ABD’nin Kandil hamlesi: Kimin için ödül veya ceza? – Mustafa Peköz

Washington’ın, Ankara’nın bütün itirazlarına rağmen YPG merkezli DSG’yi Suriye’de en yakın müttefik olarak görmesi, politik ve askeri olarak çok yoğun olarak desteklemesi, kamuoyunda yansıtılanın tam tersine Pentagon’un Suriye’de çekip gitmeyeceğini özetliyor. Bunu yaparken Ankara’yı sakinleştirmek, kendi stratejisine uyumlu hale getirmek için iktidara görüntüsel olarak ciddi bir “ödül” sundu, üç PKK liderinin başına para ödülü koydu

Ankara’ya yönelik yaptırımları kaldıran Trump yönetimi bununla kalmadı, hem Türkiye’yi İran’a yönelik yaptırımlardan muaf tuttu hem de PKK’nin önde gelen üç yöneticisinin yakalanması için ödül koydu. Bu üç liderin seçiminin tesadüf olmadığı, PKK’nin stratejik, askeri ve ideolojik üçayağını hedeflediği anlaşılıyor.

Akla gelen soru şu: Kandil ile belirli aralıklarla görüşen ve hatta söz konusu üç liderle zaman zaman toplantılar yapan ABD neden böyle bir adım attı? Dönemin başbakanı Ecevit, Öcalan’ın kaçırılıp Türkiye’ye teslim edilmesini anlamadığını belirtmişti. Aynı şekilde Ankara’nın Fırat’ın doğusuna yönelik zaman zaman küçük çaplı top atışı yaparken, Washington’ın PKK’nin üç lideri hakkında böyle bir karar alması devlette şaşkınlık yarattı.

ABD bütün bunları yaparken hiç şüphesiz ki amacı, Türkiye’nin yeniden NATO ayarlarına yönelmesini ve ABD’nin bölgesel stratejisiyle uyumlu hale getirmesini sağlamaktır. Ayrıca Almanya ile Türkiye ilişkileri de bu sürecin bir parçası olarak okunduğunda, Ankara’ya yönelik izlenen politikanın AB-ABD-NATO üçlüsünün ortak bir kararı olduğu anlaşılıyor.

AKP-MHP arasındaki ilişkinin aşamalı olarak kopmaya başlamasını da bu sürecin bir parçası olarak değerlendirmek gerekir. İktidar ortağı olan ve fiilen “gölge” cumhurbaşkanı görevini üstlenen Bahçeli’nin birkaç haftadır AKP aleyhine yaptığı açıklamaların politik arka planı, birkaç ilin belediye başkanlığı olmayıp AKP’nin Suriye politikasındaki değişim sürecine girme eğilimidir. Böylelikle Ergenekon merkezli Rusya ittifakının terk edilmesinin ilk ipuçlarının oluşmaya başlaması, iktidar ortağı MHP’nin tepkisine yol açtı. ABD-AB-NATO üçlüsü bu süreci derinleştirmek isteyecekler ve bu nedenle Erdoğan’a belirli bir düzeyde destek veremeye devam edecekler gibi görünüyor.

Washington’ın Ankara’ya yönelik atmaya başladığı her “pozitif” görünümlü hamlenin arka planında Suriye stratejisinin başarılı olması yatıyor.

Peki, ortaya çıkan mevcut durumu nasıl okumak gerek?

Daha önce yaptığım değerlendirmelerde sıklıkla vurguladığım gibi, ABD’nin Suriye stratejisi geçici olmayıp kalıcıdır. IŞİD’in tasfiyesi bunun bir gerekçesidir. Hatta daha bir süre IŞİD’in toptan tasfiyesi dahi gündeme gelmeyebilir, yani ertelenebilir. Böylelikle uluslararası alanda Suriye’de askeri güç olarak kalma gerekçesi devam eder.

Geleneksel bölgesel politikalarında bir değişikliğe giden ABD, ilk kez devlet olmayan bir gücü stratejik boyutta askeri ve politik olarak destekledi. Washington’ın YPG merkezli DSG’yi desteklemesi, 21. yüzyıl askeri stratejisinde ciddi bir değişimi içeriyor. Bunu yaparken Kürtleri çok sevdiğinden değil, Suriye üzerinde bölgesel dengeleri değiştirmeyi esas aldığından YPG ile ittifaka yönelmeyi bir zorunluluk olarak gördü.

Akla şu soru geliyor: Washington, Ankara’nın bütün ısrarlarına rağmen neden ortak NATO gücü olan Türk ordusuyla birlikte askeri bir operasyon yapmadı da, YPG üzerinden Suriye’de askeri ve politik bir güç olmak istedi. Bunun ilk akla gelen ve gerçekçi olanı, YPG’nin Suriye’nin yerleşik gücü olması ve sosyolojik dinamiklere sahip olmasıdır.

Ancak temel nedeni, bölgesel haritanın yeniden çizilmesi ve güç ilişkilerinin yeniden şekillendirilmesidir. İran’ın bölgesel yayılmacılığını engellemek ve Körfez ülkelerini yeniden dizayn etmek gibi önde gösterilen iki nedenin arka planında ise İsrail’in bölgesel güvenliğinin stratejik olarak sağlanması ve enerji hatlarının yeniden düzenlemesi bulunuyor. Bunun askeri ve politik garantisi de Kürtlerin üzerinde yaşadığı dört devletin sınırlarının yeniden çizilmesi ve Kürdistan’ın kurulmasıdır. Çok zor görünen bu planın işlemeye başladığı görülüyor.

2001 yılındaki Irak’a yönelik yapılan askeri operasyon bu sürecin birinci halkasında; Federatif Güney Kürdistan bölgesi oluşturuldu. Öcalan’ın İsrail-ABD operasyonu ile Kenya’dan yakalanıp Ankara’ya getirtilmesi de bu süreçle doğrudan ilişkiliydi. İkinci adım, Suriye’ye yönelik başlayan askeri harekattır. Gelinen aşama, Suriye’nin askeri ve politik pozisyonu iç dengelerin yeniden şekilleneceğini ve federatif bir yapının kurulmasının artık kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Burada da üç PKK lideri hakkında alınan karar devreye girdi.

Washington’ın, Ankara’nın bütün itirazlarına rağmen YPG merkezli DSG’yi Suriye’de en yakın müttefik olarak görmesi, politik ve askeri olarak çok yoğun olarak desteklemesi, kamuoyunda yansıtılanın tam tersine Pentagon’un Suriye’de çekip gitmeyeceğini özetliyor. Bunu yaparken Ankara’yı sakinleştirmek, kendi stratejisine uyumlu hale getirmek için iktidara görüntüsel olarak ciddi bir “ödül” sundu: Daha önce PKK liderlerinin olmayan malvarlıklarını dondurmuştu, şimdi de üç PKK liderinin başına para ödülü koydu.

Ankara’ya verilen mesaj;

  • PKK terör örgütüdür ve bunların liderleri hakkında küresel çapta yakalama kararı çıkarttım ve hatta başlarına ödül koydum. Bunun için PKK ile mücadelede seninleyim. Gerektiğinde Kandil’e karşı ortak askeri operasyonlar yapabiliriz. Hatta güçlü istihbarat desteği sunabiliriz.
  • PKK, politik sürecin dışında kalacak ancak iç politikada Kürtlerle ilişkilerini yeniden düzenle, bir kısım politik kararlar al ve somut adımlar at. Aksi takdirde süreç tersten işler. Bütünüyle yeni bir denklem üzerinde “çözüm” sürecinin canlandırılmasının gündeme al ve ilk adım olarak Demirtaş ile Kışanak başta olmak üzere Kürt siyasetçilerin serbest bırakılmasını sağla.
  • PYD/YPG ile PKK arasında örgütsel bir bağ yok ve YPG benim Suriye’deki müttefikimdir. YPG merkezli DGS’ye yönelik askeri operasyonlar bana karşı yapılmış sayılır. Eğer bunda ısrar edersen askeri olarak yanıt veririz.
  • Münbiç-El Bab sınır devriyesini Türk ordusu ile sağlayan ABD askeri güçleri, aynı zamanda Türkiye ile Fırat’ın doğusunun sınır devriyesini yani güvenliğini de DSG ile sağlıyor. Yani Türk ordusu ile DSG arasında Amerika askerleri dolaylı bir bağ kurmuş oluyor.
  • Önümüzdeki süreçte ABD’nin Suriye’deki askeri komutanlarının istemiyle Münbiç il merkezine Türk ordu güçleri gelecek ve “YPG’lilerin katılmadığı” DSG ile ortak bir güvenlik toplantısı yapacaklardır. El Bab-Münbiç sınır hattındaki devriyenin Türk ordu birlikleriyle DSG’nin birlikte sağlaması sürpriz olmaz.
  • PYD/YPG’nin PKK ile örgütsel bir bağı olmadığı kabul ettirilecek ve bu kez de doğrudan YPG ile askeri-güvenlik görüşmeleri başlayacak. Yani PKK’nin denklemin dışına tutulmasına paralel olarak PYD’nin politik ilişkilerin merkezine çekilmesi Ankara’ya kabul ettirilecek.
  • Bu sürecin kabul edilebilir bir noktaya gelebilmesi için şüphesiz ki zamana ihtiyaç var. Bu nedenle Ankara’nın Fırat’ın doğusuna yönelik top atışları ise tamamen iç politikaya yöneliktir. Belki yerel seçimler bu süreci aksatır ama planın esasından bir değişiklik olmaz.

PYD’ye verilen mesaj;

  • Suriye’de stratejik müttefikim sensin. Seni askeri, politik ve askeri olarak destekleyeceğim. Rojava merkezli Fırat’ın doğusunda, hatta Afrin’e kadar bölgeyi kapsayacak şekilde federatif bir yapı oluşturmak için uluslararası alandaki gücümü kullanacağım.
  • Ankara’nın PYD’ye yönelik saldırısını Washington’a karşı yapılmış kabul ederiz ve gerekli önlemleri birlikte alırız. Ama Türkiye’nin iç politik ilişkilerine müdahil olma ve askeri olarak eylemlerde bulunma, destek sunma. Ankara ile ortak buluşma noktaları oluşturmada ABD’ye yardımcı ol.
  • PYD liderleriyle PKK liderleri arasına fark koyuyoruz. ABD için PYD liderleri sahanın gerçek liderleridir ve doğrudan muhataplarımızdır. PYD, bu dengeyi bilmeli ve korumalıdır. PKK ile ideolojik ortaklığın olabilir ama örgütsel bağın olmamalı. PYD olarak “bağımsız” bir politik-strateji geliştir. Rusya-İran ve Şam rejimiyle ilişkilerine çeki düzen ver. Stratejik müttefikin çok değil tek olmalıdır. Böylelikle Suriye merkezli bölgesel denklemi birlikte kuralım.
  • Bunlar yapılmadığı taktirde askeri desteğimi çekmek ve başka alternatifler bulmak zorunda kalabilirim.

PKK’ye verilen mesaj;

  • İdeolojik-politik yöneliminde değişime git. PKK’nin kuruluş felsefesindeki ideolojik eğilimleri önemli oranda değiştirilerek “küresel dünyanın istediği”, “demokrat” bir çizgiye gel. Böylelikle PKK’nin politik olarak kabul edilebilir bir konuma getir.
  • Rojava’daki politik etki alanını sınırla. PYD ile ideolojik bağ devam edebilir ama örgütsel müdahaleye son ver, PYD ile Washington ilişkisine karışma.
  • Ankara ile ilişkilerinin yönünü netleştir. Ankara ile savaş mı esas, yoksa politik görüşmeler mi? Askeri ve politik yönelimin net olsun. Askeri seçenekse Pentagon, politik seçenekse Washington bir planlama yapacak.
  • İran’a uygulanan ambargonun açıklanmasının hemen ardından PKK’nin üç yöneticisine yönelik yapılan açıklama bir tesadüf olmayıp birbirini tamamlayan sürecin parçasıdır. ABD’nin İran’a yönelik başlattığı ambargo söz konusu stratejinin üçüncü halkasını oluşturuyor. Pentagon, beklenilenin aksine İran’a yönelik bir askeri operasyon yapmayacak ama Tahran molla rejiminin çökertilmesi için politik, ekonomik saldırılarını çok yoğunluklu olarak artıracaktır. Bir bakıma zamana yayacağı iç çökertme planı devreye konulacaktır. KCK içerisinde yer alan PJAK, İran’ın Kürdistan eyaletinde oldukça güçlü olmasına rağmen Kandil ile İran arasındaki ilişkiler ve anlaşmalar gereği, Tahran molla rejimine karşı dengeli bir politika izliyor. ABD, PKK’nin Kandil liderlerine, İran ile savaşta ABD ile doğrudan hareket etmesi mesajı veriyor. Bu olmadığı takdirde “Kandil’e yönelik bir kısım operasyonlar gündeme gelir” diyor.

Sonuç:

ABD’nin askeri temsilcilerinin zaman zaman Kandil’e giderek Cemil Bayık ve Murat Karayılan ile görüştükleri basında birçok kez yer aldı. Pentagon, sanıldığı gibi yakın bir dönemde Kandil’e yönelik bir operasyon yapmaz. Aldığı kararla Kandil üzerinde politik-askeri merkezli psikolojik bir baskı oluşturacaktır. Başlarına ödül koyduğu PKK liderleriyle görüşmeye devam edebilir.

ABD-PKK görüşmesinin merkezine İran oturacaktır. KCK’nin İran kolu olan PJAK’ın İran ile savaş pozisyonuna geçmesi öncelikli olarak ön plana çıkacaktır. PJAK ile İran arasında yeniden başlayacak bir savaş, sadece İran topraklarında kalmayacak, Suriye’de etkisi hemen hissedilecektir. Ayrıca Tahran-Ankara hattı yeniden aktifleşecektir.

PKK’nin üç lideri için konulan ödül, Ankara’nın askeri ve politik planlarını bozacak gibi görünüyor. Ankara bu süreçten pek mutlu olmadı denebilir. Ankara tatmin olmak için ABD’den askeri operasyon desteği isteyerek süreci kendi lehine döndürmek isteyecektir.

40 yıldır savaş halinde olan ve Ortadoğu’daki dengeleri iyi kuran veya okuyan Kandil, bir kısım askeri önlemler almanın ötesinde politik dengeleri yeniden gözden geçirerek çok yönlü sürpriz adımlar atabilir. Böylelikle politik denklemden kopmak yerine merkezine oturabilirler.

PKK’nin üç lideri hakkında konulan ödül, herkes kendi politik çıkarına göre değerlendirebilir. Ancak üç PKK lideri dahil olmak üzere bölgesel gelişmeleri objektif ve doğru analiz edenler, kaos olabilecek böylesi bir durumu avantaja dönüştürebilir.

PKK liderlerine karşı böyle bir kararın alınmış olması, Kürt toplumunda ABD’ye karşı ciddi bir kırılganlığa yol açar. Ancak PYD’nin politik pozisyonun resmileşmesiyle bu durum dengelenir gibi görüyor.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann