Boşanma davaları, “asılacak kadınlar”, “mağdur erkekler”… – Av. Ayten Ağırdemir

Boşanma davalarında yaşadığımız önemli sorunlardan biri, erkeğin malvarlığını ve gelirlerini gizleyerek maddi yükümlülüklerinden kurtulmaya ya da azaltmaya çalışmasıdır

Türkiye, imzaladığı uluslararası sözleşmelerdeki yükümlülüklerini ifa etmek bir yana, “erkek mağduriyeti” varmışçasına, sempozyumlar düzenleyerek, komisyonlar kurarak kadınların iç hukuktaki haklarını tartışmaya açmakta, hakları geri alma adımlarının zeminini oluşturmaya çalışmaktadır.

Kadın haklarına yönelik saldırılar, her zaman bu kadar açık olmamakta. Yasa değişikliğine gidilmeksizin, haklar “içtihat yoluyla” daraltılmakta, bazen uygulanması imkânsız hale gelmektedir.

Medeni Kanun’da özel boşanma nedenleri olarak, zina, hayata kast pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığı; genel boşanma nedeni olarak “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” nedeni yer almaktadır.

Genel boşanma nedenine dayalı davada, evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve ortak hayatın eşler için çekilmez hale gelmesi şartlarının birlikte gerçekleşmesi aranır. Taraflar arasındaki olayların, ortak hayatı çekilmez hale getirip getirmediği, olaylarda tarafların kusuru gibi olgular, hakimin takdirini gerektiren geniş bir hakimiyet alanına teslim edilmiş bulunmaktadır. Hakimin bakış açısının takdir hakkında belirleyici olması “erkek adalet” diyerek şikayet ettiğimiz sonuçları doğurmaktadır.

Asılacak kadınlar

Pınar Kür’ün, bir gazete haberinden yola çıkarak yazdığı “Asılacak Kadın” romanı, kadınlarla hep sorunları olmuş ve eşi tarafından aldatılan bir hakimin, cinayette dahli olmayan masum bir kadın hakkında idam kararını vermesine neden olan erkek bakış açısının karara etkilerini anlatması bakımından önemli bir eserdir.

Adalet denilen kavramın, erkek bakış açısıyla nasıl adaletsizlik doğurduğunu Yargıtay kararlarında görmek mümkündür.

Yargı kararlarında, kadın ve erkeğin rolleri erkek egemen bakış açısına göre kabul görüyor veya reddediliyor. Yargıtay, dayak yiyen kadının haksız tahrik altında olduğunu kabul etmezken, kadınları öldüren erkeklerin ileri sürdüğü sudan sebepleri haksız tahrik olarak kabul ediyor.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu “Kendisini aldatan kocasına hakaret eden kadının sözlerinin tepki ile söylenmiş olması nedeniyle, kadının az da olsa kusurlu olduğunun kabul edilemeyeceğine” (2017/2-1906, K. 2018/112, T. 7.2.2018) ilişkin  kararına karşı “Kadının kendisini döven kocasına küfür ve hakaret etmesi halinde az da olsa kusurlu olduğu” yönünde çok sayıda Yargıtay kararı bulunmaktadır. (Mesela, Yargıtay 2 HD  2018/320 E, 2018/2410 K. Sayılı 22.2.2018 tarihli kararı.)

Boşanma davalarında, tarafların kusur durumları, nafaka ve tazminat gibi maddi hakları yönünden önemlidir.

Medeni Kanun (MK.) Madde 174’de boşanmada tazminat konusu düzenlenmiştir:

Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir.

Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

Kusur

Maddi tazminat açısından davacının kusursuz ya da daha az kusurlu olması aranırken, manevi tazminat yönünden davacının kusursuz olması koşulu kaldırılmış, davalının kusurlu olması yeterli görülmüştür. Ancak manevi tazminat açısından da talep edenin kusurunun bulunması halinde genel hükümler gereğince kusur indirime ya da hiç ödenmemesine de neden olabilir.

Maddi tazminat, boşanma yüzünden meydana gelen maddi zararları karşılamaya yönelik olup, tazminatın belirlenmesinde doktrinde ve uygulamada kabul edildiği üzere; tarafların evlilik birliği içinde sahip oldukları olanaklar, eğitim düzeyi, yaş itibariyle yeniden evlenme şansını kaybetme oranı, evliliğin süresi, tarafların boşanmadaki kusur dereceleri, boşanma sebebiyle diğer eşin sosyal güvenlik kuruluşunun imkânlarından yoksun kalınması (tedavi yardımı, sosyal tesislerden yararlanma vb.), aile bireylerinin barınma, beslenme, eğitim gibi yaşam özellikleri, eşlerin çalışıp çalışmadıkları ve gelirleri, eşin işyerinde çalışıyor ise boşanma nedeniyle işsiz kalması, davacının eşine güvenerek öğreniminden ve işinden ayrılmış olması, tarafların sağlığı, çocuklara bakmakla yükümlü olup olmadıkları, yaşlarını bir arada değerlendirerek özellikle ileriye dönük geçim çıkarları göz önünde tutularak, hâkim tarafından takdir edilir.

Manevi tazminatın belirlenmesinde, kişilik haklarına saldırı teşkil eden olayların varlığı ve derecesi dikkate alınmaktadır. Fiziksel, sözel, cinsel, ekonomik, psikolojik şiddete, sadakatsizlik, eşler arasında cinsel ilişki kurulamaması gibi haller manevi tazminat isteminin dayanağını oluşturacaktır. Manevi tazminatın miktarının belirlenmesinde ise, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları etkili ölçüttür. (Hukuk Genel Kurulu’nun 14.04.2010 gün ve 2010/2-203 E., 2010/220 K. sayılı ilamı).

Boşanma davası ile birlikte ya da davanın kesinleşmesinden sonraki bir yıl içinde maddi ve manevi tazminat talep edilebilir ancak dava sırasında istenen tazminat harca tabi olmaması, reddedilmesi halinde aleyhe vekâlet ücreti oluşmaması nedeniyle talep edenin lehinedir.

Maddi ve manevi tazminat, boşanma davası bitene kadar talep edilebiliyorken; HGK 2017/2-1580 E., 2018/446 K, 7.3.2018 T. kararıyla maddi ve manevi tazminatın ön inceleme aşamasına kadar istenebileceği, ön inceleme aşamasından sonra tahkikata geçildiğinden, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olan bu istemin ancak ıslah ile talep edilebileceği yönünde olabileceğine karar vermiştir.

“Mağdur erkekler”

Boşanma davalarında yaşadığımız önemli sorunlardan biri, erkeğin malvarlığını ve gelirlerini gizleyerek maddi yükümlülüklerinden kurtulmaya ya da azaltmaya çalışmasıdır. Kişinin gelirlerini ispatlayamadığımız durumlarda, adına kayıtlı olmasa da kullanmış olduğu aracı, yaşadığı konutu, ödemiş olduğu kira, aidat, çocukları eğitim giderleri, kredi kartı harcamaları ile yaşam standardını ispatlayarak gerçek ekonomik durumunu ortaya koymaya çalışmaktayız.

Son yıllarda gerek kendi dava dosyalarımdan, gerekse arkadaşlarımın takip ettiği dosyalardan gözlemlediğim kadarıyla, kadınların aldığı maddi ve manevi tazminat miktarları eskiye göre önemli ölçüde azalmıştır. Nafaka tartışmalarıyla yaratılmaya çalışılan mağdur erkek algısının maddi ve manevi tazminatların belirlenmesinde kadınların aleyhine sonuçlar doğurmuştur.

Mahkemelerce nafaka ve tazminatların oldukça düşük takdir edilmesi, boşanma sonrasında kadınların daha da fakirleşmesine neden olurken, erkeği ekonomik yönden de korur nitelik kazanmıştır.

Yazı dizisi | Feminist avukatlar anlatıyor