Emiliano Sala’nın ölümü ve ticarileştirilen sporun çirkin yüzü

Emiliano Sala’dan bize kalan, sporcuların, eskiden olduğu gibi kulüpleri için birer değer değil, piyasadaki ekonomik değerleri ile ölçüldükleri birer pazarlama ürünü oldukları gerçeğidir

Bir futbol oyuncusunun belli bir azınlık için “rüya gibi bir hayattan”, zamansız ve trajik bir şekilde ayrılışı bize bir kez daha gösterdi ki, ticarileştirilen her şey sevimsizleşmekte ve kirlenmektedir.

Emiliano Sala’ya üzülmemek, normal birer insan olarak herkesin “Keşke yaşasaydı” deyip, bir şekilde onu “yad” etmemesi elbette mümkün değil.

Ama söz konusu bu trajik olay, aynı zamanda adına “endüstriyel futbol” denilen dünya ile ilgili gerçekleri bir kez daha görmek ve düşünmek için de bir neden oluşturmaktadır. Ticarileştirilen sporun ve futbolun getirildiği durumu ve neden olduğu duyarsızlığı eleştirmek, spor, futbol ve asıl “oyun” teması ve konusuyla ilgili herkesin görevi ve sorumluluğu olmalıdır.

Bu bağlamda ulusal ve evrensel anlamda akademi dünyasındaki spor ile ilgili çalışmaların genelde kendini tamamen piyasaya ve sömürü düzenine endeksleyerek, sporu piyasa koşullarına daha uygun hale getirilmesi üzerine olduğunun altını çizmek gerek. Oysa olması gereken ve beklenen spor yönetimi, spor hukuku, spor pedagojisi, spor tarihi, spor ahlakı, spor sosyolojisi, spor felsefesi, spor ekonomisi ve benzeri alan çalışmalarının belli bir ölçüde de olsa “eleştirel spor” temeli üzerinden, sporun kapitalist sömürü düzenine uygun bir araç olması karşıtlığı üzerine olması gerektiğidir. Düzenin biliminden, bilimin düzenine geçme ihtiyacının giderek arttığı yıllardayız.

Sala’dan önce bonservisin peşine düşmek

Konumuza dönersek, bilindiği üzere Fransa’nın Nantes kulübünden, İngiltere Premier Lig takımlarından Cardiff City kulübüne transfer olan Arjantinli futbolcu Emiliano Sala’yı taşıyan uçak, 21 Ocak gecesi kaybolmuş, daha sonra da uçağın Manş Denizi üzerinde düştüğü anlaşılmıştı. Uzun süren arama çalışmaları sonucunda 7 Şubat günü uçağın enkazına ve Sala’nın cesedine ulaşılmıştı.

İşte bu trajik olayın tüm sporseverlerin dikkatini çekmesi gereken yönlerinden birisi de Nantes kulübünün, daha Sala’nın cesedi aranırken ve bulunduktan hemen sonra, aradan belli bir süre geçmesini dahi beklemeden Cardiff City kulübünden transfer parası peşine düşmesiyle ilgilidir. Emiliano Sala’nın acısı henüz sıcaklığını korurken, Nantes kulübünden Sala’nın bonservisiyle ilgili olarak Cardiff City’den bonservis ücretini talep etti. Cardiff City 10 gün içinde parayı ödemezse Nantes kulübünün yasal yollara başvuracağına ilişkin haber, bir halk deyimi ile söylemek gerekirse, herhalde “Sala’nın kemiklerini sızlatmıştır”. Elbette Sala’nın bu olan bitenden haberi olmayacak ama söz konusu davranışlar, birçok duyarlı ve insancıl sporseverin dikkatini çekmiş ve üzmüş olsa gerekir.

Nantes kulübü ile Cardiff City kulübü arasındaki alacak-verecek meselesi, meselenin hukuki boyutu ve futbolun ticareti ile ilgili tüm gerçeklikler bir yana, cesedi dahi bulunmamış, bulunsa da toprağa verilmemiş, verilse de biraz olsun zaman geçmemiş insan başka bir yanadır.

İşte tüm bu süreç zarfında yaşananlar, her şeyi ticarileştirerek kirleten ve yabancılaştıran kapitalizmin ve onun ürünlerinden birisi olan ticarileştirilmiş spor ve futbolun, kurumları ve aktörleri ile ne denli acımasız ve duyarsız oluşlarının vücut bulmuş halidir.

Cardiff City kulübü de ilerleyen günlerde açığa çıkacaktır ki, söz konusu bonservis ücretini ödememe veya hiç olmazsa belli miktarda ödememe konusunda ilgili hukuk yollarını zorlamış veya zorlayacaktır. Bu konudaki sürece en son Sala’nın bonservis ücreti ile ilgili olarak Sala’nın yetiştiği kulüp olan İspanya 3. Lig ekibi Playas de Calvia kulübü de, 17 milyon avroluk bonservis bedelinden “yetiştirme payını” Nantes kulübünden talep ederek katıldı. Böylelikle süreç yeni bir boyut daha kazanmış oldu. Görüleceği üzere tüm taraflar Sala’nın hayatının trajik sonu ile değil, tamamen para ile ilgilenmekteydi.

Eksik bir şey mi var?

Ticari futbolun gerçekliğini ve işleyişini kabul etmesek de elbette anlamaya çalışıyoruz. Çünkü anlamadan bilmek mümkün değildir. Birer ticari işletme olan kulüpler için, sattıkları ve aldıkları futbolcuların önemi, onların futbol piyasasındaki ekonomik ederi kadar olan bir değerdir. Ama işte her şeye rağmen büyük ve özellikle de “kadim bir kulüp olmak” ve o kulübün efsane bir takımı olabilmek bu şekilde mümkün olmuyor, olamıyor. Bunu da bir kenara not etmekte fayda var.

Aslına bakılırsa ticarileştirilen spor ve futbolun gidişatından tüm dünya sporseverleri ve futbolseverleri memnuniyetsiz. Taraftarların çoğu anlamıyor ve dillendiremiyor belki ama çoğu taraftar ve sporsever, sporda ve futbolda eksik olan bir şeylerin olduğunu, eskiden alınan keyif ile şimdilerde alınan keyiflerin aynı olmadığını yaşayarak hissediyorlar. Bir çeşit “paralı askerlerin”, “lejyonerlerin”  yer aldığı kulüpler ve takımların yenilgileri taraftarları eskisi gibi hüzünlendirmiyor ve umutlu bir geçici mutsuzluğa sevk etmiyor, sadece kızdırıyor. Bu tür kulüp takımlarının galibiyetleri ise eskiden olduğu gibi coşku ve gururlu bir sevinç sağlamıyor, sadece kibirlendiriyor ve karşısındakini aşağılayan bir hezeyan yaratıyor.

Örneğin 9 Şubat 2019 tarihinde İngiltere Premier Lig’inde oynanan Southampton-Cardiff City maçında, Emiliano Sala’nın ölümüyle dalga geçmek için uçak hareketi yapan iki Southampton taraftarının gözaltına alındığı gerçeği başka nasıl açıklanabilir ki? Sözünü ettiğimiz düzenin ve o düzenin futbolunu bundan daha iyi anlatacak başka bir tablo olamaz herhalde.

Özetle ticari futbolun, futbol oyununu getirdiği düzey, teknik ve taktik açıdan ne olursa olsun bir şeyler eksik. O eksik olan şey, “ruh” diye tanımlanan ama aslında kulübünde ve takımında kendini görme, kendini bulma ve kendini ifade ve temsil edilmeyi hissetmekten başka bir şey değil.

Şimdi hiç kimse taraftarı olduğu bir kulüpte ve takımda kendini görmüyor ve kendinin ifade ve temsil edilişini bulmuyor ve hissetmiyor. Taraftarlık elbette devam ediyor ama genetiği değiştirilmiş, aidiyeti tamamen, bitaraf olmamak üzerine kurgulanmış, “felsefesiz bir taraftarlık”. İkincisi spor tüketicisi olan “müşteri taraftarlık” ve bir diğeri yetersizliklerini, vasatlıklarını dışa vurma ihtiyacı içinde kıvranan kullanışlı “paramiliter taraftarlık”.

Sala’dan kalan…

Velhasıl Emiliano Sala’dan bize kalan, sporcuların, eskiden olduğu gibi kulüpleri için birer değer değil, piyasadaki ekonomik değerleri ile ölçüldükleri birer pazarlama ürünü oldukları gerçeğidir. Ama bununla beraber ve daha önemlisi; bize kalan, sporcuların ve ilgili herkesin takımları ve kulüpleri için birer “değer” olacakları bir spor düzenini sağlamadan, sporun ve futbolun güzelliğinin mümkün olamayacağı düşüncesi, mücadelesi ve amacını taşımamız gerektiği üzerinedir.

Spor çok paralar kazanacak kadar “yükselmiş yıldızlar” ile gerçekleşen, sadece onlar için amaçlanmış ve kurgulanmış bir eylem ve oyun değildir. Spor “yıldız olmak” için onbinlerce çocuğun ve gencin her türlü istismara maruz kaldığı bir süreç de değildir. Her türlü spor organizasyonlarının olağanüstü emek sömürüsüne dayandığı, liglerin ve uluslararası yarışmaların paranın eşitsiz rekabetine sahne olduğu müsabakalar gerçek ve doğal spor ile ilgili değildir. Uluslararası finans yapılarının sporun doğasını ve gidişatını bozduğu ve yönlendirdiği, sporu para ticareti ile ilgili her türlü manipülasyon aracı olarak kullandığı bir yapı artık spor değil, metalaştırılan eylemliliktir.

Kitleleri sadece spor izleyen ve spor tüketen sınıfsız müşteriye dönüştürdüğü, gerektiğinde inanç, coğrafya ve etnik kimlikler üzerinden ayrıştırdığı, her türlü ve her türlü ticaretinin kullanışlı pazarı haline getirildiği bir sporu ne kadar anlamaya çalışırsak çalışalım kabul etmemiz olası değildir.

Ama buna karşın peşinde olduğumuz spor ise kirletilemeyecek, herkesin yararlanabileceği ve profesyonel anlamda ise herkesin çalışma ve geleceğine ilişkin kaygılardan uzak “iş ve meslek olarak yapabileceği” bir spor düzeni olmalıdır.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann