Trump’ın Ortadoğu hamlesi ve Amerikan Savaş Partisi – Cenk Ağcabay

Pentagon ve onun savaşları ya da savaş tehditleri aracılığıyla semiren, sürekli kârlarına kâr katan esas olarak Shanahan’ın, Mattis’in temsilcileri olduğu bu büyük silah tekelleri ve onların siyasal temsilcileri yani Amerikan Savaş Partisi’dir

Trump’ın Amerikan askerlerini Suriye ve Afganistan’dan çekme kararı farklı tepkilerin gündeme gelmesine yol açtı. Kararın ardından ABD Savunma Bakanı Jim Mattis’in ve ABD’nin IŞİD Karşıtı Uluslararası Koalisyon Özel Temsilcisi Brett McGurk’un istifa etmeleri, Amerika ve Avrupa’da Trump karşıtı cephenin çok güçlü bir propaganda kampanyası başlatmasına neden oldu.

Bir tesadüf müdür bilinmez; Trump’ın Amerikan askerlerini Suriye’den çekeceğini açıkladığı gün, New York Times gazetesinde Cumhuriyetçi Parti Iowa Senatörü Charles Grassley’in Pentagon’un, yani ABD Savunma Bakanlığı’nın bütçe sorunlarını ele aldığı bir yazısı yayımlandı. Grassley yazısının girişinde, “çok kötü, korkunç” bir bütçe kullanımı yani para harcama tarzına sahip olan Pentagon’un bütçelerini 30 yıldır incelemekte olduğunu belirtiyordu. (These Toilet Seat Lids Aren’t Gold-Plated, but They Cost $14,000, Dec. 19) Grassley yazısında Pentagon bütçelerini ele alırken, Mattis’in bakanlık görevine başladığı günlerde Amerikan Senatosu’na sunduğu vaatleri ve görevde olduğu dönemde vaatlerini yerine getirememesini de gündeme getirmişti.

Mattis’in sunduğu istifa mektubunda dile getirdikleri, Trump’la özellikle dış politikaya olan yaklaşım farklılıklarını içeriyordu. Mattis’in istifasından kısa bir süre sonra, Trump’a sunduğu mektup neredeyse ana akım Batı basınının tümü tarafından yayımlandı. Mattis istifa mektubunda, emperyalist ABD yönetici elitinin ideolojik dünyasında oldukça güçlü bir yere sahip olan, Amerika’nın “özgür dünyanın vazgeçilmez ulusu” olduğu yolundaki ideolojik söylemi yineliyor ve bu çerçeve içinde “özgür dünya içinde yer alan müttefiklerini dikkate almadan ve onlara saygı göstermeden ABD’nin kendi rolünü yerine getiremeyeceğini” ileri sürüyordu.

Mattis’in mektubundaki bir başka vurgu ise, “stratejik çıkarları ABD’nin çıkarları ile gerginlik içinde olan ülkelere karşı kararlı ve kesin bir yaklaşım geliştirilmesi gerekliliğine” dairdi. Guardian’ın görüşlerine başvurduğu Avrupalı diplomatik kaynaklar, Mattis’in istifa haberinin özellikle Avrupa hükümetlerinde alarm zillerinin çalmasına neden olduğunu belirtiyorlardı. Alarm zilleri çalmasının nedeni, Mattis’in mektubunda vurguladığı öğelerdi; mektupta müttefikler sözüyle kastedilen “özgür dünyanın Avrupalı üyeleri ve NATO”, stratejik rakiplerse Rusya ve Çin devletleriydi.

Trump’ın asker çekme kararı ve Mattis’in istifasının ardından Batı basınına konuşan Amerikalı ve Avrupalı diplomatlar, politikacılar, yorumcular adeta tek ses tek yürek olmuştu. Onlara göre, sorumsuz, cahil, öngörülemez ABD Başkanı en büyük yanlışlardan birini bu kararı alarak yapmıştı. Mattis’in “kaos içindeki Beyaz Saray’da bir istikrar adası” olduğu ve artık “istikrar adasının” da kaybedildiği, durumun son derece tehlikeli bir noktaya geldiği öfke ve üzüntüyle dile getiriliyordu.

En öfkeli mecralardan birisi her zaman olduğu gibi New York Times gazetesinin editoryası idi. Editorya, konuyla ilgili yazısında Trump’a, “İran’a karşı maksimum basınç politikasına ne oldu?” sorusunu soruyor, her zamanki Rusya karşıtı savaş çığırtkanlığını yineleyerek bunu yazısının başlığına taşıyordu. Amerikan askerlerinin Suriye’den çekilmesi kararı hakkındaki bir soruyu Putin’in “Donald haklı” diye yanıtlamasına çok kızan editorya, yazısında bu sözleri aktarıyor ve yazısının başlığını: “Jim Mattis haklı” koyuyordu.

Editorya konuya ilişkin yazısında, “tabii ki hiç kimse Amerikan askerlerinin savaş alanlarında ihtiyaç duyulandan fazla süre kalmasını istemez ama Trump tarafından aniden alınan bu hızlı karar IŞİD’in yeniden toparlanmasına ve ABD’nin oraya yeniden dönmek zorunda kalmasına yol açacak sonuçlar yaratabilir, Trump bunu düşündü mü?” sorusunu soruyordu.

Editorya yazısında, Ortadoğu’dan askerleri çekme konusunun yeni olmadığını, bunun Trump’ın seçim kampanyasındaki ana vaatlerden birisi olduğunu da dile getiriyor ve Trump’ın bunu daha önce yapmak istediğini ama Pentagon tarafından ikna edildiğini belirtiyordu. Trump’ı daha önce sadece bir kez Suriye Ordusu hedeflerine yönelik bir füze saldırısı emri verdiği için kutlayan, bunun dışında Trump’ın neredeyse her sözüne ve politikasına en sert ifadelerle karşı çıkan editorya, Trump’ın “IŞİD’i yendik” sözünün yanlış olduğunu, Amerikan İstihbarat Örgütleri’nin tahminlerine göre, IŞİD’in halen 20 ile 30 bin arası militanının bulunduğunu iddia ediyor. Anlaşıldığı kadarıyla, Amerikan İstihbarat Örgütleri’nin tahminlerine göre, 2014 sonbaharından bu yana yapılan operasyonların IŞİD üzerinde hiçbir ciddi etkisi olmamış; çünkü aynı örgütlerin bilgilerine dayanan New York Times 2014 sonbaharında da örgütün 20 bin ile 30 bin arası militana sahip olduğunu yazmıştı. Aradan geçen dört yıl içinde IŞİD Irak ve Suriye’de ele geçirmiş olduğu neredeyse tüm yerleşim birimlerini kaybetti. Dört yıl boyunca aynı yayın organlarında yüzlerce kez onlarca IŞİD militanının öldürüldüğü bildirildi. IŞİD’e katılımların çok küçük rakamlara düştüğü Pentagon yetkilileri tarafından aynı yayın organlarında defalarca belirtildi.

Amerikan askerlerinin Afganistan’dan ve Suriye’den çekilmesi kararına yönelik bu şiddetli tepkiler esas olarak son derece etkili olan Amerikan Savaş Partisi’nin nüfuz alanının genişliğine ve derinliğine işaret ediyor. Senatör Grassley’in yazısında verdiği bazı bilgiler, karara yönelik şiddetli muhalefetin kaynaklarına ve Amerikan Savaş Partisi’nin asli beslenme kanallarına ışık tutuyor. Grassley yazısında, 30 senedir Pentagon bütçeleri üzerine incelemeler yaptığını ve Pentagon harcamalarında çok ciddi sorunlar saptadığını belirtiyor.

Grassley, Mattis’in 2017 yılında kongreye yazdığı bir yazıda, “Savunma Bakanı olarak Pentagon’un savurgan harcamalarını sona erdirme” yönünde söz verdiğini ve “bakanlığın her seviyedeki yöneticileri harcanacak her kuruş üzerinde çok gayretle çalışacaklar” ifadesini kullandığını belirtiyor. Grassley, yazılanların o dönem çok cesaret verici şeyler olduğunu ve kendisinin de Mattis’e onu bu çalışmasında destekleyeceğini bildiren bir mektup yazdığı bilgisini veriyor.

Yazısında bu bilgileri veren Grassley, ancak diyor, geçen zaman içinde “görülüyor ki çok küçük bir değişim oldu”. Sadece son birkaç haftada diyor Grassley, Savunma Bakanlığı, “bir tuvalet kapağına neden 14.000 dolar ödediğini”, “bir kupaya neden 1280 dolar ödediğini izah etmek zorundadır”. Bunların sadece son döneme ait küçük birkaç örnek olduğunu söyleyen Grassley, Pentagon tarafından 1980’lerde bir çekicin 436 dolara satın alınması, 1990’larda bir sabun kabının 117 dolar tutması, bir kerpetene 999 dolar ödenmesi gibi örnekleri sunarak hayli uzun yıllara dayanan bir soygun mekanizmasının varlığını ortaya koyuyor.

Grassley uzun yıllara dayanan harcamalara ilişkin bu bilgileri verdikten sonra, 2019 bütçesi 700 milyar doları aşan bakanlığın çok ciddi bir finansal sorunu olduğunu ileri sürüyor. Grassley’in verdiği bu bilgiler, açık biçimde aslında ortada finansal bir sorunun değil düpedüz “Amerikan vergi mükelleflerini” soyup soğana çeviren örgütlü bir soygun mekanizmasının bulunduğunu en yetkili ağızdan ortaya koyuyor.

Grassley yazısının bir sonraki paragrafında örtük bir dil kullanmaktan vazgeçiyor ve Pentagon’un eğer etkili bir finansal organı olsaydı, “sahtekârlığı, israfı, suiistimali ve hırsızlığı engellemek ve caydırmak için bir güvenlik duvarı işlevi görür, Amerikan vergi mükelleflerinin dolarlarının suiistimal edilmesi engellenebilirdi” diyor.

Grassley böyle bir finansal organın olmadığının altını çiziyor ve 1990 yılında Kongre’den geçen bir yasayla, tüm devlet kurumlarına hesaplarını denetleyecek bir genel müfettiş ya da bağımsız bir denetim şirketinin denetimine tabi olma zorunluluğunun getirildiğini ve denetimler sonucunda oluşacak raporlar doğrultusunda devlet kurumlarının finansal durumunun tespiti ve düzeltilmesi için bir dizi uygulama geliştirildiği bilgisini aktarıyor.

Grassley, 1990 yılından günümüze ABD’de tüm devlet kurumlarının bu işleme tabi olduğunu ve yıllık “temiz” denetimlerden geçtiklerini, bunun tek istisnasının ise Pentagon olduğu bilgisini veriyor. Pentagon’un bu uygulamada istisna oluşturmasının nedeni, onun “arızalı muhasebe sistemi” imiş. Farklı muhasebe sistemlerine sahip olan yüzlerce alt birimi bünyesinde barındıran bu kurumun çapraşık altyapısı, Grassley’e göre, “israf, suiistimal ve sahtekarlık için mükemmel bir ortam” oluşturuyormuş.

Grassley 2015 yılında ve 2018’de Kongre’de bazı Demokrat Partili senatörlerin de desteğiyle Pentagon’un bir finansal organ kurarak denetime tabi olması için çalışmalar yaptıklarını, bu konuda yasa teklifleri hazırladıklarını ancak hiçbir sonuç alamadıklarını dile getiriyor. Grassley yazısını, Pentagon’un Mattis’in verdiği sözleri önemsemesi ve Amerikan vergi mükelleflerinin dolarlarının koruyucusu olması gerektiğini belirterek bitiriyor.

Bir klozet kapağına bu fiyatları yazanların savaş bölgelerinde olağanüstü durumlarda satın alınan silah, mühimmat, yiyecek ve malzemelere nasıl rakamlar yazacaklarını, 700 milyar dolarlık bütçeden “kendilerine” nasıl bir pay ayıracaklarını varın bir düşünün… Grassley kendisi sistem içi bir unsur, bu nedenle gündeme getirdikleri de Pentagon gibi bir kurumun neredeyse en düşük (komik) harcama kalemlerini kapsayan kalemlerdir. Onun yazısında, asıl aslan payını kapan büyük silah tekellerinin adı bile geçmiyor. Oysa rakamlarıyla açıkça biliniyor ki, Pentagon’un bu yıl 700 milyar doları aşan bütçesinin en az yarısı her yıl düzenli olarak 6-7 büyük silah üreticisi tekelci şirket tarafından emiliyor.

Fortune dergisi iki yıl önce Pentagon’un 3 milyon 200 bin kişiyi istihdam ederek dünyanın en büyük işvereni haline geldiğini yazmıştı. Grassley’in içeriden verdiği bu bilgiler, Pentagon’un dünyanın en büyük işvereni olmanın yanı sıra dünyanın en büyük soygun ve talan örgütü olduğuna da işaret ediyor. Pentagon’un ayrıcalıklarını, denetim dışılığını aynı zamanda bu nitelikleriyle “Amerikan demokrasisi” olarak adlandırılan soygun düzeninin tam kalbinde yer aldığını herhalde bu bilgilerden daha iyi sembolize edecek unsur az bulunurdu.

Pentagon, kendini resmettiği gibi “zengin Amerikan halkından çalıp çırptıklarını”, “ezilen halklara taşıyan bir Robin Hood” değil, içeride ve dışarıda aynı nitelikte faaliyetler gösteren dünyanın gelmiş geçmiş en büyük soygun ve katliam örgütüdür ve onun bu nitelikleriyle gerçekte emperyalist-kapitalizmin cisimleşmiş hali olduğu uzun zamandır tasallutu altında olan halklar tarafından iyi bilinir. Tam da böyle olduğu için; bütün emperyalist Batı kamuoyunun en yüksek sesle kutsadığı, yücelttiği katil Mattis Afganistan ve Irak halklarını kana ve ateşe boğan silah tekellerinin mutemet adamı olarak bu savaşlarda gösterdiği yararlılıklarla sivrilerek Pentagon şefliğine yükselmiş, bugün onun yerine geleceği duyurulan Patrick Shanahan’da silah tekeli Boeing’in üst düzey yöneticisi olduğu için bu makama layık görülmüştür.

Shanahan’ın ABD Savunma Bakanı olacağının duyurulmasının ardından Pentagon tarafından verilen bilgilerde, onun “Boeing’in öncü programlarından 787 Dreamliner’ın geliştirilmesinden sorumlu başkan yardımcısı ve genel müdürü olarak, Orta Menzilli Kara Savunma Sistemleri ile Hava Lazer ve İleri Taktik Lazer’den sorumlu Boeing Füze Savunma Sistemleri Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü olarak, Apache, Chinook ve Osprey’den sorumlu, Boeing Döner Kanatlı Hava Araçları Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü olarak” görev yaptığı belirtildi.

Pentagon ve onun savaşları ya da savaş tehditleri aracılığıyla semiren, sürekli kârlarına kâr katan esas olarak Shanahan’ın, Mattis’in temsilcileri olduğu bu büyük silah tekelleri ve onların siyasal temsilcileri yani Amerikan Savaş Partisi’dir. Trump yıllardır sürekli olarak Ortadoğu savaşlarında harcanan 5-6 trilyon dolar ve kaybedilen Amerikan yaşamlarının gereksizliğini dile getiriyordu. Seçim kampanyasında da sürekli gündeme getirdiği en önemli unsurlardan birisi, Ortadoğu savaşlarında yitirilenler ve bu savaşlara bir son verilmesi yönündeki sözleriydi. İçerideki iktidar savaşlarında son haftalarda son derece yıpranan Trump’ın dikkatleri kendisi hakkındaki “seçimdeki Rus iş birliği” iddialarından başka bir noktaya çekmek amacıyla bu hamleyi gündeme getirmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Amerikan Savaş Partisi’nin, Trump’ın bu hamlesi karşısındaki tutumu ise onun gerçek niteliklerini açık olarak gözler önüne sermektedir. Amerikan Savaş Partisi’nin Trump’a muhalefeti sadece “Neden daha çok savaş istemiyorsun?”, “Neden yeni savaş kışkırtıcı pozisyonlar almıyorsun?” ya da “Rusya, Çin ve İran’a karşı neden daha provokatif adımlar atmıyorsun?” noktasında toplanmaktadır. Son günlerde yaşananların çıplak biçimde gözler önüne serdiği bu gerçekliktir.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann