Ilhan Omar’ın kimliğinde Filistin’den Venezüella’ya uzanan yol

Ilhan Omar’ın sert bir kampanyayla bu düzeyde hedef alınmasının tek nedeni herkesin bildiği sır niteliğinde olan, İsrail lobisinin nüfuzu hakkında konuşması değil; onun Senato Dış İlişkiler Komitesi üyesi olarak katıldığı bir toplantıda Trump’ın Venezüella Özel Temsilcisi olarak görevlendirdiği faşist Elliott Abrams’a sorduğu sorular da onun bir başka “günahı”

Kahraman, “diktatörün tüm tehditlerine rağmen cesaretle ülkesine dönmüş”; dönüşüyle “muhalefete taze bir nefes vermiş” ve “tüm ulusun kalbini çalmış”. Bu nedenle, “onu destekleyenlerin oranı yüzde 67’ye yükselmiş”. Amerikan imalatı Venezüella “lideri” Juan Guaido’nun Amerikalı yetkililerle dünyaya poz verdikten sonra Venezüella’ya dönüşü hakkında, ana akım Amerikan, İngiliz ve Alman basınının haber ve yorumları yukarıya New York Times gazetesinden aldığımız bu örnek ifadelerle neredeyse aynı unsurları içeriyordu.

Küba kökenli Amerikalı faşist senatör Marco Rubio Guaido’nun Kolombiya’da Amerikalı yetkililerle poz verdiği günlerde Twitter hesabında Kaddafi’nin iktidarda bulunduğu dönemde çekilmiş bir fotoğrafıyla, linç edilerek öldürülüşünden sonra çekilmiş fotoğrafını paylaşmış ve Maduro’ya bundan ders alması gerektiğini bildirmişti. Herhalde Kaddafi’nin vahşice katlinin petrol yağması dışında ne tür bir ideolojik-politik mesaj verme amacıyla gerçekleştirildiğini bu faşistin mesajından daha iyi anlatacak bir unsur zor bulunurdu.

Fotoğrafların tümü birbirini tamamlıyor. Guaido, Venezüella’ya inmezden bir süre önce, Amerikan Başkan Yardımcısı Pence bir açıklama yapmış; tüm dünyanın gözünün Venezüella’da olduğunu söylemiş ve “Guaido’ya yönelik herhangi bir müdahale, tehdit ya da tutuklama durumunda çok seri ve hızlı bir karşılık vereceğiz” demişti. Zaten birkaç gün önce Kolombiya’da yanına Guaido’yu alıp basının karşısına çıkan, Venezüella’ya yönelik askeri müdahale tehditleri savuran da aynı Pence değil miydi?

Amerikan yönetimi, Avrupa ve Latin Amerika ülkelerinin temsilcileriyle yaptığı görüşmelerden sonuç almış ve bu ülkelerin diplomatları Guaido Venezüella’ya inmeden önce havaalanında onu karşılamak için toplanmıştı. Almanya’nın Venezüella Büyükelçisi Daniel Kriener havaalanında yaptığı açıklamada, “Guaido’nun ülkesine güvenli şekilde dönmesini ve çalışmalarını güvenlik içinde sürdürmesini sağlamak için burada toplandık” diyordu.

New York Times’tan Trump’a uyarılar

New York Times’ın liberal editoryası aynı gün yazdığı Venezüella değerlendirmesinin başlığını “Açlık Oyunları” koymuştu. Editorya, Venezüella’daki sosyalist diktatörün “kendi halkını açlığa mahkûm ettiğini” ileri sürüyor ve ABD ve müttefiklerinin “sınırdan gıda yardımı sokma kumarının başarısız olduğunu” dile getiriyordu. Editorya’ya göre, başarısızlığın nedeni Venezüella Ordusu’nun ve sınırda bulunan bazı milis güçlerin diktatörden yana müdahaleden kaçınmamasıydı.

Keskin bir Trump düşmanı olan editorya yazısında, Trump ve ABD yönetiminin sürekli olarak ABD askeri müdahalesi tehdidini dillendirmesinin yanlışlığını vurguluyor; Guaido’yu ABD ile birlikte destekleyen 50 ülkenin pek çoğunun bir ABD askeri müdahalesine sıcak bakmadığını ve böyle bir müdahalenin birleşmiş “uluslararası toplumu” böleceğini, ABD’nin bölgenin geçmişindeki kötü sicilinden dolayı karşı cepheyi güçlendireceğini, Venezüella diktatörünün bölge halkından daha fazla destek almasına yol açacağını dile getiriyordu. Editorya, Guaido’nun ABD ile bu denli yakın ve ABD yöneticileriyle içli dışlı görüntü vermesinin de yanlış olduğu kanaatindeydi, bu görüntünün “onun temsil ettiği demokrasi mesajını zedelediğini” ve “demokrasinin değil ABD’nin tarafında olduğu kanısını güçlendirdiğini” düşünüyordu.

ABD yönetiminin bu uyarıları dikkate alarak, iyi planlanmış hamleler için Maduro’nun meşru olmadığı noktasında birleşen “uluslararası topluma” önderlik etmesi, ekonomik ve politik baskıyı arttırması, orduyu Maduro’dan ayırma yönünde faaliyeti yoğunlaştırması gerektiğini belirten editorya, Maduro ve yakın çevresine istedikleri bir ülkeye iltica hakkını da kapsayan güvenli geçiş seçeneği sunularak politik bir anlaşmaya varılmasını öneriyordu.

Editoryanın uyarıları ve önerileri, Venezüella’da gelinen aşamada iki olgunun giderek daha fazla belirginleşmeye başladığına işaret ediyor; bunların ilki, Venezüella Ordusu’nun üst düzey unsurlarının ABD yanına çekilememiş olması, ikincisi, son birkaç haftada Batı basınında “asıl tehlike” olarak sunulmaya başlayan “hükümet yanlısı silahlı milis güçlerin” son sınır çatışmasında olduğu gibi aktif olarak sürecin içinde yer alması.

Editoryanın örtük ifadelerle dikkat çektiği asıl tehlike ise, onlar için en korkutucu olanıdır. Korktukları asıl unsur, Venezüella muhalefetinin bu derece açık bir Amerikan imalatı olmasının ve ülkeye ABD müdahalesini açıktan davet etmesinin bölgede ve tüm dünyada halklarda yarattığı derin nefrettir. Bu nefret ve biriken öfkenin, olası bir ABD müdahalesi karşısında yeni bir anti-emperyalist mücadele dalgasını tetiklemesi kaçınılmazdır. Editoryanın ABD yönetimine yönelik uyarı ve tavsiyelerinin kaynağı esas olarak bu yalın gerçeklikte bulunmaktadır.

Maduro’ya tehdit, Bolsonaro’ya alkış, Omar’a tehdit

Konuya dair açıklamalar yapan emekli ABD Ordusu generali Robert Scales’e göre, ABD ordusu şu anda Venezüella sınırında hareket halinde. Scales, “Kolombiya’da 60 yıldır sürdürdüğümüz teröre karşı mücadelede Kolombiya’da konuşlanan özel operasyon birimlerimiz Venezüella sınırında faaliyetlerini sürdürüyor. Yardımların Venezüella’ya sokulması için çaba harcıyor. Sınırda gözleme faaliyetlerini devam ettiriyor. Guaido’ya yönelik herhangi bir müdahalede Caracas halkı büyük bir patlama gösterecektir. Muhtemelen Maduro da bunun farkındadır” diyor.

ABD’de en keskin Trump düşmanlarıyla Trump arasında, Venezüella’daki halkçı-demokratik yönetimin yıkılması, Küba’daki sosyalist yönetimin devrilmesi, iki ülkenin yönetici kadrolarının linç edilerek öldürülmesinin gerekliliği konusunda özde bir ayrım yoktur. Aralarındaki ayrım izlenmesi gereken taktiğe ilişkindir. Bunun temellerini başka bir örnekte de görmek mümkün; liberallerin “otoriter” olarak niteledikleri Brezilya’nın faşist devlet başkanı Bolsonaro’nun ilan ettiği yeni “emeklilik reformu” tasarısını her iki taraf aynı coşkuyla selamladı. “Emeklilik reformu” olarak adlandırılan, özü itibariyle Brezilya’da emekçilerin kazanılmış sosyal ve ekonomik haklarına yönelik yeni bir ağır saldırı ve liberalinden muhafazakarına tüm Batı basını günlerdir ballandıra ballandıra bu “reformun” Brezilya ekonomisi için ne kadar gerekli olduğunu anlatıyor.

Faşist Bolsonaro, “emeklilik yasası” nedeniyle The Economist’in, Financial Times’ın, Wall Street Journal’ın, New York Times’ın övgülerine mazhar olurken, aynı yayın organları Minnesota’dan Amerikan Kongresi’ne seçilen Ilhan Omar hakkında “anti-semitizm” suçlamasıyla Trump ve tüm ırkçı grupların da dahil olduğu güçlü bir kampanyayı ortak yürütüyorlar. Somali kökenli Ilhan Omar hakkında yürütülen kampanyanın nedeni, Amerika’da çok etkili bir konumda bulunduğu herkes tarafından çok iyi bilinen AIPAC adlı İsrail yanlısı lobi kuruluşunun ülkenin dış politikası üzerinde ciddi nüfuz sahibi olduğunu söylemiş olması.

Omar’ın aşikarın beyanı niteliğindeki bu sözünün kopardığı fırtına Trump ve Cumhuriyetçilerle aynı ölçüde kendi partisi Demokrat’larda da karşılık buldu. Omar’la beraber Senato Dış İlişkiler Komitesi’nde yer alan aynı partiden arkadaşı Juan Vargas, “Omar’ın anti-semitik sözleri kabul edilemez, ABD İsrail ilişkisi sorgulanamaz” şeklinde açıklamalar yaptı. Omar, Trump ve diğer ırkçı grupların hakaretlerinin benzerlerini kendi partili arkadaşlarından da alıyor ve dahası Demokrat Partili senatörler “anti-semitik” saldırganlığı engellemek amacıyla yeni bir yasa tasarısı hazırlıyorlar.

Ilhan Omar’ın sert bir kampanyayla bu düzeyde hedef alınmasının tek nedeni herkesin bildiği sır niteliğinde olan, İsrail lobisinin nüfuzu hakkında konuşması değil; onun Senato Dış İlişkiler Komitesi üyesi olarak katıldığı bir toplantıda Trump’ın Venezüella Özel Temsilcisi olarak görevlendirdiği faşist Elliott Abrams’a sorduğu sorular da onun bir başka “günahı”.

Abrams’ı alt eden soru

Elliott Abrams’ın Reagan’ın başkanlık döneminde Latin Amerika’da devrimci halk hareketlerine karşı savaşan faşist güçlerin örgütlenmesi ve finanse edilmesinde merkezi bir konuma sahip olduğu Amerikan resmi belgeleriyle kanıtlanmış durumda. Omar toplantıda, El Salvador’da Amerika’nın eğittiği ve donattığı güçlerin El Mezato’da 800 sivili katlettiğinin bilindiğini ancak buna rağmen, Abrams’ın geçmişte yaşanılanları Amerika açısından “büyük bir başarı” olarak nitelediğini belirtti ve Abrams’a sordu: “Halen böyle mi düşünüyorsunuz? Evet ya da Hayır.”

Abrams’ın yanıtı, El Salvador’un demokrasiye dönmesinin bu başarı sayesinde mümkün olduğuydu. Omar sıkıştırmaya devam edip, “El Mezato da büyük bir başarı mıydı?” diye sorduğunda, Abrams tuhaf bir tonla yanıt verdi: “Hayır”.

Omar’ı hedef haline getiren asıl sorusu bunlardan sonra geldi. O, Abrams’a, “Eğer Amerika’nın çıkarlarına uygun olduğunu düşünürseniz, daha önce Nikaragua, Guatemala ve El Salvador’da yaptığınız gibi, insanlığa karşı suç işlemiş, savaş suçları işlemiş, jenosid gerçekleştirmiş silahlı grupları Venezüella’da da yine destekleyecek misiniz?”

Abrams öfkeli bir tarzda bu soruya yanıt vermeyeceğini, Omar’ın sorularının kişiliğine saldırı niteliğinde olduğunu belirtti. Omar’ın sorularını ve Abrams’ın yanıtlarını içeren video sosyal medyada dünya çapında büyük ilgi gördü. ABD’de Omar’a yönelik azgın saldırganlığın, “anti-semitizm” suçlamalarının gerisinde bu iki temel meselede aldığı tutum bulunuyor.

Faşist Bolsonaro’nun, kendi imalatları Guaido’nun propagandasına tam gaz devam edenler, büyük bir öfkeyle Omar’a saldırıyorlar; bunda bir terslik yok kuşkusuz, eşyanın tabiatına uygun…

Sınırda provokasyon ve suya düşen plan

Omar’ın sorularının ne denli isabetli olduğunu gösteren bazı bilgiler dün Bloomberg’de yayımlanan bir yazıyla daha da netleşti. (Heavily Armed Soldiers Aborted a Plan to Enter Venezuela by Force, Ethan Bronner and  David Wainer)

Bloomberg’in yazarları, yazılarında kullandıkları bilgileri isimlerinin açıklanmasını istemeyen bazı ABD yetkilileri, bölge ülkeleri yetkilileri ve Kolombiya’da sürgünde bulunan Venezüellalı askerlerden aldıklarını ifade ediyorlar. Yazarlar, Venezüella-Kolombiya sınırında geçen ay sonu gerçekleşen “yardım TIR’ları” provokasyonunun detaylarını aktarıyorlar.

Yazarların aktardığına göre, geçen ay sonunda Kolombiya-Venezüella sınırında bekleyen “yardım TIR’larının” çevresinde ağır silahlarla donatılmış Kolombiya’da sürgünde bulunan 200 eski Venezüella askeri de varmış. Gruba Venezüella Ordusu’nun emekli generallerinden Cliver Alcala kumanda ediyormuş. Alcala yazıda isminin açıklanmasında sakınca bulmamış.

Grup sınırda bulunan Venezüella asker ve milislerini püskürtüp TIR’lara yolu açmak için hazırlıklar yapmış. Kolombiya hükümeti yapılan plandan geç haberdar olmuş ve haberdar olduğunda planın hayata geçirilmesini engellemiş. Venezüella Ordusu komutanlarının Maduro’yu terk etmediği de anlaşıldığında yeterince iyi hazırlanmamış olduğu iddia edilen plan suya düşmüş. Alcala, yapılan planı ve kendi rollerini kabul ediyor; Kolombiya yönetiminin planın uygulanmasına neden engel olduğunu da anlayabildiğini söylüyor.

Kaynaklar, Guaido’nun Kolombiya’da buluştuğu Kolombiya Devlet Başkanı Ivan Duque’nin Guaido’ya “hayal kırıklığını” ifade ettiğini aktarmışlar. Duque’nin “hayal kırıklığının” nedeni, Guaido’nun sınıra “yardım TIR’larının” yanına getirmediği vadettiği on binlerce Venezüellalının ortalıkta olmamasıymış. Guaido Venezüella’ya dönmezden önce uluslararası desteği arttırmak amacıyla bir Avrupa turuna çıkmayı düşünüyormuş ancak ABD yetkilileri ondan ülkeye dönmesini ve momentumu kaybetmemesini istemişler.

Ne güzel değil mi?

Bloomberg yazarları birtakım kulis bilgileri de aktarıyorlar. Kulislerde konuşulanlara göre, bölgede Brezilya ve Kolombiya’da dahil hiçbir büyük ülke, Irak’tan farklı olarak güçlü bir ordusu ve halk milisleri bulunan Venezüella’ya yönelik olası bir askeri operasyon konusunda istekli değilmiş. Bu seçeneğin askeri ve mali olarak çok külfetli olduğunu düşünüyorlarmış. Durum daha da kötüleşip yüzlerce yeni asker Kolombiya’ya geçerse, Venezüella’da belirlenmiş askeri hedeflere yönelik silahlı saldırı opsiyonunu perde gerisinde tartışıyorlarmış.

Amerikan yönetimi ile yakın temasta olan Latin Amerikalı diplomatlar, ABD stratejisinin ülkede istikrarsızlığı arttırarak Maduro’yu sıkıştırmak ve bir ABD müdahalesini kolaylaştıracak hareketler yapmasını sağlama yönünde hamleler yapmak olduğunu belirtiyorlar.

Halk milisinin önemi

Venezüella hükümeti, Alman Büyükelçisi Daniel Kriener’den ülkeyi 48 saat içinde terk etmesini istedi. Kriener’in ülkenin içişlerine müdahale etme girişimlerinde bulunması nedeniyle bu kararı aldığını bildirdi. Venezüella’ya yönelik emperyalist saldırının alacağı biçimin büyük ölçüde Latin Amerikalı diplomatların ifade ettikleri çizgide gelişeceği giderek daha fazla belirginleşiyor.

Venezüella’da daha uzun bir zaman dilimine yayılan ve ülke içinde silahlı çatışmayı yükselterek istikrarsızlığı derinleştirmeyi hedefleyen bir stratejinin, “uluslararası toplumun” politik baskısı ve ekonomik kıskaçla destekleneceği anlaşılıyor. Bu noktada, stratejinin sahiplerinin de son birkaç haftada sık sık vurgulamaya başladıkları gibi, Venezüella halk milisinin askeri ve politik konumu önümüzdeki süreçte ülkenin geleceğini belirleme açısından büyük bir önem kazanıyor.

Tüm aktörleri, hedefleri net ve açık olan bu emperyalist saldırıya karşı Venezüella ve Küba halkıyla her düzeyde dayanışmak, bütünleşmek ve anlatılanın aslında bizim hikayemiz olduğunu vurgulamak giderek daha öncelikli bir göreve dönüşüyor.