New York Times’ın tam 70 yıllık imkânsız arayışı: “Reformcu” Suudi Prens – Cenk Ağcabay

New York Times’ın “reformcu” Suudi Prens sevgisi Weeles Hangen’in Riyad’dan yaptığı 11 Aralık 1953 tarihli haberle başlıyor. Hangen bu haberinde “Arabistan’ın çok geniş kapsamlı reformlara hazırlandığını” bildiriyor

Kaşıkçı cinayeti nedeniyle Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Selman’a saldırarak Trump’a politik darbeler vurmaya çalışan New York Times gazetesi, son iki yılda aynı ismi dünyaya Ortadoğu’nun yeni “reformcu lideri” olarak satmaya çalışan uluslararası kampanyalar çerçevesinde Selman’a övgüler düzen pek çok yazı, haber ve söyleşi yayımlamıştı. Selman’ı dünyaya büyük bir “reformcu” olarak pazarlama amacını taşıyan kampanyalara emperyalizmin sözcülüğünü yapan ana akım Batı basınının neredeyse tümü büyük bir coşkuyla katılmıştı.

New York Times’ın “reformcu” Suudi Prens pazarlamacılığının oldukça köklü olduğunu ve 70 yıllık bir tarihe uzandığını Abdullah El-Arian yaptığı bir arşiv çalışmasıyla belgeledi. En son halkasını Veliaht Prens Muhammed Selman’ın oluşturduğu “reformcu” prens zincirine daha yakından bir bakış, kimi zaman sol mecralarda dahi “saygın”, “itibarlı” gibi sıfatlarla anılan emperyalizmin bu tetikçi gazetesinin gerçekte nasıl bir politik işleve sahip olduğunu gözler önüne seriyor.

Bundan 65 yıl önce…

New York Times’ın “reformcu” Suudi Prens sevgisi Weeles Hangen’in Riyad’dan yaptığı 11 Aralık 1953 tarihli haberle başlıyor. Hangen bu haberinde “Arabistan’ın çok geniş kapsamlı reformlara hazırlandığını” bildiriyor. Haber, Suudi Arabistan’ın kurucusu Kral Abdülaziz İbn Suud’un 9 Kasım 1953’te ölmesi ve aynı ay onun yerine oğlu Prens Suud’un tahta çıkması üzerine yapılmış. Hangen haberinde, tahta yeni çıkan Suud’un babası gibi bir “otokrat” olmadığını, onun babasına nazaran çok daha yenilikçi, reformcu ve dünyaya açık olduğunu, ülkesinin büyük petrol gelirlerini ekonomik ve sosyal reformlar için kullanmayı planladığını coşkuyla anlatıyor.

Hangen yeni Suudi Kralı Suud’u Amerikan kamuoyuna böylesine pazarlıyordu ama Kral Abdülaziz İbn Suud’un öldüğü ve yerine oğlunun tahta geçtiği dönemin Suudi Arabistan’ı nasıl bir yerdi? Bunu, Ortadoğu’ya ilişkin çok kapsamlı çalışmalar yapmış Batılı bir tarihçinin yazdıkları üzerinden görebiliriz. William L. Cleveland kapsamlı kitabında o günlerdeki Suudi Arabistan’a ilişkin şunları yazıyor:

“İbn Suud 1953’te öldüğünde krallıkta anayasa, hükümet idare yasaları, siyasal parti ve kurumsal danışma organları yoktu. İslamiyet, İbn Suud’un ailesinin hüküm sürme hakkını meşrulaştırdığı ideolojiydi. Anayasa Kuran, yasa da şeriattı.”[1]

Tarihin en büyük ödüllerinden biri

Gerçek tam olarak Cleveland’ın ortaya koyduğu gibiydi ve yeni Kral Suud’un iktidarının temel dayanak noktası da tıpkı babasınınki gibi onun gerçek bir “reform” programını hayata geçirmesine mutlak engeller koyan nitelikteydi. Durum buydu ama Amerikan emperyalizminin sözcüsü New York Times’ın Suudi Kraliyet ailesi mensubu asalakları parlatarak dünyaya pazarlaması gerekiyordu. Çünkü ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait 1945 tarihli bir belgede, Suudi Arabistan’ın sahip olduğu petrol rezervleri “muazzam bir stratejik güç kaynağı ve dünya tarihinin en büyük maddi ödüllerinden biri” olarak değerlendirilmişti.

ABD’nin petrol tekelleri Suudi Kraliyet ailesinden çok önemli imtiyazlar almış, bunun karşılığında aileye içeride ve dışarıda Amerikan koruması güvencesi sunulmuştu. ABD Ortadoğu’daki ilk askeri üssünü Suudi Arabistan’da Dahran’da 1944 yılında kurmuştu.  Bu üs sonraki 50 yıl boyunca ABD Hava Kuvvetleri tarafından bölgedeki operasyonları için kullanılacaktı.

Anti-emperyalist rüzgârlara karşı

Mısır’da tahtta bulunan İngiliz kuklası Kral Faruk, Cemal Abdül Nasır önderliğindeki genç subaylar tarafından 1952’de devrildi. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası dünyanın dört bir yanında esen anti-emperyalist ve sosyalist rüzgarlar Ortadoğu’ya da ulaşmıştı. Amerikan Başkanı Eisenhower’ın daha sonra anılarında yazacağı gibi, ABD Ortadoğu’da esen bu rüzgarlara karşı bir politik ağırlık oluşturacak ideoloji ve önderliği Suudi Kraliyet ailesinde bulmuştu.

Bir petrol okyanusu üzerinde bulunan Suudi Arabistan’ın petrol gelirleri devasa boyutlara ulaşıyordu ama ülkenin her şeyi gibi petrolü de bu asalak ailenin mutlak kontrolü altındaydı. New York Times’ın “reformcusu” Kral Suud’un 11 yıllık iktidarının gerçekte neye benzediğini aynı Batılı tarihçiden okumaya devam edelim:

“Kral Suud devlet hazinesi ile kendi kasası arasında bir fark gözetmiyor, keyfi uğruna milyonlarca dolar harcıyordu. Onun bu mali sorumsuzluğu devleti iflasın eşiğine getirdi, dış politikada liderlikten yoksun olması krallığı radikal Arap devletlerinin saldırısına açık bıraktı ve davranışları kral ailesi adına utanç kaynağı oldu. Aile üyelerinden oluşan bir koalisyon 1964’te kendisini tahttan indirip Veliaht Prens Faysal’ı kral yaptı.”

Reformcu prensler tükenmez

New York Times’ın “reformcu” lideri Kral Suud’un gerçek öyküsü buydu ama 12 Temmuz 1960 tarihli New York Times okuyucularına Kral Suud’un “giderek anayasal reformun liberal savunucusu rolüne büründüğü” müjdesini veriyordu. Gazetenin Kral Suud hakkında uydurduğu “reform” öyküleri bütünüyle kurguydu ama New York Times Suudi Arabistan’ı “reforme etmekte” oldukça kararlıydı.

Prens Faysal’ın abisini bir saray darbesiyle devirip tahta geçmesinden bir süre önce, 19 Aralık 1963’te New York Times Suud evinde yeni bir “reformcu” prens bulduğunu şu şekilde ilan etmişti:

“Veliaht Prens Faysal, Suudi Arabistan’da monarşiye yeni bir hayat öpücüğü verdi. Başka bir deyişle, Başkan Cemal Abdül Nasır’ın Yemen’deki kampanyasının yarattığı tehdit, Prens Faysal’ı ve çevresindekileri ekonomik kalkınma ve bir dizi sosyal reform konusunda harekete geçirdi.”

Prens Faysal da tıpkı günümüzün Prens Muhammed Selman’ı gibi henüz tahta oturmadan ülkeyi fiilen yönetmeye başlamış ve “reformcu” bir lider olarak ABD tarafından keşfedilmişti. New York Times’ın günümüzde olduğu gibi o günlerde de “ekonomik kalkınma” ve “sosyal reform” söylemlerini hiç eksik etmemesinin nedeni bunların sadece Suudi otokratlarının gerçek kimliklerinin üzerinin örtülmesinin araçları olmasıydı. Kral Faysal, Ortadoğu’daki anti-emperyalist, ilerici ve sosyalist hareketlere, bölgede artmakta olan Sovyet etkisine karşı “İslam Birliği” ideolojisini kullanacak, petrol gelirlerinin bir bölümünü Ortadoğu’nun yeniden İslamlaştırılması projesi için harcayacak ve bunların karşılığında içeride ve dışarıda güçlü bir ABD korumasına sahip olacaktı.

Reformcu  mu, gerici mi, beceriksiz mi?

1 Kasım 1964’e gelindiğinde New York Times “reformcu” Prens Faysal’ı övgülere boğarken bu kez abisi eski “reformcu” Suud’u aşağılamaya başlamıştı:

“Suudi Arabistan veliaht prensi Faysal, Arap Orta Doğu’sunda Mısır Başkanı Nasır’a karşı gelebilen tek hükümdar. Faysal, kendi reform programını uygulayarak Nasırcı devrimi önlemiş bir gelenekçi. Geçtiğimiz Mart ayında, beceriksiz kardeşi Kral Suud’u [bin Abdülaziz el-Suud] kansız bir darbeyle kenara iterek ailesinin Suudi Arabistan’daki hükümdarlığının devamını sağlamak için gerekli adımları attı.”

Amerikan emperyalizmi o günlerdeki stratejisi doğrultusunda, Ortadoğu’da kavramın gerçek anlamında reformcu olan Nasır türü hareketlere karşı Suudi gericiliğine tam destek veriyor, destek verdiği bu unsurları parlatma işi de “reformcu prens” söylemleri aracılığıyla New York Times gibi yayın organları aracılığıyla gerçekleştiriliyordu. Faysal’a yönelik yoğun ABD övgülerinde bir gerçek payı vardı kuşkusuz; Kral Faysal hem Amerikan emperyalizmine hizmette, hem de azgın gericilikte abisi Suud’a kesinlikle fark atan bir isimdi.

Ortadoğu’daki demokratikleşmeye karşı

Kral Faysal’ın Nasır’a karşı ağırlık oluşturan tek güç olarak parlatıldığı haberlerde vurgulanan bir unsur Nasır’ın Yemen kampanyasıydı. Sözü edilen kampanya, o yıllarda Yemen’de yaşanan iç savaşta Mısır Devlet Başkanı Nasır’ın Güney’deki Cumhuriyetçi güçlerle dayanışma içinde olması ve bu harekete askeri ve mali destek sunmasıydı. ABD emperyalizmi doğal olarak bu gerçekten reformcu hareketin en büyük düşmanıydı, Suudilerle buluştukları ortak nokta da bu harekete düşmanlıklarıydı. ABD ve Suudiler bu çatışma sürecinde Kralcı güçlere güçlü bir ekonomik ve askeri destek sundular.

Yemen’in güneyinde 1970 yılında kurulan Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin 1974 yılında kabul ettiği Anayasa ise ABD ve Suudilerin bu harekete düşmanlığının nedenini ve reform kavramının gerçek içeriğini sembolize etmekteydi. Geçen hafta konuya ilişkin Sol Portal’da yazan Erhan Nalçacı bu gerçeği şu şekilde ifade etti:

“1974 Anayasası ile çok sayıda hak elde eden kadınlar geleneksel kapalı çevreden kurtulup, eğitim eşitliğine kavuşuyorlar ve toplumsal yaşantının her bölmesinde görev alıyorlar. Arap Yarımadası’ndaki ilk kadın dışişleri bakanı, ilk fakülte dekanı, ilk gazete baş editörü, ilk sivil kadın pilot bu ülkeden çıkıyor.”

Tekrarlamak gerekir, Ortadoğu’da gerçekten toplumsal ve ekonomik reformlar yapmaya çalışan bu tür hareketlerin tümü, karşısında Batılı emperyalistleri ve onların bölgesel işbirlikçilerini bulmuştu. New York Times yazarının dediği gibi, Prens Faysal bu süreçte Ortadoğu’da “Nasırcılığa karşı en güçlü siperi” oluşturmuş ve petrol gelirlerinin önemli bir kısmıyla gerçekten reformcu olan bu hareketleri boğmaya çalışmıştı.

Zengin ve güçlü Faysal’ın hizmetleri

Suudi Kraliyet ailesinin Yemen’deki gelişmelerden çok rahatsız olması yersiz değildi. Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti kuruluşunun hemen ardından, bölgedeki bütün geleneksel monarşilerin yıkılması hedefini açıkça ilan etmişti. Aynı dönemde anayasa reformuyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Kral Faysal ise, “Suudi Arabistan’ın anayasaya ihtiyacı yok, çünkü onun dünyanın en eski ve etkili anayasası olan Kuran’ı var” diyordu.

Kral Faysal iktidarda kaldığı zaman diliminde emperyalizme çok önemli hizmetler sundu. Fas’tan Endonezya’ya uzanan bir genişlikte “İslam Birliği” ideolojisi çerçevesinde camiler, medreseler açtı; o dönem Ortadoğu’da henüz çok zayıf olan Politik İslam’a büyük yatırımlar yaptı. 1964 yılında onun düşüncelerini okuyucularına aktaran New York Times, Faysal’ın Vahhabi püritanizminin sıkı disiplininin biraz yumuşatılması gerektiğine inandığını ancak bunu ülkedeki eski din adamlarını kızdırmadan yapmak istediğini bildiriyordu. Gazeteye göre, o kurumsal reformlar konusunda da kararlıydı ama bunların Kuran çerçevesinde yapılmasında da ısrarcıydı.

Kral Faysal öldüğünde, New York Times’ın anma yazısının başlığı: “Faysal: Zengin ve Güçlü, Suudilere 20. Yüzyılın Yolunu Açtı” idi. Faysal’ın Suudi Arabistan halkı için açtığı herhangi bir yol yoktu ama Amerikan emperyalizmi için sosyalizme ve gerçekten reformcu hareketlere karşı savaşında Ortadoğu’da önemli yollar açmıştı. 1962 yılında Mekke’de Uluslararası İslam Konferansı’nı toplayarak Amerikancı İslam projesini hayata geçirmeye başlayan Faysal, daha sonra İslam Konferansı Örgütü’nü kurdu. Örgütün yayınladığı ilk bildirgede vurgulanan unsurlar Amerika için açılan yola işaret ediyordu:

“İslam’ın çağrısını milliyetçilik kisvesi altında çarpıtanlar, şan ve şerefleri İslam’ın şan ve şerefiyle birleşmiş Arapların en keskin düşmanlarıdır.”

Örgütün bildirgesinde “İslam’ın çağrısını milliyetçilik kisvesi altında çarpıtanlar” şeklinde tarif edilenler o dönem Ortadoğu’da gerçek reformlar peşinde koşan hareketlerdi. Kral Faysal onlarla her yolla mücadele etmekteydi ve İslam Konferansı Örgütü bu mücadelenin güçlendirilmesi amacıyla onun inisiyatifiyle kurulmuştu. Ortadoğu’da, Batılı emperyalistlerin sıkı politik müttefiki haline gelen Politik İslam’ın serpilmesinde bu örgüt önemli bir rol oynayacaktı.

Fahd: “Reformlar konusunda kararlı prens”

30 Mart 1975 tarihli New York Times, Faysal’dan sonra tahta çıkan yeni Kral Halid’in “ılımlı” olduğunu belirtiyor ve planları Faysal döneminde hazırlanmış yönetsel organların modernizasyonu için Veliaht Prens Fahd’la birlikte çalıştığını haber veriyordu. New York Times’a göre, Kraliyet Ailesi bir danışma konseyi oluşturmak istiyordu ve bu gelişme bir parlamentoya giden yolu açabilirdi. Kral Halid de Faysal gibi bir temel haklar belgesi kabul etme sözü veriyordu. Gazete, ülkedeki asıl gücün Veliaht Prens Fahd’da olduğunu ve onun “reformlar” konusundaki kararlılığını vurguluyordu.

1982 yılına geldiğimizde, New York Times’ın son “reformcu” prensi Fahd artık tahttaydı. Onun tahta çıkışı şu haber başlığıyla verilmişti: “Haberlerdeki Adam; Suudilerin Kralı, Batı’nın Dostu Fahd”. Haberde, Kral Fahd’ın “geleneksel kafalı monarşide yenilikçi ve modernizme açık hizbin önde gelen figürü olduğu” vurgulanıyordu. Fahd da ülkenin yönetim organlarının modernize edilmesi gibi konularda verdiği sözlerin hiçbirini tutmadı ama New York Times kararlıydı. 8 Kasım 1991’de bir kez daha Kral Fahd’ın hazırlığını yaptığı “yönetim reformlarının” müjdesini veriyordu. Fahd, Suudi vatandaşlarından oluşan bir danışma meclisinin kurulması için düğmeye basmıştı. Fahd düğmeye basmıştı ama 2 Mart 1992’ye gelindiğinde gazete çalışmaların halen devam ettiğini ve 60 kişiden oluşacak danışma meclisinin kral tarafından seçileceği haberini veriyordu. Gerçi Fahd kendisinin seçeceği bir danışma meclisini bile yük olarak görmüş, bunu hayata geçirmemişti ama olsun, New York Times’ın “reformcu” prens sevgisi dinecek gibi değildi.

“Yerel reform” yanlısı Kral Abdullah

4 Aralık 2000 tarihli New York Times bu kez, Fahd ağır hasta olduğu için ülkeyi fiilen yönetmekte olan güçlü Veliaht Prens Abdullah’ın “yerel reform” vurgusunu öne çıkarıyordu…

O dönem ağır hasta olan Fahd gerçek bir “Batı dostuydu”. Ülkeyi fiilen yönettiği yıllarda Batı’nın rehberliğinde yürüttüğü operasyonlarla, döktüğü paralarla Ortadoğu’da Cihatçı örgütlerin gelişmesinde büyük bir pay sahibi olmuştu. Yaşam tarzı dillere destandı. Monte Karlo’daki bir kumarhanede sadece bir gecede 6 milyon dolar kaybettiği dostu olan Batı basınının sayfalarını süslüyordu.

1980’lere gelindiğinde sayıları 5000’e ulaşan bu asalak topluluğun en iyi kavradığı şey “dünya tarihinin en büyük maddi ödüllerinden biri”ni kaybetmemenin yolunun emperyalizme mutlak uşaklıktan geçtiğiydi ve canla başla bunun için çalışıyorlardı.

“Yerel reform” yanlısı Kral Abdullah 2015 yılında 90 yaşında öldüğünde, David Gardner Financial Times’ta Abdullah’ın Avrupa’da dillere destan gece hayatıyla bir Playboy olarak nam saldığını ama tahtta oturduğu dönemde dünyanın dört bir yanında tam 3200 adet cami, medrese, dini kurum inşa ettirdiğini yazıyordu.

Gözden düşen Selman’ın yerine 3 “ılımlı” daha bulundu

Bu asalak grubun en temsil edici tipolojilerinden birisi, Prens Selman’ın yolsuzluk operasyonunda gözaltına alınan ve Batı basınına göre 5 milyar dolar ödeyerek serbest kalan Prens El-Velid Bin Tellal. Amerika’nın Citi Group, Disney, Apple gibi şirketleriyle de ilişkili olan Tellal’ın Riyad’daki Sarayı 420 odadan oluşuyormuş. Sarayın yapımında 1500 ton İtalyan mermeri kullanılmış. Sarayın bütün muslukları altından yapılmış. Sarayda 250 adet televizyon bulunuyormuş. Tellal’ın biri Boeing 747 diğeri Airbus 321 iki özel uçağı varmış.

2013 yılında Time dergisinde Suudi Arabistan hakkında “Zengin Ulus Yoksul Halk” başlıklı bir haber yapan Lynsey Addario krallıkta fotoğraf çekerek haber yapabilen çok az sayıdaki Batılı gazeteciden birisiydi. Addario haberinde, “göz kamaştırıcı, zengin” kentlerin çevresini gezdiğinde ağır bir yoksullukla başa çıkmaya çalışan nüfusun yaklaşık yüzde yirmisini oluşturan insanlarla yüz yüze geldiğini anlatıyordu. Addario haberinde, aylık 666 dolarla geçinmeye çalışan 20 kişilik bir aileyle krallığın süper zenginlerinin yaşam tarzları arasındaki çarpıcı karşıtlığı kızgınlıkla ifade ediyordu.

New York Times’ın dindirilmesi imkansız görünen “reformcu” Prens arayışı tam gaz devam ediyor. Kaşıkçı cinayeti nedeniyle Prens Selman’ı bir kanlı diktatör olarak ilan eden New York Times, geçtiğimiz hafta yayınladığı haberlerde Selman’ın yerine geçebilecek 3 “ılımlı” prensin isimlerini duyurdu. Onlar için henüz “reformcu” demiyordu, şimdilik sadece “ılımlı” olduklarını vurguluyordu…

 

Dipnot:

[1] William L. Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi, sf.497