Karma maraton ve kadın işçilerin yasal hakları – Av. Semra Balyan

Erdoğan’ın “100 metreyi kadın ve erkek aynı şekilde mi koşturacağız? Bu adalet olur mu? Olmaz. Çünkü yaratılışa, fıtrata uygun olan odur” şeklindeki sözlerini duyduk, okuduk. Oysa daha geçen sene öğrenmiştik ki, atletizm alanında 2020 yılında Tokyo’da düzenlenecek olimpiyat oyunlarında cinsiyet eşitliğinin sağlanması için bazı spor dallarında karma müsabakalar yapılacak

Geçtiğimiz hafta, tam da 25 Kasım’dan bir gün evvel Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “100 metreyi kadın ve erkek aynı şekilde mi koşturacağız? Bu adalet olur mu? Olmaz. Çünkü yaratılışa, fıtrata uygun olan odur” şeklindeki sözlerini duyduk, okuduk. Oysa daha geçen sene öğrenmiştik ki, cinsiyete dayalı ayrımcılığın en katı şekilde uygulandığı, kadın ve erkeklerin gerçekten de ayrı koştuğu atletizm alanında 2020 yılında Tokyo’da düzenlenecek olimpiyat oyunlarında, Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin yaptığı açıklamaya göre cinsiyet eşitliğinin sağlanması için bazı spor dallarında karma müsabakalar yapılacak ve atletizmde 4×400 ve yüzmede 4×100 metre bayrak yarışları karma düzenlenecek.

Kadın ve erkeklerin birlikte koşamadığı günlerden karma yarışların düzenleneceği olimpiyatlara tabii ki öyle kolay gelinmedi. Özellikle erken Soğuk Savaş döneminde, bloklar arası güç gösterisine dönüşen spor alanında, bu gösterilerin birer nesnesi haline getirilen Doğu Bloku ülkeleri kadın sporcularının “feminenliği” hakkındaki spekülasyon ve saldırılar, “çıplak geçit” olarak adlandırılan ve alay konusu haline gelen anatomik denetimlerin başlamasını teşvik etmiş, yakın zamana kadar özellikle kadın ve trans atletler kromozom tespitine dayalı cinsiyet ve dopping testlerine maruz bırakılmış ise de yaşamın her alanında cinsiyet ayrımcılığına karşı yürütülen kadın mücadelesinin bir sonucu olarak bugün artık sporda başarının cinsiyetten daha başka birçok faktöre bağlı olduğu tartışılmakta ve büyük oranda kabul görmektedir.

“Kadın ve erkeğin -erkeğin daha güçlü olduğuna işaret edilerek- birlikte koşamayacağı” önermesi, önereni oldukça şaşırtacak hatta öfkelendirecek şekilde kadınların gücü ve başarısı ile ters yüz olduğunda bu sefer ironik bir şekilde bu önermenin tam tersi savunulmaktadır. Günümüzde hâlâ  güçlü, iri yapılı kadınlara yapılan“eskiden Yugoslavya adına gülle atıyordun herhalde” esprisindeki cinsiyetçiliğe konu eski Sovyet kadın atletleri gibi güçlü bir fiziğe sahip olan, çocukluğundan beri iyi bir atlet olmak için çok çalıştığını ve bunu hak ettiğini bas bas bağıran ünlü tenisçi Serena Williams, tenis sporunda hem fiziki gücü hem de oyun kabiliyeti anlamında büyük başarılar elde ettiği için; “kadın ve erkeğin birlikte koşamayacağını” savunanlar bu sefer de “Serena’nın fiziken bir erkek kadar güçlü olduğunu bu nedenle de erkeklerle yarışması gerektiğini” Afro-Amerikan bir kadın olarak kimliğini, aidiyetini, fiziksel özelliklerini aşağılayarak, başarmak için yıllarca verdiği emeği, döktüğü teri yok sayarak savunur hâle gelmektedirler.

Kadın ve erkeklerin atletizm alanında bile artık birlikte koşup yarışabildikleri günümüzde, yine ‘fıtrat’ argümanına dayandırılan cinsiyet ayrımcılığının, toplumsal  önyargıların ve geleneksel cinsiyet rollerinin oldukça baskın olarak varlığını sürdürdüğü, ev içi-ev dışı alan ayrımının doğurganlığın ve nesebin korunması kaygısı ile iç içe geçtiği, gittikçe karmaşıklaşan toplumsal ve ekonomik koşullara göre gerçekten bir maraton koşusuna dönüşen emek ve çalışma alanında, anayasal güvenceler ve mevcut yasal düzenlemeler dahi yeterince karşılığını bulamamakta, kadınlar hem istihdama erişmeye çalışırken hem de istihdama katıldığında ayrımcılıkla karşılaşmaya devam etmektedirler. Çünkü, kadınları ev içi hizmet sağlayıcısı olarak gören toplumsal dinamikler ile kadını ev, aile, çocuk ve bunların bakımıyla özdeşleştiren sosyal normlar, istihdam ve dolayısıyla çalışma hakkına ilişkin olumsuz etkiler bırakmaktadır.

Çalışma herkesin hakkıdır ve herkes kanun önünde eşittir

Sanayi devrimi ve peşi sıra gelen dünya savaşlarının yarattığı ekonomik-toplumsal dönüşüm ve Sovyet devrimi ile ortaya çıkan alternatif toplum düzeni karşısında emek-sermaye-üretim geriliminin azaltılması amacıyla geliştirilen ve zamanla kurumsallaşan “refah devleti” modeli ile iş ve emek alanında sosyal politikalar geliştirilmiş ve sosyal-ekonomik haklar güvence altına alınmıştır. Ancak toplumlarda var olan cinsiyet eşitsizliği, refah devletinin oluşumuna da yansımış ve zamanla daha iyi düzenlemeler yapılmasına rağmen bu eşitsizlik halen yapısal olarak varlığını devam ettirmektedir. Mevcut anayasal korumanın ve görece iyi bir yerde olan yasal düzenlemelerin ihlal edilmesinin hatta çoğu zaman böyle düzenlemeler yokmuşçasına hareket edilmesinin esas nedeni tam da budur.  Halihazırda Türkiye’de sosyal devlet anlayışının gereği olarak kadınların çalışma yaşamına ilişkin sosyal politikaların temelini “herkes; dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” şeklindeki Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi oluşturmaktadır. “Çalışmanın herkesin hakkı ve ödevi olduğu”, “Herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme yapma hürriyetine sahip olduğu” da Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Yine bu alandaki en önemli uluslararası belge olan ve kadınların “ayrımcılığa maruz kalmama hakkı” temelinde oluşturulan Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına Dair Sözleşme yani kısa adıyla CEDAW ile, kadının insan hakları ve cinsiyet temelli ayrımcılık konusunda istihdam da dahil olmak üzere yaşamın her alanında sözleşmeye taraf devletlere tüm uygun önlemleri alma yükümlülüğü getirilmiştir.

Eşitlik ilkesi gereğince İş Kanunu’nda işverene; tüm işçilere “eşit işlem yapma borcu” yüklenmiş, buna göre özetle “işverenin cinsiyete dayalı ayrımcılık yapmayacağı, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamayacağı, eşit iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştıramayacağı, işçinin cinsiyeti nedeniyle özel koruyucu hükümlerin uygulanmasının daha düşük bir ücretin uygulanmasını haklı kılamayacağı” hüküm altına alınarak, kadınların gebelik ve emzirme dönemleri güvence altına alınmıştır.

Bu maddedeki eşitlik ilkesinin devamı olarak;

18. maddede cinsiyet, doğum, hamilelik gibi hallerin geçerli fesih nedeni olarak sayılamayacağı ve bu hallerde işçinin işe iade edileceği ve iş güvencesi tazminatı ödeneceği öngörülmüştür. İş güvencesi kapsamında olmayan kadınlar için ise feshin geçersizliği söz konusu olmasa bile yine alacak ve tazminat hakları doğacaktır. Yine kadın işçilerin çalıştırılmalarının yasak olduğu doğum öncesi ve sonrası  sürelerde işe gelmemeleri de geçerli sebeple feshin konusu yapılamayacaktır. Bu süreler 74. maddede genel olarak doğumdan önce 8 ve doğumdan sonra 8 olmak üzere 16 hafta olarak düzenlenmiştir.

  • Kadınlar bu süreler boyunca ücretli izinli sayılacaklardır.
  • Bunun yanı sıra çocuk bakımı nedeniyle ücretsiz izin hali de düzenlenmiş; bu sürelerin kadının sağlığına ve işin niteliğine göre doğumdan önce veya sonra artırılabileceği ve hamile kadının rutin kontrolleri için ücretli izin verileceği, hekim raporuna göre hamile kadının daha hafif işlerde çalıştırılacağı ancak ücretinde indirim yapılamayacağı da hüküm altına alınmıştır.
  • Yasaya göre doğumdan sonra kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam 1,5 saat süt izni verilir.
  • Çocuk emziren kadın işçilerin çocuklarına süt vermeleri için belirtilecek süreler çalışma süresinden, çocuk bakım ve emzirme yerleri de işyerinden sayılır.
  • Yine gebelik, doğum ve emzirme nedeniyle tanınan süreler yıllık izin bakımından çalışılmış süreden sayılacaktır.
  • Gebelik ve doğum hali ancak 74. Maddede belirtilen sürelere ek olarak bildirim sürelerine 6 hafta eklendikten sonra kadının işe devam etmemesi halinde haklı fesih nedeni olabilecektir.
  • İş Sağlığı ve Güvenliği uygulaması bakımından da gebe ve emziren anne çalışanların durumu ele alınmış, bu kapsamda özel ve genel önlemlerin alınması gerektiği mevzuatta düzenlenmiştir.

Adalet nasıl olur?

Bu düzenlemelere uymayan ve eşitlik ilkesini ihlal eden işverene para cezası kesilecek ayrıca ayrımcılığa maruz kalan kadın ayrımcılık tazminatı talep edebilecek, iş güvencesinden faydalanabilecek, esasen ayrımcılığa dayanan, geçerli ve haklı nedene dayanmayan fesihte tüm alacaklarını talep edebilecektir. Gebe ve emziren anne işçilere ilişkin, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırılık durumunda ise kadın işçi, zarar görmesi halinde maddi ve manevi tazminat talep edebilecektir.

İş Kanunu’ndaki eşitlik ilkesine ve kadınlara ilişkin düzenlemelere tam olarak uyulması için daha caydırıcı yaptırımların öngörülmesi ve etkili bir denetimin yapılması gerekmektedir. Ancak işverenlerden önce, denetim ve yaptırımın uygulayıcılarında çoğu zaman cinsiyet ayrımcılığına yatkın geleneksel düşünce şeklinin olması maalesef buna engel olmaktadır. Öte yandan mevcut düzenlemelere göre hamilelik ve doğum nedeniyle ayrımcılığa maruz kalmayacakları güvence altına alınmasına rağmen, işverenlerce işin niteliği, verimi, devamlılığı gibi daha başka gerekçeler ileri sürülerek kadınlar işten çıkarılmakta ya da cinsiyetinden ötürü mobbinge maruz bırakılarak istifaya zorlanmakta, hatta daha henüz istihdama erişmeye çalışırken bile, özel hayatın gizliliği ilkesi ihlal edilerek, hamile olup olmadığına veya çocuk düşünüp düşünmediğine ilişkin sorular sorularak işe erişimleri engellenip, ev içi alana hapsedilmeleri ile bu güvenceler bir anlamda işlevsiz kılınmaktadır.

Bu nedenle yalnızca işten çıkarmayla ilgili olmaktan öte, çalışma hakkının geniş anlamıyla etkin şekilde kullanılması kapsamında işe kabul edilme ve istihdam esnasındaki çalışma şartları bakımından da yasal düzenlemeler yapılıp, tedbirler alınmalıdır.

Tüm bu sorunların yanı sıra kadınların ev içi emeğinin sömürülerek, ücretlendirilmemesi ve sosyal güvenceden yoksun bırakılması da devasa bir sorun olarak varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Dolayısıyla engeller olmadıktan sonra kadınlar maratonda da emek ve iş alanında da erkeklerle koşabilir. Bu adalet olur mu? Evet, olur.

http://sendika62.org/2018/11/yazi-dizisi-feminist-avukatlar-anlatiyor-517623/