Kimya Mühendisleri Odası raporu: 2018’de Türkiye’de en az 436 endüstriyel yangın ve patlama meydana geldi

TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, 2018 yılına ait “Endüstriyel yangınlar ve patlamalar” ile ilgili rapor yayımlayarak çözüm önerilerini açıkladı

TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, 2018 yılına ait “Endüstriyel yangınlar ve patlamalar” raporunu açıkladı.

Raporda, 2018 yılında Türkiye’de en az 436 endüstriyel yangın ve patlama meydana geldiği bu olayların ise 384’ü endüstriyel yangın, 52 tanesinin ise endüstriyel patlama olduğu belirtilerek şu ifadeler kullanıldı:

Gerçekleşen bu endüstriyel yangın ve patlamalarda en az 25 kişi hayatını kaybetmiş, 72 kişi yaralanmıştır. Sadece endüstriyel patlamalarda 18 kişi hayatını kaybetmiş, 59 kişi ise yaralanmıştır. Yüzlerce kişi ise yangından sonra ortaya çıkan boğucu ve zehirleyici gazlardan etkilenerek tedavi görmüştür. Tespit edilen yangın ve patlamaların % 25 tekstil , %16 metal, %13 kağıt mobilya , %11 plastik ve %10 gıda sektörlerinde faaliyet gösteren endüstriyel tesislerde gerçekleşmiştir.

Endüstriyel yangın ve patlamaların daha çok tekstil, metal, ağaç, kağıt, mobilya, plastik ve gıda sektörlerinde görüldüğü belirtilen raporda “Tüm yangın ve patlamaların %75’i bu 5 sektörde gerçekleşmiştir. Tespit edilen yangın ve patlamaların 107 tanesi tekstil (%25), 71 tanesi metal (%16), 58 tanesi ağaç, kağıt, mobilya (%13), 50 tanesi plastik (%11) ve 44 tanesi gıda (%10) sektörlerinde faaliyet gösteren endüstriyel tesislerde gerçekleşmiştir” denildi.

Peki patlamalar neden oluyor?

2018 yılında tespit edilen endüstriyel yangın ve patlamalardan yaklaşık olarak dörtte birinin tutuşturma kaynağının belirlenebildiği belirtilen raporda “Bu durum basına yansıyan yangın ve patlamalarının çoğu hakkında ayrıntılı bilgi olmamasından kaynaklanmaktadır. Kaynağı tespit edilen yangın ve patlamalarda elektriksel kıvılcım kaynaklı olanlar ön plana çıkmaktadır. Elektrik tesisatlarının periyodik bakım ve kontrollerinin yapılmaması, elektrikli çalışmalarda iş güvenliği kurallarının ihlal edilmesi elektriksel kıvılcım kaynaklı yangınların artmasına sebep olmaktadır. Elektriksel kıvılcım kaynaklı yangın ve patlamaları mekanik kıvılcım ve aşırı ısınma tutuşturma kaynaklı olanlar takip etmektedir. Mekanik kıvılcım kaynaklı yangın ve patlamaların önüne geçebilmek için kıvılcım kaynağı olduğu bilinen ekipmanların çalışmaları sırasında özel tedbirler alınmalı ve iş izni sistemi uygulanmalıdır. Açık alev kaynaklı yangınlar için de aynı durum geçerlidir. Kimyasal tepkime kaynaklı patlama ve yangınların ise az sayıda gerçekleşmesine rağmen etkileri büyüktür. 2018 içinde kimyasal tepkime kaynaklı tespit edilen 3 patlama ve 1 yangın gerçekleşmiş, 3 patlamada toplam 4 kişi hayatını kaybetmiştir” denildi.

Patlamaları engellemek için öneriler

Kimya Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, hazırladığı raporun sonuç kısmında endüstriyel yangın ve patlamaların engellenmesi için yapılması gerekenleri 17 maddede şöyle sıraladı:

  • 2018 yılında küçük/ büyük birçok tesiste yangın ve patlamaların yaşandığı, en az 25 kişinin hayatını kaybettiği, yine en az 72 kişinin yaralanmasına sebep olduğu görülmektedir. Tesis büyüklüğü ayırt etmeden gereken bütün önlemlerin alınması yasal bir zorunluluktur.
  • 30 Nisan 2013 tarihli, 28633 sayılı Çalışanların Patlayıcı Ortamların Tehlikelerinden Korunması Hakkında Yönetmelik gereğince işletmeler, patlamadan korunma dokümanı (PKD) hazırlamalı, burada belirtilen kritik noktalara göre aksiyonlar almalıdır. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı patlamadan korunma dokümanı hazırlaması gereken firmaların listesini çıkararak hazırlamayanlara yaptırım uygulamalıdır.
  • Tesislerde yaşanan yangın/patlamalar yalnızca tesis için bir risk unsuru değildir. Çevresindeki yapılar içinde benzer riskler söz konusudur. Yangın/patlamanın etkisi ile çevresindeki yapılara zarar vermektedir, can kaybı ya da maddi kayıplara sebep olabilir. Mevcut tesislerde komşu yapılarıyla aralarına set oluşturabilecek şekilde güvenlik önlemi alınması bir zorunluluktur. OSB’lerin ve fabrikaların kurulumunda yerleşim alanlarına yönelik riskler dikkate alınmalı, hali hazırda çalışan tesislerden de yerleri uygun olmayanlar tespit edilerek yerlerinin değiştirilmesi için çalışmalar başlatılmalıdır.
  • Yaptığımız çalışma esnasında, şirketlerin prestij kaybı yaşamaması için isimlerinin çok fazla basına yansıtılmadığı dikkat çekmektedir. Bu durumun, ülkemizdeki şirketler için ticari bir kazanım olduğu düşünülebilir. Ancak prestij kaybı yaşanmaması, diğer firmaların da gerekli önlemleri almadan daha tehlikeli şekilde çalışmaya devam etmesinde bir etkendir. Firma isimlerinin kamuoyu ile paylaşılması kamuoyunun bilgi alma hakkı açısından gereklidir.
  • Büyük veya küçük ölçekli tüm endüstriyel kazaların takibi merkezi bir şekilde yapılarak, kazaların kök sebeplerini ortaya koyan raporlar, yangın ve patlamalar konusuna hakim uzman bilirkişiler tarafından hazırlanmalı, bu raporlar şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Raporlar sonucunda sorumluluğu ortaya çıkan kişi ve kurumların etkin bir şekilde yargılanarak cezalandırılması sağlanmalı, maddi cezalar caydırıcı nitelikte olmalıdır.
  • Özellikle büyük kentlerde birçok fabrika ve atölye yerleşim yerleri içerisinde kalmıştır. Birçok sınai işletmenin plansızca kent içerisinde kalması, böyle kazaların daha fazla insanı etkilemesi ve daha fazla can kaybına yol açması anlamına gelmektedir.

“Organize Sanayi Bölgeleri’nin yer seçiminde hassasiyet gösterilmelidir”

  • Kimya sanayiinin yarattığı risklerin yönetilebilmesi için Organize Sanayi Bölgeleri’nin yer seçiminde hassasiyet gösterilmelidir. Bu bölgeler, sanayileşmenin artık şehri yaşanmaz hale getirmeyeceği yerlerde kurulmalıdır. Yer seçimi, risklerin belirlenmesi, denetim ve eğitim konularında KMO daha önce defalarca açıkladığı gibi, bilgi birikimini kamu yararına sunmaya her zaman hazırdır.
  • Tehlikeli kimyasalların bulunduğu işyerlerine yönelik bir risk haritası hazırlanmalıdır. Bu çalışmalar yerel yönetimler, ilgili bakanlıklar, başta Kimya Mühendisleri Odası olmak üzere diğer uzmanlık örgütleri ve bu risklere yakın yaşayan halkın etkin katılımıyla gerçekleştirilmelidir. Bu çalışma kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
  • Tehlikeli kimyasal kullanan işyerlerinin ruhsatlandırma sürecine yerel yönetimler, itfaiye ve devlet kurumlarıyla beraber Kimya Mühendisleri Odası da dahil edilmeli, kullanılacak kimyasalların envanterinin tutulması, güvenli kullanım koşullarının sorgulanması gibi konulara denetimlerde daha fazla önem verilmelidir.
  • ABD’de faaliyette olan “Chemical Safety and Hazard Investigation Board (CSB)” ve diğer bazı ülkelerde de benzeri örnekleri bulunan, özerk bir “Kimyasal Kazaları Araştırma Kurumu” ülkemizde de kurulmalıdır. Bu kurum, ülkemizde gerçekleşen kimyasallardan kaynaklı büyük kazaları araştırarak kazaların kök nedenlerini kamuoyu ile paylaşmalı, alınacak önlemler ve gerekli mevzuat değişiklikleri konusunda ilgili taraflara tavsiye ve önerilerde bulunmalıdır.
  • Kimyasal madde kazalarında müdahale yöntemini belirleyen, karar alma süreçlerinin bilgi temelli hale dönüştürülmesi ve coğrafi bilgi sistemlerinin bu açıdan geliştirilmesi gerekmektedir.
  • Tehlikeli bir kimyasalın üretiminden içinde kullanıldığı malzeme/eşya oluşumu aşamalarında meydana gelecek her türlü emisyon, imisyon ve ortaya çıkacak atık miktarlarının tespitinin yanı sıra olası kazalarda can ve mal güvenliğini önlemeye önemli katkı sağlayacak olması nedeniyle il ve bölge bazında “Tehlikeli Kimyasal Maddeler Envanteri” çıkarılması gerekmektedir. Kent içindeki kimyasalların envanteri tek bir elde toplanmalı ve kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
  • Kimyasal madde üreten ve kullanan işletmelerde, 15 Şubat 1954 tarih ve 6269 sayılı Kimyagerlik ve Kimya Mühendisliği Hakkında Kanuna uygun olarak “Sorumlu Müdür” bulundurulması zorunludur. Artık işverenlerin ve yerel yönetimlerin bu zorunluluğun ne kadar önem arz ettiğini anlamaları ve kanunda yazanları hayata geçirmeleri gerekmektedir.
  • Kamu denetiminden sorumlu birimler ve yerel yönetimlerin ilgili müdürlükleri kimya mühendisi istihdam etmeli ve mevcut kimya mühendisi sayısını arttırmalılardır.

“Depreme hazırlık master planlaması sürekli güncel tutulmalı”

  • Kimyasalların yönetimine dair gerekli önlemlerin alınması ve gerekli denetimlerin yapılması, ertelenemeyecek bir duruma gelmiştir. Önemli bir bölümü deprem bölgesinde bulunan ülkemizde, yaşanacak büyük bir depremde tehlikeli kimyasallar, doğalgaz ve LPG tesislerinde yaşanabilecek bir kaza, depremin zararını daha da artırma potansiyeli taşımaktadır. Bu sebeple depreme hazırlık master planlamasının sürekli güncel tutulması ve bölgesel bir eylem planı hazırlanması önem taşımaktadır. Şimdiye dek yapılan çalışmaların derlenmesi, kamuoyuyla paylaşılması ve eksiklerinin tamamlanması için vakit kaybına tahammül kalmamıştır. Bu konuda gerek Kimya Mühendisleri Odası’nın gerekse de yurt içi yurt dışı pek çok kurumun yeterli birikimi ve çalışması vardır. Kimya Mühendisleri Odası bu konuda görev almaya hazırdır ve bu talebini rapor aracılığıyla bir kez daha vurgulamaktadır.

“Sigorta sektörü bu raporu değerlendirmeli”

  • Bu rapordaki verileri sigorta sektörünün değerlendirmesi, riski azaltıcı önlemler alınmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla Kimya Mühendisleri Odası olarak sigorta sektörü ile ortak çalışmalar geliştirilmesinin önem taşıdığını düşünmekteyiz.
  • Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik gereği, büyük endüstriyel kazaların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bildirilmesi gerekmektedir. Bakanlığın bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren kaç kaza bildirimi yapıldığını ve bu kazaların içeriklerini kamuoyu ile paylaşmasının endüstriyel yangın ve patlamaların önlenmesi konusunda faydalı olacağını düşünmekteyiz.

Raporun tamamını incelemek için tıklayınız!

Sendika.Org