Sokakla, meydanla, parkla dost olmak

Şehirlerin üzerlerine çöken kasveti, mekândan yansıyan şiddeti, hemşehriler arasındaki düşmanca ilişkileri, cinsiyetçi saldırganlığı önlemenin yollarından biri kent hakkını talep etmekse, bir diğeri ve pek de akla gelmeyeni şehirlerin yönetimlerinde bilfiil yer almak

Ne zaman bir yerel seçime doğru yol alınsa dilimize iki kavram pelesenk olur: kent hakkı ve kadın dostu kent.  Sebebi açık: Genel olarak insana ve çevreye, özel olarak da kadına, LGBTİ bireylere ve azınlıkta kalan diğer topluluklara değer verilmeyen, dolayısıyla talepleri, hakları dikkate alınmayan, ataerkil kültürün ve bundan cesaret alan eril siyasetin hüküm sürdüğü bir coğrafyada yaşıyoruz.

Bu iki kavram hakkında çoğu kişinin iyi-kötü fikri var artık. Kulak dolgunluğu en azından. Ama fikir sahibi bu kitleden, kent üzerindeki haklarımız tam olarak nelerdir, nasıl talep ederiz veya kadın dostu kent nasıl bir yerdir, kentimiz ile dost olabilmek için neler yapmalı ve beklemeliyiz sorularına tatmin edici yanıtlar alabileceğimizi sanmıyorum.

Ortalama bir vatandaş bir yerel yönetimden ne bekleyebileceğini, sakini olduğu yerel birimin kendisine karşı sorumluluklarının neler olduğunu tam olarak bilmez. Sorun buradan başlıyor bence. Ama diyelim ki, biliyor, talepte bulunmak, ısrar etmek, vatandaşlık haklarını kullanmakta tembel; şikâyet etmek, söylenmekte iştahlıdır. Ortalama vatandaşların çoğu da, yaşadığı çevrenin kendisi için konforlu olmasını beklerken, doğanın düzenine, kendi gibi düşünmeyen insanların, kendisi dışındaki canlıların haklarına, çevre sorunlarına karşı kördür, hatta bazen nefret söylemiyle örülü bir saldırganlığı vardır bu mevzularda.

Kent hakkı, farklı kimlikten, kültürden hemşehrilerin ortak müştereklerde birleşerek ama özgün ihtiyaçlarına uygun alternatiflere de ulaşarak, farklılıklarıyla görünür olarak, güven içinde, temel hizmetlerden eşit biçimde faydalanabilecekleri, yönetimine de katılabilecekleri bir kentte yaşama haklarıdır. Yaşadığı kent üzerinde hak talep eden bir vatandaşın da o kente karşı sorumlulukları/görevleri vardır. İşte bu karşılıklı ilişkiye dostluk diyebiliriz. İlk ağızda kulakta çok romantik bir ifade gibi çınlasa da bu dostluğu tesis etmek çetin bir mücadeledir, emek ve sabır ister.

Kadınlar ne ister?

Gelelim kadın dostu kente. Kent hakkının çatısı altına girebilecek bu kavramı kadınla erkeğin bir arada bulunduğu bir ortamda sarf ettiğinizde genelde erkeklerin olumsuz tepkileriyle karşılaşıyorsunuz. Kadın dostu kentin, kadınlara fazladan bir avantaj, ayrıcalık anlamına geldiğini düşünüyor ve öfkeleniyorlar. Oysa, kadınlar fazladan bir şey değil, bir kentte erkekler kadar özgür, güvende ve huzurlu olabilmek için eksikliğini hissettikleri şeyleri talep ediyorlar kentlerinin kendilerine dostça davranmasını isterken. Eşit vatandaş, eşit hemşehri olmayı bekliyorlar.

Sırf kadınların bir arada bulundukları bir ortamda kadın dostu kentten ne anladıklarını sorguladığınızda ise akla ilk ve çoğunlukla tek gelen sokakların güvenli, altyapı hizmetlerinin çocuklu kadınlar için işlevsel hale getirilmesi. Daha spesifik örnekler verdiklerinde, topuklu ayakkabı ile sokakta yürüyemediklerini, kaldırımların eğri büğrü-delik deşik olduğunu söylüyorlar. İlk anda şaşırtıcı gelen ve hayal kırıklığı yaratan bu yaklaşım, kadınların kentle ilişkilerinin hayal güçlerini, beklentilerini asgariye indirecek kadar zayıf olduğunun işareti. Bu da onların suçu değil tahmin edilebileceği üzere.

Eril şiddetin, hükümetin neredeyse kadın düşmanı sayılabilecek aile/beden/cinsiyet politikalarıyla palazlandığı, cezasızlığın nefret suçlarının önünü açtığı toplumumuzda kadınların aileden, sokaktan, kentten ve giderek yaşadıkları ülkeden beklentileri hayatta kalmalarına ve en azından kendilerine biçilen rolleri (annelik, eşlik, evlatlık) layıkıyla yerine getirmelerine imkan sağlanması seviyesinde kalıyor.

Yerel yönetimlerden daha çok şey isteyebiliriz ve istemeliyiz de. Oysa, çoğu yerel yönetim birimi, görev tanımları içinde yer alan hizmetleri yerine getirmek yerine, partizanlık ve kayırma usulüyle merkezi idareye hoş görünme derdinde. Maddi kaynaklarını eşit olarak dağıtmamakta. Oy alamadığını düşündüğü mahallelere hizmet götürmemekte ve dezavantajlı grupların sorunlarına kulak tıkamakta.

Pekii yerel yönetimlerin görev tanımları içinde, kadınların güçlenmelerini, refah seviyelerinin artmasını, yaşadıkları çevre ile daha yakın bir ilişki kurmalarını sağlayacak ne tür hizmetler var? Meslek edindirme, istihdam, sosyal ve kültürel etkinlikler organize etme, çocuk-yaşlı ve hasta bakım hizmetlerini üstlenme veya destek olma, sağlık hizmeti verme, şiddete karşı sığınma evleri açma ve başka tür destekler sunma, sürekli eğitim merkezleri açma bu görev tanımı içinde yer alıyor. Oysa bizim yerel yönetimlerden görüp görebildiğimiz hizmet en fazla seçim dönemleri yaklaşırken yenilenen kaldırımlar, üstünkörü budanan ağaçlar, hakkaniyetle dağıtılıp dağıtılmadığı belli olmayan yardımlar… Sosyal politikaların merkezine aileyi koyan, kadının tek başına ayakta durmasını veya aile içinde güçlenmesini, eşitlik ve özgürlük talebinde bulunmasını, yönetsel süreçlere katılmayı talep etmesini yadırgayan, dolaylı-dolaysız yollardan engellemeye çalışan bir hükümetin uzantısı olan belediyelerin kadın dostu kent kavramına uzak olmaları şaşırtıcı değil. Fakat muhalif partilerin belediyecilik anlayışları bazı istisnaların dışında görünür olan hizmetlerle sonraki seçimi garantilemek. Görünür olan hizmetlerse refüjlerdeki çiçekler, asfaltlanmış yollar, kapıya yığılan birkaç torba kömür, bir iki çuval un ile hepsi birbirine benzeyen plastik görünümlü parklar…

Şehirlerin üzerlerine çöken kasveti, mekândan yansıyan şiddeti, hemşehriler arasındaki düşmanca ilişkileri, cinsiyetçi saldırganlığı önlemenin yollarından biri kent hakkını talep etmekse, bir diğeri ve pek de akla gelmeyeni şehirlerin yönetimlerinde bilfiil yer almak. Kadınların geleneksel rollerine doğru itildiği, idari mekanizmalardan uzak tutulageldiği ataerkil kültürlerde yönetsel süreçlere talip olmak, aile çevresinden ve sosyal çevreden dışlanmayı, karşı cinsten rakiplerin saldırganlığına maruz kalmayı beraberinde getiriyor. Bu tecrübeyi içselleştirmiş olmak kadınları idari mekanizmalara katılmak, idari kadrolara talip olmak konusunda çekingen kılıyor. Partilerin cinsiyet politikaları da kadınlara kotalar koyarak vitrini süslemekten ibaret. Oysa kadınlar muhtarlık, belediye encümeni, belediye meclisi üyeliği ve nihayet belediye başkanlığı gibi makamlarda ne kadar çok yer alırlarsa, kadın dostu kent hayalini hayata geçirmek daha kolay olacaktır.

Hasılı, kadınlar kendilerine düşmanca davranan kentle konuşmayı, halleşmeyi, ona meydan okumayı, dönüştürmeyi ve mümkünse dost olmayı mümkün kılacak bir aylaklık hakkı ve dolaşım özgürlüğü; çoğu ücretsiz olmak üzere bilgi ve becerilerini geliştirmelerini, tıbbi destek almayı, istihdama katılmalarını, bakım hizmetleri konusunda destek almalarını, nihai olarak da güçlenmelerini sağlayacak bir yerel yönetim anlayışının parçası olmayı talep etmeliler.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann