Golan Netanyahu için seçim hediyesi mi olacak?

ABD’nin Golan Tepeleri hakkında böyle bir resmi karar alması durumunda ne tür tepkiler gelebileceği şimdilik belirsiz. Haaretz’e yazan Amos Harel, Suriye yönetiminin içinde bulunduğu durum itibariyle en son isteyeceği şeyin İsrail’le yeni bir askeri karşı karşıya geliş olduğunu belirtiyor ve herhangi bir sorun yaşanmayacağını düşünüyor

Golan Netanyahu için seçim hediyesi mi olacak?

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın iki gün önce açıkladığı bu yılki “Demokrasi ve İnsan Hakları Bürosu Raporunda” ilk kez, Suriye’nin İsrail işgali altındaki toprağı Golan Tepeleri için “işgal altında” değil “İsrail kontrolünde” ifadesi kullanıldı. Golan Tepeleri 1967 yılından beri İsrail işgali altında ve İsrail Başbakanı Netanyahu son birkaç yılda defalarca Golan tepelerinden asla çekilmeyeceklerini dile getirdi. Golan Tepelerindeki İsrail egemenliğinin ABD tarafından resmi olarak tanınmasını istediklerini de son birkaç yılda defalarca tekrarlayan Netanyahu’nun ve ABD’deki İsrail Lobisi’nin ABD yönetimine bu yönde baskı yaptığı biliniyordu.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın raporunu sunan yetkili Michael Kozak bir soru üzerine, ABD’nin Golan’ın statüsü hakkındaki pozisyonunun değişmediğini söyledi ancak raporda kullanılan ifadenin neden değiştirildiğine ilişkin tatmin edici bir yanıt vermedi. Oysa Bakanlığın resmi raporunda kullanılan ifade, kuşkusuz ki ABD’nin pozisyonunun bir göstergesidir. Bu ifadenin, oluşacak tepkilerin düzeyini görmek için kullanılmış olması yüksek bir olasılık.

“İsrail ABD’nin stratejik partneridir”

Bu ifadenin resmi bir ABD belgesinde ilk kez kullanılıp bir yetkilinin aracılığıyla dünyaya duyurulmasından kısa bir süre önce, Golan Tepeleri’nde İsrail’in egemenliğinin tanınması yönünde bir yasa tasarısı Senatör Ted Cruz tarafından ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’ne sunuldu. ABD yönetiminin bu konuda yeni adımlar atma yönünde hazırlıklar yaptığı anlaşılıyordu. ABD politik sahnesinde silah tekellerinin ve İsrail Lobisi’nin etkili temsilcilerinden biri olarak tanınan Senatör Lindsey Graham da raporun sunulmasından 2 gün önce İsrail’de Netanyahu ile birlikteydi. İkili basın eşliğinde Golan Tepeleri’ni ziyaret etti.

Golan Tepeleri’nde basına bir konuşma yapan Graham, “İsrail ABD’nin stratejik partneridir” dedi ve İsrail’in, ABD’nin bu “problemli bölgede” bulabildiği en iyi dostu olduğunu, İsrail’in ABD’nin güvenliği için ABD istihbarat kurumlarına aktardığı çok önemli istihbaratları basına anlatamayacağını ama kendisinin çok iyi bildiğini ifade etti.

Senatör Ted Cruz’un hazırladığı Golan’ın statüsü ile ilgili yasa tasarısına değinen Graham, Golan’ın İsrail’in ayrılmaz bir parçası olduğunu ve bunun sonsuza kadar da böyle olacağını vurgularken, “Golan’ın İsrail’in kontrolünden çıkması İsrail için stratejik bir kabustur” dedi. Golan’ın, Şam ve ötesi de dahil olmak üzere Güney Suriye’yi gözlemek ve izlemek açısından taşıdığı önemi vurgulayan Graham, ABD yönetiminin bu konuda uygun kararı alması için gayretlerini yoğunlaştıracaklarını söyledi.

Nehirden denize…

Graham’ın Golan’da Netanyahu’yla yan yana yaptığı bu konuşma, ABD yönetiminin tıpkı ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması kararında olduğu gibi İsrail yanlısı yeni bir sert hamleye hazırlandığına dair bir işaretti, kimi yorumculara göreyse, Graham’ın bu ziyareti ve konuşmaları, Demokrat Partili Senatör Ilhan Omar’ın “ABD dış politikası üzerindeki İsrail Lobisi nüfuzu” hakkındaki sözlerine doğrudan bir muhatabı tarafından verilmiş net bir yanıttı.

Netanyahu raporun sunulmasından bir gün önce partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Ürdün Nehri’nin batısındaki tüm toprakları üzerinde egemenliklerini kesin olarak devam ettireceklerini, tek bir kişiyi bile yerinden çıkarmayacaklarını söyledi. Netanyahu bu sözleriyle, Gazze ve Batı Şeria’daki işgali devam ettirme ve Filistin’de sürekli genişleyen işgalci yerleşimleri koruma ve Golan’dan çekilmeme yönündeki kararlılıklarını bir kez daha dile getiriyordu.

Golan’daki “terör şebekesi”

Netanyahu dün İsrail Başbakanlığı sosyal medya hesabından yaptığı açıklamalarda yeni bir “ifşaatta” bulundu. İsrail Silahlı Kuvvetleri, Golan Tepeleri’nden İsrail’e saldırılar düzenlemek amacıyla Hizbullah tarafından oluşturulan bir “terör şebekesini” açığa çıkarmıştı. Açığa çıkardıkları şebeke aysbergin sadece görünen kısmıydı ve bu “tehdit” hakkında çok daha fazla şey biliyorlardı.

Netanyahu’nun bu açıklamasından sonra, “aysbergin görünmeyen kısmıyla” ilgili haberler İsrail ve Batı basınına arka arkaya düşmeye başladı. Haberlere göre, Golan’daki “terör şebekesi”, daha önce Irak’taki ABD askerlerine saldırılar düzenleyen ve beş Amerikan askerinin ölümünden sorumlu olan Ali Musa Dakduk tarafından oluşturulmuştu. İsrail Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü, Dakduk’un Hizbullah ve İran’la bağlantılı ve “terör şebekesinin” beyni olduğuna dair ABD güvenlik örgütlerinde yeterli malzemenin bulunduğunu ifade ederken; İsrail Dışişleri Bakanlığı açıklamasına göre, Irak’ta ABD askerlerini öldüren bu “terör şebekesine”, İran ve Hizbullah’ın bu pervasız eylemlerine karşı ABD’nin vereceği “en uygun” yanıt Golan’daki İsrail egemenliğinin resmi olarak tanınması olmalıydı.

Haberlerin dolaşıma girmesinin ardından, Musa Dakduk’un 2011 yılında Irak’ta çeşitli suçlamalarla yakalandığı ancak kanıt bulunamadığı için Irak makamları tarafından bir süre sonra serbest bırakıldığı haberi düştü. Kimi yorumculara göre, Dakduk’un ismi İsrail tarafından bilinçli olarak kullanılmıştı, bu ismin ABD’liler de öfke yaratacağını biliyorlardı.

Netanyahu’ya karşı generaller

9 Nisan’da İsrail’de seçimler var ve Başbakan Netanyahu hakkındaki rüşvet ve yolsuzluk suçlamaları ve soruşturmaları arka arkaya gelmeye devam ediyor. Netanyahu en etkili seçim kampanyasının Filistin halkına yönelik daha fazla nefret tohumu ekmek ve İsrail halkında daha fazla “güvenlik” kaygısı yaratmak olduğunu uzun yılların deneyimiyle çok iyi biliyor. Bu seçimdeyse işi geçmişe göre biraz daha zor görünüyor. Karşısında 2014 yılında Gazze’yi kana ve ateşe boğan İsrail Ordusu’nun o dönemki katil Genelkurmay Başkanı yarışıyor.

2014 yazında Gazze’yi kana ve ateşe boğup, Filistin halkının üzerine bombalar yağdırırken sürekli yan yana poz veren Netanyahu ve Genelkurmay Başkanı Benny Gantz şimdi karşı saflardalar. Gantz kurucusu olduğu yeni Kahol Lavan Partisi ile seçimlere katılıyor ve kamuoyu yoklamalarına göre Netanyahu’yu en fazla zorlayan isim konumunda. Kahol Lavan (Mavi Beyaz) ismini İsrail bayrağının renklerinden almış yeni bir parti ve partinin lider kadrosunu oluşturan dört ismin üçü emekli İsrail  Genelkurmay Başkanı ve diğeri de emekli bir general.

Chemi Shalev’in ironik ifadeleriyle, başka yerde olsa böyle bir lider kadrosuna sahip parti otoriter, militarist ve liberal değerlere tehdit olarak algılanır ama burası İsrail ve Netanyahu’nun “demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve liberal değerlere yönelik saldırganlığı” karşısında liberal, solcu, ılımlı herkes umudunu bu askeri cuntaya bağlamış durumda.

Sağcı fanatiklere karşı kitle katliamcılarına bel bağlamak

Demokrasi ve hukukun üstünlüğü için kendilerine umut bağlanan dörtlü de geçen hafta Golan Tepeleri’nde basına poz veriyordu. Bekleneceği gibi ortak sözleri: “İsrail Golan’dan asla vazgeçmeyecektir” idi. Chemi Shalev yakında yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, İsrail halkının en güvendiği kurumun % 89’luk bir oranla İsrail Ordusu, en az güvenilenlerin ise % 16’lık bir oranla politikacılar olduğu bilgisini veriyor ve bunun Netanyahu’nun gitmesi konusunda umutları arttırdığını belirtiyor.

Shalev eğer generaller yenilirse liberalizmin yenileceğini, bu durumda Netanyahu’nun ülkenin ruhunu “milliyetçi ve dinci fanatiklere sonsuza dek satmasının önünde hiçbir engel kalmayacağını” söylüyor. Anlaşıldığına göre, İsrail’in ruhunu “milliyetçi ve dinci fanatiklerden kurtarmak” azılı çocuk katillerine, kitle katliamcılarına kalmış durumda. Bu durum ise, Shalev’i umutlandıran bir başka nokta, karşısındaki dörtlü ülkede “yıllar boyu düzenledikleri cüretkar askeri operasyonlarla tanındıkları” için Netanyahu diğer politik karşıtlarına yaptığı gibi onları rahatlıkla “ihanetle”, “bozgunculukla” suçlayamıyor.

Shalev bu konuda haklı, kendisinin de yazısında belirttiği gibi, partinin faaliyetlerini yürüttüğü üç aylık sürede, Benny Gantz defalarca “yüzlerce, binlerce Filistinli’nin ölüm emrini kendisinin verdiğini” gururla ve coşkuyla tekrarladı. Shalev, Gantz’ın bu marifetlerini sık sık anımsatarak politika yapmasını bir liberal olarak “tiksindirici” buluyor ama liberal demokrasinin kurtuluşunun tek yolunun da verdiği katliam emirleriyle övünen bu askeri cuntadan geçtiğini tekrar tekrar vurguluyor.

Netanyahu’ya bir seçim hediyesi mi?

Ortadoğu’nun tek demokrasisinde işler böyle yürüyor. Golan’ın İsrail’in toprağı olarak ABD tarafından resmi tanınması seçimden önce gerçekleşirse Netanyahu için çok önemli bir politik zafer olacak ve bunun bir anlamı da, ABD yönetiminin Netanyahu’ya bir seçim hediyesi vermesidir. Golan’daki “terör şebekesi” haberleri daha ziyade ABD kamuoyunu bu konuda etkilemek amacıyla köpürtülen bir propaganda niteliğinde.

ABD’nin Golan Tepeleri hakkında böyle bir resmi karar alması durumunda ne tür tepkiler gelebileceği şimdilik belirsiz. Haaretz’e yazan Amos Harel, Suriye yönetiminin içinde bulunduğu durum itibariyle en son isteyeceği şeyin İsrail’le yeni bir askeri karşı karşıya geliş olduğunu belirtiyor ve herhangi bir sorun yaşanmayacağını düşünüyor.

ABD’nin Golan Tepeleri hakkındaki resmi ifade değişikliğinin zamanlaması, muhtemelen harekete geçmek için “en uygun zaman” olduğu değerlendirmesi üzerine geldi. Bu değerlendirme kısa vadede bir karara dönüşürse, Suriye’ye yönelik emperyalist saldırının ilk sonuçlarından biri ortaya çıkmış olacak. İsrail’in elde edeceği böyle bir sonuç onun saldırganlığını arttıracak, onu Filistin halkına karşı daha da uzlaşmaz ve pervasız kılacaktır.

Netanyahu’ya bir seçim hediyesi verilir mi bilinmez…  Aslolan da bu değil zaten. Aslolan İsrail’in yüz akı yazarı Gideon Levy’nin dediği gibi: “Sorun Netanyahu değil… Netanyahu’dan çok önce de insanlar vardı, Araplardan nefret ediyorlardı… Seçilmiş halk olduklarına inanıyor, her şeye layık olduklarını düşünüyorlardı… Hiçbir demokraside bilinmeyecek derecede büyük bir beyin yıkama vardı… Bunların tümünden Netanyahu mu sorumlu? Hadi canım… Sorun atmosfer, zamanın ruhu, Siyonizmin hakim olduğu onlarca yılda kökleşmiş bakış açıları, değerler… Apartheid Netanyahu ile başlamadı, o gidince de bitmeyecek… Dünyanın en ırkçı uluslarından biri kendi başbakanının ırkçılığından şikayet edemez…” (Gideon Levy, Netanyahu Isn’t the Problem. The Israeli People Are, Haaretz, 13 March)

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann