AKP’nin Suriye stratejisi: Hedefe varmak için kullandığı araçlar – South Front

IŞİD ve Nusra dahil cihatçı grupların Türkiye-Suriye sınırındaki serbest geçişi, Rusya’nın Suriye’de askeri operasyonlarını başlatmasına ve IŞİD’in petrol ticaretine dâhil olmak gibi bu teröristlerin Türkiye bağlantılarına ilişkin ifşaatlara kadar sürdü

Aşağıdaki yazı, kendisini “uzman ve gönüllülerden oluşan bağımsız ekip tarafından yürütülen bir ‘Analiz ve İstihbarat’ sitesi” olarak tanıtan, Suriye savaşı başta olmak üzere Ortadoğu’daki çatışmalara Rusya’nın yaklaşımını dikkat çekici bir profesyonellikle yansıtan South Front sitesinin hazırladığı “Suriye’deki Türk stratejisi: Askeri operasyonlar, vekil güçler ve İdlip meselesi” başlıklı kapsamlı analizin ikinci bölümünün çevirisidir. (İlk bölüm için tıklayınız!) Diplomatik söylemlerin ve taktiksel ortaklıkların perdelediği gerçek siyasi denklemi, Türkiye’ye ilişkin ancak Türkçe basında göremediğimiz kimi ciddi iddiaları da içerecek biçimde, tabii ki Rus çıkarlarını merkeze alan bir öznellikle sunan bu analizin Sendika.Org okurlarının ilgisini çekeceğini düşünüyoruz.

Suriye savaşı başladığında, Türkiye kendi topraklarını, özellikle de sınır bölgesini, silahlı oluşumların eğitim, dinlenme ve tıbbi destek için kullandığı bir altyapı sahasına dönüştürdü. Gayri resmi olarak “cihat-ekspres” adını alan İstanbul-Gaziantep rotası, 2014-2016 yıllarında Suriye’ye giden cihatçıların ana güzergâhıydı. Kilis-Azez sınır geçişi, Suriye’ye hareket eden militanlar açısından başlıca aktarma merkezlerinden biriydi. Dahası pek çok Türk sınır yerleşimi, militanların toplandığı ve sınırı geçmek üzere hazırlandıkları fiili üsler konumundaydı.

Militanların Türkiye’den Suriye’ye geçişi açısından Hatay ilinin stratejik önem elde ettiğinin belirtildiği 15 Temmuz 2013 tarihli, İçişleri Bakanı Muammer Güler imzalı mektup özel bir önemi hak ediyor. Bölgede militanlara hareket imkânın sağlanması, eğitim faaliyetleri ve yaralı savaşçılara tıbbi yardım sağlanması ve militanların sınırdan Suriye’ye girişi asıl olarak bu bölgeden gerçekleşti. Mektuba göre Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve benzer yetkiye sahip diğer organizasyonlar, ilgili işleri Hatay Valiliği ile birlikte koordine ediyordu. Savaşçıların kara ya da hava yoluyla ve çeşitli sivil unsurların katılımıyla Hatay üzerinden taşınması sırasında güvenlik önlemlerinin artırılması gerekiyordu. Mektupta, savaşçıların MİT’in talimatları doğrultusunda Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı misafirhanelere yerleştirilmesinin uygun görüldüğü yazılı. Benzer mektuplar Mardin’e, Urfa’ya ve Antep’e de gönderildi.

Kamplar, serbest geçiş, eğit-donat

Hatay, Suriye ordusundan kaçan askerlerin barındığı, Suriye sınırına yalnızca 2 kilometre mesafedeki Apaydın Kampı’na da ev sahipliği yapıyor. CHP’li Mehmet Ali Ediboğlu’na göre Eylül 2012’de bu kamp ÖSO’un karargâhı olarak kabul edildi. O tarihte 30’u general 300 eski Suriye askeri ve polisi bu kamptaydı.

Eylül 2013’te Deutsche Welle’de yayımlanan bir habere göre El Kaide bağlantılı örgütlerden yüzlerce savaşçı Türk ambulanslarıyla Suriye’den Urfa’daki Ceylanpınar ve Balıklıgöl hastanelerine getirildi. Balıklıgöl’e getirilenler daha ağır yaralı olanlardı. Ağustos 2014’te Daily Mail, militanlar için Suriye’ye açılan bir boru hattına dönüştürülen ve sınırdaki kolluk güçlerinin bu duruma göz yumduğu sınır ilçesi Reyhanlı ile ilgili bir makale yayımladı. IŞİD militanları sınırı geçmeden önce kentte dinleniyor, askeri üniformalar ve muhtemelen silahlar da sokak ortasında satılıyordu.

“Suriyeli isyancılar” Mart 2015’ten başlayarak ABD ve Türk askerleri tarafından İç Anadolu kenti Kırşehir’deki bir üste eğitildiler. ABD bunların IŞİD’e karşı savaşacağını duyurdu ancak Türk muhalefet temsilcileri eğitilen militanların asıl olarak Esad hükümetine karşı savaşacağını söyledi.

Türk yetkililer Mart 2015’te, Türk vatandaşı yaralı bir IŞİD saha komutanının Denizli’deki bir hastanede tedavi altında olduğunu doğruladılar.

2016’da Fırat Kalkanı Operasyonu’na katılan ÖSO mensupları için Antalya’da bir eğitim kampı düzenlendi.

Kent merkezi İncirlik Hava Üssü’ne 8 km mesafede bulunan Adana’da “isyancılar” için bir eğitim kampı olduğu yönünde medyada birden fazla haber yer aldı. Türk hava kuvvetleri yetkilileri bu haberlere dair yorumda bulunmadı, gazetecilerin de üsse erişim olanağı olmadı. Bu yaklaşımı resmi gerekçelendirmesi, mültecilerin ve savaşçıların sınır hattında serbest geçiş hakkına sahip olması gerektiği şeklindeydi.

Nusra Cephesi militanları.

Bu durumdan istifade eden iki ana aktör, Türkiye toprakları üzerinden savaşçı, para ve silah tedarik eden Nusra Cephesi (şu anda Heyet’i Tahrir’uş Şam olarak biliniyor) ve IŞİD’di. Ayrıca Ankara’nın bu gruplarla bağları yalnızca Esad’a karşı savaşa dayanmıyor, bunun yanı sıra ekonomik ilişkileri de içeriyordu; ve ne Türk askerleri ne de istihbaratçılar bu duruma dair bir yanılsama içindeydi.

IŞİD susuz, elektriksiz bırakılmadı

Türkiye’nin savaşın başından itibaren pek çok Suriye kentini ve köyünü ciddi su kesintilerinden mustarip edecek şekilde Fırat Nehri boyunca su tutma işlemlerini artırdığı da belirtiliyor. Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) kuzeydoğu Suriye’de kontrolü ele almasıyla birlikte ise su tutma işlemleri azami seviyelere yükseldi. Ne var ki IŞİD bu bölgeleri kontrol ederken Türkiye su ve elektrik tedariğini sürdürüyordu.

Türk-IŞİD işbirliğine dair bir diğer önemli konu Süleyman Şah Türbesi’nin güvenliği meselesiydi ki bu IŞİD içindeki katı İslamcılar arasında anlaşmazlıklara yol açmıştı. Çünkü onların İslam anlayışına göre ölünün yüceltilmesi inanç eksikliğinin ve çok-tanrıcılığın bir işaretidir. Ne var ki bir şekilde bu türbe IŞİD militanları ve Türk askerleri tarafından ortaklaşa korundu. IŞİD’in türbenin korumasını sağlayıp karşılığında militanlarına Türkiye-Suriye arasında serbest geçiş olanağı elde ettiği bir anlaşmanın varlığından katiyetle söz edilebilir.

Beylikdüzü’nde bir hastanede

QSD’nin yakaladığı IŞİD savaşçılarıyla yapılan mülakatlardan daha fazla delil çıkarabiliyoruz. Bunlardan biri Osman adından bir Libyalıydı. Önce Libya’nın Bani Velid kentinde 22 günlük kısa bir ilk eğitime gönderilmiş. Daha sonra diğer IŞİD üyeleri ile Misrata’da 25 gün boyunca eğitim almış. Mezuniyetinden günler önce Osman, “silahlı bir arkadaşı” tarafından PK makineli tüfeği ile vurulmuş ve bu da Misrata’da hastanede 22 gün daha geçirmesi anlamına gelmiş. Bu süre içinde kendisine sahte bir Libya pasaportu sağlanmış ve tedavi için İstanbul’un Beylikdüzü ilçesindeki büyük bir hastane olan Medicana International’a gönderilmiş. Osman, Afrika’dan, Tunus’tan ve diğer Mağrip ülkelerinden, Suriye’deki “kardeşlerine” katılmak isteyen IŞİD militanları için Libya’dan Türkiye’ye işleyen bir hava koridoru olduğunu doğruluyor. Yaralı savaşçılar Libya’dan Türkiye’ye özel bir uçakla gönderildi. “Biniş sırasında bize yardım ediyorlardı” diyor Osman, “O zaman anladım ki herkes ciddi yaralıydı ve hatta bazıları kötürüm olmuştu.” Atatürk Havalimanı’nda IŞİD savaşçıları ambulanslarla karşılandı. Sonra da bütün yaralılar Türk hastanelerine yerleştirildi.

“Ayrı ayrı ve çiftler halinde bindirildik, derken kendimi Medicana International’da buldum.” Osman bütün IŞİD hareketlerinin Türk istihbaratı nezaretinde gerçekleştiğini söylüyor. Yaralı militanların güvenliğini sağlamakla da ilgileniyorlardı. “Bir keresinde nöroloğa görünmem gerekti, bunun için başka bir hastaneye nakledildim. Hastaneye giderken bana tüfek taşıyan iki istihbarat görevlisi eşlik ediyordu.” Osman 4 ay süren tedavinin ardından önce hastaneye yakın bir otele ardından da İstanbul’un Avrupa yakasındaki bir eve yerleştirildi. Üç gün sonra da Ebu Musab el Iraki denilen bir militanla iletişime geçti ve İbrahim Halil semtinde buluştular. (Yazının orijinalinde “İbrahim Halil semti” ile tam olarak nerenin kastedildiğine dair bir işaret yok; -ç.n.) Burada kendisine ve diğer paralı askerlere Urfa’ya gitmek üzere uçak bileti alacakları söylendi. Pek çok IŞİD militanı ve aileleri zaten orada toplanmıştı. Osman IŞİD’in ikmal kanalları açısından iki kentin özel öneme sahip olduğunu belirtti: Tel Abyad ve Cerablus. Paralı askerlerin Türkiye’den Suriye’ye yönelik en büyük akışı Türk istihbaratı ve ordusunun gözetimi altında bu koridorda gerçekleşiyordu. Savaşçıların yanı sıra silahlar, mühimmat ve üniformalar da bu hattan geçiyordu.

Bir başka IŞİD üyesi (adı belirtilmiyor) şunları söyledi: “Azez’de yaşıyan Sudanlı arkadaşım Halit Sali benim de IŞİD’e katılmamı önerdi. Kabul ettim çünkü diğer oluşumlarla ilgili bir şey bilmiyordum. Sınırdan geçmek kolayın da kolayıydı. Asker yok, polis yok, Türk yetkililer yok. Şayet oradaydıysalar burunlarının dibinden geçmişiz demektir.”

İsrail askeri istihbarat şefi Tümgeneral Aviv Koçavi, Ocak 2014’te Karaman, Osmaniye ve Şanlıurfa’nın El Kaide kamplarına ev sahipliği yaptığını ve buraların aynı zamanda toplanma noktaları olarak kullanıldığını söylemişti.

Rus operasyonları başlayınca

Suriye’deki Rus askeri operasyonunun ve IŞİD’in petrol ticaretine dâhil olmak gibi bu teröristlerin Türkiye bağlantılarına ilişkin çok sayıda ifşaatın başlamasının ardından bu teröristlerin sınırdaki serbest geçişi kesildi. Başka türlü olsaydı Erdoğan hükümeti aleni bir terörizm destekçisi haline gelecekti ki bu Erdoğan’ın imajı açısından kabul edilemezdi. Ancak sınır geçişlerinin kapatılmasının ana nedeni IŞİD’in ve Nusra Cephesi’nin yaşadığı bir dizi yenilgi, Rusya’nın basıncı altında Türkiye’nin kendi Suriye stratejisini yeniden değerlendirmesi ve mülteci akışındaki düşüştü.

Devam edecek…

[South Front’taki İngilizce orijinalinden Ali Ergin Demirhan tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]