Bir İrlanda gezisi | Tiocfaidh ár lá*: Ada’nın en güzel öyküsü

"Resmi tarih acımasızdır ; güçlüleri yazar, kazananları... Kral ve kraliçelerin, sultan ve padişahlarındır resmi tarih"

Bir İrlanda gezisi | Tiocfaidh ár lá*: Ada’nın en güzel öyküsü

Otobüs firmasının internet sitesi, hipermetrop olduğunu kabullenemeyen yaşlı şoförlere önlem olarak biletlerin çıktısının alınmasını şiddetle tavsiye ediyordu. 15 Mart 2019 günü Dublin-Belfast seferini yapacak olan araç her zamanki durağında, tam saatinde O’Connell Caddesi’nde bekliyordu. Benimse işe yetişme telaşı içinde koşturup duran insanlardan, kepenk açan esnaftan ya da yaklaşmakta olan Aziz Patrick Günü için alışveriş yapan turistlerden daha farklı bir heyecanım vardı. Herhangi bir şekilde dinlememe gerek kalmaksızın meşhur İrlanda halk şarkısı “The Foggy Dew” kulaklarımda yankılanıyordu:

Right proudly high over Dublin Town

They hung out the flag of war.

‘Twas better to die ‘neath an Irish sky

than at Suvla or Sud-el-Bar

(Dublin kentinin hemen üstüne

gururla diktiler savaş bayrağını.

İrlanda’nın gökyüzü altında ölmek daha iyiydi

Suvla yahut Seddülbahir’de ölmektense.)

Pek bilinmeyen bir gerçektir Avrupa’da halen bir şehri ikiye bölen şeyin bir duvar olması. Evet, Belfast’taki “Barış” Duvarı her gün akşam saatlerinden gün doğana kadar bağımsızlık taraftarı cumhuriyetçi Katolikler’in caddesi Falls Road ile “kraliçeci” Protestanlar’ın caddesi Shankill Road’un birbiriyle olan bağlantısını kesiyor. İrlanda tarihine hakim olmak; bu konu üzerine okumuş olmak, bahsettiğim caddelerin iki farklı asfalt yığınından çok daha fazlasını ifade ettiğini anlamak için büyük bir adım olsa da görmek kadar derin bir etki uyandırmıyor insanda. Aralarında zaman dilimi olarak yüzyıllar; coğrafi olarak dağlar, denizler hatta kıtalar varmış gibi.

Falls Road’a adımımı ilk attığımda beni sarı-yeşil-siyah bayraklar (Cumhuriyetçi Sinn Féin) karşılıyor. Üzerinde “Birleşik Sosyalist İrlanda Cumhuriyeti için” yazıyor.

Mutlaka bir akrabası savaşa katılmış olan ve anılarını ellerindeki foto-albümlerle anlatmaya hazır şekilde bekleyen, “siyah taksi” turlarının düzenleyicisi şoförler… Hemen karşılarındaysa duvarda tanıdık bir yüz bana gülümsüyor: Leyla Halid. Yanındaki sarı saçlı, temiz yüzlü İrlandalı ise Kraliçe’ye başkaldırının sembollerinden biri olan IRA militanı Oglach Charlie Hughes. Ortalarında İngilizce olarak “Mücadelemiz devam ediyor” yazıyor. İçimden, “Aynılar aynı yere, ayrılar ayrı yere” diyorum.

Tarih sahnesinde iki grubun bir araya gelebilmesi için gereken şeyin ya bir din ya da bir ırk olduğu öğretildi bize hep. Ama temel çelişkinin ne olduğunu bazen Reichstag’ın tepesine bayrak diken üç asker, bazense Belfast’ta bir duvar yazısı ele verdi.

Shankill Road’a geçtiğimde ve duvarın öteki tarafına baktığımda sanatçıların ya da halkın değil devletin yaptırdığı duvar resimleriyle karşılaşıyorum. Yazılar ve onları destekleyici görseller incelendiğinde “Üzerinde Güneş Batmayan Ülke’nin destansı zaferleri”(!) hakkında fikir sahibi olunabiliyor yahut “Kraliçe’nin isteğine karşı çıkıp binlerce kilometre uzaktaki Çanakkale’ye savaşmaya gitmeyi reddeden, bunun yerine bağımsız olmak için isyan eden İrlandalılar Krallık’a nasıl büyük bir sorun çıkardı?” sorusunun cevabına erişilebiliyor.

Şehirde gezmeye başladığımda hemen hemen her yerde “kraliçe” kelimesini görüyorum: Belfast Kraliçe Üniversitesi, Kraliçe Ek Binası, Kraliçe Botanik Bahçesi… Akşam Dublin’e yani İrlanda Cumhuriyeti’nin başkentine geçtiğimde ise her yerde James Connolly var. Sosyalist, devrimci ve İrlanda’nın ulusal kahramanlarından biri. Connolly Hastanesi, Anıtı, Tren İstasyonu yalnızca benim gördüklerim. Bunlardan sonuncusu Connoly Kitabevi idi. Orada beni karşılayan kasketli, güleryüzlü İrlandalı sosyalist, içeri girer girmez benimle ilgileniyor.

Duvarda asılı olan bayrağa (İspanya İç Savaşı’nda mücadele eden 15. Enternasyonal Tugay’ın bayrağı; bu tugayın bünyesinde Connolly’nin adını taşıyan bir birim vardı) baktığımı görünce de elime James Connolly’den Toplu Yazılar kitabını tutuşturup esaslı bir indirim yapıyor. Nereden geldiğimi öğrenip Türkiye hakkında birkaç şey soruyor. Sonra yakınarak, “Evet, İrlanda’da sosyalist çok fazla ancak güçler ne yazık ki bölünüyor. İnanabiliyor musun 4 farklı sosyalist parti var, belki de 5! Peki ya sizde durum nasıl?” diye sorduğunda bir an için aklıma Ertuğrul Kürkçü’nün o meşhur tartışmada söylediği “Şimdi biz bu fraksiyonları ortadan kaldırıyoruz” sözü geliyor ama yalnızca gülümsüyorum o an için.

İrlanda halkına duyduğum hayranlık, ertesi gün yaptığım kısa taksi yolculuğuyla daha da pekişiyor. Şoför James Abi ile Belfast üzerine konuşurken bana dönerek “Bize, ‘Katolikler’den sosyalist olmaz’ dediler yıllarca. Neden biliyor musun? Çünkü sosyalizmin sadece bir ideoloji olduğunu zannediyorlar hâlâ. Biz ise onu bir yaşam tarzı olarak kabul ediyoruz. Bu arabayı kullanırken ben hâlâ sosyalistim, başka türlü hareket edemem” diyor. James Abi Türkiye’de parti kursa kesinlikle oy veririm diye geçiriyorum içimden.

Bu seyahat bana yalnızca Guiness Bira Fabrikası’nda bir tur veya Temple Bar’da çekilmiş bir selfie kazandırabilirdi ama gezimin sonunda kazandığım şey ikinci bir memleket oluyor.

Evet, resmi tarih acımasızdır; güçlüleri yazar, kazananları… Kral ve kraliçelerin; sultan ve padişahlarındır resmi tarih.

İrlandalılar’ın bir kısmı da o zamanlar yalnızca Ada’nın değil dünyanın hakimi olan Kraliçe’nin etrafında birleştiler, Britanya’nın resmi tarihinde ve Shankill Road’ta kendilerine yer edindiler.

James Connoly, Bobby Sands, Oglach Charlie Hugges ve diğer direnişçiler ise başka bir tarihte yer almayı tercih ettiler, “halkın tarihi”nin yüklediği sorumluluğu yerine getirerek Dublin’de bir anıt oldular, Belfast’ta bir duvar resmi, Derry’de sahaftan alınan bir kitap…

Bugün İrlanda’da hiçbir çocuk, kraliçeye hizmet etmiş hemşehrilerinin isimlerini bilmez. Direnişçilerin ise yalnızca isimlerini bilmekle kalmazlar; onların isimlerini taşır, anılarıyla büyürler. Ve şimdiye kadar resmi tarih kitaplarından öğrenilebilecek hiçbir şey, o çocuklara o anıları unutturamadı.

* İrlanda dilinde “Bizim de günümüz gelecek” anlamına gelen, 1981’de açlık grevinde hayatını kaybeden IRA militanı Bobby Sands’e atfedilen söz.