Batı medyasının ve CIA’nın Suudi MBS’ye sırt çevirmelerinin gerçek nedeni – Darius Shahtahmasebi

CIA’nın içindeki bazılarının ve ana akım medyasındaki etkili oyuncuların başını çektikleri güçler Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi MSB’ye karşı hizalarını alıyorlar. Ama bu bozulan ilişkinin perde arkasında neler oluyor ve bunun etkileri neler olabilir?

Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı’nın hunharca öldürülmesinden sonra batılı medya ve içinde CIA’nın de bulunduğu çeşitli yerler Suudi Veliaht Prens Muhammet Bin Salman’a (MBS) sırtlarını çevirmiş görünüyorlar.  Bu skandala bir yanıt olarak Guardian gazetesi bir video yayımladı.  Bu videoya modacı meşhur yazar Owen Jones başlık atarak “Dünyanın üzerindeki en büyük tehdit Suudi Arabistan’dır. Bu iğrenç rejimi ayakta tutmaktan vazgeçme zamanı gelmiştir” dedi.  Bu eleştirilerde Guardian gazetesi yalnız da değil.  El-Cezire’de “Suudilerin cezasız kalan suçlarını durdurmanın zamanı geldi de geçti” diye yazıyordu Hana Al-Khamri.  Washington Post’un editörler kurulu da görüş bildirip “Suudi Arabistan’ın Cemal Kaşıkçı konusunda artık doğruyu söyleme zamanı gelmiştir” diye yazdı. Politiko ise “Cemal Kaşıkçı trajedisi” diye yazdı.

Hatta Council on Foreign Affairs  (CFR) ve Atlantic Council gibi karanlık düşünce merkezi think-tank’ler bile Kaşıkçı’nın ölümü sonrası Suudi Arabistan’ı kınayan makaleler yayınladılar.

Bazı şirketler Suudi parasından bile kaçınmaya başladılar. New York Times gazetesi, Economist dergisinin baş editörü Zanny Minton Beddoes, Arianna Hufington, CNN, CNBC, The Financial Times, Bloomberg ve Google Cloud CEO bunlardan sadece birkaçı…

Yayımlanan  raporlarda CIA açıktan MBS’nin kişisel olarak Kaşıkçı’nın öldürülmesini emrettiği görüşünde.   Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres olaya zaman ayırarak Suudi Arabistan’ın cinayeti kabul etmesinin ardından kaygılarını dile getirdi. Skandal sırasında eski CIA direktörü John Brennan MSNBC televizyonuna çıkarak Kaşıkçı cinayetinin MBS’nin sonunu getireceğini söyledi.  Başka bir makaleye konu olacak ve sembolik de olsa bir zafer olan Suudi Arabistan’ın Yemen’deki savaşına ABD’nin katılımını durduracak bir oylamanın Senato’dan geçmesi gene de MSB’ye yapılan açıktan kişisel bir saldırıydı. Amerika’nın MBS’ye değişmeyen desteğini aleyhine bu kadar açıktan deliller yayınlansa da devam ettiren tek kişi ABD başkanının kendisiydi.  Yıllardır Yemen’i bombaladığı, Orta Doğu’da, Asya’da, Pasifik’te ve başka yerlerde terör gruplarını desteklediği halde neden Suudi Arabistan’ın liderliğine karşıtlık şimdi söz konusu oluyor?  Batı medyasının yıllarca MBS’yi bir “reformcu” olarak tanıtma kampanyalarına çok derin yatırım yaptıklarını bu arada unutmayalım.

“Krallıkla aramızı bozmayalım ama…”

Barak Obama’nın milli güvenlik danışmanı Susan Rice New York Times’a yazdığı bir makalede MBS için “Güvenilecek bir ortak değildir” diyordu. Rice, MBS’nin “ne ABD ne de işbirlikçileri için güvenilebilir bir ortak olmadığı ve olamayacağı” sonucuna varıyordu. Ama neden? MBS’nin kendi krallığında ve Yemen’deki iğrenç insan hakları ihlalleri yüzünden mi? IŞİD ve El Kaide gibi gruplara MBS’nin verdiği destek yüzünden mi? Hayır. Rice’a göre “Krallıkla aramızdaki önemli ilişkiyi bozmamalıyız, ama Prens Muhammed’in elinde sınırsız güç olduğu sürece artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını açık seçik belirtmeliyiz.”

Görülüyor ki Rice’ın makalesinin gerisi neredeyse kelimesi kelimesine CIA’nın eski direktörü Brennan’ın MSNBC’ye verdiği demeçle örtüşüyor: “Sonunda bunun ortaya çıkacağını düşünüyorum. Ve Suudi Arabistan’la ilişkilerimizi devam ettirmemiz çok önemli.  Burada kanser MBS’dir. Bölgesel düzen ve bizim ulusal çıkarlarımız için bu kanseri yok edip kritik olan bu ilişkiye devam etmeliyiz.” Gerçekte de MBS için batı medyasının ve hükümetlerinin aldığı konumlar da büyük olasılıkla bu olmuştur. Kendi kuruluşlarına bağlı bir gazetecinin vahşice öldürülmesinde büyük payı olduğu (haberlere göre Suudi Arabistan daha Kaşıkçı’nın öldürülmesinden çok da fazla bir zaman geçmeden başka bir gazeteciyi daha önce işkence ederek öldürmüş  ama batı medyası bu olaya karşı garip bir şekilde sessiz kalmıştır) suçlaması gerçeğini bir tarafa bırakacak olursak, MBS’ye insan haklarına karşı pervasız ihmalleri konusunda hiçbir karşıtlık yoktur. Rice’ın nasıl düşündüğüne bakacak olursak, eğer ABD MBS’yi cezalandıracak olursa, MBS “bağımsızlığını göstermek için ve eski batılı ortaklarından pay çıkartmak için daha da sorumsuzca davranmaya başlayacaktır.”

Görüldüğü gibi MBS ile yaşanan sorun onun kitle katliamı yapan bir savaş suçlusu olduğu için değil, onun ABD’nin keyfine uymayacak kadar “bağımsız” olmasıdır.

Küresel petrol piyasasını şekillendirmek için işbirliği

Geçen hafta, geçen yılın son büyük OPEC toplantısı için Viyana’da Suudi Arabistan ve öteki büyük petrol üreticisi ülkeler toplandılar. Foreign Policy adlı derginin yazdığı gibi Suudi Arabistan OPEC içinde en fazla petrol üreten ülke konumundaysa da “rekor seviyelerde petrol çıkaran” ABD ve Rusya ile uğraşmak zorunda kalıyor. Bu üç ülke dünyanın toplamda en büyük petrol üreticisi. Bunun anlamı ise bu üç ülkenin beraberce bir şey yapmalarının çok büyük sonuçlar doğurabileceği. Ama öyle gözüküyor ki, bu ülkelerden ikisi daha yakın bir ortaklığa girişirse ötekinin kayba uğrayacağı muhakkak. Foreign Policy’nin izah ettiği gibi: “Petrol fiyatlarına istikrar kazandırmanın ötesinde Suudi Arabistan’ın aklında Viyana’da daha büyük oyunlar var. Artık küresel petrol piyasasını tek başına şekillendiremeyeceğini gördükten sonra Suudi Arabistan Rusya’yla işbirliğine ihtiyacı olduğunu anladı. Bu yüzden 2016’da petrol bağımlısı devletlere bir tehdit oluşturan ucuz petrol günlerinde kurulan OPEC ile Moskova arasındaki geçici anlaşmayı resmiyete döndürmeye uğraşıyor. Bu resmi olmayan anlaşma yıl sonunda sonlanıyor. Ama Suudiler Rusya’nın petrol karteline katılımını daha kalıcı yapmaya uğraşıyorlar.”

Rus yetkilileri de bir müddettir anlaşmayı resmileştirme niyetlerinin işaretlerini vermekteler. Batı medyasındaki Ruslarla ilgili her şey hakkındaki histeriye bakılınca batıdaki güç odaklarınca bunun pek de hoş karşılanmadığını söylemek yanlış olmaz. Bu yılın başlarında küresel piyasaya önderliğini elinde tutmak için Rusya ve Suudi Arabistan petrol üretiminde iş birliği yaparak bu iki yıldır yürürlükteki ikili anlaşmayı “kurumsallaştıracaklarının” duyurusunu yaptılar.  Bu kriz döneminde ABD başkanı Trump MBS’ye hem destek olmuş hem de onun  savunmasını üstlenmiştir.  Ama gerçekte bir suçlu aranacaksa bu ABD’den başkası değildir. Daha Trump’ın Suudi Kralı Salman’a eğer ABD desteği olmazsa krallığının iki hafta ayakta kalamayacağını söylediğini duyurduğundan beri çok vakit geçmedi. Suudi Arabistan bütün yumurtalarını bir jeopolitik süper gücün sepetine koymamanın yararlı olmayacağını kendi başına çabucak öğreniyor.

2017’nin Ekim ayında Kral Salman’ın Moskova’yı tarihî ziyaretinden beri Suudi Arabistan giderek Moskova’yla daha fazla ilgileniyor. Trump Suudilerle yaptığı rekor seviyedeki silah anlaşması için böbürlenedursun haberlere göre bu anlaşmaların imzalanmış gerçek kontratlar değil, sadece ilgi ya da niyet mektupları olduğu gerçeği ortadadır. Buna göre, Suudi Arabistan Rusya’yla S-400 hava güvenlik sistemini müzakere ederken ABD-Suudi silah anlaşması hâlâ imzalanmayı bekliyor. Ve bunlar, Washington Post’un yazdığı gibi ABD’nin Suudi Arabistan’dan defalarca Rusya’nın silahlarından uzaklaşması talebinde bulunmasına karşın oluyor.

MBS yönetimindeki “bağımsız” bir Suudi Arabistan’ın Washington’a ekonomik tehdidi görünüşünden çok daha derin olup gerçekten de bir domino etkisi yaratabilir. CNN’ye göre Rusya ve Suudi Arabistan “bir türlü petrole doyamayan en büyük petrol ithalatçılarından olan Çin’e kimin en çok petrol satacağı konusunda yoğun bir savaştaydılar.”  Çin’in petro-yuan’ının ortaya çıkması hem Washington’a hem de Washington’un Suudi Arabistan üzerindeki kontrolü için sorun yaratacak. High Frequency Economics dergisinin baş editörü ve yönetim direktörü Carl Weinberg’e göre Çin Suudi Arabistan’ı Amerikan doları yerine Çin yuan’ıyla petrol ticareti yapmaya “ikna” edecek.  Unutmayalım ki, Çin ABD’yi “gezegenin üzerinde en fazla petrol ithal eden ülke” olarak sollamıştır. ABD dolarına böyle dolaysız saldırılar onun hali hazırdaki dünya rezerv durumunu müthiş etkileyecektir.

Eğer Suudi Arabistan Çin’in petro-yuan’ını kullanmaya başlarsa, OPEC ülkelerinin diğerleri de sonunda kullanmaya başlayacaktır.  Bu ise ABD’ye bu ülkelerin çok önemli bazı özgürlük ve demokrasi gereksinimleri olduğunu bildirmekten başka çare bırakmayacak. Bu yüzden MBS’yi devirip onun yerine ABD emperyalizmi yerine kendi başına harekete kalkışmayacak bir Veliaht Prens yerleştirmek Suudi Arabistan’ın Washington karşıtı Rusya ve Çin ile olan ilişkilerinde sorun yaratacaktır.

Bir kez ABD medyasının ve CIA’nın MBS’ye düşmanlığının insan hakları ihlallerinin uzun listesi yüzünden olmadığını kesin bir şekilde kavrarsak soru artık MBS’yi neden, neden tam da şimdi, bu şekilde, ve olduğu gibi göstermek için böyle teşhir ettikleri oluyor.

Açıkçası medyanın bu rezaletinin arkasındaki güç ilk bakışta görülemeyecek kadar karmaşık.

[RT’deki İngilizce orijinalinden Mehmet Bayram tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir.]