Duygulu/duyarlı olma konusu ve “Sanatçı muhalif midir?” meselesi – İsmail Topkaya

Türkü, şarkı söylemek, dizilerde oynamak ve hatta sinema oyuncusu olmak için “bir duruş” sahibi olma gerekliliği olmadığı bir gerçektir. Bir sanatı icra etmek, pratik anlamda o işin sanatçısı olmak için yeterlidir. Ama duyarlı ve duruşu olan sanatçı olmaya yetmez

Duygulu olmak ile karıştırılan veya ilgisi kurulan diğer bir kavram ve davranış hali de duyarlı olmaktır. Sanılır ki, duygulu olanlar aynı zamanda duyarlıdırlar. Oysa böyle değildir. Duyarlı olma ile duygulu olma arasında doğrudan ve gerekirci bir ilişki söz konusu değildir.

Duygulu bir insan pekâlâ duyarsız olabilmektedir. (Bazı zamanlarda ve bazı konularda üzülebilen, sevinebilen insanların aynı zamanda pek çok konuda ne kadar acımasız ve hatta kötü olduklarını biliyoruz.) Buna karşın duyarlı pek çok insanın aynı zamanda “duygusuz” olması ise mümkün değildir. Çünkü insanlar normal koşullarda “duygusuz” olmazlar.

Uzatmadan asıl konuya ve amaca girmek gerekirse, insanlığa gerekli olan şey duygulu olmaktan ziyade “duyarlı olmaktır”. Yani bize ve hayatımıza dair gerekli olan şey duygulu değil, duyarlı insan olabilmektir. Çünkü duygu aldatıcıdır, bencildir, çıkarcıdır, durmadan değişir ve güvenilmezdir. Bilindiği üzere hisler zaten böyle bir şeydir.

Duyarlılık ise asla böyle bir durum değildir. Çünkü duyarlılık salt duygu işi değildir. Duyarlılık duygu ile ilişkili ama yaşama dair birçok olguya ilişkin sorumluluk ve ilgili olma halidir. Dolayısıyla bilgi ve bilinç gerektirir. Duyarlılık duygusal olmaksızın da ilgili, sorumlu olma hali olabilir. Bu bağlamda duyarlılık bir konuya, soruna veya duruma ilgili olmaktan kaynaklanan “bilme ve farkında olma hali” ve sonrasında da “sorumluluk duyma ve emek harcama düzeyine ulaşan davranış halleridir”. Buradan hareketle duyarlılık toplumsaldır. Toplumsal olan her şey beraberinde toplumcu olmayı da getirir. Dolayısıyla duyarlılık paylaşımcıdır, kolay değişmez ve güvenilirdir.

İktidarla saf tutan sanatçılar furyası

Son yıllarda artan sayıda şarkıcı, türkücü, dizi oyuncusu ve belli sayıda da olsa sinema oyuncusu başta olmak üzere, kendilerine toptancı bir yaklaşımla “sanatçı” kimliği atfedilen kişiler, gündelik siyasete ve esasen de iktidarın yanında veya safında yer alma tavrı içine girdiler. Ya da böyle bir furya veya moda başladı. Bu furya veya moda içinde yer alanlar arasında daha çok popüler sanat ve popüler kültür ile ilgili aktörlerin sayıca daha fazla olması tesadüf olmasa gerek.

Buradan hareketle sanatçı kavramının ve pratiğinin içinin nasıl doldurulacağına ilişkin bir ihtiyaç da ortaya çıkmıyor değil. Lakin sanatçının illaki muhalif olması gerektiği gibi basmakalıp bir yaklaşımın doğru olmadığı da başka bir gerçektir. Bu durumda sanatçının tanımlanmasında öncelikle uğraş verilen ve sanat olarak tanımlanan iş, eylem ve üretim konusundaki yetkinliği ile ilgili ve sınırlı olması gereğinin altını çizmek gerekir.

Peki, sanatçıların veya sanatçı olarak nitelendirilenlerin duygusal ve duyarlı olma durumlarını belirleyen şeyler nelerdir? Ya da sanatçının ve sanatın muhaliflik olgusunu belirleyecek olan nedir?

Sanat eğer aynı zamanda bir duruş demekse, sanatçı da o duruşu bir şekilde sergileyen kişi demektir. Sanatçı olarak tanımlanan kişi de çevresindeki söz konusu duruşa uymayan gelişmeler olduğunda, olması gereken şey uyumsuz olması gerektiğidir. Bu uyumsuzluğun adı “muhaliflik” olarak değerlendirilebilir ama yetmez. Çünkü muhaliflik söz konusu uyumsuzluğu açıklamaya yetmez.

Ama sanat olarak nitelendirilen bir uğraş eğer aynı zamanda bir duruş taşımıyor veya içermiyorsa, haliyle o uğraş ile ilgili kişilerin de bir duruşu olmak zorunda değildir. Bu durumda uyumsuzluk da söz konusu olmayacaktır.

Duruşunuz yoksa

Genel anlamda ve tarihsel olarak bakıldığında sanat olarak tanımlanan tüm uğraşlar aynı zamanda bir duruşun gereği ve nedeni olarak ortaya çıkmış uğraşlar olarak değerlendirilirler. Haliyle o duruşa uymayan gelişmelerin, olay ve olguların müsebbibi olanlar ister güç sahibi olsun, ister iktidar sahibi olsun, sanatçılar onlara uyumsuzluk gösterirler. Haliyle bu uyumsuzluk karşıtlık demektir. Duruşunuz yoksa uyumsuzluğunuz da olmaz. Duruşu olmayanın uyumsuzluğu yani doğal olarak karşıtlığı ve son tahlilde muhalifliği de olmayacaktır.

Buna ilaveten sanatın değil ama o sanat ile uğraşan kişilerin bir duruşu ve o duruşa ilişkin bir uyumsuzluğu ve dolayısıyla muhalifliği de söz konusu olabilir. Tam tersi sanatın kendisinin bir duruşu olduğu halde, ya da bir duruşun ürünü olduğu halde, onunla iştigal eden bazı kişilerin bu duruş ile ilgileri olmayabilir.

Burada sanat ve o sanatın varlığı, niteliği, nedenselliği ve işlevlerinden yola çıkarak, bir duruştan ve o duruşa ilişkin uyumsuzluktan ve bunun sonucu bir muhaliflik durumundan söz edildiğinde ortaya çıkan şey, sanat denilen uğraşın yeniden ne olduğundan çok nasıl bir işleve sahip olduğudur. Bu bağlamda güç ve iktidarların sanat ile olan ilişkisi ve bazı sanat denilen uğraşların iktidar için kullanışlılığı üzerine bir ilişki olabilmektedir.

Aslına bakarsanız ilk tahlilde belirtilen duygulu ve duyarlılık meselesine atfen sanatın duyarlılığı onu yaratan ve sürdürenlerin duyarlılığı ile ilgili bir şey olsa gerektir. Dolayısıyla sanatın duruşu da onunla ilgili olanın duruşundan bağımsız değildir.

Muhalif olmayı bilmem ne partisine veya bilmem ne iktidarına ya da kişisine karşı olmaya indirgediğimizde, sanatçılığı da gündelik siyasete karşıt olmaktan ibaret görmeye başlarız. Yani muhalifliği takım tutmaya indirgediğimizde, sanatın muhalif tutumunu da güncel siyasete indirgemiş oluruz ki, bugün sanatçı sıfatı ile tanımlanan birçok kişinin tavrını da bu anlamda önemsemek ve değerli bulmak gibi bir yanılsamanın içine düşeriz.

Bu bağlamda sanat ve sanatçı tanımlamasında mesele “bir duruş” ve o duruşa ilişkin karşındakine uyum veya uyumsuzluk gösterme meselesi olduğunun altını bir kez daha çizmek gerekir. Duruş denilen şeyden kasıt sanatın kendisi değil, işlevselliğidir. Çünkü ne yaptığın kadar neden ve niçin yaptığın da önemlidir.

Bilinç de gerekir

Türkü, şarkı söylemek, dizilerde oynamak ve hatta sinema oyuncusu olmak için “bir duruş” sahibi olma gerekliliği ve dahası zorunluluğu olmadığı da bir gerçektir. Bir sanatı icra etmek, pratik anlamda o işin sanatçısı olmak için yeterlidir. Ama duyarlı ve duruşu olan sanatçı olmaya yetmez.

Ne denmişti? “Duyarlı olmak bilgi ve bilinç gerektirir. Duygulu olmak içinse sadece his ve kelimeler yeter.” Yaşamın belli dönemlerinde ve toplumsal hayatın çalkantılı ve kaotik süreçlerinde şiddetle ihtiyaç duyulan şeylerden birisi de elbette bilinç, daha çok da toplumsal bilinç ve mümkünse sınıf bilinci taşıyan ve buna içkin duruş sahibi olan sanatçılara sahip olmaktır.

Genel olarak sanatçıları kutsamamak gerekir. Üstelik günlük eğlence ve popüler sanat ve kültüre ilişkin bir iş icra eden ve tartışmalı sanat ve sanatçı kavramına haiz “sanatçıların” ne zaman ne yapacağı pek belli olmaz. Ama bilinci, toplumsal bilinci ve dahası sınıf bilinci olan sanatçıların durumu, sanatçı oluşlarından dolayı değil, kişilik ve kimlik duruşlarından dolayı bir sanatçı duruşları vardır ki, farkı yaratan ve yaratacak olan da bu olmaktadır. Ya da diğer söylemle bugün sanatçı olarak tanımlanan, değerleri kendinden menkul birçok “sanatçıda”  olmayan özellik bu olsa gerektir.