IŞİD’in bombası ve Evanjelikler – Cenk Ağcabay

Adam hakikati sürekli anımsamak için İncil’i hep açık tutuyormuş, artık varın siz düşünün adam hakikat peşinde koşan bir dindar olmasa dünyanın hali nasıl olacak. Hakikatin peşindeki dindarları ülkemizden iyi bildiğimiz için bu sözlere pek fazla şaşırmıyoruz

Trump’ın giderek daha fazla karmaşıklaşan Suriye’den çekilme kararı gündemi belirler; ABD ve Avrupa’da bu kararın yanlışlığı konusunda çok güçlü bir kampanya devam ederken IŞİD harekete geçti. Söylendiğine göre, IŞİD Münbiç’te uzun zamandır “uyuttuğu” bir hücreyi harekete geçirmiş. Trump’ın kararına başından beri sert muhalefet edenlere göre, IŞİD ABD’nin çekilme kararından aldığı cesaretle harekete geçmiş.

Amerikan basınının görüşlerine çok değer verdiği bir IŞİD uzmanı olan Hassan Hassan, eğer diyor, Trump bu yanlış kararında ısrar ederse, IŞİD yeniden canlanır, Suriye, Irak, Türkiye ve başka yerlerdeki uyuyan hücrelerini hareketlendirir kısa bir süre içinde kaybettiği alanların yarısını yeniden ele geçirir. Hassan Hassan bunları New York Times’ın CIA ve Pentagon kaynaklarına yakınlığıyla tanınan yazarı Eric Schmidt ve gazetenin Ortadoğu Büro Şefi Ben Hubbard’a anlatıyor.

Hassan Hassan, IŞİD’in 2014 yazında Irak ve Suriye’de arka arkaya elde ettiği askeri başarılardan kısa bir süre sonra yayımladığı IŞİD hakkında epeyce meşhur olan kitabıyla ve Batı’nın değişik yayın organlarında yayımlanan konuyla ilgili yazılarıyla tanındı. Hassan’ın kitabı, IŞİD hakkında Batı’da yaratılan “mit”lerin birçoğunun kaynağıdır. IŞİD hakkında uydurulan efsanelerin pek çoğunun kaynağı Hassan Hassan’ın kitabı ve yazdıklarıdır. Bu nedenle, Hassan Hassan Batı kamuoyunda ciddi bir itibara sahiptir. Yazdıkları onlar için son derece “kullanışlıdır”.

Hassan’ın görüşlerine başvuran gazeteciler, konuyla ilgili olarak ABD Sentosu’nun Dış İlişkiler ve Silahlı Kuvvetler komitelerinin üyeleriyle, çeşitli düşünce kuruluşlarının Ortadoğu uzmanlarıyla da görüşmeler yapmış. Ulaşılan ortak kanı, Trump’ın kararının yanlışlığının bu saldırıyla iyice açığa çıkmış olmasıdır. Trump’ın destekçilerinden biri olan ama Suriye kararı konusunda Trump’ı eleştiren ve bu konuda onunla bir de özel görüşme yapan Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi’nin gedikli üyesi namlı savaş manyağı Lindsey Graham yaptığı açıklamada, “Ben bunu Irak’ta gördüm, şimdi de Suriye’de görüyorum” diyor.

Trump’ın Suriye’den çekilme kararını açıklamasından beri en sık gündeme getirilen argümanlardan birisini bu vesileyle yineliyor Graham, argüman şu: “ABD Irak’tan erken çekildiği için IŞİD ortaya çıktı ve gelişti. Şimdi Suriye’den çekilirsek yine aynısı tekrarlanacak.”

Cumhuriyetçi Parti’den Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Michael McCaul gazeteye yaptığı açıklamada, “Başkana bu saldırıya çok sert bir cevap verilmesi gerektiğini ve IŞİD bütünüyle bitene kadar asker çekmeyeceğimizi ifade etmesi gerektiğini söyledim” diyor.

Aynı komitenin Demokrat Partili üyesi Hernandez de aynı kanıda, “IŞİD sona ermeden asker çekmenin yanlışlığı ortaya çıktı, oradaki kazanımlarımızı korumamız gerekli” diyor. Silahlı Kuvvetler Komitesi Başkanı Cumhuriyetçi Parti Senatörü James Inhofe de “Trump’ın asker çekme kararını gözden geçirmesi gerektiği açık” sözleriyle korodaki yerini alıyor.

Amerikalı senatörlerin bu görüşlerini aktaran gazeteciler, çekilme kararının yanlışlığını desteklediğini düşündükleri bir başka unsura da vurgu yapıyorlar. O da şu: IŞİD taraftarları sosyal medyada, ABD’nin Suriye’den çekilmesinin kendilerinin zaferi olduğu yönünde propaganda yapıyorlarmış. Bu da, IŞİD’i canlandıracak bir başka etken olacakmış.

Suriye’yi dağıtıp, Suriye’yi İran’a karşı savaşın açık cephesi haline getirme hedefini işte böyle süslü püslü laflarla satmaya çalışıyor Batı basını ve politikacıları. IŞİD Irak’ta doğrudan Amerikan istilasının ürünü değilmiş gibi, Suriye’ye yönelik emperyalist saldırının asli aktörü ABD değilmiş gibi…

Ne zaman ihtiyaç duysalar, bombalarıyla, silahlarıyla hemen yardımlarına koşan bu cihatçı katil sürüsü değilmiş gibi. Afrin’de işgalle kurulan “güvenli bölgenin” ne olduğunu bilmediklerinden olsa gerek, bir taraftan IŞİD’e karşı “savaşlarındaki” müttefikleri Kürtleri korumaktan bahsederken, diğer taraftan da yeni bir “güvenli bölge” kurma pazarlığını Tayyip Erdoğan’la yapanlar kendileri değilmiş gibi… Öyle ya madem müttefiklerinizin güvenliği bu denli önemliydi, Afrin işgali sırasında neredeydiniz, sizin için böylesine değerli müttefiklerinizi neden korumadınız?

ABD erken çekilirse IŞİD yeniden canlanacakmış…

Birkaç gün önce Kenya’da bir otele düzenlenen alçakça saldırıyı El-Kaide’nin Somali kolu olan El Şabab isimli örgüt üstlendi. Yapılan açıklamalara göre örgüt eylemi, Trump’ın ABD’nin İsrail Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararının intikamını almak için düzenlemiş.

Kenya’daki otelde bulunan insanlarla Kudüs kararının ne alakası var demeyin, IŞİD senelerdir uyuttuğu hücreyi tam bugünlerde neden uyandırıyorsa, bu saldırının da Trump’ın Kudüs kararıyla o kadar alakası var, ama tümünün önemli bir politik işlevi var. Ya da şöyle söyleyelim, 11 Eylül saldırılarının Saddam Hüseyin ve Irak’la ne kadar alakası varsa ABD’nin Suriye’deki varlığının halkları korumakla o kadar alakası var.

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo geçtiğimiz günlerde Trump’ın Suriye kararını bölgedeki müttefiklerine daha ayrıntılı anlatmak ve bölgeye dair taahhütlerinde bir değişiklik olmadığını belirtmek için bir Ortadoğu turu gerçekleştirdi. Yaptığı görüşmeler sonrası açıklamalarında hep İran karşıtı bölgesel cepheyi güçlendirme vurgusu yapan Pompeo, Kahire Amerikan Üniversitesi’nde bir konuşma yaptı. Konuşmasının metni ABD Dışişleri Bakanlığı sitesinde yayımlandı.

Pompeo konuşmasına, “Evanjelik bir Hıristiyan olarak bu yolculuk benim için özellikle anlamlıdır. Ofisimdeki masamın üzerindeki İncili, bana Tanrıyı, onun sözlerini ve hakikati anımsatması için her zaman açık tutarım” sözleriyle başladı.

“Bugün konuşmak için buradayım. Dünyanın bu tarafında çok sık söylenmeyen hakikati söyleyeceğim çünkü ben askeri eğitimliyim. Bugün lafı eğip bükmeden doğrudan konuşacağım: Amerika Ortadoğu’da bir iyilik gücü olarak bulunmaktadır” diye devam etti.

Pompeo, 10 yıl önce aynı kürsüde ABD Başkanı olarak konuşan Obama’yı eleştirdi. ABD diyordu Pompeo, “Bölgeden ne zaman çekildiyse bunu bir kaos takip etti.” Obama ABD’nin rolünü ve bölgeyi yanlış okumuştu, ABD’nin bölgedeki etkinliğini azaltmış, ABD’nin müttefiklerine yeterince yardım etmemiş ve bu nedenle bölgede felaketler art arda gelmişti.

Obama’nın ölümcül hatalarından biri aynı kürsüde yaptığı konuşmadaki, “Radikal İslamcı terör bir ideolojik köke sahip değil” sözüymüş, Pompeo’ya göre, Obama bu sözünün yön verdiği yaklaşımla “radikal İslamcı teröre” son derece yumuşak yaklaşmış ve IŞİD’in güçlenmesine yardım etmişti.

Obama’nın bir diğer ölümcül hatası, İran’a yumuşak davranması ve İran’la nükleer Anlaşma için masaya oturup, bu anlaşmayı imzalamasıymış. Bu sayede İran “yeşil devrim”i tüm bölgeye yaymanın imkanlarını, Hizbullah çok güçlü bir cephaneliğe kavuşmanın yollarını bulmuş. Bu kadarla da kalmamış, Beşar Esad kendi insanlarını kimyasal gazlarla öldürmek için İran desteğine sahip olmuş.

Ortak düşmanımız İran diyordu Pompeo konuşmasında ve en utanmaz haliyle devam ediyordu: “Amerika hep buradaydı, hep burada olacak, ama bir özgürleştirme gücü olarak burada olacak, bir işgal gücü olarak değil. Bunu İran için söyleyebilir misiniz?”

Pompeo, kendi yönetiminin Suriye kararına muhalefet edenlerle bire bir aynı argümanları kullanıyordu; bütünüyle manipülasyona dayanan bu argümanlarda doğal olarak tüm gerçeklik ters yüz edilerek üretiliyordu.

Sanırsınız, Irak ve Afganistan’ı İran işgal etmiş, Filistin’i İran işgal etmiş, Yemen halkının tepesine Amerikan bombalarını İran atıyormuş. Lübnan halkının üzerine bombaları İran yağdırıyormuş. Afrin’i, El Bab’ı, Cerablus’u İran işgal etmiş. Afganistan, Yemen, Irak, Suriye ve Libya’daki cihatçı grupları İran silahlandırmış ve paraya boğmuş.

Ha İncil’i hep açık tutan Amerikalı Evanjelik ha Kur’an’ı hep açık tutan bizimkiler…

Bu kadar alçaklık ancak ABD yöneticileri ve onların uşaklarında bulunur. Adam hakikati sürekli anımsamak için İncil’i hep açık tutuyormuş, artık varın siz düşünün adam hakikat peşinde koşan bir dindar olmasa dünyanın hali nasıl olacak. Hakikatin peşindeki dindarları ülkemizden iyi bildiğimiz için bu sözlere pek fazla şaşırmıyoruz. Ha İncil’i hep açık tutan Amerikalı Evanjelik ha Kur’an’ı hep açık tutan bizimkiler…

Pompeo’nun seyahatinin devam ettiği günlerde İsrail Genel Kurmay Başkanı Eisenkot emekli oldu ve görevi halefine devretti. Eisenkot New York Times’ta yayınlanan söyleşisinde, görevde bulunduğu dönemde Suriye’deki İran hedeflerini binlerce kez vurduklarını söyledi. Eisenkot’tan birkaç gün sonra bu kez Başbakan Netanyahu Suriye’ye yönelik senelerdir devam eden saldırılarını kabul eden bir açıklama yaptı ve Suriye’deki İran hedeflerini vurmaya devam edeceklerini söyledi. Trump’ın Ulusal Güvenlik danışmanı Bolton’da aynı günlerde İran’ı Suriye’den çıkaracaklarını iddialı bir şekilde ileri sürmüştü. Bunların tümü Pompeo’nun seyahatindeki mesajlarıyla uyumluydu.

Çok geçmeden ABD basınında, Beyaz Saray’ın Pentagon’dan İran’a yönelik bir askeri saldırının planlarını istediği haberi yer aldı. Amerikan basınında yer alan haberlerde, ismi açıklanmayan ABD yetkilileri, yönetimde önemli bir pozisyonda bulunan Bolton’un İran karşıtı radikalizminin askeri yetkililerde endişe uyandırdığını belirtiyorlardı. Endişelerin kaynağı, Bolton’un radikalizminin İran’la ani bir savaşa yol açma tehlikesi doğurmasıymış. Fatura Bolton’a kesilmişti ama biliniyor ki, söz konusu İran düşmanlığı olduğunda, bir başka etkili Evanjelist olan Başkan Yardımcısı Pence ve Pompeo da Bolton’dan geri kalır tipler değil.

ABD’nin taze müttefiki Brezilyalı faşist Bolsonaro, Batı basınının yazdığına göre, “aşırı milliyetçi” bir lidermiş. Gazeteciler “aşırı milliyetçi” Bolsonaro’ya, ABD’nin Brezilya’da askeri üs kurmak istediği yönünde haberler dolaştığını soruyor. Bolsonaro yanıtlıyor: “Ortak çıkarlarımız ve güvenliğimiz çerçevesinde bu olabilir.” Pompeo Bolsonaro’nun yemin töreninde geniş bir delegasyona başkanlık yaptı. Bolsanaro ile samimi pozları dikkat çekti ve yazıldı ki, Bolsonaro arkasında mevzilenmiş sermaye güçlerinden sonra ülkesinde en kuvvetli desteği Evanjelist güç odaklarından alıyormuş.

Bolton, Küba, Venezüella ve Nikaragua’yı bölgedeki “şer ekseni” olarak tanımlamış ve bunlara karşı mücadele edeceklerini söylemişti. Görünenler, faşist Bolsonaro ve onun yönetimindeki Brezilya’nın bu mücadelede bölgenin merkez üssü olacağına işaret ediyor.

Bolsonaro’nun ilk icraatları, ülkenin daha önce korunan yeşil alanlarının endüstriyel tarım sermayesine peşkeş çekilmesi, bireysel silahlanma önündeki yasal engellerin kaldırılması, cinsiyet ayrımcılığı konusunda gençleri bilinçlendirmeye yönelik bilgiler içeren ders kitaplarının içeriğinin değiştirilmesidir ve bunlar onun ABD’nin Evanjelik yöneticileri ile neden bu denli içli dışlı olduğunu anlatan ögelerdir.

2019 son derece ciddi tehlikelerin giderek daha fazla görünür olduğu bir yıl olmaya adaydır. Ortadoğu’da, İran üzerinden geliştirilmesi muhtemel provokasyonlar, tüm bölgeyi bir ateş topuna döndürecek çatışmaları tetikleyebilir. Latin Amerika, Bolsonaro üzerinden geliştirilecek provokasyonlarla benzer bir duruma hızla ilerleyebilir. Halkların kardeşliği ve barış için ilk yapılması gereken bu tip provokasyonlara karşı açık, hızlı ve net tutumların geliştirilmesidir.