ABD koalisyonunun Suriye’deki sivilleri beyaz fosfor bombasıyla öldürdüğüne dair daha fazla kanıt – Steven Sahiounie

ABD ve koalisyon ortaklarının saldırıları nedeniyle Suriye’de neredeyse her gün siviller ölüyor, sakat kalıyor. ABD öncülüğündeki koalisyonun uluslararası savaş suçları işlediğine dair kanıtlar dağ gibi yığılmasına rağmen, Batı medyasının neredeyse tümü bu konuda adı konulmamış ortak bir tavırla sessiz kalmayı tercih ediyor

Lazkiye’de yaşayan Suriyeli gazeteci Steven Sahiounie’nin aşağıdaki yazısı öznellikle malul olsa da ABD’nin Suriye’deki varlığının, Kürtlerle ve Türkiye’yle kurduğu ilişkinin “içeriden” nasıl okunduğuna ilişkin fikir vermesi nedeniyle Sendika.Org okurlarının ilgisine sunuyoruz.

ABD ve 70’i aşkın koalisyon ortağı IŞİD’i hedef aldıklarını söylüyorlar ama hava saldırıları yüzünden aileleriyle birlikte evlerinde yaşayan siviller ölüyor, sakat ve evsiz kalıyor. Doğu Suriye çölünde dondurucu soğuklar nedeniyle hava ısısı her gün düşerken, ABD bombaları sivillerin üstüne yağmaya devam etti; yasaklanmış bir kimyasal silah olan beyaz fosfor bombası da kullanılan cephaneye dahildi. Tüm bunlar ABD’nin jeopolitik güç oyunlarının ortasında kalmış binlerce ailenin yaşamını katlanılmaz hale getirdi.

ABD öncülüğündeki koalisyonun hava saldırıları

21 Kasım 2018: ABD öncülüğündeki koalisyonun Doğu Suriye’de, Deyrizor’un 110 km doğusundaki Hacin kasabasına gerçekleştirdiği son saldırıda beyaz fosfor bombaları kullanıldı. Bu saldırı, artık sistematik hale gelmiş olan; aynı yere, aynı yasaklanmış kimyasal silahlarla defalarca saldırmak dizgesinin bir tekrarıydı. Koalisyon sözcüleri Hacin ve çevresinde üç saat boyunca, 19 hava saldırısı yaptıklarını açıkladılar.

17 Kasım 2018: Hacin kasabası yakınındaki Ebu el-Husn köyüne yapılan hava saldırısında çoğunluğu çocuk ve kadın yaklaşık 40 kişi öldü.

13 Kasım 2018: ABD öncülüğündeki koalisyonun, Ebu el-Husn köyüne düzenlediği saldırıda 43 kişi öldü, ölenlerin 36’sı aynı ailedendi.

19 Ekim 2018: Deyrizor’daki El-Susa ve El-Bubadran’ı hedef alan saldırılarda çoğunluğu çocuk ve kadın 62 kişi öldü, yaralananların sayısı bilinmiyor.

Not: Bu saldırılar, ABD hava gücünün Suriye’de kayıtlara geçmiş saldırıları arasından seçilmiş az sayıda örneği kapsıyor.

Richard Hall: “Rakka’dan bir yetkili AP’ye kentin yamacındaki panorama mezarlığından 500 cesedin çıkartıldığını aktardı. Bu mezara 1500’den fazla kişinin gömüldüğü tahmin ediliyor. Kurbanlar hakkında daha fazla bilgi için…”

Gözlemciler IŞİD’in sivillerin bölgeden ayrılmasını engellediğini rapor ediyor. Sivil kayıpların bu kadar yüksek olmasının altında yatan neden aslında tüm sivillerin kendi evlerinde rehin alınmış olması. Buna rağmen, ABD öncülüğündeki koalisyon sivil nüfusun yoğun olduğu bilinen alanlara beyaz fosfor bombalarıyla saldırarak uluslararası yasayı çiğnediler.

Bu raporlara ek olarak, ABD’nin deniz aşırı ülkelerde işlediği ciddi savaş suçları bir yana, sıradan bir eylemini bile eleştirmekten aciz olan Washington Post bile 2017’de, ABD’nin Irak ve Suriye’de sivillerin yoğun olduğu alanlarda yasaklanmış bir kimyasal silah olan beyaz fosforu kullanmış olduğunu yazdı.

ABD saldırılarının yol açtığı ölümler

İngiltere merkezli [muhalif] Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, ABD öncülüğündeki koalisyonun Suriye’de dört yıl boyunca gerçekleştirdiği hava saldırılarında 626’sı çocuk, 315’i kadın toplam 3331 sivil öldürdüğünü duyurdu.

ABD öncülüğündeki koalisyon, IŞİD’i ortadan kaldırma bahanesiyle 2014 yılında Suriye’de askeri operasyonlara başladı. Bağımsız, araştırmacı bir kuruluş olan Airwars’a göre, sivil ölümlerin sayısı çok daha yüksek; en asgari tahminle 4300 kişi.

2014’te Suriye’de askeri operasyonlara başladıktan bugüne ABD öncülüğündeki koalisyonun, Irak ve Suriye’de sorumluluğunu dolaysız olarak üstlendiği sivil ölümlerin sayısı 1100. Her hafta birbirine eklenerek bir sivil katliamını belgeleyen yeni raporlardaki sayıları ise reddediyorlar.

Anlaşılan o ki ABD savaş makinesi “Yumurta kırmadan kek yapılmaz” diye düşünüyor. Masum sivillerin öldürülmesini örtmek için Pentagon’un yaygın olarak kullandığı terim “sivil zayiat” (collateral damage). Bu “politik olarak doğru” terim, ABD ordusunun denizaşırı maceralarında ortaya çıkan sivil kayıpları meşrulaştırmak için özel olarak üretilmiştir.

Suriye’de çizmeler sahada

Suriye Arap Ordusu, yani, görevli subaylar ve zorunlu askerlik görevi için silah altına alınmış erlerden oluşan ulusal ordu, Suriye’deki en büyük kara gücüdür ve hava gücüne de sahiptir. Ordunun öncelikli hedefi IŞİD ve El-Kaide bağlantılı gruplara karşı savaşmaktır. Lazkiye yakınlarındaki üste konumlanmış Rus Hava Kuvvetleri ile birlikte IŞİD ve El-Kaide bağlantılı gruplara karşı ortak operasyonlar yürütülmektedir. Rus güçleri Suriye’nin resmi çağrısı ile bu saldırılara katılmaktadır.

70’e yakın ülkenin katılımıyla, ABD öncülüğündeki koalisyon temel olarak bir hava gücüdür ama Kuzey Suriye’de uluslararası yasalara aykırı olarak kurulan işgalci üslerde 2000’i aşkın kara gücü de vardır. Hedefleri IŞİD’dir ama zaman zaman da Suriye Arap Ordusu’na saldırırlar. Suriye’de işgalci oldukları için varlıkları uluslararası yasalara aykırıdır.

Demokratik Suriye Güçleri, (QSD), paramiliter bir Kürt gücüdür, ABD onları müttefik olarak görür ama Türkiye açısından eli silahlı terörist ve düşmandırlar. QSD, bir NATO üyesi olan ve kendisini ABD’nin müttefiki olarak gören Türkiye’ye karşı tamamen ABD tarafından eğitilmiş ve donatılmıştır.

Türk Ordusu, hemen Halep’in batısında, Kuzey Suriye sınırı boyunca, İdlip vilayeti içinde geniş Suriye topraklarını işgali altında tutuyor. Türklerin işgali de uluslararası yasalara aykırı. Türk Ordusu’nun hedefi terörist olarak tanımladıkları, ABD tarafından da terörist olarak kabul edilen PKK’yle bağlantılı, ABD destekli YPG-QSD güçleri. AKP lideri Tayyip Erdoğan, Müslüman Kardeşleri destekliyor. Bu nedenle kendisi ve iktidardaki partisi şu anda İdlip’te sivil halkı rehin tutan radikal İslamcı militanlara sempati besliyor. Eğer Türkiye İdlip’te yuvalanmış bu terörist gruplara verdiği desteği kesecek olursa aylar içinde tüm yapılanmanın çökeceği ve dağılabileceğine inanılıyor.

İslam devleti, yani IŞİD, ABD ve diğer NATO ülkeleri de dahil olmak üzere, farklı ülkelerden gelen militanların katılımıyla oluştu. Bu ülkelerin arasında ABD yanlısı Körfez monarşileri de var. Şu anda Suriye’de, ABD üssü El-Tenef etrafında çok küçük bir toprak parçasını elinde tutuyor. Bu yan yanalık ABD öncülüğündeki koalisyon ile IŞİD arasında bir tür operasyonel anlaşma olduğunu düşündürüyor.

ABD-NATO’nun Suriye’deki hedefleri

Başlangıçta, ABD ve çok sayıda “koalisyon” ortağının Suriye’de temel hedefi seçilmiş devlet başkanı Beşar Esad’ı devirmekti. ABD, Esad’ın Haziran 2014’te yapılan çok partili seçimlerde oyların yüzde 88’ini alarak başkan seçilmesini kabul etmedi. Obama’nın başdanışmanı, 2011’de Suriye’ye karşı başlayan saldırının mimarı Ben Rhodes’a göre ABD, Esad’ın, tehdit edildikten kısa bir süre sonra, muhtemelen 2012-2013 yılında iktidarı bırakacağına inanıyordu. ABD ve NATO güçleri adına bu büyük bir yanlış hesaplamaydı. Bu yanlış hesap, 2012-2016 yılları arasında, CIA-Suudi ortak programı olan büyük ölçeklerde yasadışı silah trafiğine ek olarak çok sayıda “isyancı” terörist gruplara Washington’un silah desteğini iki katına çıkaran Obama’nın kararını da belirledi.

Dahası, Mısır seçimlerinde Müslüman Kardeşler adayı Muhammed Mursi için yapılana benzer biçimde Suriye’de de yeni bir seçimi manipüle etmek istedi ABD. Suriye’nin başına İslamcı bir başkan yerleştirerek, Suriye savaşında ABD ile işbirliği yapan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve merkezi İstanbul’da olan politik kanadı Suriye Ulusal Koalisyonu’nun ağırlıklı olarak Müslüman Kardeşler üyesi olan askerlerini tanımak istedi. ÖSO’nun talepleri hiçbir zaman seküler ve demokratik değildi. Başlangıçta etnik olarak Suriye ağırlıklı Sünni cihatçı savaşçılardan oluşan ÖSO, zamanla uluslararası bir terörist kazanına dönüştü.

ABD’nin her şeyden önce gelen, birincil amacı İsrail’in Filistin ve Golan Tepeleri işgalini savunmaktır. Obama yönetimi, Suudi Arabistan ve İsrail’in ortak bölgesel amaçlar için yaptığı işbirliğine benzer bir işbirliğinin, Suriye’nin başına işgalci İsrail ile iyi ilişkiler geliştirecek İslamcı bir başkan gelmesi halinde, Suriye ve İsrail arasında da geliştirilebileceğine inandı. Ortak payda İran’ın bölgedeki etkisinin kırılmasıydı.

Suriye’de Filistin hareketinin işgale karşı direnişini sınırlamak da plana dahildi. Buna ek olarak Lübnan’daki silahlı direniş örgütü Hizbullah’a silah akışını kesmek de ABD ve İsrail için bir zorunluluktu. Böylece Hizbullah’ın ana tedarikçisi İran’la karayolu bağlantısı kesilmiş olacak, komşularına saldırırken ve 70 yıllık işgalini sürdürürken İsrail’in eli rahatlayacaktı.

Nihai amaç, Suriye’de şimdiki çoğulcu seküler rejimi yıkarak, Körfez monarşilerini destekleyen, İslamcı Sünni bir rejim kurmak ve İran ve Suriye arasındaki bağları koparmaktı. Yeni ABD destekli rejim İsrail ve Suudi Arabistan gibi İran’ı düşman olarak kabul edecek, böylece İran’dan Hizbullah’a silah sevkıyatının kara ve hava rotaları kapanmış olacaktı.

“IŞİD’le savaş” bahanesi bir yana Kuzeydoğu Suriye’deki ABD işgalinin üç temel hedefi vardır:

1- Şam’ı enerjiden ve gelirden yoksun bırakmak, ekonomik sıkıntılarını derinleştirmek, şu andaki ABD ambargosu ve kısıtlamalarıyla eşgüdüm halinde ülkeyi iktisadi olarak boğmak için Suriye’nin ana petrol ve doğalgaz yataklarını vekalet savaşçıları QSD ile birlikte işgal etmek. ABD, İran ve Venezüella’ya karşı izlediği politikayla benzer biçimde, Suriye’de uyguladığı toplu cezalandırma politikalarının halkta hoşnutsuzluk yaratarak Esad’ın devrilmesine yol açacak bir isyana neden olacağına inanıyor.

2- Kosova benzeri, sonunda bir ABD protektorasına dönüşecek, otonom etnik bir Kürt devleti kurmak.

3- Suriye’ye yardıma gidebilecek, İranlı ya da İran yanlısı grupların geçişlerini önlemek için Suriye-Irak sınırını operasyonel olarak elde tutmak. ABD’nin bu politikasının IŞİD’in Suriye-Irak sınırı hattında birikmesine neden olması belki de rastlantı değildir.

ABD yaklaşık olarak Suriye’nin üçte birini kapsayan işgalini sürdürmekte kararlı gözüküyor.

Suriye ve Rusya’nın hedefleri

Suriye’nin temel hedefi sınırları dahilinde tüm toprak kayıplarını geri almak ve en küçük bir toprak kaybına, işgale ya da ilhaka izin vermemektir. İkinci amacı, Suriyeliler tarafından onaylanmış bir anayasanın güvencesi altında, seküler, çok partili, din temelli partilerin yasaklandığı politik düzenin korunmasıdır. Üçüncü olarak da tüm Suriye yurttaşlarını ve yerleşiklerini, ki buna Filistinli ve Iraklı mülteciler de dahildir, hem iç hem dış düşmanlardan gelebilecek her türlü saldırı ve işgale karşı savunmaktır.

Rusya’nın hedefi radikal İslamcı silahlı savaşçıları durdurmaktır. Bu savaşçıların birçoğu, Rusya Federasyonu içinde ya da yakınındaki ülkelerden, örneğin Müslüman nüfusun yoğun olduğu Orta Asya’daki eski Sovyet Cumhuriyetleri, gelmektedir. Putin’in düsturu şudur: “Bu savaşçıları ya Suriye’de durdururuz ya da Moskova sokaklarında.” İkinci olarak Rusya, Suriye’de, her ülkenin vatandaşlarının kendi liderlerini seçebilmesini garanti altına alan uluslararası yasayı desteklemektedir. ABD ve müttefiklerinin seçilmiş liderleri istedikleri gibi iktidardan aldıkları bir düzeni değil. Üçüncü olarak da Rusya, ABD’ye karşı bir güç dengesi oluşturan, Suriye’deki 40 yıllık deniz üssünü koruyor.

Türkiye’nin Suriye hedefleri

Türkiye’nin Suriye’deki hedefi, terörist kabul ettiği ama ABD ve NATO’nun tüm desteğini alan silahlı Kürt grupları etkisiz hale getirmektir. Türkiye için uzun dönem müttefiki olan ve NATO’da birlikte yer aldığı ABD’nin kendi güney sınırları boyunca, 10 yıllardır Türkiye’yi terörize etmiş ve binlerce insanın ölmesi ve sakat kalmasında sorumluluğu olan etnik bir grubu desteklediğine ve silahlandırdığına şahit olmak tam bir kabusa dönüşmüştür. İkinci olarak, Erdoğan, Suriye’ye yönelik ABD-NATO-Körfez saldırısının önemli bir ortağıdır. Türkiye, Suriye’de de, iktidardaki İslamcı AKP’yle aynı çizgide Sünni bir İslam devletinin kurulması adına, ABD-NATO ve Körfez ülkeleriyle seçilmiş seküler hükümetin devrilmesine yönelik ortak hedefe sahiptir.

Bu hedeflere ulaşılabilir mi?

2011’deki Arap Baharı’nda Suriye Cumhurbaşkanı [Esad] iktidardan çekilmedi. Tam tersi yeni bir anayasa ile birlikte 2014’te yeniden seçildi. Ekim 2015’te, silahlı radikal İslamcıların ilerleyişini durdurmak ve Suriye’ye destek olmak için Rus askeri gücü Suriye’ye geldi. Suriye topraklarının büyük çoğunluğu hükümet kontrolü altında ve bu topraklarda barış hüküm sürüyor. Bu nedenle Suriye hükümeti neredeyse hedeflerini gerçekleştirmiş durumda.

Rusya, ABD’nin dünyanın polisi olduğuna dair yanılsamasını kırmak için, bir karşı güç olarak durmaya devam ediyor. Tartus’taki onlarca yıllık deniz üssünü koruduğu gibi, şimdi Lazkiye’de de bir hava üssü kurmayı başardı.

ABD-NATO-Körfez ülkelerinin hedefleri ise akim kaldı ama IŞİD tarafından tutulan küçük bir cepte, El-Tenef’te, bir üs kurarak tedarik zincirinin rotasını zorlaştırmayı başardılar. Ancak varlıkları tartışmalıdır, üsteki ve Pentagon’daki komutanlar asıl amaç IŞİD’i yok etmekken, nasıl olup da IŞİD’le çevrelenmiş bir üssün sakince orada durabildiğini kamuoyuna ve üstlerine açıklayabilmesi gittikçe zorlaşmaktadır.

Müttefikleri ABD, düşmanlarını topyekun desteklerken Türklerin hedefleri öylece beklemededir. Türkiye, gelişmenin bir aşamasında İdlip’ten ve Suriye sınırından çekilecek, Suriye ile diplomatik ve ticari bağlarını tekrar kuracaktır. Türk ekonomisi enkaz halindedir ve yeniden ayağa kalkması on yıllar alacaktır. Başkan Trump, Türkiye’de işlenen cinayetin sorumluluğunu hiçbir zaman üstlenmeyecek bir katil zanlısının yanında yer almıştır.  İstanbul’daki Kaşıkçı cinayeti Erdoğan’la Trump ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ı karşı karşıya getirmiştir. Türkler, ABD ve Suudi Arabistan’ı önceki yılların sadık müttefikleri olarak değil olası düşman olarak kuşkuyla karşılamaktadır.

Barışın şansı

Suriye’de barış henüz çok uzakta gözükmekte. İki süper güç, güç dengesi için yeniden konumlanırken, Doğu Suriye’de ölen siviller, insan acılarının oluşturduğu yığında henüz önemsiz bir ayrıntı olarak görülmekte.

Bir yerde düşmanlıklar bitmeli, bitmeli ama soru yanıtlanmamış olarak duruyor: ABD, İsrail, Türkiye ve Suudi Arabistan bu düşmanlığın bitmesine izin verecek mi?

[21st Century Wire’da 27 Kasım’da yayımlanan İngilizce orijinalinden Murat Karadeniz tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir.]