İşsizlik Sigortası Fonu’nu kullanmanın dayanılmaz hafifliği (I) – Ali Rıza Güngen (Kriz Notları)

İşsizlik Sigortası Fonu’nun 2006 yılı itibarıyla alacak hesabında 553 milyon Lira görülüyor ve sonraki yıllarda alacaklar hesabı altında bu alacak düzenli olarak yer alıyor. Güncel rakam bilinmiyor, paraya ne olduğu sır. Sayıştay raporu da mali saydamlık eksikliği nedeniyle İşsizlik Sigortası Fonu’nun performansının denetlenemediğini yazıyor

Türkiye, işsizliğin pençesinde kıvranıyor. Resmi işsiz sayısı 3 milyon 315 bin (Haziran 2018 verisi). İş bulma ümidi olmayanlar, mevsimlik çalışanlar, iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, zamana bağlı eksik istihdam ve yetersiz istihdam edilenler bütünüyle dikkate alındığında işsiz sayısı 6 milyon 600 bine varıyor. En geniş tanımıyla işsizler ordusuna sadece Mayıs ayından Haziran’a kadar 264 bin kişi katılmış.

Ağustos ayında İş-Kur verilerine göre 2 milyon 751 bin kayıtlı işsiz bulunuyor. Bir yıl önceki aynı aya göre kayıtlı işsiz sayısında artış oranı yüzde 8. Temmuz ayına göre kayıtlı işsiz rakamındaki artış oranı yüzde 3. İş-Kur verilerine göre kayıtlı işsiz rakamında bir ayda gerçekleşen artış 80 bin kişiymiş.

Yaklaşık bir hafta sonra Temmuz 2018 verisi açıklanacak. Bu veride olmasa dahi sonraki verilerde işsizliğin hızla artışına tanık olunacak. 20 Eylül tarihinde açıklanan ve ilk bakışta kur hedefinin gerçek dışı olduğu görülen, mürekkebi kurumadan 2018 sonu enflasyon beklentisi boşa düşen Yeni Ekonomi Programı’na bakılırsa işsizlik artışı 2019’da belirginleşerek devam edecek. Başka beklentilerin aksine Yeni Ekonomi Programı’nın işsizlik öngörülerinde tutarlı olduğunu öngörsek dahi bir trajediden bahsediyoruz. 2019 sonuna kadar 1 milyon yeni işsiz…

Bu arka planda İşsizlik Sigortası’nın kullanımının yaygınlaşmasını, Fonun bir stabilizatör olarak devreye girmesini beklemek gerekir. Ancak durum burada karışıyor. Sermayenin İşsizlik Sigortası Fonu’nu kullanma isteği ve işsizler açısından ağır faydalanma koşulları, Fonun ayrıca önem kazanacağı bu dönemde kuruluş amaçlarına uygun bir davranışın beklenmesini güçleştiriyor. Önce kimler nasıl Fonu kullanıyor bakalım. Yazının ikinci bölümünde fonun yapısına ve mevzuata değinerek Fonu ilgilendiren son finansal operasyona uzanacağız.

Kimler kullanıyor?

İşsizlik Sigortası Fonu ödemede cimri, biriktirmede açgözlü. Bu nedenle son 18 yılda Fon’da 124 milyar Lira birikti. Fonun yıllık geliri 2017’de 26 milyar Lirayı aşmışken, işsizler tarafından kullanılan kısım 5 milyar Liraya yaklaşıyor.

İşsizlik Sigortası Fonu’ndan faydalanmaları için çalışanların, işten ayrılmadan önceki “son 120 gün içinde prim ödeyerek sürekli çalışmış ve son üç yıl içerisinde en az 600 gün süreyle işsizlik sigortası primi ödemiş” olmaları gerekiyor. Gün sayısı ve prim ödeme sayısını azaltmak için hazırlıklar gündemde. Ancak elimizdeki son verileri aldığımız Ağustos 2018 bültenine bakarsak İşsizlik Sigortası Fonu’na 18 yıl içinde başvuran 10 milyon 104 bin kişiden sadece 6 milyon 306 bininin ödenek aldığını görüyoruz. Çok ağır olan başvuru koşulları nedeniyle başvuranların beşte ikisi ödenek alamıyor.

Türkiye gibi güvencesiz çalışmanın yaygın görüldüğü bir yerde düzenli prim ödemelerini sağlamak bir mesele. Her on çalışandan üçünün kayıtdışı olduğu bir piyasada prim ödemenin dahi yük görüldüğü açık.

İşsizlik Sigortası Fonu’ndan bugün ödeme alan insan sayısı 400 binin biraz üzerinde. Verili ağır koşullar altında dahi bu rakamın da artmasını beklemeliyiz. Ancak kaba bir hesapla ve resmi işsizleri dikkate aldığımızda her dokuz işsizden birinin Fondan faydalanabildiğini görüyoruz.

Peki sadece işsizler mi Fondan faydalanıyor. Böyle bir pilav pişirilir de sermayedarlar kaşık sallamaktan geri kalır mı?

2008-10 tarihli düzenlemeler ve Fonun kısa tarihinde defalarca yapılan eklemelerle işverenlerin sigorta primlerinin bir kısmının karşılanması işi Fona yıkıldı. Ancak işsizlik sigortası ödeneklerinin yanına kısa çalışma, yarım çalışma ve ücret garanti fonu ödemeleri konduğunda dahi Fon’dan yapılan ödeneklerin sınırlı kaldığını görüyoruz. Gider tablosunda aslan payı istihdam teşviklerini de bu kapsama dahil edersek aktif işgücü politikalarını uygulamak için yapılan aktarımlarda. 2018 yılının ilk sekiz ayına bakarak, eğitim programları, sermayeye yönelik istihdam teşvikleri ve aktif işgücü programlarına yönelik ödenekleri topladığınızda işsizlere yapılması öngörülen aktarımın 2,5 katını elde ediyorsunuz. İşsizlik ödeneği Fonun tüm harcamalarının kabaca üçte birine denk düşerken bu oranın işsizler aleyhine 2018’de daha kötüleştiğini gözlemliyoruz.

Düzenlemelere ve uygulamalara baktığımızda gerektiğinde sermayeye yastık yapmak ve Türkiye’de devlet borcu çevrimini kolaylaştırmak amaçlarının Fon açısından ön plana çıktığını söylemek mümkün görünüyor.

Bu kadar mı?

Elbette mesele bununla sınırlı değil. Ama aradaki tespit önemli: Fon işten çıkartılmış olan katılımcılarına yeterli destek vermiyor. İstihdamı desteklemek için yoğun bir şekilde kullanılıyor ve bununla birlikte bu politikaların hiçbir işe yaramadığı görülüyor (bkz. son yılların işsizlik verileri ve 15 ayda 1 milyon işsiz planına, yani Yeni Ekonomi Programı).

Dahası Fonun amaç dışı aktarımlara konu olması söz konusu. Eskiden bunları satır aralarına sıkıştırabilen gazetelerden ve politikacı demeçlerinden öğrendiğimiz kadarıyla 2009-12 yılları arasında GAP’a 11,5 milyar Lira borç verilmiş. Bu paranın akıbeti ve ne zaman döneceği belirsiz.

Sayıştay raporlarından da ilginç doneler elde etmek mümkün: İşsizlik Sigortası Fonu’nun 2006 yılı itibarıyla alacak hesabında 553 milyon Lira görülüyor ve sonraki yıllarda alacaklar hesabı altında bu alacak düzenli olarak yer alıyor. Güncel rakam bilinmiyor, paraya ne olduğu sır. 2018 yılı Eylül ayında yayımlanan 2017 yılına ait Sayıştay raporunda Türkiye İş Kurumu tarafından 553 milyon Liralık bir düzeltme yapıldığı belirtiliyor. Hesap neden yanlıştı, para nereye gitti açık değil. Zaten Sayıştay raporu da mali saydamlık eksikliği nedeniyle İşsizlik Sigortası Fonu’nun performansının denetlenemediğini yazıyor.

Ayrıca İşsizlik Sigortası Fonu adına primleri toplamakla yükümlü Sosyal Güvenlik Kurumu’nun topladığı meblağa ilişkin raporlama konusunda da eksiklikler tespit edilmiş. Bu durum, prim ödeme ertelemeleri ve aflarla birlikte ele alındığında akla SGK’nın prim toplama sırasında işverenlerin üzerine ne kadar gittiği sorusunu getiriyor (Fon üzerinde katkıları nedeniyle hak iddia eden işverenlerin argümanlarını düzenli ve sağlıklı veri akışıyla çürütmek gerçekten mümkün olabilirdi, ama Türkiye’deki bir Fondan ve SGK’dan bahsediyoruz).

Fon kaynaklarının kullanımına dair verimlilik tartışması da neyin nereye ne kadar aktarılacağı hususu da netameli. Bu tartışmayı ve Fonun son kullanım örneğine ilişkin bir incelemeyi yarın yayımlanacak ikinci kısımda bulabilirsiniz.

Kaynak Kriz Notları