Erdoğan’ın Sivas’ta anlattıkları – Ümit Kıvanç (Gazete Duvar)

Erdoğan’ın Sivas mitinginden elimizde kalanları çabucak toparlayacak olursak: (1) Siyaset artık temsil ilişkisi değil, liderden talepte bulunmayacaksın; (2) Terörle mücadele istiyorsan, Suriye’de fetih istiyorsan, biber pahalı diye yakınmayacaksın; (3) Hans ile George’dan uzak duracaksın

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yerel seçim kampanyasının mitingli faslını Sivas’ta açtı. İktidar partisi liderinin Sivas mitingi kayda değer bir hadiseydi ve sanırım bazı yönleriyle ileride de hatırlanacaktır.

Hürriyet’in ayrıntılı olarak aktardığı AA haberinden, Erdoğan’ın konuşmasının ilk -Sivas’a methüsenâ- kısmında geçen kavramları ve sözcük gruplarını ardarda sıralıyorum – maksadım konuşmanın kesintiye uğradığı ana kadarki duygusal havayı canlandırmak:

Sivaslılara ‘Yiğido’ denir – namerde boyun eğmezler – Sivas’ın hamuru, mayası ve duruşu – yiğitler – en zor zamanda haktan ve adaletten ayrılmazlar – her şartta sadece ve sadece hakkı tutup kaldırırlar – tarihin en merkez şehirlerinden – bin yıldır Türk yurdu – Danişmentliler, Mengücekliler, Anadolu Selçukluları – Türk-İslam kimliği – Efes’ten Mezopotamya’ya uzanan Kral Yolu – İpek Yolu – Antalya’dan İran’a uzanan Selçuklu Ticaret Hattı – kavşak noktası – asırlar boyunca ticaretin sultan şehri – Avrupa’nın Orta Çağ karanlığını yaşadığı dönemde İslâm dünyasını aydınlatan kandillerden dördü Sivas’ta – Gök Medrese, Şifaiye Medresesi, Çifte Minareli Medrese – ilmin de sultan şehri – dar-ül ulema – öyle sıradan bir şehir değil – Danişment, Eratna ve Selçuklu Devletlerine başkent – Sivas Kongresi – Millî Mücadele’mize başkent – Gazi Mustafa Kemal – Abdulvahabi Gazi, Ahmet Turan Gazi, Kadı Burhanettin, Sultan Keykavus, Şemsi Sivasi, Akşemsettin, Pir Sultan, Aşık Veysel…

Siyasetçi-kitle bağlantısı artık çift yönlü değil

Erdoğan’ın konuşması, coşkuya dönüşmesi beklenebilecek bu kısmen ruhânî hava içerisinde devam ederken, habere göre “bazı kişilerin kadro taleplerini dile getirmesi”, oluşmakta olan duygu selinin önüne set çekivermiş; öyle anlaşılıyor. Çünkü cumhurbaşkanı kalabalığı gururla taşımaları gereken tarihî miras ve bu mirasın taşıyıcıları sıfatıyla AKP’ye oy vermelerinin kaçınılmazlığı konusunda bilinçlendirirken, usul usul havalanılan yerden birden hep beraber somut gerçeğe, gündelik olana dönülmüş, ayaklar yere basılmış, ilim ve ticaret kandillerinin yandığı sultan şehrinde değil, gençlerin işsiz, soğanın ateş pahası olduğu bugünün Sivas’ında olunduğu fark edilmiş.

Ve inilen yerde öyle her aklına esenin, temsilcisi saydığı siyasetçiden bir şeyler talep etmesinin artık eskisi gibi mümkün olmayacağının idrak edilmesi gerekmiş. Erdoğan, “Biz KİT’lere kadrolarını verdik, bizden bir şey beklemeyin,” diye seslenmiş talepkârlara. “Hepsini verdik. Şu toplantıyı da provoke etmeyin. Alışılmış bir siyasetçi, bir lider değilim. (…) Lütfen samimi ve dürüst olalım.”

Erdoğan Sivaslılara, siyasetin yapılış şeklinin, lider-kitle ilişkisinin, kitlenin hareket (talep) alanının artık bütünüyle değişmiş olduğunu anlatmış. Ve, öyle anlaşılıyor ki, bunu pek de yumuşak üslûpla yapmamış. Başkalarına benzemediğini, “alışıldık” olmadığını hatırlatmış. Sözünün kesilip, kendisinden o günkü o toplanış için hesapta olmayan şeyler, yani kendisinin verilmesini uygun gördüklerinin ötesinde şeyler istenmesinin “provokasyon” sayılacağını bildirmiş. Miting için kitleye anlatılması uygun olan bütünlüğün aktarılma işleminin kitle tarafından gündelik taleplerle kesintiye uğratılmasından duyduğu hoşnutsuzluğun ilkesel niteliğini vurgulamış. Karar için gerekli donanımın, haliyle karar yetkisinin ve uygulama kudretinin kendisinde olduğu, kararı verip geride bırakmış olduğu mevzuda başıboş bir şekilde, gelişigüzel talepler öne sürülmesini kabul edilmez bulmakla kalmayıp, kendisine karşı girişilmiş kışkırtıcı hareket sayacağını duyurmuş.

Ardından talepkârları “samimi ve dürüst” olmaya çağırmış. Yani söz konusu kabul edilemez ve kışkırtıcı hareketin aynı zamanda bir tür hilebazlık içerdiğini belirtmiş.

Ve birazdan daha ağırı gelecek darbeyi herkesin pek iyi anlayacağı dilden indirmiş: “Cudi’de, Gabar’da, Tendürek’te ve Kandil’de terörle mücadele verirken, onları temizlerken sizin söylediklerinize bakın!” Eğer buraya kadarki uyarı tesirli olmadıysa -ki, eminim olmuştur-, vatan hainliğine varması iki adım bile sürmeyecek suçlamanın eşiğine gelinmiş oluşu, cumhurbaşkanının planladığı akışı kesip talep öne sürmeyi bundan böyle kimsenin aklından bile geçirmemesi gerektiğini Sivaslıların şahsında herkese açıkça anlatmış olmalı.

Sivas mitinginin bundan böyle hep hatırlanacak ilk önemli özelliği buydu: Kitle, lider konumundaki tek adamın “alıştığı” geleneksel siyasî temsilci olmadığı gerçeğiyle karşılaştı. Bu karşılaşmayı özellikle ilginç kılan, bizzat liderin “ben o değilim” demiş oluşu.

Savaş ile ekonominin bağlantısı

Erdoğan’ın Sivas mitinginin ikinci bombası -zira buraya kadar sözünü ettiğimiz şey de aslında siyasî-toplumsal bomba-, şimdiye kadar çoğunlukla yokmuş gibi yapılan bir bağlantının en yetkili ağızdan açıkça dile getirilişiydi: Savaş harcamalarıyla ekonomik bunalım arasındaki ilişki.

İşsizlik başlığı altında ele alınıp ekonomik bunalımla ilişkisi kurulabilecek “iş talep etme” girişimi ve liderin buna gösterdiği tepki de bir yanıyla şüphesiz bu kapsama sokulabilir; ancak cumhurbaşkanı bu dolaylı bağlantıyla yetinmedi. Daha somut ve açık konuştu. “Terörle mücadele” sahasından çıkmadan, “Biz bunu yaparken,” dedi, “birileri bizi farklı yerlerden vurmaya çalışıyor.” Akla ilk gelenler şüphesiz dış güçler, Batı, vs.’ydi. Fakat Erdoğan onları geriye bıraktı. Terörle mücadeleyle meşgûl yöneticileri “farklı yerden vurmaya” çalışanlar, cumhurbaşkanının tanımına göre, fazlasıyla içimizden birileriydi ve her zamanki olağan şüpheliler, bildik “vatan hainleri” değildi: “Ne diyorlar? Domates, patlıcan, sivri biber, diyorlar.”

Yani bu defa tekere çomak sokanlar, domatesin biberin pahalılığından yakınanlardı. Dolayısıyla, iş talep edenler dahil, herkes olabilirdi.

Sonrası, “ekonomi ve devlet” dersi olarak geldi: “Düşünün, bir merminin fiyatı nedir? Benim Mehmet’imin giyinip kuşanması ve teröristlere karşı verdiği bu mücadelenin bedeli nedir? Bunu düşünün. Bunları bu iktidar yapıyorsa, bu iktidar başarıyorsa, siz daha hâlâ kalkıyor, ‘patates, soğan, domates, sivri biber’, bunları konuşuyorlar” (cümle haberde böyle, yalnız ‘bunlarla’yı ‘bunları’ diye değiştirdim -ük).

Böylece, Suriye maceraları başladığından beri bu işin ekonomiye ağır yük getireceğini ifade eden üç-beş kişinin mecburen alçak sesle söylediklerini mutlak iktidar yetkisine sahip kimse açık, net, veciz şekilde ortaya koymuş oldu.

Farkında mısınız, değerli okurlar, anlasın anlamasın herkes ekonomi konusunda atıp tutuyor, “ben demiştim” yarışına girmiş ekonomistler, uzmanlar, neyin niye olması/olmaması gerektiğine dair sayfalar dolduruyor ve fakat artan fiyatlarla birlikte üzerimize boca edilen analiz ve öngörüler arasında savaş harcamalarının adı pek anılmıyor. Üstelik bu maliyet hesabının, Kürt sorununu esas olarak askerî yöntemle “halletme” kararı verilişinden bu yana, sadece harcama bakımından değil, savaş ortamının yol açtığı dizginlenme, gelişememe maliyetini de üstüne katarak yapılması gerekiyor. Son dönemin Suriye harekâtları da elbette ayrı ve muazzam bir kalem.

Erdoğan’ın Sivas mitinginde domates-biber fiyatıyla mermi ve Mehmetçik’in giyim kuşam parası arasındaki bağlantıya işaret etmesi, ekonomik bunalım hakkında konuşulurken eksik bırakılan önemli unsurun bundan böyle hesaba katılmasını sağlayabilir. Belki de olumlu bir durumdur bu!

George, Hans, Tanzim Satış

Erdoğan’ın konuşmasının bundan sonrası için aynı şeyi söylemek zor, çünkü bu kısımda kolayca anlamlandıramayacağımız bir zincir yer aldı. Domates-biber fiyatlarını mevzu ederek münasebetsizlik ve herhalde yıkıcılık yapanlardan söz ettikten sonra şöyle devam etti Erdoğan: “Yani bizi George, Hans bir yerlerden vurmak istiyor. Bunlar da George’a Hans’a önayak oluyorlar.” Dış düşmana hizmet eden iç hainler denklemini biliyoruz, bunda alışılmadık bir yan yok; fakat domates-biber fiyatlarının konu edilmesinde Hans veya George parmağı aranması sanki bizim şartlarımızda bile tuhaf kaçıyor. İktidar propaganda aygıtının gazeteleri, televizyonları “ABD ile arayı düzelttik!” diye sevinç çığlıkları atarken Hans ile George’un Sivas’ta -yine birtakım hainlikler peşinde- karşımıza çıkması tuhaflığı artırıyor. Bu yolda öbür adımlar da şöyle geldi: “Eğer birileri marketlerde şuralarda buralarda yapıyorlarsa, kabine toplantısında da açıkladım, gerekirse tanzim satışları belediyelerimizin eliyle kurarız ve en ucuz fiyata da buralara ürünleri getiririz. Şu anda Hazine ve Maliye Bakanlığımız, Ticaret Bakanlığımız, Gıda Tarım Bakanlığımız başladılar.”

Buradaki “birileri”nden kasıt, açık ki, Hans ile Georg olmadığı gibi, domates-biber fiyatından yakınarak Hans ve George’a “önayak olanlar” da değil, bizzat fiyatları olağanüstü artıranlar. Bunlara karşı, bildiğimiz üzre, tanzim satış mağazaları yoluyla atağa geçiliyor. Bu durumda devlet, Hans ve George’la işbirliği halinde hem domates-biber fiyatlarını artırarak hem de bu fiyat artışlarının patırtısını kopararak ülkeyi bir yerlerden vurmaya çalışanlara pek asimetrik kalan bir karşılık vermiş oluyor: Tanzim satış mağazaları!

Erdoğan’ın Sivas mitinginden elimizde kalanları çabucak toparlayacak olursak: (1) Siyaset artık temsil ilişkisi değil, liderden talepte bulunmayacaksın; (2) Terörle mücadele istiyorsan, Suriye’de fetih istiyorsan, biber pahalı diye yakınmayacaksın; (3) Hans ile George’dan uzak duracaksın.

Kaynak: Gazete Duvar