KESK MYK üyesi İlhan Yiğit’le söyleşi | “Kamu emekçilerinin yoksullaşmasının müsebbibleri hükümet ve Memur-Sen’dir”

Ekonomik krizin yarattığı yıkım her geçen gün artıyor fakat AKP inatla ekonomik krizi reddederek faturasını ise emekçi halka kesmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde KESK hem tekil olarak hem de aralarında DİSK, TMMOB ve TTB’nin de bulunduğu onlarca kurumla birlikte ekonomik krize karşı mücadele programını açıkladı.

KESK Merkez Yürütme Kurulu üyesi İlhan Yiğit, yerellerde düzenlenecek panelleri, çalıştayları; KESK’in çağrıcısı olduğu bölge mitinglerini ve mücadele programını Sendika.Org’a anlattı. Yiğit, programın görünürde Ocak 2019’un ikinci haftasına kadar olduğunu fakat bu noktadan sonra başka bir aşamaya geçileceğini belirtti

“AKP ÖNCEKİ HÜKÜMETLERE GÖRE, SERMAYE AÇISINDAN ÇOK DAHA İŞLEV SAHİBİ”

İktidar sürekli olarak “tasarruf” diyor fakat kendisinin herhangi bir konuda tasarruf yapmadığını görüyoruz. İktidar kimin cebinden tasarruf ediyor o halde?

AKP’nin iktidara geldiği yıllardan bu yana uzun süre kullandığı söylem “Kimsesizlerin kimsesi” olduğuydu. Oy aldığı tabana baktığımızda ise orta sınıf ve altı, yani dar gelirli diyebileceğimiz kesimin oy verdiğini görebiliyoruz. Esnafından tut, gecekonduda yaşayan insanlara kadar gelir düzeyi düşük kesimlerden destek görmüştü. Gelinen noktada Tayyip Erdoğan’ın, AKP’nin bunun tam tersini yaptığını görüyoruz. “Neoliberal dönüşümü en iyi ben yaparım” diyen bir parti olarak AKP kendisinden önceki hükümetlere göre, sermaye açısından çok daha fazla işleve sahip.

Zaman zaman geleneksel sermaye ile çatışıyormuş gibi bir görüntü verse de aslında bir uzlaşı içinde olduğu “Yüzde 30 kâr ettik” diyen Koç Grubu’nun açıklamalarına bakıldığında da görebiliyoruz. Dolayısıyla AKP’nin kimlerden yana olduğu da, kimlerin cebinden tasarruf ettiği de gayet açıktır. Uyguladığı ekonomi politikalarıyla emekçi kesimden cebinden tasarruf ettiği; ücretlerin giderek düşürüldüğü, vergilerin artırıldığı bir manzara var. Adil bir vergi sisteminin olmadığını da düşününce dar gelirli kesimden, üreticiden, küçük esnaftan, yoksulun cebinden alıp zenginin cebine koyduğu; yoksulun daha çok yoksullaştığı, zenginin daha da zenginleştiği bir sistem var. “Holdingler, milyarderler artıyor, zenginleşiyoruz” denilerek her şey iyi gidiyor gibi gösterilse de emekçi halkın cebine girenin, sofrasına koyduğu lokmanın azaldığı açık.

“ÇALIŞAN KESİMLERİN ÜCRETLERİ ERİDİ, ALIM GÜCÜ AZALDI”

Peki kamu emekçileri bu ekonomik krizi nasıl yaşıyor?

Kamu emekçileri sabit gelirli bir kesim. Eskiden toplumun ayrıcalıklı bir kesimiydi. Fakat neoliberal dönüşüm politikaları ile hükümetin de altına imzasını attığı GATS, MAI ve MIGA sözleşmeleri ile yani genel hizmetlerin özelleştirilmesi ile devlet kurumlarında çalışan, bu hizmetleri yerine getirenlerin ücretleri düştü, kamu emekçileri giderek yoksullaştı. Yani güvence ve ayrıcalıklar ortadan kalktı. Güvencesizliğin arttığı, özelleştirmeler ile çalışma koşullarının ağırlaştığı, esnek çalışmanın, performasa dayalı çalışmanın dayatıldığı bir süreci yaşadık. Gerek hükümetin politikaları ile gerekse de artan enflasyonla çalışan kesimlerin ücretleri eridi, alım gücü azaldı.

“MEMUR-SEN, ERDOĞAN’DAN HİMMET BEKLEYEN BİR TUTUM ALDI”

Yandaş sendikaların kamu emekçilerinin yoksullaşması konusunda oynadığı rol nedir?

Toplu sözleşme sürece zaten özgür bir ortamda gerçekleşmedi, kamu emekçilerinin anlaşmanın olmadığı noktada grev hakkının kullanması söz konusu bile değil devlete göre. Devletin bu tarz durumlarda adeta grev silahı olmayan kamu emekçilerinin, işveren olarak devletin lokavt diyebileceğimiz uygulamaları sayılabilecek, cezalarıyla karşı karşıya kalınabiliyor. Biz KESK olarak, “Haklar yasalardan önce gelir” diyerek içeride uluslararası sözleşmelere paralel olarak düzenlenmiş yasal mevzuat olmadığı için mevcut mevzuat buna cevaz vermese de üretimden Anayasa ve Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmelere dayanak yaparak haklılığımızdan gelen meşruiyetimizden aldığımız gücümüzü her dönem kullandık.

Bu arada AKP ve Saray’ın uyguladığı ekonomik ve siyasi politikalarına kitlesel rıza oluşturma aygıtı haline gelmiş yandaş sendikaların kamu emekçilerinin geldiği olumsuz durumdan çok fazla sorumlu olduğunun altını çizmek lazım. Bugünkü AKP güdümlü konfederasyon olan Memur-Sen’in nasıl yetkili sendika haline geldiğinin kusa hikayesi şudur: AKP’nin iktidara geldiği sene 39 bin civarında üyesi olan Memur-Sen AKP’nin 16 yıllık iktidarında 1 milyon 56 bine çıkmasını dünya sendikalar tarihinde eşi benzeri yoktur. Böylesi dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir süreç bu. “Hormonlu sendika” kavramı Memur-Sen’in geçirdiği sürece bağlı olarak sendikalar tarihinde kullanılmaya başlamıştır. Memur-Sen’in “sendikal mücadele”ye kattığı tek şey budur. Üye sayısını da yeni göreve başlamış kamu emekçilerinin sözleşmelerinin arasına sendika üyelik sözleşmelerini de koyarak, baskıyla arttırdıklarını da biliyoruz. Bu sendikalar iktidarın o işkolunda iktidarın egemenlik kurma aracı oldu ya da terfi alma, atama aracı gibi bir işlev gördü. Kamu alanında Memur-Sen, işçi alanında da Hak-İş’in yaptığı sözleşmelere baktığımızda bu sözleşmelere rıza aracı olarak kullanılıyor.

Son sözleşmede hükümet ile Memur-Sen arasında yarım puanlık artış için yapılan bir tartışmayı hatırlarsınız ki şimdiki ekonomik durumlara baktığımızda gerçekliği yok bu rakamın. En sonunda da zaten topu Saray’a atıp Tayyip Erdoğan’dan himmet bekleyen bir tutum aldılar. Sonuç olarak kamu emekçilerinin yoksullaşması en önemli müsebbiblerinden birisi hükümet, diğeri de yandaş sendikalar, yandaş Memur-Sen’dir.

“KRİZE KARŞI BİR İTİRAZ HAREKETİNİN BİR AN ÖNCE OLUŞTURULMASI GEREKİYOR”

KESK geçtiğimiz günlerde ekonomik krizin yarattığı yıkıma karşı bir mücadele programı açıkladı. Bu programın içeriğinden bahsedebilir misiniz?

Sonuçları daha yeni yeni ortaya çıkmaya başlasa da özellikle ücretlilerin ile dar gelirlerin yaşama koşullarının ağırlaşarak devam edeceği bir süreç. Konfederasyonumuz KESK, DİSK başta olmak üzere TMMOB ve TTB gibi meslek örgütleri ile bu mücadele sürecinin toplumun tamamını ilgilendirdiği; ortak bir tutum alışın, ortak mücadelenin gerekli olduğu, öteden beri mücadelenin toplumun bütün ezilenleriyle birlikte yürütülmesi konusunda bir tartışma yürütülüyordu. Eylül ayından bu yana krizi yaratanlar sermaye ve sermayeye daha fazla para aktaran ve bu aktarılandan pay alan iktidar. Var olan krize, bu krizin faturasının emekçi halka kesilmesine yönelik politikaların bir an önce son bulmasına ilişkin bir itiraz hareketinin bir an önce oluşturulması gerekiyor. Sonuçta 15 Temmuz darbe girişimini fırsata dönüştürerek kanun hükmünde kararnamelerle parlamentoyu işlevsiz kılıp her türlü kararı alan bir iktidar var. Zamlardan toplu işten çıkarmalara kadar her türlü boyutu ele alan bir tartışma süreci yürütülüyor. Bunun sonucunda da KESK, DİSK, TMMOB, TTB hem kendi alanlarında mücadele yürütme kararı aldı, hem de bunu ortaklaştırma noktasında bir arada hareket etme yönünde irade beyan etti.

KESK de bu ortak mücadelenin bir parçası olarak 2019 Ocak’ının ikinci yarısına kadar devam edecek bir programı kamuoyuna açıkladı. Bu programın başlığı da “Yoksullaşmaya, işsizliğe, güvencesizleşmeye karşı birlikte mücadeleye.” Kasım ayının ilk günlerinden itibaren başlayan bu program, KESK’in öteden beri “TİS yenilensin, yandaş sendikalar hesap versin” başlığıyla yaptığı bordro yakma, basın açıklamaları gibi eylemlerin bir bütünü olarak düşünmek gerekir. Tabii bu program belirttiğimiz tarihle beraber son bulacak diye düşünmemek lazım, yeni bir evreye geçecek diye bakmalı. Bu süreçte mücadelenin bilince çıkması için panel, sempozyum, çalıştaylar düzenlenecek. Bu faaliyetlerin giderek ivmesinin artırıldığı basitten karmaşığa doğru bir eylemlilik hattının oluşturuldu. Bölge mitingleri bunun önemli uğrak noktaları. Bölge mitinglerinin ilki 17 Kasım’da İzmir’de olacak. Mitingin örgütlenmesinde ise KESK’e bağlı sendikaların merkez yürütme kurulları, KESK Merkez Yürütme Kurulu’ndan bir kişinin de olduğu heyetler illerde çalışmalarına başladı. Bölgelerde bulunan emek ve demokrasi güçleriyle, yerelin ekonomik krizin yarattığı yıkıma karşı politikalarının ortaklaşmasına dönük toplantılar ve görüşmeler yapılıyor.

BÖLGE MİTİNGLERİ YALNIZCA KESK’İN DEĞİL

Bu bölge mitingleri her ne kadar kamuoyunda “KESK 5 bölgede miting yapıyor” gibi sunulsa da geçtiğimiz günlerde İstanbul’da yaklaşık 40’a yakın kurumun da imzacısı olduğu ve kamu oyuna açıklanan deklarasyonun bir parçası. İmza koyan 40 kurumun doğrudan kamuoyuna “KESK’in bölge mitinglerine katılıyorum” gibi bir açıklaması olmamakla beraber bu kurumlar mitinglerin destekleyicisi , katılımcısı olmanın ötesinde örgütleyicileridirler de. Bu eylemlilikler zamansal olarak bu işin tartışılması noktasında KESK’in sadece çağrıcı olduğu, öznesinin bütün emek ve demokrasi güçlerinin olduğu bir süreç. Bu konuda merkezi görüşmeler devam ediyor. Yani yapılacak mitingin kendisi KESK’in mitingi değil aslında.

“İHRAÇ EDİLEN ARKADAŞLARIMIZ DERHAL GÖREVLERİNE İADE EDİLMELİ”

Bu arada KESK olarak bu eylemlerimizin ana vurgularından birisi kriz olmakla birlikte diğeri KHK’lerin iptali, sonuçlarının ortadan kaldırılması ve işten atılan arkadaşlarımızın işe iadesi, hak kayıplarının karşılanması. Bildiğiniz gibi KHK’lerle beraber KESK’e bağlı iş kolu sendikalarımızın üyesi 4 bin 235 kişi ihraç edildi. Üyelerimiz haricinde de haksız ve hukuksuz şekilde ihraç edilen binlerce emekçi var. Çok ciddi ekonomik mağduriyetler yaşıyorlar. Bununla ilgili geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı’na ihraç edilen ve edilmeyen üyelerimizle beraber faks çekme eylemi düzenledik. Talebimiz OHAL İnceleme Komisyonu’nun feshi ve ihraç edilen arkadaşlarımızın derhal görevlerine iade edilmesi. Bu süreci hem içeride fiili olarak, hukuki mücadelelerle hem de uluslararası boyutlarıyla yürüttüğümüz bir mücadele bu.

ILO TOPLANTISI: AKP’NİN FİYASKOSU

30 Kasım’da da üyesi olduğumuz konfederasyonlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne hukuk büromuzca OHAL Komisyonu’nun bir oyalama işlevi gördüğünü, etkin hukukun işlemesi yönünde engel teşkil ettiği, bunun için iç hukuk yollarının tamamlanması ön kabulünden hareket edilerek AİHM’e doğrudan bireysel olarak başvuru haklarını kullanmaları gerektiği vb. konularda mektup yazacaklar. AKP iktidarının çalışma yaşamına dönük, sendikal yaşama, örgütlenme özgürlüğüne, çalışma hakkının ortadan kaldırılmasına dönük karnesi ortada. Türkiye bu noktada kara listeye alınmış durumda. Bunun en son örneğini geçtiğimiz günlerde ILO’nun düzenlediği konferansta gördük. Konferansa 51 ülkenin katılması gerekirken KESK’in ve DİSK’in, birlikte ITUC ve ETUC’a bağlı sendikaların bu toplantıya katılmasının doğru olmadığına dönük sundukları öneri sonucu 3-4 ülke katıldı, dolayısı ile bu AKP hükümetinin fiyaskosu oldu.

“KESK OLARAK GÜCÜMÜZÜ HAKLILIĞIMIZDAN VE ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZDEN ALIYORUZ”

KESK’in il toplantıları, kurum ziyaretleri, panel, çalıştay, sempozyum gibi aydınlatıcı faaliyetleri üzerine konulan bölge mitingleri ilk startı olan 17 Kasım İzmir Mitingi’yle başlıyor. Bunun dışında 9 Aralık’ta Samsun, 15 Aralık Adana, 16 Aralık Diyarbakır ve 22 Aralık İstanbul bölge mitingleriyle bütün emek ve demokrasi güçleri ile itirazımızı daha da yükselttiğimiz, parlamentonun işlevli hale getirilmesi çağırısıyla birlikte, hükümetin bu politikalarını kabul edemeyeceğimizi, yaklaşan yerel seçimlerle birlikte onu da gören bir biçimde Ankara merkezli, Ocak ayının ikinci yarısında bir Türkiye mitingi planlaması var. Bunun kesin tarihini ve programını kamuoyuyla paylaşacağız. Tabii ki AKP baskı politikalarına devam ettiği düşünüldüğünde etkinliklerimizi yasaklama yoluna giderse bunu kabul etmediğinizi en kararlı bir şekilde gösterme iradesini ortaya koyarız. Bunu kabul etmeyeceğimizi, eylem ve etkinlikler noktasında her türlü A-B-C planlarının hazır olduğunu belirtelim. Sonuçta bilelim ki her türlü talebimiz örgütlü mücadele ile alınacaktır. Bu mücadele uzun soluk almayı, yol haritamızı ve alet çantamızı buna uygun donatması gerekli kılar. Bilinmelidir ki örgütlü mücadele temeldir. Örgütlü yapılar hep öncü misyonla hareket etmelidirler. Ancak bu öncülük kendinden menkul değildir. Önderlik sadece önde gitmek değildir tek başına; aynı zamanda arkasından gidilendir! KESK olarak biz gücümüzü haklılığımızdan ve örgütlülüğümüzden alıyoruz. Bu bilinç ve kararlılıkla yolumuz açık olsun! Hepimize kolay gelsin!

Söyleşi: Edip Mert Arslan