“İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olur…” (II): Kredi kurumasına karşı menkul kıymetleştirme çözüm olacak mı? – Mustafa Durmuş

Türkiye kapitalizmi geldiği nokta itibariyle çok uzak olmayan bir sonraki krizinin tohumlarını ekmeye başlıyor ve menkul kıymetleştirme balonlarıyla ekonomiyi, finansal kârları büyütmeye yönelmiş bulunuyor

Kredi kapitalist üretim ve ticaretin dişlilerini yağlayan bir yağ gibidir. Ancak kâr azalmaya başladığında, artık kredinin adı ‘geri ödenemez hale gelmiş borç’tur. Yani artık borca dönüşen kredi sistemin dişlilerini yağlamaz, üretim ve ticaretin durma noktasına gelmesine ve iflaslara neden olur.

Krediler azaldı

Türkiye’de Ağustos ayından bu yana kredilerde bir düşüş yaşanıyor. Bunu piyasanın içinde olanlar zaten fiilen biliyorlar. Kredi faizlerinin yüzde 30’ların üzerinde olması, bankaların kredi verme koşullarını ağırlaştırmaları bu durumun bir kanıtı.

Merkez Bankası’nın para ve kredi istatistikleri de bu gözlemi doğruluyor. Öyle ki 30 Kasım 2018 tarihi itibariyle, önceki beş haftaya göre ortalama yüzde değişim olarak para arzı (M3) yüzde -0,46 daralarak 2 trilyon liranın altına gerilerken, kredi miktarında düşüş yüzde -0,69 olmuş ve kredi hacmi 2,3 trilyon liraya düşmüş. Bu düşüş başta konut ve diğer ihtiyaç kredileri olmak üzere tüm kredi türlerinde yaşanıyor. Hazine kâğıtları ağırlıklı olmak üzere menkul kıymetlerdeki düşüş ise yüzde -6’ya yaklaşmış ve stok 417 milyar liraya gerilemiş.[1]

Nitekim Merkez Bankası yayımladığı bir belgede[2] yer alan: “TCMB 2018 yılında fiyatlama davranışındaki bozulma ve enflasyon görünüme ilişkin risklere karşı fiyat istikrarını desteklemek amacıyla güçlü bir parasal sıkılaştırma gerçekleştirmiştir” ifadesiyle parasal sıkılaştırmaya başvurduğunu açıkladı.

Ancak kredilerdeki asıl düşüş aylar itibariyle kredi değişikliğine bakıldığında daha net olarak görülebiliyor. BDDK verilerine göre[3], Ağustos 2018-Ekim 2018 tarihleri arasında tüm kredilerdeki ortalama azalma yüzde 9 civarında oldu (239 milyar lira). Bu arada takipteki kredilerdeki artış yüzde 10,5’in üzerine çıkarak rakam 38,2 milyar lirayı buldu. Kredilerdeki azalma, buna karşılık takipteki kredilerde artış başta konut kredileri olmak üzere tüm kredi türlerinde görülüyor. Yani “kredi kuruması” ile sonuçlanabilecek bir kredi azalması yaşanıyor.

TÜSİAD’dan kredi kuruması uyarısı

Bu tehlikeye dikkat çeken TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada[4]: “Nakit sıkışıklığı her sektörde hissediliyor, kredi daralması tüm hızıyla devam ediyor. Kredi daralması bitmeden bu krizin bitmeyeceğini hepimizin kabul etmesi gerekir. Geri dönmeyen kredi alacaklarının temizlenmesi çalışmaları yapılmalı” diyerek hükümeti uyardı.

Bu arada Merkez Bankası’nın para ve kredi istatistikleri arasında yer alan menkul kıymet verisi siyasal iktidarın kredi genişlemesi için ne yapabileceğinin işaretini veriyor.

Bu yılın Ekim ayında toplam 475 milyar lira civarında olan menkul kıymet stokunun yüzde 70’ine yakını kamuya ait (yani DİBS). Bunun içinde varlığa dayalı menkul kıymet (VDMK) olarak bilinen menkul kıymet stoku ise sadece 500 milyon liranın biraz üzerinde. (Yani toplam menkul kıymetlerin yalnızca binde 1’inin biraz üzerinde.)

İşte bu alan bundan sonra hükümetin kredi genişlemesini yaratacağı alan olacaktır. Yani hükümet bundan böyle artan bir biçimde menkul kıymetleştirmeyi teşvik edecek. Öncelikli olarak yüzde 40’a yakın kısmı ipotekli konut kredilerinden oluşan ve 190 milyar lirayı aşan bir tutardaki konut kredileri menkul kıymetleştirilecek. Bunun yolunun 40 milyar doları bulan KOİ projesi kredilerine kadar gidebileceğinin altını çizelim.
Nitekim BDDK kararının ardından Hazine ve Maliye Bakanlığınca, Türkiye’nin en büyük VDMK ihracına 118 farklı yatırımcıdan toplam 2,43 kat talep geldiği ve toplam 3,150 milyar lira nominal değerli varlığa dayalı menkul kıymetin satılarak yatırımcıların hesabına aktarıldığı bildirildi.[5]

İnşaat sektörüne can simidi

Bu karar kredi genişlemesi sağlayarak durgunluktan çıkış için bir araç olarak görülebileceği gibi, inşaat sektörü ve onu fonlayan bankacılık sektörünü kurtarma operasyonunun bir aracı olarak da görülmeli.

Çünkü bu karar ile bir ucu Merkez Bankası’nın banknot matbaasına, diğeri batık inşaatçılara uzanan bir kurtarma mekanizma kuruluyor. Bu inşaat sektörü için banknot matbaası kurmak demek. Zira Merkez Bankası batık inşaatlara ve onları finanse edenlere para aktarmak için para basacak. Geri ödenemeyen ipotekli konut kredileri nihai olarak Merkez Bankası’nca parasallaştırılmış olacak. Böylece beton millete mal edilecek.[6]

O halde nedir bu finansallaşma ve menkul kıymetlendirme?

Finansallaşma olgusunu anlayabilmek için finansın doğasını anlamak gerekiyor. Finans sanayi ve ticaret alanındaki tarzdan farklı bir birikim (para kazanma) tarzını temsil ediyor.

Finansörler, para sermayelerini üretmek, satmak ya da hizmet sunmak için değil, daha ziyade finansal varlıklar/zenginlikler yaratmak için kullanıyorlar. Böyle varlıklar genelde, gelecekteki belli bir anda bir sermayeyi, parayı geri ödeme sözü şeklinde gerçekleşiyor. Örneğin, bir şirket hissesi, şirketin gelecekte elde edeceği gelirlerinden pay almayı temsil ediyor. Dolayısıyla da finansal faaliyetlerin önemli bir kısmı borç verme ve spekülasyon biçiminde oluyor ve bu ikisi sıklıkla birbirinin içine geçiyor.

Örnek olarak, bankalar müşterilerine konut kredisi verdiklerinde bu krediyi finans piyasalarında satılacak menkul kıymete dönüştürüyorlar. Bu tür finansal faaliyetler başta bankalar olmak üzere diğer kuruluşlarca da yürütülüyor. Finansallaşma finans mantığının geleneksel finans dışı ekonomik faaliyet alanlarına doğru genişlemesini içeriyor.

Bu bağlamda, bugün haneler, şirketler ve devlet geçmişe göre bu tür finansal faaliyetlerle daha fazla iç içe bir durumda. Bazıları kreditör, bazıları borçlu olarak sahnede olsa da, hepsi içine hapsoldukları borç ve alacak ağının içinde giderek artan bir biçimde hemhal oluyorlar. Bu nedenle de finansallaşmayı bankaların ticaret ya da sanayiye, dolayısıyla da kötülerin iyilere hâkimiyetinin bir sonucu olarak görmemek, tersine onu tüm kapitalistlerin davranışlarının yeni ekonomik realiteye uyarlandıkları bir mekanizma olarak ele almak gerekiyor.[7]

Öyle ki Türkiye’de hanelerin ya da özel sektörün borçlarındaki artışın yanı sıra kamudaki borç ya da finansallaşma artışı çok çarpıcı bir hal almaya başladı. Özellikle Kamu-Özel İşbirliği (KOİ) ile gerçekleştirilen çok büyük alt yapı projeleri aracılığıyla kamu kesimi ciddi bir biçimde finansallaştı. Bu yatırımlar vergilerle finanse edilmek yerine, ağırlıklı olarak dış borçlanmayla finanse ediliyor.

Böyle bir finansallaşmanın bütçeye yük getirmediği için vergi mükellefleri için iyi bir şey olduğu söylense de, yapılan araştırmalar bu tür finansmanla yapılan yatırımların hem diğerlerine göre çok daha pahalı olduğunu, hem de koşullu yükümlülükler biçiminde bütçeyi etkilediğini ortaya koyuyor.[8]

Çürük elmaların da satılabilmesini sağlayan menkul kıymetleştirme

Menkul kıymetleştirme ise böyle bir finansallaşmanın en yaygın biçimlerinden biri. Bu operasyonda farklı varlık türleri, finansal kuruluşlar (örneğin bankalar ya da fonlar) tarafından bir havuzda toplanıyor. Yani bu işlemle farklı risk düzeylerindeki varlıklar bir havuzda toplanabiliyor, böylece yatırımcılara kolayca satılamayacak yüksek riskli varlıklar düşük risk taşıyan varlıklar ile birlikte pazarlanabiliyor. Burada amaç bu varlıkları nakde çevirebilmek.

Bu havuzdaki varlıkların gelirlerine bağlı olarak menkul kıymet (tahvil, gelir ortaklığı senedi ve VDMK gibi kıymetli kâğıtlar) ihraç ediliyor. Ya da bunlar, 2008 krizinde başat bir rol oynayan “Teminatlı Borç Yükümlülükleri” (CDO), “Swap Sözleşmeleri” ve “Kredi Risk Swapları” (CDS) gibi bizim finans sistemimize yeni yeni girmekte olan türev araçlar olabiliyorlar.[9]

İhraç edilen bu menkul kıymetlerin geliri, varlıkların sahibi olan finansal kuruluşa veya şirkete (örneğin Varlık Finansman Fonu’na ) ait olurken, havuzdaki varlıkların geliri menkul kıymet yatırımcılarına gidiyor.

Böylece havuzdaki varlıkların değerine göre çıkartılan kâğıtlar (türev araçlar) havuzun değeri arttıkça daha fazla, düştükçe daha düşük gelir getiriyor. Bu süreçte bir menkul değerden birden fazla menkul değer üretiliyor ve her bir finansal aracı kendi kârını ya da komisyonunu ekleyerek bunu başkasına pazarlıyor. Bunun sonucunda finansal bir balon oluşmaya başlıyor.

Kredi geri ödemesi zora girdiğinde

Ancak ipotekli konut kredisi geri ödemelerinde sorun yaşanmaya başladığında bu varlık havuzunun ve bunun üzerinden çıkartılan türev kâğıtların değeri düşmeye başlıyor. Yani finansal balon patlıyor. Böylece kredi genişlemesi için yapıldığı ileri sürülen menkul kıymetleştirme kredilerin kuruması ve beraberinde derin bir resesyonu getirecek olan finansal krizi tetikliyor. Domino etkisiyle finansal sistem krize giriyor.

Nitekim 2008 Büyük Resesyonu bir finansal kriz olarak finans sektöründe başladı ve bu krizi tetikleyen en önemli faktör ipotekli konut kredileri üzerinden yapılan menkul kıymetleştirme oldu. Kriz sonucunda da bu menkul kıymetleştirmede rol alan iki dev fon Fannie Mae ve Freddie Mac devlet müdahalesi ile kurtarılabildi. Ama Lehman Brothers ve Bear Stearns’a ait iki adet hedge fon batmaktan kurtulamadı. Kapitalizm tarihinin bugüne kadar gördüğü ikinci derin kriz olan 2008 krizi patlak verdi. 6 milyon Amerikalı ipotek kredisiyle (mortgage) satın aldıkları evlerini kaybetti, yüz binlerce finans sektörü ve reel sektör çalışanı işçi işsiz kaldı, özel emeklilik fonları battı, insanlar geleceklerini kaybetti.[10]

Yaşanan deneyimler ekonomik durgunluk ya da krizleri aşabilmek için sistemin egemenlerinin finansal balonlar şişirmekten başka yollarının olmadığını ortaya koyuyor. Yani artık sistem her seferinde yeni finansal balonlar şişirilerek ilerleyebiliyor. Bu gelişmeyi, üretim ilişkilerinin üretici güçlerin gelişiminin önünde engel oluşturması ya da uyumsuzluğu biçimindeki kapitalizmin temel ekonomi politik kanunu olarak da ifade etmek mümkün.

ABD bunu 1999’da borsa ve 2002’den itibaren mortgage balonları biçiminde denemişti. Balonlar patlayınca 2001 ve 2008 krizleri yaşandı. Ardından küresel kapitalizm içinden hala çıkılamayan çok uzun süreli bir krizin içine girdi.

Amerika’yı yeniden keşfetmek

Türkiye ise 2008 finansal krizinden, göreli olarak güçlendirilmiş bankacılık sistemi ve sözü edilen bu toksik menkul kıymetlerle henüz yeterince tanışmadığından fazla bir hasar almadan çıkabilmişti. Ama bugün gelinen nokta itibariyle, sistemin egemenleri Amerika’yı yeniden keşfediyorlar ve menkul kıymetleştirmeye yükleniyorlar.

Oysa bu çözüm(!) kalbe giden damarları büyük ölçüde tıkanmış olan bir hastanın tıkalı damarlarını ‘balon’ ile açmak biçiminde geçici rahatlama sağlayan bir tedavi uygulamaya benziyor. Bunun en büyük riski ise bu işlemin pıhtı atılması ve bu pıhtının beyin gibi zaruri bir organa yerleşmesi sonucunda hastanın kaybedilmesi.

Kısaca Türkiye kapitalizmi geldiği nokta itibariyle çok uzak olmayan bir sonraki krizinin tohumlarını ekmeye başlıyor ve menkul kıymetleştirme balonlarıyla ekonomiyi, finansal kârları büyütmeye yönelmiş bulunuyor.

Daha fazla finansallaşma (neden olacağı yoksullaşma ve mülksüzleştirme bir yana) ekonomiyi krizden çıkartmaya yetecek mi? Bu sorunun yanıtını verebilmek için 2008’de ABD’de patlak veren finansal krizi neyin tetiklediğini bilmek yeterli.

Aynı şeyleri deneyip, farklı sonuçlar almak mümkün değil. Marx’ın Hegel’e atıfla ironik bir biçimde kullandığı şu sözleri hatırlatalım: “Hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: Bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: Birinci kez trajedi olarak, ikinci kez komedi olarak”.[11]

 

Dipnotlar:

[1] TCMB, Haftalık Para ve Banka İstatistikleri, 6 Aralık 2018.

[2] TCMB, 2019 Yılı Para ve Kur Politikası (5 Aralık 2018), Ankara, s. 2.

[3] http://www.bddk.org.tr/BultenAylik (7 Aralık 2018).

[4] http://www.paraanaliz.com/2018/genel/igneyi-kendimize-batiralim-gercekci-olalim-28436?fbclid=IwAR3xF9bdv-Qbp6n2ykK9yjRzLMno2a3Twt_tL8TFWmqWmPrhxUJHUGvu_VA (7 Aralık 2018).

[5] http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/son-dakika-hazine-ve-maliye-bakanligi-118-farkli-yatirimcidan-toplam-2-43-kat-talep-geldi-?fbclid=IwAR19IHoZ0_WUdcqncrAmymp6Fbf2HI7-ATm-RB3Hf-0_WCVZGlmRohptWJ0

[6] https://ugurses.net/2018/11/28/insaata-banknot-matbaasi (28/11/2018).

[7] Grace Blakeley, “Market Meltdown”,https://www.redpepper.org.uk/market-meltdown (24 September 2018).

[8] R. Hakan Özyıldız, “KÖİ projelerinin bütçeye yükü belli olmuş”, http://www.paraanaliz.com/2018/yazarlar/koi-projelerinin-butceye-yuku-belli-olmus-27921/ (16 Kasım 2018)

[9] Mustafa Durmuş, Kapitalizmin Krizi- 2008 Krizinin Eleştirel Bir Çözümlemesi, 1. Baskı, Tan Kitabevi Yayınları, 2009, s. 215.

[10] Agk.s. 33-34.

[11] Karl Marx, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i, İkinci Baskı (Çeviren Sevim Belli), Sol Yayınevi, 1990, s. 13.