Biziz ve buradayız: Büyük bir adım daha atacağız – Mine Melek

İki gün boyunca en öne çıkan en belirgin duygu, salona sığmayan büyük potansiyelimizi seferber edebilecek; gücümüzün hayatlarımızı gerçekten de değiştirebilmesini sağlayacak bir ortak akıl, temas ve iletişim ağının ilk adımlarını atma isteğiydi

5 – 6 Ocak’ta Beşiktaş Fulya Sanat Merkezi’nde “2019 Kadınlarla Başlıyor” diyerek buluşan kadınlar tarihi bir ana tanıklık etti; aslında Türkiye kadın hareketi tarihi bir anını daha yarattı. Dayağa Karşı Kampanya’dan bu yana geçen “yüz yıldır” birbirini tanıyanlar; birbirleriyle yeni tanışanlar; her konuda pek öyle iyi anlaşamasalar bile “içinde bulunduğumuz koşullarda” sımsıkı el ele tutuşanlar, “daha fazla birlikte hareket etmenin yollarını aramak” için aylardır süren hummalı bir ortak emeğin ardından salonlara sığmayan bir buluşma gerçekleştirdiler. 35’i aşkın ilden bine yakın kadın, 165 kadın ve LGBTİ+ örgütünün çağrısıyla “Haklarımız, hayatlarımız ve kazanımlarımız bizim!” diyerek Türkiye Kadın Buluşması’nda bir araya geldi.

Beyaz, siyah, kırmızı ve mavi saçlı kadınlar bir gün dünyayı, hem de hiç öyle “sessizce” olmayan bir biçimde ele geçirebileceklerini; aslında şimdi ve buradan başlamak üzere mutlaka değiştireceklerini yeniden gösterdiler: “Yılların emeğiyle elde ettiğimiz haklar tüm kadınlarındır; asla vazgeçmeyeceğiz! Türkiye’de kadın hareketi hepimizin mücadelesi, isyanı, coşkusudur; biziz ve buradayız!” dediler.

Kitlesel karşılaşmaların ve bu buluşmalardan yükselen umut, ilham, heyecan duyguları ve ortak aklın nadide duygular haline geldiği bir tarihsel anda; bu kadar farklı ilden, kimlikten, yönelimden, örgütten (veya örgütsüzlükten) bine yakın kadının böylesine büyük bir heyecanla bir araya gelmesini mümkün kılan iki önemli öğe var. Türkiye Kadın Buluşması sonuç metninde “bir başlangıç” olduğu vurgulanan bu bir araya gelişi mümkün kılan iki önemli öğeden ilki, kuşkusuz kadın hareketinin, “farklılıklarımızın ortak mücadelemize engel olamayacağı” bir düzlemi yaratan ve güçlendiren kolektif yöntemidir.

Buluşmaya uzanan süreçte ve buluşmanın çeşitli anlarında bir kez daha gördük ki, kendinden daha büyük bir şey yaratmak için birbirini domine etmeden ortak emekle çalışmak; kendinde olanı esirgemeden birbirine katmak; muhteris denetimi değil, yeni bir şeyler yapabilmenin coşkusunu ortaklaştırmak, hem hareketin ortak iyiliğinin hem de yenilenebilmesinin en önemli teminatı. Aslen feminist geleneğin kazanımı olan bu kolektif yöntemi, ne kadar zorlu süreçler gerektirirse gerektirsin korumak ve geliştirmekse, kadın hareketinin hem kendisine, hem de kendi dışındaki genel siyasal-toplumsal muhalefete verebileceği en büyük armağanlardan biri olmaya devam ediyor.

Türkiye’deki kadın hareketi aslında bu kolektif yönteminin de katkısıyla yıllardır AKP’nin neoliberal faşist kadın düşmanı iktidarının saldırıları karşısında hak alıcı ortak bir çizgi yaratmayı başardı. Ancak tıpkı dünyadaki diğer benzerleri gibi AKP rejimi de, dört bir koldan gelen çoğul saldırılara karşı salt refleks olarak gelişen tepki biçimleriyle, yani kadınların kendi gündemlerini yarattığı bir hareket formu olmadan yani mevcut olanla durdurulabilecek veya etkisizleştirilebilecek bir rejim değil. İstismar, cinayet, şiddet, cezasızlık, nafaka, eşitsizlik, rejim değişikliği, erkek egemenliği, yasal kazanımların ve hakların altının oyulması, her alanda cinsiyetçilik, dincileştirme, homofobi ve transfobi, savaş, baskı, güvencesizlik, emek sömürüsü, ekolojik, kültürel, ekonomik yıkım ve kriz… Hayatı kadınlara dar eden ve bunu yaparken kadınları her türlü ayrıştırmaya çalışan (adını ne koyarsak koyalım) bu çoklu saldırı rejimine karşı, var olanın ötesinde bir ortak hareket etme biçiminin yol ve yöntemlerini bulmak, örgütlü veya örgütsüz onlarca kadını karakışın ortasında buluşturan esas saik, buluşmayı mümkün kılan ikinci önemli öğeydi. İki gün boyunca il aktarımlarından bireysel konuşmalara, ortak oturumlardan atölyelere öne çıkan en belirgin duygu da, salona sığmayan büyük potansiyelimizi seferber edebilecek; değiştirme gücümüzün hayatlarımızı gerçekten de değiştirebilmesini sağlayacak bir ortak akıl, temas, iletişim ve haberleşme ağının en azından ilk adımlarını atma isteğiydi. Bu isteğinse salt zaten etkin biçimde kullandığımız ortak hashtag çalışmaları gibi çalışmalara devam etmek, yani mevcudu aynen sürdürmek dışında yol ve yöntemler gerektirdiği de açıktı.

Türkiye kadın hareketi buluşmadan ortak bir ağı var edecek kanallarını geliştirme; illerde yüz yüze ve bir araya gelme; 14 Şubat’tan 8 Mart’a uzanan süreçte sesini yükseltme ve dünyanın her yerinde “grev” kavramına yeniden/ yeni bir anlam kazandıran kadınların coşkulu sesine kendi sesini katacak yaygın eylemler örgütlemeye karar vererek çıktı.

Ve evet daha konuşacak ve tartışacak çok şey var. Konuşmaya ataerki, kapitalizm ve faşizm arasındaki kopmaz bağları yani belki de feminist olmayan bir sosyalizmin imkânsızlığını tüm dünyanın gözüne sokan kanlı canlı yeni politik kadın taban hareketlerinden…  “Grevin” sendikalı işçilerle işverenleri arasındaki toplu sözleşme düzenine bağlanmış tekil iş itilaflarını çözmenin bürokratik bir aracı olmayıp neoliberal faşist sermaye düzeninin olmazsa olmaz temellerini oluşturan ataerkil ve ırkçı toplumsal-politik hiyerarşilere karşı sarsıcı ve radikal bir dönüşüm hareketinin önünü açan bir eylem biçimi olduğundan…

“Feminist grevin” dünyanın güvencesiz, itaatsiz işçi hareketleri tarafından “grevi, bir toplu sözleşme biçimi olmaktan çıkartıp sektörler, kategoriler ve uluslar arasındaki engelleri aşarak örgütsüz işçiler açısından da ulaşılabilir bir araç haline getiren, greve gücünü yeniden iade etmeyi başaran” bir yöntem olarak selamlandığından… Kadın emeğinin kadın bedeni ve kadın cinselliğiyle nasıl kopmaz bağlara sahip olduğunu gösteren sınıf, emek ve kadın kavramlarını içeren ufuk açıcı siyasal tartışmalardan… 21. yüzyılın ataerkil, faşist kapitalist egemenliğine karşı mücadele eden kadın hareketini tarihsel, ideolojik ve politik anlamda iki Clara’nın (1909 New York kadın dokuma işçilerinin 20 Binler İsyanı’nın 23 yaşındaki Ukrayna göçmeni önderi Clara Lemlich ve hepimizin Clara’sı Clara Zetkin) gerisine düşürebilecek kavramsal araçları nasıl geride bırakabileceğimizden başlayalım. Hep beraber hem kendi sınırlarımızı hem kadın hareketinin sınırlarını zorlayacak büyük bir adım daha atalım.