçlara ulaşmak için harcanan zamanı en aza indiren bir kentsel yerleşim planlaması gerekir.

Barınma imkanları daraltıldı, zorlaştırıldı

Barınma, ulaşım olanakları, altyapı olanakları, eğitim mekanları, sağlık hizmetine ulaşım ve sosyal alanlar ile birlikte planlanır. İstanbul kentinin böyle bir barınma planı yok. İstanbul’da çalışanlar her gün ortalama 1 saat 31 dakikayı ulaşıma harcıyor. Daha iyi bir planlama ile bu süre çok daha kısa tutulabilirdi.

İstanbul’da konut yoğunluğu yani barınma alanları, imar planları ve imar ayrıcalıkları, bölgenin kapasitesi, ulaşım olanakları, kentteki konumu ile değil, emlak değeri ile belirleniyor. İmar planları, barınma ihtiyaçları bir kenara bırakılarak ranta göre yapılıyor. Bu da yüksek kiralar anlamına geliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’de bir kişi, Ocak 2019’da ortalama maaşının %23,86’sını kiraya verdi. İstanbul’da ise bu oran %35’lere tırmanıyor.

Kentte barınmak her geçen gün artan bir gider kalemine dönüşüyor. Kamu eliyle düzenlenen kira politikasıyla gelire uygun bir kira modeli yaratılabilir, kent merkezindeki dönüşüm nedeniyle kentin çeperlerine gerçekleşen sürgün engellenebilirdi.

Berlin’de kent merkezinde fahiş kira artışları barınma hakkından yoksun bırakmaya ve kentte sürgünlere yol açtı. Kiraların sınırlandırılması için çok sayıda mülk edinilmiş konutun kamulaştırılması ve kentteki büyük gayrimenkul şirketlerinin faaliyetinin yasaklanması kararı referandumla oylanacak.

Barınma için diğer sorun ise yapıların niteliği

2002 yılına göre yapı ruhsat izinleri 8 kat arttı. 16 yılda toplam 2 milyar 350 milyon metrekarelik alan betona dönüştürüldü.

Çevre Şehircilik Bakanlığı 2017 verilerine göre İstanbul’da 1 milyon 528 bin 782 yapı bulunuyor. ÇŞB verilerine göre İstanbul’da, Kartal’da yıkılan yapı benzeri 600 bin yapı var.

Türkiye genelindeki yapıların ise yüzde 60’ı kaçak, denetim olmaksızın inşa edilmiş durumda.

2012 yılında çıkarılan 6306 sayılı Afet Yasası sonrası deprem gerekçe gösterilerek riskli alan ilanları yapıldı. Riskli alan teknik olarak yapıların oturduğu zeminin dayanıklı olmadığı anlamına geliyor.

Ancak İstanbul’da alınan riskli alan kararları zemin yapısına göre değil, inşaat projesi yapılmak istenen ve rantı yüksek bölgenin dönüşümüne yasal gerekçe oluşturmak adına çıkarıldı.

Talana kılıf hazırlandı

2012-2014 yılları arasında 1106,25 hektar alan riskli ilan edildi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2012’den sonra Gaziosmanpaşa, Beykoz, Sarıyer, Bağcılar, Esenler, Küçükçekmece, Kadıköy ve Beyoğlu gibi ilçelerde riskli alanlar belirledi. Riskli alan ilan edilen bölgede, barınma hakkı gözetilmeksizin, tüm yapılar için yıkım kararı verilmiş oluyor. Bölgede yaşayanlar ‘özel hukuk’ ile yaşadıkları bölgeden sürülüyor.

İBB bu dönüşüm sürecinde Bakanlığın en yakın destekçisi oldu.

Kent içindeki kamusal araziler, eski fabrika arazileri İBB ve şirketi KİPTAŞ tarafından lüks konut projelerine dönüştürüldü. İBB müteahhit gibi davrandı, Sarıyer’de, Kartal’da, Başakşehir’de, Beykoz’da, Kağıthane’de, Küçükçekmece’de yüksek gelirlilere yönelik lüks projeler yaptı. İstanbulluların, ülkenin ortak varlıkları çalındı.

Kentsel dönüşüm kapsamında yapılan yeni gayrimenkul projeleri vergi ve harçlardan muaf tutuldu. Vergi oranı yüzde 18’den yüzde 1’e indirildi. Barınma güvenliğini sağlamak adına sağlıklı yapılar yapılmadı, imar affı çıkarıldı. Sonuç Kartal’daki facia gibi oldu: kendiliğinden yıkılan binalar… Bu faciaların devamı gelecek!

İmar affı ile imar planlarına aykırı, usulsüz, bazıları hakkında yıkım kararı bulunan kaçak rezidanslar, AVM’ler, ormanlık alanlara, boğaza yapılan usulsüz oteller, tesisler affedildi. Yine özel hukuk yazıldı, talana kılıf hazırlandı.

İnşaat Mühendisleri Odası 2018 verilerine göre İstanbul’da afet toplanma alanı olarak belirlenen 493 bölgeden 416’sında AVM, rezidans ve gökdelenler inşa edildi. Toplanma alanlarına her geçen gün yeni imar planları da yapılıyor.

AVM çöplüğü oluşturuldu

2002’de AVM’ler 1,25 milyon metrekare alanı kaplarken, 2017’de bu alan yüzde 900’lük artışla 11.2 milyon metrekare oldu.

AFAD verileri ise İstanbul’da tüm küçük boşlukları, çocuk parklarını, cami avlularını ve hatta benzin istasyonlarını dahil ederek yani aslında afet toplanma alanı niteliği ve yeterliliğinde olmayan noktaların da seçildiği 2 bin 354 toplanma alanı olduğunu söylüyor.

Sendika.Org

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann