O el Tanrı’nın değil, kızkardeşimin eli! – Mine Melek

Medya yalanını yaydı; sosyal medya direnişin manzarasını topluca göstermekte yetersiz kaldı; ama kadınlar biliyor: O el o kalkana dayandı! Kadınlar biliyor: Kalkana dayanan o tek bir el, sadece Taksim Tünel’de değil sesi kesilmeye çalışılan onlarca kentteki onbinlerce kadının sokak direnişinde birleşen çoğul eli

Sıcak ve güçlü bir kadın eli, üstü karga dövmeli, gidip plastik kalkana dayandı ve 25 Kasım’da Taksim Tünel’de yolu etten, çelikten, plastikten ve biber gazından mamul bir şiddet barikatıyla kesilirken yerinden bir santim bile kıpırdamayan büyük ve güçlü kadın kitlesinin direnişini görünür kılan bir simge yarattı. Medya yalanını yaydı; sosyal medya direnişin manzarasını topluca göstermekte yetersiz kaldı; ama kadınlar biliyor:

O el o kalkana dayandı! Kadınlar biliyor: Kalkana dayanan o tek bir el, sadece Taksim Tünel’de değil sesi kesilmeye çalışılan onlarca kentteki onbinlerce kadının sokak direnişinde birleşen çoğul eli. Sokakta birbirinin elini tutmadan hemen önce belki küçük bir kız çocuğunun sarı saçlarını toplamış; belki mutfaktaki son bulaşıkları yıkamış; belki klavyede acele son bir tuşa daha basmış; belki yemeğin altını kapatmış ve sonra gelip hep birlikte plastik kalkana dayanmış. Sıcak, emektar ve birlikte güçlü: O el kızkardeşimin eli! Kızkardeşlik, evet, “faşizm, kriz ve patriyarka” üçlüsünün yarattığı yapısal şiddet çağında, kadınlara “sonra” falan değil hemen şimdi lazım. “Dünyanın bütün kadınları birleşin” diyen Kate Millet de onu zaten gerçek hayatta birçok farklı eksen temelinde bölünmüş olan kadınların kolektif güçlenme ihtiyacının altını çizmek için icat etmemiş miydi? Kızkardeşlik tam da bu demek: Kadınlar birlikte güçlü.

Kızkardeşlik, işte aramızdaki bu toplumsal, etik, pratik ve duygusal birliğin simge kavramı; tek tek bireyler olarak değil, dünyayı değiştirmeye kararlı bir kolektif olarak; rakipler olarak değil elbirliği içindeki özneler olarak kazandığımız değere dayanan bir ilişki biçiminin tanımı. Daha da ileri gidersek, kızkardeşlik, birbirlerine birlikte özgür ve güçlü kalma taahhüdüyle bağlanan kadınlar arasında inşa edilen bir “suç ortaklığının” adı.

Patriyarkanın dünyasında birbirleriyle o dünyanın dayattığı ve öğrettiği gibi “rakipler ve düşmanlar” olarak değil; tam tersine aralarındaki farklılıklara karşın ve farklılıklarla beraber eşit özneler olarak birlikte çalışan, birlikte yaratan, birlikte düşünen, birlikte değiştirip dönüştüren ve birlikte özgür bir hayatı arzulamaya cüret edenlerin yoldaşlığı. Biz her birimiz kendimizi başka kadınların bakışında, sesinde, sözünde, eleştirisinde ve sevgisinde, yaratımında ve deneyiminde tanır; onlardan hem bir şey öğrenir hem onlara bir şey öğretiriz; kadınlar bize eşlik eder ve biz kendimizi başka kadınlarla birlikte inşa ederiz. Ve böylece kadınlar arasındaki ilişki biçimini yoldaşlıkla, güvenle, sadakatle, destekle, karşılıklı tanıma ve saygıyla başka bir şeye, yıkıcı ve devrimci yeni ilişki biçimine dönüştürerek, dayanışmayı bile aşarız.

“Dayanışma halkların inceliği” ise, kızkardeşlik, tüm gündelik hayat ağlarını siyasallaştıran daimi bir direniş; ataerki, kriz ve faşizm üçlüsünün insanlıklarını her gün yeniden çalmaya çalıştığı “kurbanlardan” kendilerini, hayatı ve dünyayı dönüştüren aktif özneler yaratan uyanık bir bilinç; kendi varlığını hiç kimsenin ezilmesi üzerine kurma ihtiyacı duymayan kolektif bir varlıktır.

Kızkardeşlik ağlarımız ataerkil kapitalist hayatın dayattığı her türlü öğrenilmiş çaresizlik, aptallık ve küçük çıkar hesabından özgürleştiğimiz; kendimizi anlamakla dünyayı anlamak; dünyada kendimiz için insani bir yer talep etmekle onu insani bir yere dönüştürmek arasında sürekli bağlar kurduğumuz; bilgiyi, duyguları, karşılıklı desteği, bakış açısını, analizi ve eylemi paylaştığımız damarlardır. Kızkardeşlik ağlarımız sadece hayatımızı ve haklarımızı savunmakla kalmayıp, iyi bir hayatı ve adaleti bu dünyada yaratma mücadelesinin başkahramanlarına dönüştüğümüz eylem ve örgütlenme kanallarımızdır.

Biz bu ağlarla, bu damarlarla birbirimizi savunuruz: Kriz, faşizm ve patriyarka üçlüsüne karşı yanımızda, önümüzde, arkamızda duran, yolu açan, bizi ayakta tutan, seven, güldüren ve düşündüren bütün o kadınlardan dokunmuş muhteşem kumaşla sarmalanmadan nasıl hayatta kalabiliriz ki? Ve o muhteşem kumaş, kadınların birliği, eşit özneler olarak birbirimizi savunmayı, gündelik dayanışmayı her gün bilinçle politik bir eylem olarak yeniden ve yeniden örmeden, kadınlar arasındaki birliği gayrı meşrulaştırıp dibe doğru rekabeti körükleyen bir sisteme, onun kurumlarına, ideolojilerine, şiddet araçlarına karşı nasıl varlığını sürdürebilir ki?

Şimdi mutlaka bu kumaşı daha sıkı dokumalıyız. Biliyoruz ki evlerden işyerlerinden okullardan sokaklara çıkıp o plastik barikata dayanan elimiz, kızkardeşliğin eli, hem hayatta kalmamızın hem de hayattan hak ettiğimizi almamızın, iyi bir hayatı yaşamamızın, eşit ve özgür bir hayatı kurmamızın tek garantisi. O zaman kim olduğumuzu ve hakkımız olanı unutmamak; faşizm, kriz ve ataerki üçlüsünün coşturduğu yapısal şiddetin normalleştirilmesine, olağanlaştırılmasına, doğallaştırılmasına karşı durmak için hayatın içinde oluşan tüm kızkardeşlik ağlarımızı örgütlenme, eylem ve savunma ağlarımıza dönüştürmenin tam sırası.

Kadınlar birlikte güçlü demenin; kızkardeşlik ağlarımızda yer alan tüm kadınları eşit özneler olarak dünyayı birlikte anlayan ve dönüştüren kolektif bir güç haline getirmenin tam sırası: Haydi patriyarkayı, krizi, faşizmi alaşağı alaşağı! Yükselt feminist isyanı, savunmayı, kızkardeşliği yukarı yukarı!