Nuri Günay’la “Okumak Özgürleştirir” kampanyası üzerine söyleşi | Bizimkisi bir okuma seferberliği çağrısı…

Bu yıl 87. kuruluş yıldönümünü kutlayan Halkevleri, genelleştirilmeye çalışılan kültürel çoraklaşma karşısında, insanlığın ortak zenginliği olan edebiyat eserlerini okumayı artırmayı, eserlerin yazarlarını tanıtmayı, edebiyat konuşulmasını, tartışılmasını teşvik etmeyi hedefleyen bir kampanya düzenliyor. “Okumak Özgürleştirir” sloganı ile başlayan kampanyaya pek çok yayınevi, yazar, sanatçı destek oluyor. Halkevleri Eş Genel Başkanı Nuri Günay’la kampanya fikrinin nasıl açığa çıktığını, somut hedeflerini ve kampanyaya katılmak isteyenlerin neler yapabileceğini konuştuk

Ülke faşizm koşullarında ve toplumsal muhalefet ağır saldırı altında. Halkevleri ise böylesi bir süreçte özel bir enerjiyle kitap kampanyası düzenliyor, neden?

Ülkemiz zor bir dönemin içerisinde. Sıradan gündelik yaşamın bile oldukça zorlaştığı, halkın ekonomik krizin ağır yükü altında yaşamaya çalıştığı bir dönem. Özgür basının tamamen susturulmak istendiği, medyanın istisnalar dışında havuzlaştığı bir ortam. Toplumsal muhalefetin tamamen bastırılmak istendiği bir baskı rejimi. Tüm bunlarla birlikte hegemonya altına alınmak istenen kültürel-sanatsal alan.

Halkevleri barış içinde insanca yaşadığımız, laik, demokratik bir ülke için mücadele ediyor. Ve bahsettiğiniz saldırılara maruz kalıyor. 2 yıldır Eş Genel Başkanımız, MYK üyemiz, şube başkanlarımıza dönük gözaltılar, uyduruk gerekçelerle bazı şubelerimizin mühürlenmesi ve kamu yararına dernek statümüzün ikinci defa kaldırılmaya teşebbüs edilmesi… Dolayısıyla ülkemizin bu gidişatının değişmesi için mücadele eden ve iktidarın gadrine uğrayan kurumlardan biri de biziz.

“BİZ HEM MÜCADELE, HEM DAYANIŞMA, HEM DE BİR KÜLTÜR SANAT ÖRGÜTÜYÜZ”

Bununla birlikte Halkevleri her dönem somut mücadele başlıklarının yanında  biçok farklı faliyet yürütmüştür. Çünkü biz hem mücadele, hem dayanışma, hem de bir kültür sanat örgütüyüz. Bu açıdan özgün bir demokratik kitle örgütüyüz. 90’lı yıllarda halkın muhalefet evi, 2000’li yıllarda hak mücadelelerinin örgütüyken de, savaş karşıtı hareketin ön safındayken de bu özelliğimiz hep sürdü. Öykü, roman yarışmaları yaptık. İşçi Filmleri Festivali’nin 13 yıldır yapılmasında emek harcadık. Kitaplar yayınladık, Kazım Koyuncu ve başka sanatçılarımızın albümlerini yayınladık. Yaz aylarında çocuklar için sayısız etkinlik düzenledik, çocuk dergisi çıkarttık. Birçok etkinlikte sanatçıları binlerce insanla buluşturduk. Mesela Van depreminde bulunduğumuz her yerde dayanışma kampanyası düzenledik, Van’da çocuklar için çadır kurduk, oraya çeşitli sanatçı dostlarımızı götürdük ve birçok güzel çalışmaya imza atıldı. Benzer bir örnek Soma. Kısacası şimdiki kampanyamız da bu anlayışla başladı.

1930’lardan 2000’lere okuma yazma seferberliklerinin adresi olmuş, çocukları kültürle, sanatla, edebiyatla, kitapla, bilimle buluşturmuş Halkevleri  87. kuruluş yıldönümünde tekrar bir okuma seferberliği başlatıyor. İnsanlığın evrensel birikimlerinden, ülkemizin edebiyat mirasından daha fazla insanın yararlanmasına katkı sunmaya çalışıyoruz. Daha fazla okuyalım, daha fazla edebiyat konuşulsun istiyoruz. Ve kitaplarımızı paylaşalım diyoruz. Yaptığımız aslında ülkeye giydirilmeye çalışılan karanlığa karşı mücadelenin bir parçası.

Peki bu fikir nasıl açığa çıktı?

Halkevlerinin tarihinde edebiyat çok önemli bir yer tutuyor. Darbe ve baskı dönemlerinde binlerce kitabı barındıran ve talan edilen onlarca kütüphanemiz varmış. Muzaffer İzgü’nün, Yaşar Kemal’in yazarlığa adım attığı yer Halkevleri. Kuruluş yıldönümümüzde bu tarihsel mirasa atıf yapmak için böyle bir çalışmayı uygun bulduk. Ama elbette yalnızca bu değil. Esasında daha fazla okumayı teşvik etmeyi; özellikle gençleri kitaplarla daha fazla buluşturmayı; yazarların daha fazla tanınmasına katkı sunmayı; bu alanının daha fazla zenginleşmesine katkı sunmayı amaçlıyoruz.

“BİZİMKİSİ BİR OKUMA SEFERBERLİĞİ ÇAĞRISI”

Diğer yandan iktidar kültürel alan ve sanatı baskı altına almaya, sanatçıları yandaşlaştırmaya, bunu yapamazsa baskıyla sindirmeye çalışıyor. Bu kampanya aynı zamanda bu duruma bir itirazı barındırıyor. Bu ülkede edebiyat, şiir, öykü, roman özgür ve eleştirel düşünceden, bağımsız duruştan, iktidar karşısında halkın yanında durmaktan ayrı düşünülemiyor. Aynı zamanda baskıcı iktidarların kitaptan, şiirden, romandan korktuğu bir ülkede yaşıyoruz. Dünyayı eserleri ile zenginleştiren, ufkumuzu açan büyük yazarlara, şairlere baktığmızda da aynı şekilde halkın yanında olduklarını görüyoruz. Öte yandan halkın, çocuklarımızın, gençlerimizin kitapla, özellikle de nitelikli eserlerle buluşmasının engellendiği koşullar altındayız. Bu gerçekten hareketle bir okuma seferberliği yapalım dedik.

Bu kampanya “en fazla kitabı toplayalım, herkes kitaplarını getirsin kampanyası” değil. Evet biz insanlardan kitap bağışlamasını istiyoruz ama en sevdiği kitabı ya da kitapları istiyoruz. Bunun yanında kitap tavsiyelerini istiyoruz. Herkesin bulunduğu çevreyle, kendi yakınlarıyla kitap konuşmasını, edebiyat konuşmasını teşvik etmeye çalışıyoruz. Toplumun bilinçlenmesi istenmeyenlere karşı “Hayır biz insan olmanın bilinciyle aydınlanmış bir toplum olma amacıyla okuyoruz. Sadece kendimiz okumuyoruz bu iyi özelliği bulaştırmak istiyoruz” diyoruz.

Biraz da kampanyanın somut olarak nasıl ilerleyeceğini konuşalım. Şu an kitap öneri listeleri yayımlıyorsunuz. Kitap önerilerini neye göre alıyorsunuz? Bundan sonra neler yapacaksınız?

Kampanyayı şöyle başlattık; öncelikle yazarlarla, yayınevleri ile konuşuldu. Çok sayıda yazar bu kampanyaya destek verdiğini açıkladı. Yazarlar, yayınevleri kendi okurlarına bu kampanyaya destek vermeleri için çağrı yapıyorlar ve kendileri için önemli olduğunu düşündükleri kitapları tavsiye edip kampanyaya bağışlıyorlar. Bizim önerdiğimiz tek bir model yok. Herkes nasıl katkı sunabiliyorsa öyle katkı sunsun.. Biz bu tartışmayı başlattıktan sonra birçok yazar arkadaşımızın tavsiyeleri ile ilerlemeye devam ediyor. Gerek bu faaliyetin nasıl kalıcı hale geleceği konusunda gerekse nasıl yürütüleceği konusunda tavsiyelere açığız. Şu aşamada kampanyanın yaygınlaştırılması, duyurulması için çalışmalar yapıyoruz. Yazarlardan, destek olanlardan aldığımız mesajlar yayımlanıyor. Halkevleri şubeleri bulundukları yerlerde bu faaliyeti yürütmeye başladı. Kitaplar da gelmeye başladı.

“KİTAPLIĞINIZDAN ÇIKARMAYI DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ KİTABI DEĞİL EN SEVDİĞİNİZ KİTABI…”

Bunların yanı sıra ilerleyen zamanlarda çeşitli yerlerde okur grupları kurulması hedefleniyor, birkaç yerde kurulmaya başladı bile. Bu okur grupları düzenli olarak kitaplar okuyarak sonrasında o kitaplar üzerine sohbetler gerçekleştirecek. Bir yazar arkadaşımızın tavsiyesi ile başladık buna da.

İnsanların destek vermesi konusunda önemsediğimiz şey de şu: Kitaplığınızdan çıkarmayı düşündüğünüz kitabı değil en sevdiğiniz kitabı bağışlamanızı istiyoruz. İlla ki kütüphanenizden çıkarmanıza gerek yok tabii. Satın alarak da bağışlayabilirsiniz.

Sosyal medya kanallarından paylaştığınız kitap öneri listeleri daha sonra ne olacak, kalıcı olması için düşündüğünüz bir şey var mı?

Edebiyat dünyası çok zengin bir dünya. Sınır çizmek gibi bir amacımız ve haddimiz olamaz. “Seçtiğimiz 100 eser var, bunları okuyun” demeyeceğiz. Dolayısıyla buradaki temel mesele bir liste çıkarmak değil, oranın nitelikli önerilerle sürekli zenginleşmesini sağlamak. İnsanlar çeşitli kitaplar hakkında fikir sahibi olsun. Özellikle edebiyat konusunda insanların birbirine tavsiyesinin çok kritik olduğunu düşünüyorum. En süslü reklam kampanyalarını bile aşıyor insanların edebiyat konusundaki birebir iletişimi. Biz bunları bir kalıcı internet sitesiyle de sürekli kılmaya devam edeceğiz.

Yukarıda bahsettiğim gibi okur gruplarının yaygınlaşmasını önemli buluyoruz, bunun için çaba harcayacağız.

Toplanan kitaplar ne olacak peki, ona dair projeniz nedir?

Çeşitli yerlerde ihtiyaçlar belirlenecek. Mesela bir okulla bu konuda anlaşabiliyorsak okula kitap vereceğiz ya da bir yoksul mahallede kitaplık kurulabiliyorsa oraya kitaplık kuracağız. Kütüphane demiyorum, kütüphane büyük bir laf, kolay iş değil, kamu kaynağı gerekli, devletin politikasının bu yönde olması gerekiyor. Bu da bir talebimiz elbette.

Kitaplık kurma konusunda da elimizden ne geliyorsa yapacağız. Bir biçimde gençlerle bu kitapları buluşturmak temel amacımız.

Türkiye genelinde olacak değil mi, yalnızca İstanbul değil?

Tabii. Trakya’da bir okul da İstanbul’un bir yoksul mahallesinde bir halk kitaplığı da olabilir. Bir başka yerde başka bir model de olabilir.

Yayınevleri ve yazarlar nasıl destek oluyorlar? Kitap bağışlayarak mı?

Mutlaka ama bizim için kitap bağışlamak ikinci planda çünkü zaten bir şekilde kitapların geleceğini düşünüyoruz.

Yazarlar açısından şöyle söyleyeyim; Latife Tekin’den Tanıl Bora’ya, Burhan Sönmez’den  Şükrü Erbaş’a, Ayşe Düzkan’dan Süreyya Karacabey’e… Aslında birçok yazar bu konuda bizi destekliyor, hatta  önemli bir kısmı “Biz bu konuda elimizden ne geliyorsa yaparız” diyorlar. Bu kampanyanın kalıcı hale gelmesi bizim açımızdan önemli. Örneğin bu okur grupları önerisi Burhan Sönmez’in yaptığı bir öneriydi.

Okuma gruplarını nasıl oluşturacaksınız, yaş kriteri var mı mesela?

Yaz Çocuk Buluşmaları’nda örnek modeller çıkartmaya çalışacağız. Şimdi biraz daha yetişkinlere yönelik, bir yaş sınırı yok.

Günümüzde kitaba erişim çok kolay aslında. Benzer kampanyalar da var. İnsanlar Halkevleri’nin böyle bir kampanyasını neden tercih etsin, sizin kampanyanızı çekici kılan şey nedir?

Birincisi şimdiye kadar yapılmış bütün kampanyaları, halihazırda yapılmış bütün faaliyetleri biz sahipleniriz. Bu alana dair yapılmış her şey çok olumludur. Bize de birçok fikri veren şey oralardan çıktı.

Halkevleri’nin artısı şu olabilir: 87. yaşımızı kutluyoruz. Bu konuda gerçekten rüşdünü ispat etmiş, tarihsel misyonu ve kimliği olan da bir kurum Halkevleri. İkincisi ülke çapında çok fazla yere ulaşabilecek bir kurumuz. Hem şubelerimizin hem de ilişkilerimizin yaygınlığı itibariyle… Bu bize ciddi bir avantaj sağlıyor geniş kitlelere ulaşmak açısından. Üçüncüsü biz sanat camiasına yani gerek edebiyat gerek diğer sanat alanlarına dair bir girişim, bir çaba gösterdiğimizde bunun hemen karşılığını alabiliyoruz. Kendimizi ayrıca anlatmaya gerek kalmıyor. İnsanlar Halkevleri’ni biliyor. Dolayısıyla çok daha kapsayıcı, çok daha insanı katan bir kampanya haline gelebiliyor bizim kampanyalarımız. Farkı biraz da bu olabilir.

Aynı zamanda ihtiyaç sahiplerine de ulaşabiliyorsunuz…

Tabii, örneğin İstanbul’da şimdi tam listesinden emin değilim ama pek çok kitap bırakma noktası olacak. İsteyenler İstanbul’un belki 30-40 noktasında, belki 50 noktasında kitaplarını bağışlayabilecekler. İstanbul’da halihazırda 15 şubemiz var, Ege’den Karadeniz’e, İç Anadolu’dan Çukurova’ya onlarca kentte Halkevleri şubeleri aynı zamanda kitap toplama noktaları olacak…Ancak ne kitap noktaları ne de kampanyanın kendisi bunlarla sınırlı kalacak.

Örneğin bazı şehirlerde oranın bir edebiyat camiası oluyor. Onlara doğrudan ulaşmak bizim açımızdan çok daha kolay. Her şehrin, çok fazla görünmese de, kendi edebiyat ortamı var. Aynı zamanda o şehre ait yazarlar var, gazeteciler var, edebiyat alanıyla ilgilenen insanlar var. Bunların katılımı açısından da Halkevleri’nin avantajları var.

Dolayısıyla hedeflenen kitleye de ulaşmada Halkevlerinin ciddi avantajları var.

Peki buradan Sendika.Org okurlarına bir çağrınız var mı?

Bu kampanyaya katılanlar kendisinden ve yakın çevresinden başlamalı diye düşünüyorum. İlk olarak herkes şu anda kitap okuyor mu? Okuyorsa ne güzel. Ayda bir kitap okuyorsa bunu iki kitaba çıkarsın, bu bir kişisel hedef kampanya açısından. İnsanların, çevresinde eşi dostu arkadaşı kim varsa onlarla aynı zamanda bu tür bir etkileşime girmesi bu kampanyanın bir hedefi.Yani ilk olarak çağrımız herkesin kampanyayı kendisinden ve yakın çevresinden başlatması.

İkincisi bu kampanyanın çağrısının güçlenmesi açısından sosyal medya kanallarından buna katkı yapmalarını, birilerine anlatmalarını isteriz. Bu tür faaliyetlerde yüz milyonlarca liralık reklamla başaramayacağınız şeyi kulaktan kulağa, insanların birebir aktarımlarıyla çok daha güçlübir şekilde yapabilirsiniz.

Onun dışında herkes mutlaka sevdiği bir, iki, üç, on kitap, sayısını kendi belirler, bir biçimde bu kampanyaya katkı sunabilir ve mutlaka çevresindeki insanları da buna katmak konusunda destek olabilir. Bunların dışındaki önerilere her zaman açığız.

Bir kez daha tekrar edeyim. Okur gruplarına katılabilirler.

Peki, şehrinde Halkevi şube olmayanlar kampanyaya kitap ulaştırmak isterse nasıl yapacaklar?

Bir süre sonra elden teslim etme imkanı olmayanlara kargo imkanı da olacak, bunun duyurusunu yapacağız. Kargo indirimleri için görüşmelerimiz devam ediyor. Bunların duyurusunu yaygın bir biçimde sosyal medya kanallarıyla yapacağız. Destek olmak isteyenler sosyal medya kanallarımızın takipçi sayılarının arttırılmasına da katkı sunabilirler.

Son olarak, kampanyanın sloganı: “Okumak özgürleştirir?” Neden bu sloganı seçtiniz?

Okumanın herkesin hayatında kendi verili durumunu sarsan bir etkisi olduğunu herkes aşağı yukarı biliyordur. Bu illa ki “Bir kitap okudum hayatım değişti” düzeyinde olmak zorunda değil. Ama hepimiz şöyle dönüp baktığımızda okuduğumuz bazı kitapların hayatımız açımızdan çok kritik olduğunu, dünyaya başka bir pencereden bakmaya başlamamızı sağladığını görürüz. Dünyanın herhangi bir yerine bir kitap aracılığıyla fikirsel olarak seyahat edebilirsiniz. Bilmediğiniz bir şeye kitap aracılığıyla ulaşabilirsiniz. Başka insanların öykülerine kitaplar aracılığıyla ulaşabilirsiniz. Fikir dünyanızın gelişmesi kitapla mümkün olabilir. Sayamayacağım kadar çok şey var… Okumak hakikaten özgürleştirir. Dünyaya başka bir gözle bakmamızı sağlayan en önemli şeylerden bir tanesi okumaktır. O yüzden böyle bir slogan seçtik.

Kampanyanın Twitter hesabında yayımlanan bazı yazar ve sanatçıların kitap önerileri, kampanyaya destek çağrıları:

Söyleşi: Aylin Kaplan

Fotoğraflar: Merve Sabcıoğlu