Bana futbolda gidişatın resmini çizebilir misin Abidin? Ya da endüstriyel futbolu nasıl alt ederiz?

Endüstriyel spor ve futbol karşıtlığı sınıfsız ekonomik ve toplumsal yapının bir gereği olan kulüplerin ve takımların halkın ve kamunun kurum ve kuruluşları olmasıyla çözümlenecek bir olgudur

Liverpool taraftarı, futbolun endüstriyelleşmesi sonucu artan bilet fiyatlarını protesto etmiş, protesto büyük ses getirmişti.

Daha birkaç hafta önce, Süper Lig’de futbol takımları olan kulüpler başta olmak üzere profesyonel kulüplerin 14 milyar lira civarında olan borçlarının kamu bankaları aracılığı ile yapılandırılması gündeme gelmişti.

Özellikle “dört büyük” takımın kulüpleri başta olmak üzere, “finansal fair-play” konusunda UEFA ile sorunlu ilişkilere ve bazı yasaklara uğramış ve uğrayacak olan kulüplerimiz, sanki ekonomik meselelerini çözümlemişler gibi, 2019 yılı başı itibariyle gerçekleşen son ara transfer döneminde dahi oyuncu transferine ve borçlanmaya devam ettiler.

Dört büyüklerin borç yığınağı

Son 6 yıl itibariyle Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor’un toplam borcu %360 oranında artmış. Bunun nedeni elbette ülke ölçeğinde yanlış ve öngörüsüz spor politikaları, ulusal denetimden uzak kulüp yönetim biçimleri ve bunlardan bağımsız olmayan tüketici konumundaki popülerlik peşinde koşan taraftar kitlesi olsa gerektir.

Dört kulüp örneği üzerinden bakıldığında Ağustos 2012 itibariyle toplam borç yaklaşık 2,1 milyar lirayken; bu rakam 2013’te 2,6 milyar, 2014 de 3,5 milyar, 2015’de 4,6 milyar, 2016’da 5 milyar, 2017’de 7,1 milyar liraya yükselmiş durumdadır. 2018’in ilk 6 ayındaki oran ise 2017 yılı aynı dönem borcunun %34 üzerindedir. Özetle 2012 yılında yaklaşık 2,1 milyar lira olan borçlar toplamı, 6 yılda %360 artarak 9,5 milyar liraya ulaşmış durumdadır. 2018 yılsonu itibariyle Süper Lig takımlarının, son ara transferler hariç, toplam borcunun 14 milyar lira olduğu gerçeğinden hareketle durumun aynı hesapsızlık ve pervasızlık ile sürdürülmekte olduğu açıktır.

Peki, bu kadar borcun Türkiye sporu ve futbolu açısından karşılığı nedir veya ne olmuştur? Uluslararası ölçekte hangi başarılara ulaşılmış veya ulusal ölçekte sürdürülebilir bir spor kulübü açısından hangi düzeyde sportif ve ekonomik yatırımlar gerçekleştirilmiştir?

Kulüplerin içinde yaşadıkları ve farkında olarak kendilerini getirdikleri durum, esas olarak dışa bağımlı oyuncu transferlerinin neden olduğu büyük paralı transfer giderleri ile aylık veya maç maşı ücretlendirmeler ile artan kur ve borç faizlerinden kaynaklanan borç sarmalı olduğu bilinmektedir.

Bu arada son 6 yılda dört büyük kulüp arasında borcu oransal olarak en fazla artan kulüp Trabzonspor olmuş. Trabzonspor’un 2012 yılında 177,9 milyon lira olan borcu, 2018’in ilk yarısında %521 artışla 1,1 milyar liraya yükselmiş. Söz konusu süreçte Trabzonspor’u %516 yükselişle Fenerbahçe izlerken, Galatasaray’daki artış oranı %283, Beşiktaş’ta ise %259 olarak kaydedilmiş.

Dört kulübün 6 yıllık borçlanma gidişatı.
Kaynak: Bloomberg

Örneğin Galatasaray, bu sezon şampiyon olursa 190 milyon lira yayın geliri elde edeceği ama Galatasaray’ın oyuncularına ödeyeceği maaşın ise 249 milyon lira olacağını belirtilirse, aradaki farkın ne kadar büyük olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bunu sattığı oyuncular ile karşılayacağı düşünülürken, son ara transferde aldığı oyuncular dikkate alındığında, borcun daha da büyüyerek devam edeceği açıktır.

Kaynak: Futbolarena.com

Bu durum diğer kulüpler için de aşağı yukarı böyledir. Elbette Başakşehir Futbol Kulübü hariç tabi. Başakşehir Futbol Kulübü yönetimi, seyirci gelirleri ve ürün satışı gelirleri olmamasına karşın, her nasılsa ticari futbolun piyasa koşullarına karşı oldukça becerikli(!) bir görünüm çizmektedir.

Yabancı futbolcu borsası

Sözü ve rakamları daha fazla uzatmadan birkaç veri daha paylaşmak gerekirse; durum, 10 yıllık sürece bakılarak değerlendirildiğinde manzara pek değişmemektedir. Son ara dönem transferleri hariç Fenerbahçe son 10 yılda, 135 milyon avro ile en çok zarar eden kulüp konumundadır. Onu Galatasaray 118 milyon avro ile izlemekte, Beşiktaş ise borç yönetimi konusunda 33 milyon avro ile en başarılı görüntüyü vermektedir. Ancak satılan oyuncuların söz konusu sezonda Beşiktaş’ı şampiyonluktan ettiğini söylemek pek yanlış olmasa gerektir.

Bu konularda hep aynı takımlar üzerinden yapılan değerlendirmeler genel görünüm açısından sağlıksız gibi görünse de, bu takımların ürün satışı, seyirci potansiyeli, sponsor ve yayın gelirleri bakımından daha öncelikli olmalarına karşın bu kadar borç içinde oldukları düşünüldüğüne, tesadüfen seçerek söylemek gerekirse Ankaragücü’nün, Alanyaspor’un, Malatyaspor’un ve diğer tüm kulüplerin borç miktarları daha az gibi duruyor olsa da, gelirleri ile borç oranları kıyaslandığında çok daha vahim durumda oldukları söylenebilir.

Örneğin MKE Ankaragücü yönetimi, 14 Ağustos 2018’de “Yabancı futbolcu sayısına kısıtlama getirilmeli” başlıklı açıklamasında, “Kulüp olarak üretimden yana sportif çalışmaları hızlandırıp, altyapısı ve yetiştireceğimiz yerli futbolcularla milli ekonomiye katkı sağlayacak bir yapıya kavuşmayı hedefliyoruz, yabancı futbolcu almak için milyonlarca döviz ve paramız dışarıya gidiyor” şeklinde bir açıklama ile yabancı kısıtlaması çağrısı yaptı. Aynı Ankaragücü yönetimi, dört gün sonra, 18 Ağustos’ta sezonun 10. yabancı transferini gerçekleştirdi ve kadrosundaki yabancı futbolcu sayısını da 15’e yükseltmiş oldu.

“YERLİ VE MİLLİ” FURYASINDA BUGÜN: YABANCI FUTBOLCU KISITLAMASI İSTEYEN ANKARAGÜCÜ 15. YABANCI TRANSFERİNİ YAPTI

2017 sezonu itibariyle Süper Lig’de takımları olan kulüplerin yabancı oyuncu sayılarına bakıldığında vaziyetin ne denli vahim boyutlara ulaştığını görülecektir. Sırasıyla Beşiktaş 14, Başakşehir 9, Galatasaray 11, Fenerbahçe 14, Trabzonspor 11, Antalya 15, Kasımpaşa 13, Konya 12, Karabük 14, Gençlerbirliği 14, Bursa 9, Osmanlı 16, Alanya 17, Kayseri 13, Akhisar 10, Rize 13, Adana 13, Gaziantep 14 oyuncu olmak üzere Süper Lig takılarımda toplam 232 yabancı oyuncu yer almaktadır. Bu her takım başına yaklaşık 13 yabancı oyuncu demektir. Söz konusu sayılar 2018 ve son ara transfer dönemi ile birlikte azalmamış, aksine daha da artmış durumdadır.

Yabancı oyuncu transferi başka, yabancı oyuncu pazarı başka

Ticari futbola karşıt olmak hakkımızı bir tarafa koyarak ve gerçekçi spor-futbol dünyasını anlamaya çalışarak söylemek gerekirse; birincisi, umudu ve mücadeleyi bırakmadan altyapı konusunda konuşmak, yazmak, çalışmak her sporseverin esas görevi ve sorumluluğu olmalıdır.

İkincisi ticari futbol ve futbolun piyasası bağlamında her sporsever ve her taraftarın asıl işi kulüplerinin ve takımlarının, gelir gider dengesi gözetilmeksizin, karşılığı olmayacak transferler yapmaları konusunda duyarlı davranmaları konusunda ısrarcı ve takipçi olunması gereği üzerinedir.

Endüstriyel (ticari) futbolun sürdürülebilir olmasının biricik şartı gelirleriniz ile giderlerinizi karşılayabilecek durumda olmanızdır. Türkiye kulüpleri keseden yiyerek, borçlanarak, kredi peşinde koşarak, muhtaç ve asalak bir ekonomi ile sürdürülebilir bir “ticari futbol” piyasası içinde yer alamazlar. Türkiye kulüpleri ve futbolu, kendisini ticari ve piyasa futbolunun gereklerini yerine getirecek bir yapıya ulaştırmadan, bu şekliye devam ettiklerinde batmaları kaçınılmazdır.

Bu bağlamda yapılan değerlendirmeler yabancı oyuncu karşıtlığına indirgenerek, tüm dünyada işlerin artık bu şekliyle yürüdüğü argümanı ile cevaplandırılmaktadır. Oysa yabancı oyuncu transferine karşı olmak başka, yabancı oyuncu pazarı haline gelmeye karşı olmak başka, yabancı oyuncu transferi koşulları, nedenleri, amaçlarına ve meselesiyle ilgili düşünmek başka şeylerdir.

Sömürge düzeninde futbol

Herhangi bir ülkede, herhangi bir ürünün,

  1. Kalitesi (niteliği) düşük ise, kaliteyi (niteliği) yükseltmek için, yeni yatırımlara ve üretimlere yönelmek gerekir. Teknolojisi, üretim programı ve diğer üretim aktörleri ile durum gözden getirilir ve nesnel koşullar yeniden oluşturulmaya çalışılır. Bu durum tarım ürünleri için de, sanayi ürünleri içinde, eğitim ürünleri veya çıktıları için de aynı şekilde işler.
  2. Fiyatı pahalıysa, pahalılığı engellemek için aynı nitelikte daha fazla üretim yapılır. Yani üretim artırılır. Üretim ne kadar artarsa, fiyat da o kadar dengelenir. Bu durum da tarım ürünleri, sanayi ürünleri, eğitim ürünleri veya çıktıları ve daha pek çok alan ve ürün için geçerlidir.

Elbette bu seçenekler ülkelerin yönetim zihniyetine, toplumsal kültürüne, ekonomik yapısına, zenginliğine, geleceği nasıl planlamış olduğuna ve daha benzer faktörlere göre değişir. Örneğin, patates, soğan, sarımsak, patlıcan fiyatlarını dengelemek için dışarıdan bu ürünleri alırsanız, fiyatı geçici olarak dengeler ve hatta bir süre daha ucuza dahi mal edebilirsiniz. Ama bir süre sonra içeride bu üretim daha da düşer. Dahası bir süre sonra ya dışarıdan almaya mahkûm hale gelirsiniz ya da fiyatların daha da yükselmesini kabul edersiniz.

Serbest piyasa, rekabet gibi kavramlar ile adına liberal ekonomi dedikleri şey, görüldüğü üzere gelişmemiş ve gelişmekte olan toplum ve ülkelere yönelik kapitalist sömürge düzeninden başka bir şey değildir. Yani dışa bağımlılığın başlangıcı, devamının sağlanması ve işleyişidir.

Hep böyle olur. Futbol da böyledir. Rekabet, eşitler arasında ve ekonomide veya bir alanda “tekelleşme” öncesi yaşanan nesnel koşulların gerektirdiği bir yarıştır. Ama rekabet için rekabet koşullarını yakalamış olmanız gerekir.

Kalite, düzey, nitelik meselesine gelince, dışarıdan alacağınız belki de tek şey bilgi, beceri, teknoloji ve bilimsel araştırma sonuçlarıdır. Eğer ürün kalitesiz ise; toprak analizinize bakacaksınız, tohuma bakacaksınız, sulamaya ve ilaçlamaya bakacaksınız, mevsimlere bakacaksınız ve çiftçinin üretim becerileri ile yeterliliğine bakacaksınız.

Piyasacı tarım, piyasacı ekonomi, piyasacı spor ve piyasacı futbol savunuculuğu yapmadan önce, piyasacı olma ile piyasanın pazarı olma arasındaki farkı iyi bilmek ve anlamak gerekiyor. İşte ancak bundan sonra Türkiye’de futbolun durumu nedir? Ne yapmak gerekir? Nasıl yapmak gerekir? Meseleleri fanatik taraftarlık yapısından sıyrılarak ikincisi, piyasacı yaklaşım savunuculuğuna soyunmadan, nesnel bir bakışla ve gerçek bir sporsever olarak yeniden değerlendirmek mümkün olabilir.

Katar ve Çin örnekleri

Bu bağlamda örneğin Suudi Arabistan veya Katar futbolunu yabancı futbolcular ile asla geliştiremezsiniz. Ama Çin futbolunu geliştirebilirsiniz (Türkiye bu konuda Suudi Arabistan modeline yakın, ancak petro-dolar sahibi ve olanaklarından yoksun olduğu için daha çok borçlanarak bir nevi tefeci spor ve futbol pazarı modeli üzerinden gitmektedir). Katar ve Suudi Arabistan ile Çin modeli arasındaki fark, birisinin dışalımı tamamen ticari futbola yatırım ve üretim yapmadan bir mirasyedi olarak katılım sağlamayı seçmiş olmasıyla, diğerinin ise yapılan yatırımlara yönelik üstyapı oluşturma çabası ve amacıyla dışalım yapıyor olmasıyla açıklamak olasıdır. Aradaki fark çok büyüktür.

İngiltere’deki yabancı oyuncuların, İngiliz futboluna zarar vermesi diye bir şeyden söz etmiyor veya edemiyorsak bunun bir nedeni olmalı. Yatırım, gelişim, sürdürülebilir bir ekonomi ve üretim mekanizmalarını oluşturduğunuzda istediğiniz kadar istediğinizi alın, çünkü artık bağımlı ve gelişime kapalı bir hale gelmiş olmazsınız.

Endüstriyel spor ve endüstriyel futbol elbette önü alınamaz bir seyirle yoluna devam ediyor. Büyük bir sektör haline getirilen bu piyasada spor, kulüpler ve futbol, ülkelerin varlık ve propaganda, halkların kendini ifade etme aracı olmaktan çıkıp, artık iktidarların varlığını sürdürme aracı olmayı da aşmış biçimde uluslararası finans şirketlerinin, finans değişimi ve akışı için araç haline gelmiş durumdadır.

Günümüzde futbol ülkeleri olarak tanımlanan tüm coğrafyalarda futbolun giderek daha tatsız ve ruhsuz olmaya doğru yöneldiği kesindir. Ticari futbolun ve sporun, yani paranın ve paraya sahip olanların kazanmaları üzerine inşa edilmiş sporun ruhsuz ve mekanik bir spor ve futbol düzeni olduğu tartışmasızdır. Bugün Fransa’da Paris St. Germain takımı ne kadar iyi futbol oynuyorsa oynasın “en iyilerin” takımı olarak elde edilen başarı, paranın düzeni ve düzenin futbolunun başarısıdır.

“Yerli futbolcu teşvik sistemi”

Endüstriyel spor ve endüstriyel futbol pazarı içinde nasıl bir çözüm bulunacağı konusuna gelince, bu koşullarda rekabet etmenin kazanan olmaktan geçtiği, kazanan olmak için ise en iyilere sahip olmanın gerektiği biçiminde özetlenebilir. Ama her şeye rağmen en iyileri satın almak, satın almak için borçlanmak veya finans çevrelerine yamanmak veya esir olmamak, ciddi, akıllı ve uzun erimli eğitim ve gelişim yatırımlarına yönelmek gerektiği ortadadır. Eğer şampiyon olmak, tek başına sizi sürdürülebilir bir ekonomik refaha ulaştırmıyorsa, şampiyon olmak için transfer yapmazsınız. Şampiyon olmak için daha çok, daha akıllı ve daha verimli çalışır ve üretirsiniz.

Hem böylesi bir pazar ve organizasyon içinde olmak ve hem de “kamucu çözümler” üretmek pek kolay değildir. Ama mümkündür.

Bu konuda ülkelerin genel ve özel spor yönetimleri, bakanlık ve ilgili federasyonlar düzeyinde olayı salt “yabancı oyuncu” üzerinden görmeyerek “yasakçı ve engelleyici” olmaksızın, en çok giderin yabancı oyuncu transferinden kaynaklandığını, dahası genç oyuncuların önlerinin açılması gereği üzerinden hareket ederek çözümler üretilebilir.

Nitekim federasyonun bu konuda yaptığı ama her nedense uygulamaya geçiremediği, uygulanabilirliği konusundaki başından beri şüphelerimizin olduğu “yerli oyuncu teşvik sistemi” çalışması, endüstriyel sporun pazarı içinde kamucu çözümlere başvurmak zorunda kalındığına” ama “finans kapitalin futbol piyasa ve pazarının” bu tür çözümlere sıcak karşılamadığı”nın bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.

Söz konusu “yerli futbolcu teşvik sistemi” yabancı oyuncu sınırlamasının olmadığı ama her yabancı oyuncu için fona para yatırılması, her yerli ve genç oyuncu için fondan katkı payı alınması düşüncesiyle oluşturulan bir anlayış üzerinden hazırlanmıştı. 2015’de yürürlüğe giren bu uygulama, 14 yabancı futbolcu için Yerli Futbolcu Teşvik Fonu’na 6 milyon TL ödenmesine karar vermişti. İlgili kararın 7. maddesinde yer alan “Yerli Futbolcu Teşvik Sistemi” sayesinde ilk futbolcu için 100 bin TL, diğer 14 futbolcu içinse toplam 6 milyon TL fon payı ödenecekti.

Fonda toplanan para milli takımda oynama uygunluğu bulunan futbolcuların Süper Lig’de de forma giymeleri ve milli takım kadrosunda yer almalarına göre de oyuncuların kulüplerine dağıtılacaktı. Bugünün şartlarında ülke genelindeki en üst lig seviyesi olan Süper Lig ile TFF 1.Lig’de “Yerli Futbolcu Teşvik Sistemi” uygulanmıyor. Sadece 2. Lig ve 3. Lig’de genç futbolcuları oynatmaya yönelik bir teşvik sistemi bulunuyor. Lakin sağlıklı ve amaçlı bir izlek ve denetim söz konusu değil.

Endüstriyel futbol karşıtlığı

Endüstriyel spor ve futbol karşıtlığı elbette yarışmalara, liglere, mücadeleye ve kazanmaya karşıtlık değildir. Sporu sadece eğlence amaçlı yapmak demek de değildir. Bunlar oldukça naif bir karşıtlıktır ve sporun toplumsallığı ve kitleselliği ile ilgili olması gereken bakış açılarının birer yansımasıdır.

Son tahlilde endüstriyel spor ve futbol karşıtlığı sınıfsız ekonomik ve toplumsal yapının bir gereği olan kulüplerin ve takımların halkın ve kamunun kurum ve kuruluşları olmasıyla çözümlenecek bir olgudur.

Kulüpler bünyesinde ve takımlarında spor yapanların tüm özlük haklarının ilgili kurum ve kuruluş tarafından karşılandığı, sporcu emekçiliğinin hayat bulduğu, aidiyet ve taraftarlığın ırk, coğrafya ve inanç gibi farklıların ifadesi ve aracı olarak kullanılmadığı bir sistem ve model, ideal olan bir sistem ve modeldir.

Tek sorunun farklı özellik, çalışkanlık ve verimliliğe sahip olanlar ile olmayanlar arasındaki farkın ne olacağına veya olmayacağına ilişkin görünmektedir. Bu zaten kamuculuğun en büyük tartışmalarından birisidir. İnsanlar eğer fark yaratmayacaksa neden daha fazla ve daha verimli çalışsınlar ve niçin daha yaratıcı olsunlar meselesi sadece “yüksek ahlak” veya “ideolojik bilinç” ile açıklanacak ve çözümlenecek bir şey değildir.

Ama yaratıcılığın ve verimliliğin de sadece para ve daha fazla kazanç ile olmayacağına ilişkin yüzlerce sporcu ve futbolcu örneği ve gerçeği tarih arşivlerinde durmaktadır.