Suriye’de geri vites – Vecih Cuzdan

Suriye politikasını Kürtlerin statü almaması hedefine daraltan Saray-AKP iktidarı, “İran karşıtı cephe”de aktif olmadıkça ABD’den istediğini alamayacak. Ancak seçim öncesi kendine zafer çıkaracak sınırlı da olsa bir operasyona izin almak için İdlip üzerinden Ruslarla pazarlık yapabilir

ABD Başkanı Donald Trump, “içeriden gelen baskılar” sonrası 2 Ocak’ta, Suriye’den çekilme kararını “Kürtleri korumak istiyoruz” ibaresiyle revize etti.

Trump’ın ardından Dışişleri Bakanı Mike Pompeo aldı sazı eline, 4 Ocak’ta “Kürtlerin katledilmemesi görevimizin parçası” dedi; iki gün sonra Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton da Suriye’den çekilmelerinin, Türkiye’nin “Kürt savaşçıların” güvenliğini garanti etmesi koşuluna bağlı olduğunu söyledi.

Tabii yer mi bu oyunları AKP! Önce Reis çıktı “Kim bu şekilde düşünüyorsa yanlış içerisindedir… Taviz vermemiz mümkün değil” dedi 8 Ocak’ta. Aynı gün Bolton başkanlığındaki ABD heyetiyle Saray heyeti pazarlık için masadaydı. Toplantı sonrası Erdoğan, Bolton’un görüşme isteğini “Muhatabım değil” imasıyla reddederek kamuoyunun gazını alırken, sözcüsü İbrahim Kalın’ın “Bunu bir tepki gibi değerlendirmek doğru olmaz” izahı satır arasında kaynayıp gitti.

İki gün sonra ağzı kulaklarında “ABD geri vites yapmayı da öğrenmeye başladı” diyen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na göre de sahada çekilme kararına karşı çalışanlar vardı, ancak kendileri için Trump’ın verdiği söz geçerliydi.

“İran’a karşı bizimle misin?”

‘Sözü’ geçerli sayılan Trump, 14 Ocak’ta bir tweet ile AKP’ye geri vites dersi verdi: “Kürtlere saldırırlarsa Türkiye’yi ekonomik olarak mahvedeceğiz. 20 millik (32 km) güvenli bölge kuracağız.

İktidarın zayıf karnı olan ekonomi üzerinden gelen yaptırım tehdidi karşısında Çavuşoğlu “Durumunu anlıyoruz, üzerinde çok ciddi baskı var” diyerek bir kez daha “Trump’ın kararına karşı çalışanları” işaret etti. “Güvenli bölge” çıkışından ise rol çaldı: “Bu ABD’nin de fikri değil. Bu sadece ABD’ye değil tüm Avrupa’ya Cumhurbaşkanımızın teklifidir. (…) Biz buna karşı değiliz.

Aslında Çavuşoğlu haklıydı, Erdoğan’ın yıllardır böyle bir talebi vardı. Ancak Trump’ın “güvenli bölge” çıkışı da sürpriz değildi; ABD’li senatör Lindsey Graham bunu zaten 31 Aralık’ta dillendirmişti.

Trump’ın, Suriye’den çekilirken üç başlıkta garanti verdiğini söylemişti Graham: IŞİD’in kalıcı bir şekilde yok edilmesi, boşalan yerlere İran’ın yerleşmemesi, Kürtlerin korunması.

Yani Washington, önce “İran’a karşı bizimle misin?” diye soruyor. Çünkü bu cephe artık açık oynuyor: İsrail’in Suriye’ye gerçekleştirdiği saldırılar, ilk defa, bizzat Netanyahu tarafından “İran ve Hizbullah’a karşı” denilerek üstlenildi. Pompeo da Körfez ülkeleri ile Mısır, Ürdün ve Irak’tan oluşan Ortadoğu turunun her ayağında “Suriye’den son İran postalı çıkana kadar” çekilmeyeceklerini söyledi. Pompeo ayrıca, Fırat’ın doğusunda konuşlandırmak için “Arap gücü” oluşturulmasını da gündeme getirdi.

Ancak ABD heyetiyle 8 Ocak’taki görüşmeden uzlaşma çıkmayınca AKP yeniden Rusya ve İran’la işbirliği seçeneğini öne çıkarmaya başlamıştı. Suriye’deki süreci Rusya ve İran ile de koordine etmek istediklerini belirten Çavuşoğlu, “İran karşıtı cephe”ye de gönderme yapmıştı: “Seversiniz, sevmezsiniz yani bunu ABD ve diğer ülkeler için söylüyorum, İran da Suriye’de bir aktördür.

“Ekonomik yaptırım” tehdidi sonrası Trump’la telefon görüşmesi gerçekleştiren Erdoğan’ın “ABD’ye her türlü desteği vermeye hazırız” sözlerinde hizaya gelme hali sezilse de, AKP ABD ile yaşadığı sorunları Rusya ile dengeleme siyasetini gündemde tutuyor.

Tam bu noktada, Kürtlerin nasıl bir pozisyon alacağı konusundaki soru işaretlerine dikkat çekmekte fayda var.

Kürtler yola kimle devam edecek?

AKP ve Kürtler arasındaki gerilimi, iki tarafı da kendi istediği çizgiye çekmek için kullanan Trump, 14 Ocak’taki ikinci tweetinde “Türkiye’yi provoke etmenizi istemiyoruz” diyerek Kürtlere de seslendi.

Trump’ın Kürtleri gözetir görünen bu çıkışlarında, ABD’li iktidar odaklarının ‘çabaları’ kadar, Kürtlerin Moskova-Şam eksenine yönelmesi de etkili oldu. “Güvenli bölge” çıkışı da hiç kuşkusuz PYD-YPG ile Şam yönetimiyle arasındaki görüşmeleri doğrudan etkileyecek.

Kürtler, bunu müzakerelerde el güçlendirecek bir koz olarak değerlendirirse, “Rojava’nın siyasal statüsünün tanınmasına karşılık sınırların kontrolünü Suriye ordusuna devretme” önerilerini Moskova arabuluculuğunda Şam’a kabul ettirebilirler.

Şam’ın, AKP tehditlerine karşı Kürtlerle diyaloğu yoğunlaştırdıklarını açıklaması, Münbiç çevresinde Ruslar ile Kürtlerin ortak devriyeye başlaması ve Suriye ordusunun bu bölgede konuşlanmayı sürdürmesi taraflar açısından olumlu gelişmeler. Ancak süreç, Kürtlerin yeniden ABD’ye yaslanmalarıyla sonuçlanırsa Ruslar bir kez daha AKP’ye yol verebilir; sınırlı ve yeni operasyonun adresi son tehditler sonrası çevrelenen Münbiç de olabilir, Afrin sonrası set çekilen Tel Rıfat da…

Nasıl olsa Erdoğan, Kürtler ve Şam arasındaki görüşmelerden bağımsız, meseleyi doğrudan Putin’le halletmeye çalışacak. Tabii ki elinde İdlip kozu var…

AKP İdlip’i gözden çıkarabilir

Heyet-i Tahrir’uş Şam (HTŞ) bir haftada AKP destekli grupları İdlip’in kuzeyi ve güneybatısı ile Halep’in batı kırsalından çıkardı ve Afrin’e sürdü.

AKP çatışmalara müdahale etmedi ama sonlanmasını sağladı. 10 Ocak’ta Çavuşoğlu, MİT’in çalışmalarına işaret etti ve aynı gün cihatçılardan anlaşma açıklaması geldi. Anlaşmaya göre, İdlip’teki tüm bölgeler “Kurtuluş Hükümeti”ne (HTŞ öncülüğünde kurulan siyasi yapı) bağlandı. AKP buna ses çıkarmadı ancak 13 Ocak’ta Adana, Ankara ve İstanbul’da HTŞ operasyonları yapıldı. Üstelik Çavuşoğlu, ‘gerek olursa’ HTŞ’ye Ruslarla operasyon yapılabileceğini söyledi.

Sonuç olarak Suriye politikasını Kürtlerin statü almaması hedefine daraltan Saray-AKP iktidarı, ABD’nin “güvenli bölge” çıkışı sonrası heyecanlansa da “İran karşıtı cephe”de aktif olmadıkça istediğini alamayacak. Öte yandan 31 Mart seçimleri öncesi kendine zafer çıkaracak, sınırlı da olsa bir operasyona izin almak için İdlip üzerinden Ruslarla pazarlık yapabilir.