Farklı bir yol bulmak – Ural Köroğlu

“Yanıt vermeye gerek yok” telkinlerini dinleyip “boş verip geçmek” de bir seçenekti. Ancak “iddia edilenler kabul edilmiştir” sayılmasın diye açıkçası biraz da istemeye istemeye tarihe not düşmek bir zorunluluk herhalde

Bu yazının asıl amacı tarihe not düşmektir.

Ve kabul etmek gerekir ki biraz da geç kalmış bir yazıdır. Bunun asıl nedeni, bir yanıt verip vermemekteki kararsızlıktı. “Yanıt vermeye gerek yok” telkinlerini dinleyip “boş verip geçmek” de bir seçenekti. Ancak “iddia edilenler kabul edilmiştir” sayılmasın diye açıkçası biraz da istemeye istemeye[1] tarihe not düşmek bir zorunluluk herhalde.

Geçen Ağustos ayında yeni bir dergi yayın hayatına başladı. Adı, “Bağımsızlık, Devrim ve Sosyalizm Mücadelesinde Yol”. İçerisinde bir aidiyet tanımlaması olmadığı için ÖDP’nin resmi yayın organı olarak tanımlamak doğru olmaz. “Yazıların tamamı Yol Yayın Kolektifine aittir” diye bir ibare mevcut. Üstelik yazıların hiçbirinde kişisel imza da olmadığına göre, muhatabımız bu Yol Yayın Kolektifi (ve elbette bu yayını sahiplenenler).

Şimdi madde madde ilerlemek gerek ki eğer Yol Yayın Kolektifi (YYK), bir yanıt vermek ihtiyacı görürse bu maddeleri takip ederek ilerlesin. Hepsine teker teker!

***

Bu yazı üç bölüm olarak değerlendirilebilir; asılsız iddialar, yanlış bilgi ve yorumlar, bir de dergide olmayanlar.

YYK’nin asılsız iddiaları şöyle (Burada Halkevleri’ne ilişkin kısımlar ele alınacak, diğer kısımların muhatapları kendi yanıtlarını kendileri verecektir):

1- Halkevleri’nin Abdullah Gül’ün çatı adaylığı ile bağlantısı varmış.

2- ÖDP’nin kuruluş sürecinde kendilerini parlamentarizm ile eleştirmelerine rağmen şimdi parlamentarizmin hasını Halkevleri yapmış.

3- “Zuladan” CHP’den de milletvekilliği koparmaya çalışmış.

4- “Ufukgiller” familyası” ile aynı kulvardalarmış.

5- “Barajı geçsin diye (herkes gibi) HDP’yi desteklerken” HDP’den milletvekili kapmış.

6- “HDP’ye baraj geçirme siyasetini milli mesele haline” dönüştürmüşler.

Ve dahası da var…

Kuşkusuz YYK’deki arkadaşlar biliyorlardır; ideolojik mücadele amaçlı metinlerde içerik (ya da polemik yapmak istiyorlarsa bile) yazılı metinler üzerinden ya da tutanağa alınmış ve karşılıklı onanmış görüşmeler üzerinden oluşturulur. Yakıştırmalar, dedikodular ya da düz mantık kurularak çıkarılan keyfi sonuçlarla yapılmaz.

Bu genel hatırlatmadan sonra teker teker bakalım.

1-Halkevleri’ni, Saadet’i de içine alacak bir cepheye sokarak, hakkında Abdullah Gül’ün adaylığını örgütleyen bir özneymiş “ima”sı yaratmak biraz ayıp olmamış mı?[2] Seslendiğiniz kitleden, Halkevleri’nin mücadele tarihini, en azından son 30 yıllık çizgisini bilen[3] ve Halkevcilerle bir şekilde tanışıklığı olan bir kişi bile Halkevleri’nin böyle bir işe gireceğine inanabilir mi? Bu kaynağı belirsiz yakıştırma, çok ciddi bir özeleştiri verilmesini gerektirir!

2,3,4-Aşağıdaki alıntının üzerine birkaç şey söylemek zorunluluk!

“HE çevresinde yer alan (gençler dışındaki) arkadaşlara hatırlatılması gerekiyor. ÖDP daha kurulmadan ayrı duruşlarını parlamentarizm ve yasalcılık temelinde kurmalarının üzerinden 25 yıl, Haziran Hareketi’ne de ‘CHP ve HDP ile milletvekilliği yapmak üzere kurulduğu’ iddiasıyla karşı çıkışlarından dört yıl geçtikten sonra gelinen yer işte bu! Baraj geçsin diye (herkes gibi) HDP’yi desteklerken, biraz HDP’den, biraz (zuladan) CHP’den vekillik koparmaya çalışmak gibi işlevsel olacağı çok açık siyasi taktikler geliştirmekten ibaret!

Gene dostça hatırlatalım, o köprüden daha önce ‘ufukgiller’ familyası ve yetmez ama evetçi taifesi geçti. Onlar artık bu işlerin profesyonelleri haline dönüştü. ….. O yollardan bir yere varılamayacağını anlamak için de etraflarındaki örneklerine bakmaları yeter.”

Şimdi bu satırları okuyan “HE çevresindekiler” kızmasın da ne yapsın! Çünkü bu satırlarda “zuladan[4] yalan var, “parlamentarist” çarpıtma var. “Gençlere seslenen” köylü kurnazlığı var. Bir de “dostça hatırlatma” ukalalığı var.[5] Bu yöntemi ve bu üslubu, bu dergi sayfalarını kullanarak bütün ÖDP topluluğuna yaymaya çalışacaksanız size kolay gelsin. Bu şekilde dostluk değil, düşmanlık üretirsiniz! (Bir taraftan o derginin sayfalarında “birleşik toplumsal muhalefet hareketinin geliştirilmesi en önemli görev” derken, diğer taraftan bu birleşik hareket zeminini zedeleyecek bir üslup takınmak ne kadar tutarlı?)

Yine de bu vesile ile birkaç konuyu anlatmak gerek.

“ÖDP daha kurulmadan ayrı duruşlarını parlamentarizm ve yasalcılık temelinde kurmalarının” ifadesi bir çarpıtmadır. O dönem de bu dönem de karşı çıkılan konu; THKP-C ve Devrimci Yol’un bütün mücadele birikimini (ideolojik, politik, örgütsel) tasfiye ederek daha doğrusu “kullanarak”, bütün bu birikimi yasal alana sıkıştırma müdahalesidir. Üstelik bu müdahale hiç de etik olmayan yol ve yöntemler kullanılarak yapılmıştır. Reddedilen ne parlamentodur ne de yasal mücadele alanlarıdır.[6] Reddedilen şey; mücadeleyi sadece ve sadece bu alanlara indirgeyen, meşruluğu yasallıkla sınırlayan, devrimci(!) hedefi reformlar olan bir mirasyedi anlayıştır. Bu müdahale THKP-C, Devrimci Yol çizgisinde bir “öznel” kırılmadır ama tersten bir kırılma. Devrimci mücadelenin tarihsel sürekliliği fiziksel varlıklardan öte, ideoloji ve politika ile sağlanır. Dolayısıyla hiç kimse, ÖDP’yi yani yasal bir partiyi, THKP-C ve Devrimci Yol’un devamı olarak tanımlayamaz, herhalde!

Sonuç olarak; karşı çıkışın nedeninin YYK’nin iddialarıyla hiçbir alakası yoktur. Eğer bir polemik (onların deyimiyle ideolojik mücadele) yapılmak istenirse asgari ‘başlangıç noktası’ olarak 2007’de basılan Halkın Devrimci Yolu Bildirge’yi alabilirler. Böylece ‘şu dedi, bu dedi’ den daha sağlam bir temel üzerinde ilerlenebilir!

Gelelim şu ‘ufukgiller’ familyasına! Herhalde Ufuk Uras’ı tanıyan, ÖDP ile ilişkisini bilen herkes, o paragrafı bir özeleştiri olarak kabul eder; “O yollardan bir yere varılamayacağını anlamak için de etraflarındaki örneklerine bakmaları yeter” cümlesinden çıkarılacak sonuç şudur: “Bu konuda etrafımızdaki tek örnek ÖDP”dir.

Ufuk Uras, ÖDP’nin kurucu genel başkanıdır, 10 yıl ÖDP genel başkanlığı yapmıştır. Uras’ı genel başkan yapan da orada tutan da, “liberalizmin”, post-Marksizm’in sola şırınga edilmesini sağlayan da Halkevciler değildir (değil mi?). Şimdi o tarihi reddetmek, tarihi değişken ve sadece kendinden kurmak, kendi tarihleri konusunda anlamlı sayılabilecek tek bir “geçmiş değerlendirmesi”, “özeleştiri” yapmamak, ne yazık ki bir “ağabeylik/çocukluk hastalığı”.[7]

5,6- 24 Haziran seçimlerinde alınan tutuma ilişkin bu iki ifade de ne yazık ki ciddi bir art niyet ürünü. Çünkü gerçekte neyin nasıl yaşandığının tüm ayrıntılarını biliyor olmalarına, kendilerine anlatılmış olmasına rağmen hâlâ “olmasını istedikleri türden bir algı yaratmaya” çalışmaları, ne yazık ki bir niyet sorgulamasını zorunlu kılıyor!

Anlaşılan tekrar tekrar baştan anlatmak gerek! (Ne de olsa politika tekrardır!)

“HE çevresinin” milletvekilliği konusundaki görüşünü sağır sultan duymuş, görmez kağan görmüştür. Çok uzatmadan kısaca; faşizmin (gizli ya da açık) yerleşik olduğu ülkemizde siyasal ve toplumsal devrimin sadece yasal alanda mücadele edilerek gerçekleştirilemeyeceğini bize THKP-C, Devrimci Yol çizgisi ortaya koymuştur. Siyasal ve toplumsal mücadele için Meclis kürsüsü sadece kullanılabilir bir araç, milletvekilliği kullanılabilir bir sıfattır. Kürsü, toplumsal muhalefetin (olmayan sesini çıkaracak değil) var olan sesini büyütecek, katkı yapacak, özgün araçlardan sadece biridir. Sıfat, toplumsal muhalefetin önüne geçecek değil, onu arkasına alacak değil, destekleyecek/yanında olunacak bir biçimde değerlendirilmelidir. Siyasal muhalefet meşru, kitlesel ve militan bir tarz ekseninde kurulmalı, yasal parlamenter mücadelenin bu tarzı olumsuz etkilemesinin önlemleri alınmalıdır.[8]

24 Haziran seçimlerinin ise ülkenin siyasal geleceği için çok farklı özellikleri içinde barındırdığı aşikârdır. Bu özellikleri burada uzun uzun anlatmaya gerek yok. Ancak en belirgin birkaçı sıralanabilir; “Başkan”ın seçilecek olması, Meclis’in işlevlerinin sınırlanarak devam etmesi, Kürt siyasi hareketinin tüm siyasal süreçlerin dışına atılmak istenmesi…

Milletvekili adaylığı teklifi ise HDP’den gelmiştir. Bu teklifin siyasal kaynağı da bellidir; her siyasal öznenin ittifak yaparak seçime girdiği bir ortamda Kürt Siyasal Hareketi de sol ile bir ittifak politikası hedeflemiştir. Bilindiği kadarıyla aynı teklif birçok siyasi yapıya yapıldığı gibi ÖDP’ye de yapılmıştır.

Halkevleri böylesi bir siyasal süreçte ve bu özel teklif karşısında yapılan değerlendirme sonucunda milletvekilliği adaylık teklifinin kabul edilmesini uygun görmüştür. Bu da iki nedene dayandırılmış; Demirtaş’ın ve yüzlerce Kürt siyasetçinin rehin tutulduğu bir dönemde Kürt halkının siyasal temsiliyetinin sağlanmasına aktif olarak katkıda bulunmak ve milletvekilliği sıfatını ortaklaşmış bir sosyalist düzlemin inşası için değerlendirmek.[9] (Ancak ne yazık ki tüm bu süreç çok dar ve çok kısıtlı bir zaman dilimine sıkıştığı için değerlendirme hedeflenen ölçekte yapılamadı.)

Her şeye rağmen, adaylıklar kesinleştikten sonra tavrın siyasal nedenleri ve ulaşılmak istenen hedef tüm samimiyet ve açıklıkla seçim çalışması süreci boyunca her vesileyle anlatılmaya, açıklanmaya çalışıldı. Hatta o süreçte ÖDP’ye ve Birgün Gazetesi’ne ziyarette bulunulup, bu durum anlatıldı ve önerileri alınmaya çalışıldı. Seçimden sonra da aynı tavır, yani sosyalist bir çizginin ve bu çizginin üzerinde şekilleneceği bir ortak düzlemin yaratılması için de gerçek bir samimiyetle ilişki geliştirilmeye çalışıldı.

Şimdi, tüm bu süreç neredeyse bütün ayrıntılarına rağmen biliniyor olmasına rağmen, “biraz HDP’den, biraz (zuladan) CHP’den vekillik koparmaya çalışmak gibi işlevsel olacağı çok açık siyasi taktikler geliştirmekten ibaret” değerlendirmesi yapmak, “HDP’ye baraj geçirme siyasetini milli mesele haline dönüştürmüşler” sözündeki gibi küçümsemelere girişmek niyet sorgulaması gerektirmez mi?

İlla da bir “milli mesele” aranacaksa o da sosyalistleri ortak bir zeminde bir araya getirme çabalarında aranmalı. Seçimlerden sonra da yaklaşık 4 aydır sürdürülen bir çaba var; seçim öncesinde “politik, ekonomik, toplumsal kriz karşısında tek çözüm soldur” diyen Halkevleri tutarlı biçimde seçimin hemen ardından da rejim değişikliğinin gerçekleştiği koşullarda faşizme karşı mücadele perspektifini temel alan bir anlayışla ve sosyalistlerin tüm muhalefet dinamiklerini güçlendirecek iradeyi ortaya koymasını, ortak bir hareket zemini yaratmasını hedefleyerek görüşmeler yapmaya başlamış, hiçbir kırmızı çizgi, program dayatması olmadan sosyalist güçleri yan yana getirmeye çalışmıştır. ÖDP’li arkadaşlar, (dergilerinde de en önemli görev olarak tanımladıkları) “birleşik bir devrimci muhalefet hareketinin geliştirilmesi”[10] için bir başlangıç düzlemi oluşturmaya hâlâ ikna edilmeye çalışılıyor. Ne “Hayır” ne “Evet” diyen, hem “Hayır” hem “Evet” diyen tutumları süreci uzattıkça uzattı… Ve hâlâ uzatıyor!

***

Bir de YYK’nin yanlış bilgi ve yorumları okuyucularına aktarması mevzuu var! Çok uzatmadan birkaçına değinmek, doğru tarihsel bilgi akışını sağlamaya yardımcı olabilir.

-“Cumhur ittifakının meclis çoğunluğunu ele geçirmesinin nedeni HDP’nin Kürt illerinde oy kaybetmesi” gibi.

-“Suriye iç savaşının Türkiye’ye taşınmasını, Kürt Hareketi’nin yönelimlerine bağlamak”[11] gibi.

– “Bazı sol örgütlerin hiçbir toplumsal karşılığı olmadığı” gibi.[12]

– “CHP-HDP yakınlaşmasından medet ummak yeni rejimin yarattığı ve yaratacağı koşullardan hiçbir şey anlamamak demektir” gibi… (Bir taraftan dergide “CHP’nin tabanında büyük bir devrimci demokratik direnme potansiyeli var” denecek, öbür taraftaki “devrimci”, “demokratik”, “direnme” ve “potansiyel” yok sayılacak!)

– “Arkadaşlar, bizim bildiğimiz devrimcilik böyle bir şey değil” gibi.[13]

– Bir de Soma değerlendirmesi var ki öznellikte sınır tanımıyor. Her şeyi ÖDP başlatmış, “işçiler meclisleşmiş, meclislerde özneleşmiş” ama bu çalışmaya önderlik eden ÖDP’li işçilerden birine yöneticilik teklifi gelince ÖDP inisiyatifini kaybetmiş. Ondan sonrası “karalama”.

***

Bir de söz konusu dergide olmayanlar var! Çok kısaca değerlendirip, sonlandıralım. (Eğer talep gelirse daha ayrıntılı değerlendirmeler de yapılabilir kuşkusuz.)

-İdeoloji yok![14]

-Özeleştiri yok![15]

Son söz; bu yazı tarihe not düşmek üzere bir cevap hakkının kullanılması içindir. YYK’nin sahiplendiği çizginin ideolojik, politik, pratik ve örgütsel eleştirisi bu yazının asıl amacı olmadı.

YYK, başyazılarında dedikleri gibi 21. yüzyılda sosyalizmin ideolojik sorunlarına çözüm bulmak için yola çıktılar ise 1.sayıda izledikleri üslup, yöntem ve içerik, bu yoldan sonuca ulaşmalarını çok mümkün kılmıyor. Yine de yayın hayatlarında başarılar dilemek gerek!

 

Dipnot:

[1] İstemeye istemeye çünkü bu tür yazılar muhataplarının kendi hatalarını görüp kabullenmelerine değil daha da rijitleşmelerine yol açıyor. Umalım da üçüncü şahıslar “istemeye istemeye” yazma zorunluluğunu anlayışla karşılasınlar.

[2]Abdullah Gül’ün ortak adaylığı konusunda EMEP’in (Halkevleri ile birlikte içinde yer aldıkları) DİB Hareketi’nden HDP’ye, Saadet’ten CHP’ye ‘gerçekten çok geniş’ bir cephe oluşmuştu.

[3] “Solda kafa karışıklığı” sözünü dillerinden düşürmeyen arkadaşlar, AKP yıllarında soldaki asıl kafa karışıklığı dönemlerini unutmamalıdır. O öyle bir dönemdi ki “demokratik devrim tamamlandı” tespitlerine tanıklık edildi.

[4] En can sıkan laflardan biri de bu. Halkevleri’nin CHP ile hiçbir düzeyde siyaseten, temsili ya da örgütsel olarak vekilliğe dair hiçbir görüşme yapmadığı açıktır. Ortam dedikoduları ile siyasi eleştiri yapmamayı arkadaşların öğrenmesi gerekir ki ciddiye alınsınlar.

[5]  Aynı üslupla yanıt verilmesi beklentisini karşılamak da çok cazip ama…

[6] ÖDP’li gençlere nasıl anlatıldı bilinmez ama o zaman dile getirilen en belirgin örnekleme şuydu; Eğer PKK’niz varsa HADEP’in bir anlamı vardır!

[7] Tarihin nasıl sahiplenileceği konusunda iyi bir örnek aranırsa, Devrim Yayınlarından 2006’da çıkmış olan “Bu Tarih Bizim” adlı kitap öneridir.

[8] Bu prensipler doğrultusunda 7 Haziran 2015’deki seçimlerde de önerilen vekillik teklif(ler)i pekâlâ değerlendirilebilirdi. Ancak o günkü şartlar altında bu mümkün olmadı, tercih edilmedi.

[9] Hatta bu ortaklığı sağlamak için öznelerin çoklaşması önemli olduğundan ÖDP’ye de yapılan teklifin kabul edilmesi gerektiği telkini bile yapılmıştır.

[10] Farklı bir yol bulmak, Yol dergisi, Ağustos 2018, s. 1.

[11] Muhalefet üzerine notlar, Yol dergisi, s. 13.

[12]“ Bu ifade kimin için kullanıldı” diye sorulduğunda büyük ihtimalle eski HTKP, yeni TİP için denecektir. Her ne kadar dergide TİP ya da HTKP adı hiç geçirilmemişse de eğer öyle ise adı anılarak yapılmalıdır. Sorulmazsa ortada kalır. Bu işler ile ilgilenenler bilir ki “sol alıngandır”. Halkevleri kastediliyorsa buna da rakamlar ve faaliyetlerle yanıt verilebilir. Ayrıca toplumsal karşılık “oy sayısında” aranıyorsa o zaman en çok ÖDP özeleştiriye ihtiyaç duyabilir!

[13] Bu yazıda ÖDP’nin toplam sürecinde yazılanlar, yapılanlar, söylenenler mümkün olduğunca konu yapılmamaya çalışıldı. Ancak burada bir örnek vermek kaçınılmaz. Kendileri dışındaki herkesi vekil pazarlığıyla, çıkarcılıkla suçlayan arkadaşlar, Sema Pişkinsüt’ü hangi devrimci amaçla partiye almışlardı, bunu açıkladılar mı? Bugün çıkarcılıkla suçladıkları sol, bunu kendilerine sormadı bile.

[14] Bu konuda ilginç bir kavramın varlığı dikkat çekici; Erdoğanizm. Bunun literatüre geçmesini sağlamaya çalıştıkları bir kavram üretimi mi olduğu, yoksa politik anlatımda vurguyu arttırmak için mi kullanıldığı belli değil. Eğer ilkiyse bir isme “izm” takısı takmanın gerekçelerini, açılımını ve zorunluluğu uzun uzun izah etmek gerekmez mi?

[15] Açıkçası neredeyse 40 yıl önce noktalanmış ancak 40 yıldır o sıfatı kullanmakta beis görmeyen, bununla birlikte o hareket hakkında kapsamlı bir “geçmiş değerlendirmesi” (birazcık da özeleştiri içeren) yapmayan, gerek ÖDP sürecinin gerekse de inisiyatif aldıkları “birlik projelerinin” olumsuzluklarını hep “dışarı”da arayan bir anlayıştan samimi bir özeleştiri beklemek biraz hayalperestlik olabilir!