Tarihe defalarca kayıt düşmek iyidir – İsmail Topkaya

“Kendi sınıfını oluşturmak” sosyolojik ve Marksist literatüre uygun bir tanımlama değil belki ama söz konusu sözde “yardımların”, “hayır işlerinin” ihalesiyle, kredisiyle, özelleştirmesiyle ile birlikte ele alındığında, işleyişin sınıfı tamamen kontrol ve tanzim etmeyi amaçladığı görülmektedir

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) pek açıklanmayan ve pek bilinmeyen ama aslında herkesin ulaşması ve bilmesi gereken “2018 STK, Okul, Yurt Faaliyet Raporu”na göre çeşitli vakıflar ve derneklerin de içinde bulunduğu kuruluşlara, çeşitli kalemler üzerinden toplamda 847 milyon 592 bin 858 lira 27 kuruş değerinde “bağış” ve “yardım” yapıldığı ortaya çıktı.

Söz konusu paraların bağış ve yardım olarak yapıldığı ve alındığına ilişkin herhangi bir kuşku veya reddiye yok. Sadece yardım ve bağışların nakdi olup olmamasına ilişkin mağduriyet içerecek biçimde bir karşı saldırı ve suçlamalardan oluşan açıklama ve çabalar var.

Söz konusu yardım ve bağışların mevzuat açısından geçerliliği olsa da, yönetiminde iktidara yakın belli isimlerin bulunduğu kurumlara yapılmış olması ilk dikkate değer konulardan birisidir. Dışarıdan bakıldığında bu kurum ve vakıflara yapılan yardımların bir “hayır işi” ve “yardım” olduğu görünse de, yardımların ağırlıklı olarak nerelere yönelmiş olduğuna bakıldığında, bu ekonomik aktarımın daha çok politik ve ideolojik bir amaç taşıdığı açıktır.

Yandaş medyada yer almamasına karşın konu ile ilgili yazı ve haberlerin, Türkiye genelinde muhalif toplumsal yapı tarafından, özellikle sosyal medya aracılığı ile ciddi bir gündem oluşturduğu ve ses getirdiği ortadadır. Öyle ki, aradan bir hafta geçmiş olmasına karşın ilgili kurum olan İBB bir basın açıklaması yapmak zorunda kaldı (veya stratejik olarak buna ihtiyaç duydu). Çünkü bilindiği kadarıyla, söz konusu rapora ilişkin olarak İBB Meclisi üyelerinden bazı muhalif üyeler ve farklı partiler durumu yargıya taşımış ve “görevi kötüye kullanmak ve yetki aşımı” gibi nedenler ile suç duyurularında bulunulmuş durumdadır.

İBB’den yapılan yazılı açıklamada, bazı medya organlarında yer alan açıklamada şöyle denmektedir:

İBB’den Vakıflara Hizmet Raporu’nun gerçek dışı olduğu, doğruluğu teyit edilmemiş bilgilerle oluşturulduğu ifade edilmekte ve sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde ayrım gözetmeden toplumun tüm kesimlerine yaptığı hizmetlerin, ‘yandaşlık ithamı’ ile çarpıtılarak algı operasyonu yapıldığı ifade edilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı, spor salonu olmayan 280 adet okula yapılan spor salonları gibi büyük yatırımların maliyetleri dahi vakıflara aktarılmış gibi lanse edilmiştir. Bu akla ve vicdana sığmayan karalama kampanyası ile ayrıca terör örgütü FETÖ’den devralınan okul ve yurtlar için yapılan çalışmalar da görmezden gelinerek hedef saptırılmaya çalışılmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin tüm faaliyetleri, 5216 sayılı Belediye Kanunu’na, ilgili yasal prosedürler ile protokollere uyularak ve Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nden bütçe onayları alınarak yapılmaktadır. İlgili haber ve yayınlar için kurumumuzun her türlü yasal hakkının saklı olduğunu belirtir, kamuoyuna saygıyla arz ederiz.

Görüleceği üzere açıklamada hukuki prosedürden ve mevzuattan söz edilirken, ilgili haber ve yazılarda “İBB’den Vakıflara Hizmet Raporu”ndan değil, “STK, Okul, Yurt Faaliyet Raporu”ndan söz edildiği görmezden gelinmiştir. Görüleceği üzere gündem olan ve tepkiye neden olan, bazı vakıf ve derneklere “yardım ve bağış” adı altında harcama yapıldığına ilişkin herhangi yalanlama yer almamıştır.

Bu aşamada İBB’nin açıklamasından sonra “mevzuata uygun garip yardımları” haberleştiren gazeteci Çiğdem Toker, İBB “STK, Okul, Yurt Faaliyet Raporu” görsellerinin bazı sayfalarını Twitter üzerinden paylaşarak, “yazılarında destek kalemlerinin; kiralama, bakım onarım, tefriş gibi farklı kalemlerin ‘hizmet maliyeti’ karşılığı olduğunu ve raporda yer aldığı şekliyle nakdi yardımın sadece Okçular Vakfı’na yapıldığını” belirterek duruma açıklık getirmiştir.

Belediyelerin vakıf ve derneklere yasal olarak yardım yapma hakkı elbette vardır. Kamu yararına vakıf ya da derneklere Meclis kararıyla veya İçişleri Bakanlığı’nın onayıyla yapılabilir. İBB’nin kasasına giren paranın 15 milyar lira olduğu muhalif bir meclis üyesi tarafından belirtilmiştir. Yandaş olarak nitelendirilen vakıf, dernek ve benzeri yapılara giden para 847 milyon lira değerinde bir harcama olduğu düşünülürse, tüm gelirin %8’ine tekabül eden bir para değerinden söz edildiği açıktır. İstanbul’un birçok alanda eksiği ve ihtiyacı olan konu ve sorun varken, bu kadar büyük oranda bir yardımın esasen “yardım” olmadığı ve olamayacağı ortadadır.

Yardım veya “hayır işi” yapılan kurumlara gelince, bunların mevcut iktidara yakın ve ilişkili yapılar olduğu açıkça görülmektedir. Söz konusu vakıf ve derneklerin arasında içinde iktidara yakın olmayan, cumhurbaşkanının akrabası olmayan, Kadir Topbaş’ın ya da Mevlüt Uysal’ın yönetiminde olmadığı bir kurum yok gibi duruyor.

Örneğin TÜGVA, TÜRGEV, Ensar Vakfı, İlim Yayma Vakfı, İstanbul Enderun Eğitim Vakfı, Aziz Mahmut Hüdai Vakfı, Okçular Vakfı, Türkiye Maarif Vakfı, İnsan Vakfı, T3 Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı, Birlik Vakfı, Daru’l-Fünûn İlahiyat Vakfı gibi…

Görüleceği üzere T3 Vakfı, teknoloji vakfı olarak geçiyor. Sayın cumhurbaşkanının damadı tarafından kurmuş. Buradaki vakıfların daha çok belediyeden beslendiği ve böylesi bir finans akışı ve yönetimi geleneği kurulmuş olduğu çok açık. Adı geçen T3 Vakfı, İBB’den 41 milyon 363 bin lira değerinde yardım almış. Keza TÜRGEV 51 milyon, Ensar Vakfı 29 milyon, TÜGVA 74 milyon, Önder İmam Hatipliler Derneği 13 milyon değerinde çeşitli kalemler üzerinden yardım almışlar. Okçular Vakfı 16 milyon lira değerinde nakdi yardım almış vakıf olarak görülmekte.

“Hayır işleri” ve “yardımlar” eğer böylesine sistematik bir işleyiş ve organizasyon ile gerçekleşiyor ise burada gerçekten ahlaki, vicdani ve tarafsız bir yardım veya hayır işinden söz etmek mümkün olabilir mi? Elbette işin hukuki yönü açısından sorun çözümlenmiş olabilir. Ama insaf, bu kadar büyük maliyet içeren çeşitli kalemlerdeki harcamaların, aynı düşünce ve benzer kişilerin işin içinde olduğu, aynı amaçlar doğrultusunda çalışan yapılara ve kurumlara aktarılıyor olması durumunda, bir siyaset-finans ilişkisi ve davranışı görmemek için aptal olmak gerekir.

İstanbul’da yüzlerce başka vakıf ve dernek var. Ve üstelik çoğu da ciddi işler yapıyor ve Türkiye açısından yüz akı faaliyetlere ve çalışmalara imza atıyorlar. En azından bu şekliye de olsa sormak gerekmez mi, madem “hayır işi” ve “yardım” yapıyorsunuz, bunlara neden yapmıyorsunuz diye?

“Kendi sınıfını oluşturmak” sosyolojik ve Marksist literatüre uygun bir tanımlama değil belki ama söz konusu sözde “yardımların”, “hayır işlerinin”  ihalesiyle, kredisiyle, özelleştirmesiyle ile birlikte ele alındığında, işleyişin sınıfı tamamen kontrol etmeyi, sınıfı yeniden tanzim etmeyi amaçlayarak, iktidar olmayı sağlamayı, yandaş bir sermaye oluşturmanın ideolojik-politik-ekonomik bir model ile pekiştirilerek hayata geçirilmesinden başka bir şey olmadığı görülmektedir.