Türkiye futbolu nasıl kurtulmaz? – İsmail Topkaya

Başakşehir Futbol Kulübü tarihsel genetiğimizde bir şekilde var olan, devlet veya parti kulübü anlayışının günümüz koşullarında, olabildiğince pervasızca uygulanan farklı bir modellemesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir spor ve futbol modelinin herhangi bir geleceği olamaz

“Türkiye futbolu nasıl kurtulur?” sorusu pek manidar olmadığı için, soruyu tersinden sormak belki daha anlamlı ve daha işlevsel olabilir diye düşünüyoruz.

Memlekette futbol adına yaşanan olumsuz örnekleri ve bazı olumsuz uygulamaları alt alta sıraladığınızda, Türkiye’de futbolun nasıl ve neden kurtulmadığı ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla “Nasıl kurtulur?” sorusu da kendiliğinden yanıtlanmış olmaktadır. Türkiye’de futbolun nasıl kurtulmadığı ve kurtulamayacağı meselesine, futbolun yapılanması ile ilgili birkaç uygulamaya bakmak yeterince açıklayıcı görünmektedir.

1. Kulüpler bilindiği üzere, uzun zamandan bu yana şirketleştiler. Dernek statüsündeki kulüp yapısına bakarak meselenin buradan kaynaklandığı görüşü tamamen asılsız ve kaçamak bir gerekçelendirmeden ibarettir. Kulüpler bildiğiniz şirket, hatta şirketler grubudur. Ancak buna karşın gerçek birer şirket mantığı ile yönetilmemektedirler. Amaçları dahilinde ve fakat uzun süreçli stratejik planlamalardan uzak, kişisel tercihlerin ve ilişkilerin egemen olduğu ve her defasında yapılan yanlışların, hataların ve bir ticari işletmeye uymayacak bilançoların bir şekilde ibra edilip aklandığı bir kulüp yapılanması ve modeli ısrarla sürdürülmektedir. Şirketleşerek işi tam anlamıyla piyasa ve ticari işletme mantığı ile götürmeye karar veren kulüplerin, bazılarının ise hisse senetleri borsada işlem görecek kadar piyasalaşmasına karşın, nasıl oluyor da küçük bir market kadar gelir gider hesabını doğru yapmıyor olmaları, özkaynak yönetimini planlamıyor olmaları, finansman koşullarına göre hareket etmiyor olmaları mümkün olabiliyor. Üstelik kulüplerin yönetim kurullarının tamamı şirket sahibi veya ticaret erbabı kişilerden oluşmaktadır. Buna rağmen nasıl oluyor da bu kadar iş bitirici insanın yönettiği kulüpler, piyasa ve ticari koşulların gereği olan üretim ve tüketim ilişkilerini düzenleyemiyor ve kulüpleri borç, faiz ve sadaka ekonomisi ile muhtaç kılmaya, siyasi ilişkileri zorlayarak ve kullanarak sporu ve futbolu hacamat ediyorsunuz.

2. Belediyelerin “belediyesporlar” ile, kulüplerin ise belediyeler ile profesyonel futbola yönelik işbirliği, Türkiye futbolunu geleceğe taşımaz. Çünkü bunun sonu yoktur. Dünyada örneği de yoktur. Bu tam olarak, oryantalist, yararcı, günübirlik ve çıkarcı bir zihniyeti spor kulüplerine ve futbola taşımak kişisel, siyasal ve popüler kazanç peşinde koşmaktan başka bir işe yaramayacak bir yapılanmadır. Bir kurum ne zamana kadar asalak bir yapılanma ile varlığını idame ettirebilir, üstelik bu şekilde uluslararası düzeyde mücadele koşullarını sürdürebilir kılabilir?

Üstelik bu nedenle kamu kaynakları azınlık bir spor grubuna ve o sporu paravan olarak kullanan kimi oligark ilişkileri olan yapılara transfer ederek, belediye kaynaklarının olması gerektiği gibi spor ihtiyacı olan daha geniş halk kitlelerine ulaşmasına engel olunmakta, hem de kulüpler bu yol ile kurumsal bir yapıya ulaşamamaktadırlar. Kulüplerin, kendi başına iş yapan bir kimliğe bürünmesinin önünü kapatan nedenlerin başında “muhtaçlık ahlakının” sıradan ve olağan kültürleşmesi gelmektedir. Bu, tam olarak sadaka ekonomisi ile iş kotarmak demektir. Kendini yönetemeyenin, kendisini geleceği taşıyabilmesi pek mümkün değildir. Kulüpler kendi finans kaynaklarını birer ticari şirket olarak üretmek, dengelemek ve sürdürmek zorunda olan işletmelerdir.

Aksi ise olması gerektiği gibi, kulüplerin ve takımların kamu kurumlarının sosyal faaliyet alanları olarak tamamen kadrolu işçi, memur statüsü ile idare edilen ve yürütülen sportif işletmelerdir. Hem buna gülüp geçeceksiniz, hem de finans kapitalin futbolunu savunacaksınız ama hem de kamu kaynakların emmeye, dilenmeye ve üretmeden tüketmeye devam edeceksiniz. Böyle bir dünya yok.

3. Başakşehir Futbol Kulübü, Türkiye futboluna vurulan en büyük darbedir. Çünkü felaket bir modeldir. “İktidar kulübü” veya “parti kulübü” anlayışının tipik bir uygulaması olup, tarihimizde benzerleri mevcut olsa da, model olarak bu haliyle ve bu şekliyle bir felakettir ve ilktir. Çok kötü bir örnek olarak, mutlaka tarihteki yerin almıştır ve alacaktır.

Günümüz koşullarında üst profesyonel liglerde yer almanın ve uluslararası düzeyde bir kulüp olarak var olmanın iki yolundan birisi ve tercih edileni, kendi kendine yetecek bir ekonomik yeterliliğe ulaşmış olmaktır. Bunun da koşulları ve işleyişi bellidir. Diğeri ise büyük finans çevrelerinin kulüpleri satın aldığı veya büyük iştirakçi olarak kulübün işleyişini yönettiği, futbolun finans kapital modeli ve işleyişidir.

Başakşehir Futbol Kulübü ise tarihsel genetiğimizde bir şekilde var olan, devlet veya parti kulübü anlayışının günümüz koşullarında, olabildiğince pervasızca uygulanan farklı bir modellemesi olarak karşımıza çıkmaktadır. İBB Belediyespor iken, stratejik bir karar ile zamanın bir gereği olarak “Başakşehir Futbol Kulübü”ne dönüştürülen, sonradan stadyumu da dahil olmak üzere kamunun milyarlarca dolarlık malının ve parasının özel ve tüzel kişiliğe devri ile gerçekleşmiş bir model uygulama örneğidir. Hâlâ tüm transferleri ve diğer giderleri içinde olmak üzere harcamalarının neredeyse hepsi “sponsor” adı altında kamu şirketlerinden aktarılan ve kamudan ihale yoluyla büyük paralar karşılığı işler yapan besleme özel sektör şirketlerinden (dolayısıyla yine kamudan) aktarılan finansal kaynaklar ile beslenen bir kulüp modeli olarak, berbat model olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin şu an itibariyle bu kulübün bazı sponsorlarına bakmak gerekirse, bunların Halk Ekmek, İSPARK, İSFALT, İGDAŞ, İSTON, İETT, İSKİ, İHE, İSTAÇ, THY, Medipol, 3. İstanbul gibi kamu ticari işletmeleri oldukları görülür. Ne ilginçtir ki, 2018 yılsonu muhasebesi itibariyle söz konusu bu şirketlerin hepsi zarar etmiş şirketler olarak görülmektedir.

Özetle böyle bir spor ve futbol modelinin herhangi bir geleceği olamaz. Günümüzde böylesi devlet kulübü/takımı, parti kulübü/takımı anlayışı ve yapılanmaları, dönemin ve sürecin ürünü olan siyaset ve spor ilişkisi ürünü olan yapılanmalardır. Ve tamamen iktidar gücünün temsiliyeti ile ilgilidir.

İster şirketleşen kulüpler modeli olsun, ister belediyespor modelleri olsun, isterse kamudan devşirilmiş ama hala besleme kulüpler modeli olsun Türkiye futbolunun nasıl kurtulamayacağının örneklerini oluşturmaktadırlar. Kendilerini idame ettirecek ve bunu sürdürülebilir kılacak becerilerden ve yeterliliklerden uzak kulüp yapılanmalarının, ticari veya sportif bir işletme olarak hiç bir özelliklerinin olmaması ama buna rağmen farklı modellemeler veya işi kuralına göre oynayacak yapılanmalara müdahale etmek demek, Türkiye futbolunun geleceksizliği adına vahim bir tabloya tekabül etmektedir.