IŞİD’e Karşı Uluslararası Koalisyon’un kararları ve Ankara’nın sessizliği

Fırat’ın doğusuna operasyon planları tutmadı. ABD ve Rusya’dan izin yok. Ankara sessiz ve kaygılı. Peki, 31 Mart 2019 yerel seçimleri için piyasaya ne sürülecek? Oya dönüşüp dönüşmeyeceği meçhul bir mezar taşıma operasyonu mu?

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den çekileceklerini uluslararası kamuoyuna ilan etmesinin ardından Fırat’ın doğusuna ilişkin çok sayıda senaryo yazıldı. Ancak hiç kimse ABD’nin çekilme kararından sonra pratik olarak nasıl bir sürecin gelişeceğine dair somut bir analiz yapamıyor. Trump’ın açıklamasının ardından, ABD’nin Suriye’den sanıldığı gibi kolay çekilmeyeceğini, böylesi bir adımın ABD’nin Ortadoğu stratejisini çok yönlü etkileyecek ciddi sorunlar çıkaracağını belirtmiştim. Hatta ABD’nin tersine Suriye’de kalıcılaşabileceğine dikkat çekmiştim. Demokratik Suriye Güçleri’ne (QSD) askeri yardımın kesintisizce devam edeceğini vurgulamıştım. Tampon bölge ve uçuşa yasak bölgelerin gündeme gelme olasılığının yüksek olduğuna ve kimseye şaşırtıcı gelmeyeceğine dikkat çekmiştim.

Hiç şüphesiz ki, ABD, Suriye’de uzun yıllara yayılacak bir şekilde kalmayacaktır. Stratejik olarak bu ne mümkün ne de gerçekçi. Ancak ABD’nin arkasına bakmadan Suriye’de çekilip bölgeyi Rusya ve İran’a bırakacağını sanmak da politik saflık olur. QSD ile birlikte Fırat’ın doğusunda denetim altına aldığı stratejik bölgelerde politik kazanımlarını resmiyete kavuşturarak kalıcılaştırmak isteyecektir.

Trump’ın Suriye açıklamasının ABD’deki yansımaları

Trump’ın Suriye’den geri çekilme kararı, özellikle ABD’nin Beyaz Saray güvenlik danışman ekibi, Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı gibi üç stratejik kurumu tarafından kabul görmedi. Özellikle Irak ve Suriye’de bulunan ABD komutanlarının, bu karara karşı çıkmaları nedeniyle Trump, ani bir hareketle, ABD’nin Irak’taki askeri üssünü ziyaret etti ve komutanlarla bir görüşme gerçekleştirdi. ABD’li komutanlar, Suriye’de ani çekilmenin askeri olarak yaratacağı ciddi sorunlara dikkat çektiler. Trump, geri adım attı ve ertelenmenin yavaş ve uzun bir süreye yayılacağını açıkladı.

Dışişleri ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi, Trump’ın yaptığı açıklamanın olumsuz etkilerini bertaraf etmek için Ortadoğu turu başlattı. Suriye’de somut bir kazanım sağlamadan çekilmenin bölgesel güç dengelerinde ciddi sorun yaratacağına dikkat çektiler. İsrail ve ABD’li yetkililer, çekilmenin İran’ın askeri ve politik etki alanını genişleteceğini ve Suriye’de hâkim güç olacağına dikkat çekti. IŞİD ile mücadelede stratejik bir rol oynayan YPG öncülüğündeki QSD’nin askeri başarısının politik bir başarıya dönüştürülmesinin zorunlu olduğu pek çok kez dile getirildi. Ankara’nın olası bir askeri operasyonuna kesinlikle izin verilmeyeceğinin altını çizildi.

Trump çekilme kararını arada bir dile getirmeye devam etse de, ABD’nin üç stratejik kurumu süreci koordineli bir şekilde yönetmeye ve yürütmeye devam ettiler.

Birincisi, çekilmeyi pratik bir adıma dönüştürmedi, sürece yayılacağına dikkat çekti ve somut bir tarih vermediler. Çekilmede temel kıstas, IŞİD’in bir daha toparlanmamak üzere stratejik olarak yenilgiye uğratılması olarak belirlendi. Stratejik yenilginin tanımının ucu açık tutuldu. Böylelikle bölgede doğrudan ve dolaylı olarak kalıcı olmanın gerekçesi de üretildi.

İkincisi, ABD, çekilme kararından sonra QSD’ye yüzlerce TIR silah göndermeye devam etti. Yani askeri yardım, Türkiye’nin bütün engelleme çabalarına rağmen kesilmedi, silah akışı sürdü. Hatta QSD’ye gönderilen ağır silahların alınmayacağı konusunda da garanti verdiler.

Üçüncüsü, Ankara’da Fırat’ın doğusuna operasyon yapma havası eserken, Trump yine bir gece yarısı “Türkiye’yi ekonomik olarak mahvederiz” tweet’ini attı. Bu Türkiye’ye açık bir tehdit olarak algılandı. Ankara bir daha askeri bir operasyondan söz etmedi.

Dördüncüsü, Cumhuriyetçi ve Demokrat senatörlerin birlikte hazırladığı “ABD askeri güçlerinin Suriye’den çekilmemesi ve Kürtlerin korunması” taslağı ABD Senatosu’nda onaylandı.

Beşincisi, Trump, Demokratik Suriye Konseyi Eş Başkanı İlham Ahmed ile görüştü ve Kürtleri koruyacaklarını bir kez daha teyit etti. Bu görüşme aynı zamanda Ankara’ya verilen bir mesaj oldu. ABD çekilse dahi Suriye’deki en önemli müttefikinin QSD olduğunu ve muhatap güç olarak onu gördüklerini teklere etti.

Altıncısı, Trump’ın ABD için son derece önemli olan başkanların Kongre’de Ulusa Sesleniş Konuşması’nı yaparken iki önemli konuk davet edildi. Papaz Brunson’un yanında İlham Ahmed’in de kongreye davet edilmiş olması, iktidardaki Cumhuriyetçilerin ve Senato’da çoğunluğu elinde tutan Demokratların, Suriye’deki askeri ve politik gelişmelerde Kürtlerin yanında oldukları mesajını hem Ankara’ya hem de Şam’a bir kez daha iletmiş oldu.

Koalisyon güçlerinin Washington toplantısı ve Suriye’nin geleceği

Trump yönetimi, Suriye’nin geleceğini özellikle Koalisyon güçleriyle birlikte planlamaya karar verdiği anlaşılıyor. Böylelikle Suriye sürecine mevcut Koalisyon güçleri doğrudan dahil edilerek hem ABD’nin yükünün hafifletilmesi sağlandı hem de uluslararası kamuoyu önünde Moskova’ya ve Tarhan’a hatta dolaylı olarak Ankara’ya karşı güçlü bir mesaj verildi. Koalisyon toplantısının arka planındaki diplomatik görüşmeler de oldukça önemliydi. Özellikle Fransa, Almanya, İngiltere, İsrail ve Suudi Arabistan’ın çekilme konusunda Trump yönetimiyle yapmış olduğu görüşmelerin etkili olduğu anlaşılıyor.

Hem ABD’nin bölgedeki askeri güçleri hem de QSD önümüzdeki en geç bir ay içerisinde IŞİD’in Suriye’den çıkartılacağını ve savaşın kazanılmış olacağını açıkladılar. Ancak, bu durumun IŞİD’in bütünüyle tasfiye edildiği anlamına gelmediğine dikkat çektiler. Londra’da bulunan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Suriye’de halen hareket halinde olan yaklaşık 4000 IŞİD militanının olduğunu ve bunların kısa sürede toplanıp QSD güçlerine saldırma potansiyeline sahip olduğunu açıkladı.

Türkiye Dışişleri Bakanının da katılmış olduğu IŞİD’e Karşı Koalisyon Dışişleri Bakanları Toplantısı Sonuç Bildirgesi’nin açıklanmasında de şöyle denildi: “IŞİD’in Suriye ve Irak’ta sahadaki varlığının yenilmesi önemli bir kilometre taşıdır; fakat bu, IŞİD’e karşı mücadelemizin bittiği anlamına gelmiyor. IŞİD’in kalıcı olarak yenilmesi, Koalisyonun kolektif çabalarının ana amacı olmaya devam edecektir. Geçen yıl Irak ve Suriye’de IŞİD’in elindeki yerlerin temizlenmesi ve 7,7 milyon insanın IŞİD esaretinden kurtarılmasından memnuniyet duyuyoruz.” Bu açıklama hem Koalisyon güçlerinin Suriye’de kalmaya devam etmesini meşrulaştırmış oldu hem de QSD’ye verilen pozitif bir mesaj olarak algılandı. Çünkü IŞİD’e karşı mücadele edip onu bölgeden tasfiye eden esas gücün QSD olduğu biliniyor. Ayrıca Türkiye’nin bütün ısrarlarına rağmen QSD’ye yönelik tek bir olumsuz kararın gündeme gelmemiş olması, bölgedeki denklemin nasıl şekilleneceğine dair fikir veriyor.

Toplantıda Koalisyon’un bölgedeki askeri varlığının, QSD’ye askeri yardımının, Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı mücadelenin devam etmesi, operasyonların ancak IŞİD’in kesin tasfiyesinin ilanından sonra durdurulması gerektiği belirtildi.

Koalisyon üyesi ülkelerin IŞİD’e karşı verdiği mücadelede ciddi bir mesafe kat ettiğine vurgu yapılarak, sahada kazanılan mücadelenin diğer alanlarda da devam ettirileceği belirtildi. Böylelikle Suriye’de ABD askerleri çekilse dahi bölgede askeri etkinlik alanının korunması ve politik çözüm sürecinde etkin olunması karar alındı. Açıklamada ayrıca “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 numaralı kararı ve Cenevre’de varılan sonuç uyarınca Suriye’de siyasi geçişin sağlanmasına, tüm Suriyelilerin iradesini temsil eden kapsayıcı, mezhep eksenli olmayan bir hükümet kurulmasına ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne destek verecektir” denilirken İdlip savaşından sonra Rusya ile politik çözüm için daha kapsamlı görüşmelerin yapılarak Cenevre görüşmelerinin hızlandırılması ve Fırat’ın doğusunun politik statüsünün anayasal olarak resmileştirilmesi için diplomatik görüşmelerin devamına karar verildi.

Kamuoyuna açıklanmayanlar

Kamuoyuna açıklanmayan ve üzerinde hem fikir olunan önemli bazı kararlar ise şöyledir:

Türkiye sınırına tampon bölge oluşturulması ve bu güçlerin kimler olacağı konusunda hem fikir olunması. Olası gelişmelere bağlı olarak farklı birkaç planın hazırlanarak Ankara ile görüşülmesi. Masadaki ilk plan: Fransa-İngiltere-Almanya-Avustralya’dan oluşan bir askeri ekibin sınıra yerleştirilmesi. Dahası AB’nin askeri güç olarak bölgede daha aktif hale getirilmesini sağlamaya yönelik önemli bir adım olarak değerlendirilebileceğine dikkat çekildi. İkincisi, daha çok Mısır merkezli olan ve Peşmerge güçlerinin de dahil olacağı bir Arap gücünün Türkiye sınırında konuşlandırılması.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunmak üzere Fransa-Almanya’nın taslak halinde beklettiği bir başka öneri de Rojava bölgesinde uçuşa yasak bölge ilanıdır. Bu henüz taslak halinde olup belki de en son zorunlu başvurulması gereken bir çözüm yolu olarak düşünülmektedir.

Rojava’da yürütülen savaşın giderlerinin Koalisyon güçleri tarafından karşılanacağı ve bu konuda ABD’nin harcamalarına ortak olunması bir kez daha teyit edildi. Suudi Arabistan başta olmak üzere Fransa, İngiltere ve Almanya’nın daha aktif sorumluluk alması kabul edildi.

İran’ın Suriye’deki etki alanının sınırlanması için gerekli askeri ve politik adımların atılması ve Rusya üzerinde bir baskı oluşturulmasına karar verildi.

YPG’nin merkezinde olduğu QSD’nin müttefik güç olarak kabul edilmesi, Suriye’deki askeri ve politik gelişmelerde muhatap alınması ve görüşmelere doğrudan dahil edilmesi için gerekli adımların atılmasına vurgu yapıldı.

YPG’nin elinde bulunan ve ağırlıklı olarak Rusya ve Çin-Türkistan bölgesinde olan yaklaşık 3000 IŞİD militanın vatandaşı olduğu ülkelere gönderilmesine karar verildi. AB ülkeleri bu konuda somut adım atmaya başladılar. Fransa, IŞİD saflarında savaşıp QSD tarafından yakalanan 150 vatandaşını alacağını açıkladı. Alman ve İngiltere’nin de bu yönlü hazırlık yaptığı belirtiliyor. Militanların taşınmasında muhatabın Şam değil de doğrudan QSD’nin alınması da dikkat çekicidir. Bu karar özellikle Türkiye kökenli IŞİD elemanlarının Ankara’ya teslim edilmesi özellikle iktidar için bir başka sorunu teşkil edecektir.

Süreç nereye gidiyor?

Koalisyon güçlerinin Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde politik çözümün esas alınacağı bir süreç başlatma kararı doğrultusunda öngörülebilecekler:

  • Şam rejiminin bir süre için de olsa zorunlu olarak muhatap alınması;
  • Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gözetiminde bir ‘Suriye Anayasası’ hazırlanması;
  • Kürtlerin politik statüsünün netleştirilmesi için Rusya ile geniş kapsamlı bir görüşmenin yapılması;
  • Politik süreç tamamlandıktan ve Kürtlerin statüsü netleştirildikten sonra Koalisyon güçlerinin bütünüyle çekilmesi;
  • Ankara’nın Afrin bölgesi dâhil olmak üzere Suriye’den koşulsuz çekilmesi.

Fırat’ın doğusuna savaş hazırlığı yapan Erdoğan’ın sessizliği

Trump’ın çekilme kararını açıklamasından önce YPG merkezli QSD’nin kontrol ettiği sınır bölgelerini bir tehdit olarak tanımlayan AKP iktidarı, bölgeye askeri operasyon yapacağını açıklamış ve sınıra ciddi bir askeri yığınak yapmıştı. Trump’ın çekilme kararından hemen sonra ÖSO olarak tanımlanan cihatçı gruplar da Münbiç sınırına kaydırıldı. Ordu birlikleri ve cihatçı gruplar, Erdoğan’ın “ansızın girme” talimatını beklemeye başladılar. Medyada haritalar üzerinde girileceği söylenen 30 km derinlikteki alanların haritaları yayımlandı. Emekli generaller, ordu birliklerinin Kobanê’den Duhok’a kadar sınır bölgesini birkaç günde kontrol altına alacağını yazıp durdu. İktidar ortağı Bahçeli, “[Fırat’ın doğusunda] taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakılmamalı” talimatını verdi.

Daha sonra Trump’ın “geri çekilme” kararının Erdoğan tarafından ‘yanlış anlaşıldığı’ ortaya çıktı. Ankara’ya ciddi uyarılar yapıldı. Trump’ın gece yarısı yayımlandığı “Kürtlere saldırırlarsa Türkiye’yi ekonomik olarak mahvederiz” mesajı şok etkisi yarattı. Washington’un ciddiyetini anlayan Erdoğan gece yarısı Trump’ı arayarak üzüntüsünü bildirdi. Ankara bu kez Moskova’nın yolunu tuttu. Dışişleri, Savunma Bakanı, MİT Müsteşarı ve Saray adına İbrahim Kalın tarafından temsil edilen devlet erkanı Putin ile görüşemeden döndü. Rusya’dan onay çıkmadı. Bu kez Erdoğan, Soçi’ye gidip Putin ile görüştü. Alınan cevap: “Fırat’ın doğusunu bırak, İdlip’e bak” oldu.

31 Mart 2019 için büyük bir yatırım yapmak isteyen AKP-MHP iktidarı, sessizliğe gömüldü. Münbiç’e gireriz diyen cumhurbaşkanı, bugünlerde Münbiç’i de, İdlip’i de unuttu. Uluslararası Koalisyon Güçleri toplantısına katılan Çavuşoğlu’ndan kamuoyuna yansıyan ciddi bir açıklama da olmadı.

Fırat’ın doğusu planı tutmadı. İdlip’te Suriye ordusu operasyona başladı. Ankara sessiz ve kaygılı. Peki, 31 Mart 2019 yerel seçimleri için piyasaya ne sürülecek? ABD ve Rusya ile yapılan görüşmelerde, Süleyman Şah Türbesi’nin yeniden eski yerine taşınması için onay isteniyor. Verilme olasılığı var. Peki mezarın taşınması seçimlerde oya dönüşür mü? Ne Erdoğan ne de Bahçeli bundan emin.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann