Haksız tahrik üzerine öteki(!) söylemler – Av. Rozerin Seda Kip

Bizim mücadelemiz ise kadın, trans veya eşcinsellere yönelen şiddet ve cinayetlerin altındaki neden ne olursa olsun, bir insanın başka bir insanın yaşamına son verme hakkının olmadığını kesin bir dille anlatmanın yollarını bulmaktır

İktidarın dayattığı toplumsal cinsiyet kuralları yine iktidarın ve iktidarın bileşenleri olan hukuk, eğitim, sağlık gibi sayabileceğimiz en temel aygıtlarının da aynı toplumsal cinsiyet normlarına paralel olarak işletilmek kastı ile oluşturulmuştur. Bu yargıya varmak için elbette ki bir hukukçu olarak pekiştirici gerekçelerimiz bulunmaktadır. Deneyimlerimizi ise karşımıza çıkarılan ikili toplumsal cinsiyetin dayattığını yaşamaya çalışanların öyküleri oluşturmuştur ki ne yazık; çok da parlak sonuçları olmayan öykülerdir bunlar.

Türkiye’de kadına karşı şiddet tartışmaları feminist mücadelenin sağlam tavrı ve iktidarın, kadını erk/erkek şiddetine karşı kısmen de olsa koruyan veya güvence altına alan yasaları düzenleyerek uygulamasını talep etme ısrarı sonucu kazanılmış bir mücadele olmuştur.

İktidarın cinsiyet eşitliği söyleminden anladığı kadın ve erkek ikili cinsiyet eşitliğinin yanı sıra LGBTİ+ eşitliğinin de tanınması talepleri kökleşmiş cinsiyet eşitliği tabusunu az da olsa sarsmaya devam etmektedir. Özellikle, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin (İstanbul Sözleşmesi) hazırlanması sürecinde izleme platformu üyesi kadın örgütleri ile beraber hareket eden LGBTİ+ örgütleri sayesinde cinsel yönelim nedeniyle uğranılan şiddet de koruma kapsamına alınmıştır.

İstanbul Sözleşmesi’nin 4. maddesi Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrımcılık Yasağını düzenlemiş; bu madde ile bireylerin cinsel yönelimleri nedeniyle erkek şiddetine maruz kalmaları durumunda koruyucu tedbirlerin uygulanması hakkının kullanılması yasa ile güvence altına alınmıştır. Ne var ki LGBTİ+ler bakımından erkek şiddeti evde, sokakta, işyerinde kısaca kamusal alanın hemen her yerinde artarak devam eden, yasa güvencesinin kadük kaldığı bir hale bürünmüştür.

Özellikle değinmemiz gereken çok önemli konu, LGBTİ+ cinayetlerinde faillerin savunmalarının içeriğidir. Neredeyse hiçbir savunma eksiksiz “kadın sandım erkek çıktı”, “ters ilişki istedi kabul etmedim” savunmaları karşısında haksız tahrik indiriminden paçayı kurtarmadan geri kalmıyor. Daha çok trans seks işçilerinin kurbanı olduğu nefret cinayetlerinde sözünü ettiğimiz bu tipten “erkek şiddetinin  destek yaması” niteliğindeki ifadeler cezasızlık mekanizmasını da güçlendirmekle kalmayıp, nefretin ve şiddetin yaygınlaşmasına yol açıyor.

Her mağduriyette bağımsız ve tarafsız yargıçlık ilkesini gördüğümüzde…

Davasını yürüttüğüm onlarca ceza dosyası; nefret kurbanı trans kadınlar veya eşcinsel erkeklerin mağduriyetini ve işlenen suçun mahiyetini görmezden gelen eril egemen yargıçlık sistemine, yaşam hakkının en temel hak ise, en yüksek seviyede korunması gereken bir sistemin ortasına konularak yargılamanın yürütülmesi gerektiğini hatırlatmak ile geçiyor. Bu çaresiz beyanların karşılık bulduğu kararlar yok değil elbette ancak haksız tahrik indirimi koşul ve uygulamalarının, yargıçlar önünde düğme ilikleyip, kadın sandım, ben ters ilişkiyi günah buluyorum savunmalarında niçin ve ne hakla uygulanabilir olduğuna şahit olmak vicdana ve adaletin kendisine olan güveni alt üst ediyor. Mağduru adaletin gerçekliğinden ve hukukun üstünlüğünden uzaklaştıran, ötekiyi daha da öteki hale sürükleyen bu erkçi tutum da değişecek elbette ancak görünen o ki temel düşünce ve anlayışın değişebilmesi gerekiyor öncesinde.

Maalesef ki bu ülkede bir mağduriyetin giderilmesi ve hakkın iadesi için, o mağduriyete yol açan nefretin, şiddetin, işkencenin yani her türlü ayrımcılık ve öfke içeren eylemin “toplumsal bir çığlığa” dönüşmesi bekleniyor. Tıpkı kadın cinayetlerinin basına ve  kamuoyuna yansımış, diğer bir deyişle taraf bulmuş olanları nasıl hakikate ve adalete uygun bir tam bağımsız yargıçlık ideası ile yürütülüp faillere ağırlaştırılmış cezalar ile hüküm veriliyorsa aynı şekilde eşcinsel ya da transseksüel olduğu için canice öldürülen insanların çığlıklarına ses olan kamuoyu sayesinde evrensel hukuk normlarına uygun cezaları uygulayan yargıçların varlığını da görebilmek gerekiyor. Özetle, bağımsız ve tarafsız yargıçlık ilkesinin hak ihlaline maruz kalmış her mağdur canlı için uygulanabilir olduğunu gördüğümüz vakit hukuka olan inancımızı korumaya da yeniden güç bulabiliyoruz..

Her şeyin üstünde olan nedir?

Cesedi karanlık bir ormanda yanmış halde bulunan Hande Kader’in de sesi olmuştu toplum 2016 yılının Ağustos ayında. Ancak faile sonra ne oldu, nasıl bir cezaya hükmetti yargılayan mahkeme bilmiyoruz, bilemiyoruz. Failin savunmasına sirayet etmiş cümleleri tahmin etmek zor değil bizim için.

Doğal savunması gereği, erkeklik gururu söylemlerini yansıtan cümlelerinin arasında kurbanının öteki, erkek mi kadın mı belli olmayan, ters ilişki teklif ettiği, parasını gasp ettiği… gibi kötülükle dolu bir bilinçaltı olduğunu tahmin etmek de zor değil. Ancak hukukun üstünlüğünü kabul etmiş, adalete inancı bir nebze de hala varlığını koruyan bu ülkede yargıçların tüm bu savunmaya haksız tahrik indirimi kanaatini kullanması, yargının erk iktidarının, eril üstünlüğünün her şeyin üstünde olduğunun göstergesi. Bizim mücadelemiz ise kadın, trans veya eşcinsellere yönelen şiddet ve cinayetlerin altındaki neden ne olursa olsun, bir insanın başka bir insanın yaşamına son verme hakkının olmadığını kesin bir dille anlatmanın yollarını bulmaktır.

Sonuç olarak; bu ülkede hiçbir ayrım ya da farklılık koşutu olmaksızın tüm insanların güçlü bir adalet olduğuna dair inançlarının onarılması bilhassa onarılarak yeniden güçlendirilmesi gerekmektedir. Aksi halde içine sürüklendiğimiz şiddet ortamı, bizi kendisine çok daha fazla çekecek ve her sabah duyduğumuz şiddet ve cinayet haberleri içinde bulunduğumuz kötülüğü çok daha sıradanlaştırarak, bu kötülüğe alışmamıza yol açacaktır.

Hannah Arendt’in dediği gibi; “Şiddetle değişen bir dünya, ancak daha çok şiddetin var olduğu bir dünya olur.” Tüm insanlığa daha adil ve eşit ve bir o kadar da şiddetin kabul görmediği bir dünya dilerim.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann